Devletin Bir Asırlık Katliam Tarihi

dovizeylemhaber

Bir asra, bir yıl kaldı.

Devletin Ermeni politikasının bir asrı doldurmasına, zorunlu göçlerin, katliamların, acıların tarihinin yüzüncü yılına varmasına, bir yıl kaldı.

Bugünlerde devletin mağduriyeti üzerinden konuşulurken, yaşanan soykırım ve bu soykırım sonrasında gerçekleşen binlerce küçük soykırım, zorunlu göç, kültürünü yok sayma ve asimilasyon unutturulmaya çalışılıyor. Devletin Ermeni politikasının 99 yılda ulaştığı boyut, katliamcı olmaktan mağdur pozisyonuna dönüşüyor. Yapılan soykırım, “sözde” Ermeni Soykırımı, soykırımda yaşamını yitirenler “sözde” mağdur olarak adlandırılıyor. Devlet erkânı bir yandan “gayriinsani sonuçlar doğuran bu hadiseler”den derin üzüntü duyduklarını belirtiyor; bir yandan da “resmi tarih”le birlikte katliamcının aslında Ermeniler olduğu iddia ediliyor, “sözde mağduriyet” üzerinden haklılık aranıyor. Devlet, maruz kaldığı bu “sözde mağduriyet”le uluslararası siyasi yaptırımları savmaya çalışılırken, katliamcı sıfatıyla kaybettiği siyasi saygınlığını tekrar kazanmak içinse çırpınıyor.

Bundan tam 99 yıl önce, Ermenilere yönelik bir soykırımla, tarihinin en kanlı katliamlarından birini gerçekleştirdi devlet. “Savaş koşulları”na dayanarak meşrulaştırmaya çalıştığı soykırımı yok saydı. Aynı devlet katlettiklerinin ardından, bugün de, yüzyıllık geleneğini halen sürdürüyor. Aynı “katliamcı politikasıyla” yok saymaya, ötekileştirmeye, asimile etmeye devam ediyor; Hrantları, Sevagları katletmeyi sürdürüyor.

Savaşlar, bombalar, yakılan köyler, göçe zorlamalar, yasaklanan diller, yok sayılan kültürler, baskıya direnenlere açılan hapishaneler, etnik soykırımlar, katliamlar… Acıların geleneğidir devlet. Önünde duranı, sesini çıkaranı, zulme karşı direneni, egemenliğini kabul etmeyeni yok eder.

Var olduğu tüm toprak parçaları üzerinde, iktidarını daim kılmak için her türlü baskıyı, zoru kullanır devlet. İktidarını sağlamlaştırmak, her ne pahasına olursa olsun egemenliğini sürekli kılmak, tek ve nihai amacıdır. Bu amaç doğrultusuna her şey mübah, yoluna çıkacak her engel birer “teferruat”tır.

99 yıl öncesinin acıları hala sürmekteyken, yaşanan katliam yok sayılmaya devam edilirken, devlet tarafından “duyulan her derin üzüntü”, aynı mağduriyet politikasının bir parçasıdır. Bugünlerde Suriye’de sürmekte olan savaşla üzerine bomba yağdırılan çocuklara, zorunlu göçe maruz bırakılanlara “çok üzülenler”, bundan 99 yıl öncesinin hesabını veremeyenler, kendi iktidarlarının verdiği pişkinlikle katletmeye devam edenlerdir.

Devlet, katlettiklerinin kanlarıyla, yok ettiği yaşamlarla kendini var eder. İşte tam da bu yüzden devletin katliamlarına olan öfkeyle daha da büyüyecek, devlete ve onun politikalarına karşı yürütülecek bütünlüklü bir mücadele zorunludur. Savaşlara, ölümlere, katliamlara karşı söylenen her söz, verilen her mücadele karşısına devleti almadığında anlamsız kalacaktır. Varoluşunu katliamlara dayandıran devletler yıkılmadıkça, tarih soykırımlarla anılmaya devam edecek, katliam politikaları asırları bulacaktır.

Bildiriler, Sokak