BU FIRSAT KAÇMAZ MI? – Emrah Tekin

Gerek televizyon ekranlarında gerek bir toplu taşıma aracında giderken yolda gördüğümüz bilboardlarda gerekse de internet ortamında gördüğümüz “Bu fırsat kaçmaz!” türünden ibareler, aslında bizleri tüketmeye, tükenmeye ve bencilleştirmeye yapılan çağrılardır.

Tüketim alışkanlıklarımızla her gün yaşantımıza nüfuz eden kapitalizm, etkisini günlük yaşamımızda da pek çok alanda göstermektedir. Bu alanlardan birisi de konuşma dilimizdir. İletişim kurmak için kullandığımız dil, hiç farkında olmadan kapitalist ilişkileri olumlayıcı ve taşıyıcı özellik de gösterir. Yaşamımızın her alanında bizi bunaltan kapitalizm, kullandığımız sözcüklerle, kendini yeniden yeniden üretir.

Dilimizdeki bencilliğin çoğu kez farkına bile varamıyoruz. Bireyciliği öven bu olumsuz kültürü seçtiğimiz sözcüklerle içselleştiriyoruz. Gerek televizyon ekranlarında gerek bir toplu taşıma aracında giderken yolda gördüğümüz bilboardlarda gerekse de internet ortamında gördüğümüz “Bu fırsat kaçmaz!” türünden ibareler, aslında bizleri tüketmeye, tükenmeye ve bencilleştirmeye yapılan çağrılardır.

Deyimleşerek konuşma dilimize yerleşen bu propagandanın arka planında daha kapsamlı bir saldırı yatar. Asıl amaçlananın tek tek ve sadece kendini düşünen “bencil bireyler toplamı”nın yaratılması olduğu hep gizlenir. Şimdilerde de kentsel yıkım projeleriyle yaşam alanları gasp edilen yoksulların hayatları, “fırsat” adı altında sunuluyor.

İşte en can alıcı nokta da burasıdır. Çünkü “bu fırsatı kaçırmayı istemeyenler”, aslında kendi yaşamlarıyla beraber başka ezilenlerin de yaşamlarını yavaş yavaş patronlara teslim ettiklerinin farkında bile değildirler. “Fırsatı, ganimet bilen” ve bu ganimetle semirdikçe semirenler de zaten başka yaşamları gasp edebilmenin gücünü buradan alırlar.

Reklamlar, renkli bilboardlar ve envai çeşit promosyonlar da, insanların aklını karıştıran, duygu ve düşüncelerini etkileyerek alışkanlıklarını biçimlendiren puslu bir hava yaratmakta başvurulan en önemli araçlardır. Güleryüzlü reklam yüzleri her gün ve her gün, fırsatlar dünyasına ulaşmanın yolunun bencilleşmekten geçtiğini durmadan tekrarlar.

Reklamcılar, hizmetinde oldukları patronlarla elele vererek, insanların geleceklerini çalmanın en kolay yolunun onların hayalerini çalmak olduğunu keşfedeli beri, asıl fırsatlar dünyasını kendileri için aralamışlardır. Belki bir fırsattan söz edeceksek, bu, yayılma, nüfuz etme fırsatı olsa gerektir.

Yaşadığımız coğrafyada, toplumun örgütsüzleştirilme ve depolitizasyonuna yönelik en kapsamlı fiziki ve psikolojik harekatı, 24 Ocak ekonomik kararlarının uygulamaya konulmasına uygun bir ortam yaratmak için gerçekleştirilen 12 Eylül Darbesi’ydi. Askeri yönetimin “demokratikleşme” programına uygun olarak iktidarı devralan Turgut Özal hükümeti döneminde, “zamanın ruhuna” uygun olarak sistemli bir bencilleştirme politikası izlendi. O günlerden itibaren insanların günlük hayatta kullandıkları dilde iki belirgin deyim pelesenk oldu. Bunlar; “gemisini kurtaran kaptan” ve “her koyun kendi bacağından asılır” deyimleriydi. Askeri darbe öncesi varolan örgütlü toplumsal mücadele yüzünden kesintiye uğrama tehlikesiyle karşı karşıya kalan kapitalizmin, tekrar olanca işlerliğine ve sürekliliğine kavuşturulması gerekiyordu. Bu yüzden de bu işlerliği yeniden sağlamayı kendine misyon edinen cunta ve onun sivil iktidarları, aynı zamanda psikolojik bir saldırı olarak bencil insan topluluklarının yaratılmasında öncelikli olarak kullanılan günlük dilden yakalamayı amaçladılar.

O günden yaşadığımız bu günlere önümüze her gün veyeniden “yeni fırsatlar” sunulmaktadır. Oysa sermaye sahiplerinin bizlere sunduğu bu “fırsatlar” karşısında bizlerin de ellerinde “kaçırılmayacak fırsatları” var. Bu da günlük konuşma dilimiz de dahil olmak üzere, bu “fırsatları”, dayanışma ve paylaşmayla örülü bir yaşamda, özgür ve adaletli bir dünyayı gerçekleştirmekten geçiyor. İşte asıl, “bu fırsat kaçmaz!”.

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 9. sayısında yayımlanmıştır.