Vicdanlarımız Reddetmeyi Sürdürüyor


Barış İçin Vicdani Ret Platformunun geçen sene Boğaziçi üniversitesinde düzenlemiş olduğu Vicdani Ret Kurultayı sonrasında üniversite önünde yapılan basın açıklamasında basın metnini okuduğu için “halkı askerlikten soğutmak” gerekçesiyle hakkında dava açılan Süleyman Tatar’ın ilk duruşması bugün Çağlayan adliyesinde yapıldı. Duruşmaya Barış için Vicdani Ret Platformu üyeleride katıldı. Süleyman Tatar’ın Avukatı Davut Erkan; bir sonraki duruşmanın 1 Mart’a ertelendiği bilgisini verdi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde yapılan basın açıklamasında vicdani retçilerin avukatlığını yapan Davut Erkan hukuksal durumu yorumlarken, Özgür Küçüktülü, Umman Deniz Karataş, Kasım Doğan ve Eylem Karakaya da vicdani redlerini açıkladı.
Barış İçin Vicdani Ret Platformu ise;
“bugüne kadar sürdürülemekte olan “oyalamaca, kandırmaca ve şantaj” anlayışından biranönce vazgeçilmeli, vicdani ret yasal bir düzenlemeye kavuşturulmalı, yani zorunlu askerlik yapmak istemeyenler için “alternatif sivil hizmet” yasası düzenlenmelidir. Getirilecek sivil hizmetin süresinin ve uygulama şeklinin bir cezaya dönüşmesi, yeni bir insan hakları ihlaline yol açacaktır. Bugüne kadar vicdani retlerini açıklamış insanların yaşadıkları mağduriyetler giderilmek zorundadır. Kaldı ki bu insanların hemen hepsi “sivil hizmeti”de reddetmektedirler ve bu yasal düzenleme bu durumu da gözetmek zorundadır” açıklamasında
bulundu.
Vicdani Ret açıklamaları aşağıdadır;

VİCDANİ VE TOTAL REDDİMDİR

Özgür irademi, aklımı ve vicdani tüm haklarımı kullanarak dünyayı teslim almaya çalışan kapitalist düzeni ve onun tüm alt sistemlerini, militarizmi, militarist düşünce ve her türlü yansımasını reddediyorum. Din, dil, ırk, cinsiyet ayırmaksızın, haysiyetimle ve Allah’tan başkasına baş eğmeden yaşamayı ilke edindim. Bana ve benim gibi olan tüm dünya halklarına, insanlığa karşı duran, tehdit altına almaya çalışan baskıcı, sömürgeci tüm felsefi, psikolojik, ekonomik, politik, hukuk ve dini yaklaşımları da reddediyorum. Bu surette savaşa, silaha, silahlanmaya, orduya hayır diyorum.

Ben bir insanım. Bir insanı öldüremem. Öldürülmesine seyirci kalamam ve buna hizmet edemem. Yaşam döngüsünde var olan, varlığını sürdürmekte olan bir başka canlının yok edilmesine, doğanın taşlan edilmesine, kültürel ve ahlaki çöküntülerle basamak yaratılmasına ve bunlara sebep olan her şeye son nefesime kadar karşı çıkacağım.
Yukarıdakileri takiben, bir kadın olarak bu dünyaya eli silah tutan, gözlerini ve ruhunu şiddet bürümüş, erklik duygusuyla özünü kaybetmiş çocuklar doğurmadığımı açıklıyor ve doğurmayacağımı da bildiriyorum.
Evrensel birlik, dirlik ve barış için, insan olmanın tüm güzelliğini ve erdemlerini hak ederek, özgürce taşıyabilmek için vicdani ve total reddimi ilan ediyor, bütün retçilerle dayanışma içinde kalacağıma söz veriyorum.

Umman Deniz Karabay

**

Bütün egemenlere inat, bana ve herhangi bir şeyi zorla yaptırmaya kalkanlara inat askerliğe gitmiyorum ve vicdani reddimi açıklıyorum.

Bütün savaşlar, bütün askerlik modelleri ve silahlar halkın üzerinde tahakküm yaratmak isteyenlerin oyuncaklarıdır. Onlar oyuncaklarıyla oynarken ‘beni’ öldürmekten vazgeçmedikleri sürece askerliğe ait hiçbir modeli kabul etmiyorum.
Sistem silahlar üretmeyi bırakasıya kadar, savaşlar çıkarmayı, halkları katletmeyi, doğayı yok etmeyi sonlandırasıya kadar, cehalet üretmekten vazgeçip özgür insanlar yaratasıya kadar ben askerliğin hiçbir türlüsünü yapmıyorum.
Öldürmekten korktuğum kadar ölmekten korkmuyorum ve uğruna ölünebilecek idealler olmadan hiçbir sistem için en ufak bedel ödemeyi reddediyorum, askerliğe gitmiyorum.
Vicdani, reddimi şu anda açıklamanın nedeni ise; son süreçte vicdani ret ile ilgili yapılan açıklamalardır. Önümüzdeki günlerde bu işin kolaylaşacağına dair beklentilerdir. Yıllardır bu işle ilgili mücadele yürüten ve bedeller ödeyen onlarca kişi içindir. Ben birilerinin çıkaracağı yasaları bekleyerek başkalarının ödediği bedellerden yararlanmayı da reddediyorum aynı zamanda yeni düzenlemelerle istemediğim devlet yapılarının içinde farklı bir askerliği yapmayı da reddediyorum.

