“Arjantin’de Anarşizm” – Furkan Çelik

Dünyadaki endüstriyel gelişim 19. yüzyılın son çeyreğinde Arjantin’de hızla ilerliyordu. Fabrikaların ve sanayinin artmasıyla Arjantin’e büyük bir işçi göçü başlamıştı. Arjantin nüfusu 1869 yılında 2 milyon iken, 1895 yılına kadar 4 milyondan fazla olmuştu. Buenos Aires’in %50’sini göçmenler oluşturmaktaydı. İspanya’dan, İtalya’dan ve kısmen Almanya’dan gelen göçmen işçiler, ülkelerindeki anarşist hareketlerinin de etkisiyle Arjantin’de anarşist işçi örgütlenmeleri oluşturmaya başlamışlardı. 1. Enternasyonal’in Lahey Kongresi’yle muğlak sosyalizm döneminin ideolojilerle belirginleşmesinin ardından, anti-otoriter kanat tüm dünyada kendini belirginleştirmiş ve Arjantin’de de anarşizmin sesleri yankılanmaya başlamıştı.

1. Enternasyonal ayrışmasından sonra Bakunin’den etkilenenler, Arjantin’de ilk anarşist örgütlenme olan “Centro de Propaganda Obrera” (İşçi Propaganda Merkezi’ni) kurdular. Buradan El Descamisado (Gömleksizler) adlı yayın ve birçok propaganda broşürü çıkartıldı. El Descamisado dergisinde yayınlanan yazılar, işçilerin patronlara ve devletlere karşı verdikleri mücadele ve bu yolda uğradıkları katliamları anlatmak için -kanlarımızla da olsa düşüncelerimizi yazarak paylaşacağız- diyerek dergideki tüm yazıları kırmızı renkte basmaktaydılar. Bu da büyük bir ilgi çekerek gazetenin dağıtımını bir hayli arttırmıştı. Centro de Propaganda Obrera yayınlarda tüm göçmen işçilere ulaşabilmek için farklı diller kullanmaktaydı.

1885-1889 yılları arasında İtalyan anarşist Errico Malatesta’nın ve 1898-1902 yılları arasında Pietro Gori’nin Arjantin’de geçirdiği yıllar, coğrafyada gelişen anarşist harekete önemli katkılar sağladı. Malatesta Arjantin’e ayak bastığı sene La Questione Sociale (Toplum Meselesi) adlı bir dergi çıkartarak işçiler arasında anarşist-komünist fikirleri yaygınlaştırmaya başladı.

Malatesta, bir yandan marksistlerle beraber yapılan örgütlenmelerin olumsuz sonuçlanacağını dillendirirken bir yandan da anarko-sendikalistleri, sendika örgütlenmelerini ve grevlerini anarşist bir devrim yolunda düşünmeleri gerektiğini anlatmaya çalışmıştı.

Anarşizm Filizleniyor: Fırıncılar Grevi

Arjantin’de anarşist hareketin ilk önemli olaylarından biri Ocak 1888’de gerçekleşen fırıncılar greviydi. 1886’da Livorno’lu anarşist Ettore Mattei fırıncıların kendi sendikalarını oluşturmasını sağlamış ve 2 sene sonra yapılan genel grev işçilerin taleplerini kazanmasıyla sonuçlanmıştı. İşçilerin üretim gücünü bir silaha dönüştürmesinin ne kadar etkili olduğunu gören farklı sektörlerden işçiler de anarşist dergiler çevresinde toplanarak örgütlenmeler oluşturmaya başlamışlardı. İşçiler üzerinde artan sömürü, diğer işçi örgütlenmelerini de harekete geçirmeye başlamıştı. Demiryolu işçileri ve metal işçileri, fırıncıları örnek alarak greve çıkmıştı. 1889 sonuna kadar 15 grev gerçekleşti. Grevlerde işçilerin talepleri kabul edilmese de, direnişler olumsuzlukla sonuçlanmıyor, işçi örgütlenmeleri güçleniyordu.

1888 Nisan ayında Malatesta anarşist işçi sendikalarının birleşerek bir federasyon kurması gerektiğini savunmuştu. Bu, anarşist hareket içerisinde bir tartışma başlattı. Bir kesim sendikaların sanayinin ilerlemesine çomak sokacağını ve anarşist bir devrime giden yolda bir dinamo olacağını söylerken, bir kesim bireysel anarşistler ise sendika gibi geniş örgütler yerine daha çok silahlı eylem tarzıyla hareket etmek gerektiğini savundu. Bireysel anarşistler 1890’dan itibaren El Perseguido adlı yayını yaklaşık 100 sayı çıkardılar.