Özgür Küçüktülü

**

Vicdani reddimi açıklıyorum

Şiddetin her köşe başında kol gezdiği; herkesin silahlandığı; kadınların ve çocukların öldürüldüğü; savaşın kutsal bir değer sayıldığı; güçlünün güçsüzü ezdiği; emperyalizmi-sömürgeciliği güçlendirmek için yeni savaş-silah icatlarının yapıldığı; bebeklikten oyuncak silahlarla büyütülen gençlerin şenliklerle savaşa gönderilip ölülerinin getirildiği; silah ve savaş için insana ayrılacak gelirin azaldığı bu dünyanın değişmesi gerektiğine inanıyorum. İnsanlar tarafından çizilmiş ülke sınırlarını, kana kan mantığını, silahlanmayı ve tabiî ki askerliği, hakların ve insanların yok edilmesi için söylenen şiddet/nefret söylemlerini, “vatan uğruna dökülen kanları” reddediyorum.
Barış için vicdani reddimi açıklıyorum.

Eylem Karakaya

**

TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ VE HÜKÜMETİNE

Türkiye’de doğmuş ve yetişmiş ve kendi tanımı içerisinde Türk olmaktan gurur duyan bir insan evladı olarak yerleştirdiğiniz ‘Türklük’ tanımı olan Müslüman-Sünni, Faşist, Militarist, Heteroseksüel kimliğe henüz tanıyamadığınız her türlü hak ve özgürlükle karşı çıkıyorum. Bugün hayatımızın her yerine işlemiş olan militarizmi dinî ya da ahlakî sebeplerle reddetme cesaretini göstermiş olan sayılı sayıdaki insanı bir ömür sürünmeye mahkûm etmiş olmanız bizler için biçmiş olduğunuz hayat ve felsefesinin apaçık bir kanıtıdır. Düşünce özgürlüğünden dem vurup sonra da bu ülkenin yetiştirdiği zihinlerin özeleştirilerini Türklüğe hakaret sayıp milleti kışkırtan, Devlet Faşizmi’ni yasal ve meşru hale getiren zihniyetiniz insanlığın utanç tablolarından biridir. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin neresinden tutup TSK’da uyguladığınız ‘Tohumuna para mı verdim?’ mantığını açıklayabilirsiniz? Yaklaşan Dünya İnsan Hakları Günü’nde gündeminizde ne olacak?
Her gün kaybetmeye devam ettiğimiz, vatanını savunduğunu düşünerek can veren fakat çok daha büyük ve pis bir danışıklı dövüşün içinde toz zerresi kadar değeri olmayarak kurban edilen masum insanların ölümlerinin ve bu ölümlerden hiçbirinin yetki sahibi sizlerin evlatları olmayışı ya da bu ölümlerin hiçbir şekilde kanınıza dokunmayışı gerçeğinin ne kadar vicdan sahibi olduğunuz konusunda inkâr edilemeyecek bir delil oluşturduğunu düşünebiliyorsanız, o vakit hangi tanrıya yakarıyorsunuz? Geride bırakılan ve ilelebet acı çekmeye mahkûm edilen insanların ağıtlarından başbakana hakaret gibi absürdün de ötesinde bir olgu yaratan anlayışınız ve çok kısa bir süre önce Somali’ye yardım için milyonları maddi manevi seferber edip biçare insanlarla dinî birliktelik konusunda egonuzu tatmin ettikten sonra Van Deprem(ler)inde göstermiş olduğunuz “yüksek koordinasyon” kabiliyeti bu ülkenin insanlarına ne kadar değer verdiğinizi öylesine ispatlıyor ki. . Silahlar susmadıkça atılan barış nutuklarının bir hükmü olmayacağını ne zaman anlayacaksınız? Sindirilen fikir ve beyinlerde yarattığınız korkulardan beslenmeye hakkınız olmadığını sizlere öğretecek nesil şüphesiz hesap soracaktır. Ancak benim bu satırlarımı yanlış yorumlayacak kimseler de olacaktır. Onlardan şunu düşünmelerini istiyorum: Eğer devlet kötülüğü önleme iradesinde fakat buna kadir değilse varoluş amacı ve özelliklerini sorgulamamalı mı? Eğer buna kadir fakat bu iradede değilse kesinlikle art niyetli değil mi? Eğer hem bu iradede hem de buna kadirse, niçin bastırılıyor ve acı çekiyoruz? Eğer ne bu iradede ne de buna kadir değilse, niçin ona yetki ve hayatlarımızı vermeye devam ediyoruz?
Barışa inanan, öldürmeyi kesinlikle reddeden, sorunların çözümünde son çare bile olarak silah kullanmayı benimsemeyen, öldürmenin sistemsel, disiplinli ve organize bir şekilde olağanlaştırılmasına karşı seslerini duyurmaya çalışan insanların olması, ne pahasına olursa olsun bu şekilde yaşamayı göze almış olmaları tüm insanlık adına bir umut ışığı olmaya devam edecektir. Benim bu satırları yazıyor olmamın sebebi de, üzerimizde bir enkaz haline getirilen insan haklarının ve o enkazın üstüne inşa edilmeye çalışılan baskıcı ve antidemokratik yapının karşısında bir varoluş savaşı verebilmenin onurlu mücadelesine kendi sesimi eklemek istememdir. Bu ülkenin insanlarının yaşama hakkını dahi garanti altına alamadığı gibi, böyle bir hakkın her an feragat edilebilecek bir şey olduğu fikrini her zerremize yerleştirmeye çalışarak can alma yetki ve yetisine sahip olduğunu düşünen yönetime karşı vicdani ret hakkımı kullanmak insanlık borcumdur.

Kasım Doğan 15.11.2011

Sokak