FORA Kuruluyor

27 sendikanın ortak bir metin yayınlamasının ardından 21 Mayıs 1901 Arjantin İşçi Federasyonu (FOA) kuruldu. İlk başta içerisinde sosyalistlerin de bulunduğu federasyon İtalyan anarşist Pellicer Paraire ve Pietro Gori’nin de etkisiyle anarşist karakterini belirginleştirmeye başladı. Federasyon içerisinde sosyalist odaklı sendikalar kısa süre sonra ayrılarak Genel İşçi Sendikası’nı (UGT) kurdular. 1902 yılında peşi sıra grevler örgütleyen FOA’ya karşı Arjantin devleti “İkamet Yasası” (Ley de Residencia) çıkartarak örgütlenme yapan anarşist göçmenleri sınır dışı etmeye başlamıştı. Baskılara rağmen FOA örgütlenmeye devam etti. Buenos Aires’te inşaat, demiryolu ve liman gibi önemli sektörlerde örgütlenildi. 1904 yılında düzenlenen 1 Mayıs mitingine FOA yaklaşık 50.000 işçi ile katıldı.

1897 yılında anarşist gazete La Protesta Humana kuruldu. Gazete 1903 yılında “humana” kısmını isminden çıkartıp günlük olarak yayın hayatına devam edecekti. Gazete FOA’nın resmi yayın organı olmasa da günlük olarak FOA’nın sesi olacaktı.

Arjantin İşçi Federasyonu (FOA), 1904 yılında dördüncü kongresinde anarşist-komünist ilkeleri tamamen kabul ederek ismini Arjantin Bölgesel İşçi Federasyonu (FORA) olarak değiştirdi.

Patagonya İsyanı

Dünyada hızlı gelişen endüstri sistemi, Güney Amerika semalarında da kendini net bir şekilde gösteriyordu. Şili ve Arjantin arasında kalan Patagonya Bölgesi’nin meraları patronların iştahını kabartmıştı. Patagonya’daki feodal sistemin patronlarıyla Alman, Belçikalı, Kuzey Amerika, İspanyol, Portekiz, Fransız, Uruguaylı, Rus, Şilili ve çok az Arjantinli patron anlaşarak Patagonya’yı sömürme planlarını gerçekleştirmeye başlamışlardı. Endüstriyelleşme, işçiliği ve işsizliği beraberinde getirmişti. Patagonya’ya da Şili’den, İspanya’dan, Buenos Aires’ten, Rusya’dan, Paraguay’dan, İtalyan’dan, Almanya’dan işçiler çalışmak için gelmişlerdi. Dünyanın her tarafında bölgeler, halklar, değişiyor, küresel sömürüye karşı enternasyonalist kavga değişmiyordu.

Patagonya’da yün, deri ve et endüstrisinin hızla büyümesi beraberinde özel arazilerin artmasını, bankaları, dondurucu endüstrisini, büyük depoları, sigorta şirketlerini, elektrik ve telefon şirketlerini, ayakkabı fabrikalarını, tershaneleri, mağazaları da bölgeye getirmişti.

Artan sömürüye karşı Rio Gallegos İşçi Derneği’ndeki liman işçileri genel grev ilan etti. İşçiler özel güvenlikler ve grev kırıcı işçilerle karşı karşıya gelmeye başladılar. Patronların hak taleplerine karşı giriştikleri mücadele, işçileri de daha radikal eylemlere itmişti. Aynı süreçte Puerto Deseado’daki genel grevde işçiler trenleri raydan çıkarıp devirmişlerdi.

Rio Gallegos işçileri patronların canını sıkmış olacak ki Arjantin polisi hemen dernekte bilinen isimleri tutuklatıp baskılarını arttırdı. Baskılara rağmen Rio Gallegos İşçi Derneği hemen yeni işçi kadrosunu oluşturup grev bröşürleri dağıtmaya devam etti. Öyle ki grev bröşürü gizli yollarla hapishanedeki yoldaşlarına bile ulaştırılıp hapishanede işçi örgütlenmesi yapılıyordu. Tahliye olan işçiler hapishaneden örgütlenmiş olarak çıkıyordu.

1920’de dünyadaki ekonomik kriz, Patagonya meralarına kadar ulaşmıştı. Artık dünya yün pazarı doymuş ve fiyatlar düşmüştü. Patronlar hemen kriz politikalarını devreye sokarak işçi çıkarmalara, ücret düşürülmesi gibi yollara başvurdular. Endüstri hızla ilerlerken lüks içinde yaşayıp ceplerini dolduranlar, krizde ilk olarak faturaları işçilere ödetmek istemekteydi.

20 Mayıs 1920’de İspanyol anarşist-sendikalist Antonio Soto, FORA’nın bir üyesi olan Rio Gallegos İşçi Derneği’nin genel sekreteri seçildi.

Nisan 1920’de Vali Correo Falcon, “ülkenin farklı bölgelerinde devrimci fikirlerdeki unsurlar, bu topraklardaki kamu düzenini bozmaya yönelik bir kampanya başlattı” açıklamasını yapmasının ardından Rio Gallegos İşçi Derneği’ne yönelik saldırılar yoğunlaştı. Tüm toplantılar yasaklandı, direnen işçiler tutuklandı.

Tutuklanan İşçiler Serbest Bırakıldı

Senelerdir verilen örgütlü mücadele artık kemikleşmişti, öle kolay kolay kırılamazdı. 1920’deki tutuklama tufanına karşı Patagonya çobanları ve işçileri yoldaşlarının serbest bırakılması için genel grev ilan ettiler. Genel grevin etkisi çok yüksek oldu, tüm hayatı durdurmuştu. Üstelik tek talep tutuklananların serbest bırakılmasıydı.

İlk önce tutuklu bulunan birkaç işçi serbest bırakıldı. Bununla grevi kıracağını düşünen patronlar yanılmıştı. Patronlar ve devlet sonrasında tüm işçileri serbest bırakmak zorunda kalmıştı.

Patagonya’da özel arazi sahipleri genel grevi durdurmak için işçilere şartların iyileştirileceği sözünü verir. Fakat kısa sürede sözlerinin aksi haraket etmeleri, işçileri daha da öfkelendirmiştir. Baskı ve sömürü politikaları zamanla öfkeli bir direniş örgütlemiştir. İşçiler artık grevlerin yanı sıra doğrudan eylemlere de başvurmuşlardır. İtalyan Anarşist Alfredo Fonte (El Toscano olarak bilinir) ve Jose Ricardi (68 olarak bilinir -hücre numarasından dolayı-) birlikler oluşturarak çiftlik patronlarına, kolluk kuvvetlerine karşı silahlı eylemler gerçekleştirirler.

Patronlar Yine Sözlerini Tutmaz

Grevler ve doğrudan eylemler patronları durdurmuştu. Patronlar ve Albay Hector Benigno Varela işçilerle bir görüşme yapmak istediler. Çiftliklerde iyileştirmeye gidileceğini ama direnişi bitirip herkesin çalışma yerlerine dönmelerini söylediler. İşçilerin büyük çoğunluğu bu anlaşmanın kabul edilmesinden yanaydı ve kabul edildi. Tüm tutsak işçiler bırakıldı, cezai durumlar silindi. El Toscano ve arkadaşları ise anlaşmayı onaylamadıkları için silahlarını bırakarak kayıplara karıştılar.

Patronların verdikleri sözden hemen bir ay sonra şartlar değişmediği için Swift’in buzdolabı fabrikalarında bir grev patlak verdi. Grev hemen bastırılmaya çalışıldı.

FORA durumun kötüye gideceğini ön görerek tüm bölgelerdeki işçileri toplayarak büyük bir kongre düzenledi. Kongre’de hiçbir dış destek alınmaksızın dayanışmayla kurulan sendikaların işçilerin savunma güçlerini oluşturma kararı alındı.

Bu sıralarda da İngiliz patronlar buluşarak Albay Varela için büyük bir resepsiyon verdiler. Burada Varela’yla, örgütlenen işçileri ve sendikal hareketi bitirmek için bir anlaşmaya vardılar.

21 Mart-21 Temmuz 1921 tarihleri arasında Rio Gallegos ve Puerto Santa Cruz bölgelerinde Albay Varela birlikleri plantasyonlara saldırıya geçtiler. İşçiler ise albay ve ordusuna karşı direnmeye başladılar. İşçilerin ellerindeki az sayıdaki silah, ele geçirdikleri askerlerden aldıkları silahlardı. Orduda ise ağır silahlar bulunmaktaydı.

Ordunun operasyonları tüm Patagonya’da devam etti. Silahsız yakalanan işçiler dahi mezarları kendilerine kazdırılarak topluca katledildiler. Arjantin ordusunun saldırıları sonrasında 1500 işçi Patagonya’da öldürülmüştü.

Albayla Yüzleşme

Alman Anarşist Kurt Gustav Wilckens, Patagonya Direnişi sırasında tutsak düşmüştü. Çıktığındaysa katledilen yoldaşlarının intikamını almak için yemin etmişti. ABD’nin madenlerinde çalışırken IWW’ye örgütlenerek anarşist olan Wilckens, Albay Varela’yı takip etmeye başlamıştı. 27 Ocak 1923 günü katil Varela evinden çıktığı sırada Wilckens el yapımı bombasını albaya fırlattı. Wilckens albay yere yığıldığında kulağına eğilerek şunu şöyleyecekti:

“Patagonya halkının selamı var!”

 

Furkan Çelik

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 36. sayısında yayınlanmıştır.