Yerleşik ve Göçebe: Körtik Tepe – Özgür Erdoğan

Batman Çayı ile Dicle Nehri’nin tam kesişim noktasında, Bismil ilçesinin sınırlarında, eski adıyla Ancolini, yeni adıyla Ağıl köyünün civarında… Köylülerin Körtik Tepe dediği yani hem çukur hem tepe olan yerin altında bir yerleşim: Körtik Tepe…

Belki torunlarının binlerce yıl yaşadığı Hasankeyf ile aynı kaderi paylaşıyor bu yerleşim. Ilısu barajının suları altında kalacak belki iki ay belki 6 ay sonra… Hasankeyf ondan daha şanslı diyebiliriz. Çünkü onun için ağıt yakabilecek birileri var, Hasankeyf’e uğrayan herkese “Babamın mezarı sular altında kalacak anlayabiliyor musunuz?” diyen Çoban Ali’si var hiç olmazsa…

Fakat Körtik Tepe’nin son yerleşimcileri ortaçağda burayı terk ettiler. Hele ilk yerleşimcilerinden neredeyse 12.000 yıldan bu yana ses yok. Neyse ki 2000 yılında burada kurtarma kazıları başladı ve dünyanın ilk kalıcı yerleşim birimlerinden biri olduğu düşünülen Körtik Tepe, bünyesinde barındırdığı müthiş bilgi hazinesi ile gün yüzüne çıkarıldı.

Körtik Tepe’de iki büyük kültür evresi tespit edildi. Bir tanesi kalıntıları yüzeyde bulunan Orta Çağ Evresi, bir diğeri ve asıl merak uyandıran kısım olan Akeramik Neolitik Evre. Bulgulara bakılacak olursa burası M.Ö 10.000’e tarihleniyor, ki bu dönemde henüz insanlık “Neolitik Devrim”i ateşlediği sanılan tarıma henüz geçmemiş. Fakat bununla beraber gelmekte olan uygarlığın tüm ilksel biçimlerini içinde barındırıyor.

Höyükte, çapları 2.30–3.00 metre civarında olan ve doğrudan toprak zemin üzerine inşa edilen 77 tane ev bulunmuş. Ayrıca yapılan kazılarda Akeramik döneme ait 433 iskelet bulunurken bunların büyük bir bölümü buradaki evlerin altına gömülmüş. Bulunan mezarların 281 tanesinde farklı sayıda ve türde gömü hediyelerinin bulunması ve diğerlerinde bu tarz hediyelerin olmaması ise ekonomik ya da dini hiyerarşinin Körtik Tepe’de gelişmiş olabileceğini gösteren en önemli kanıtlardan biri oluyor. Öte yandan gömü hediyelerinin bulunmuş olması, kişilerin gömülürken ısrarlı bir şekilde uygulanan ritüeller ve ölülerin bedenlerine kireç ve bunun gibi koruyucu maddelerle sıvanması, burada devamlı ve güçlü bir dini inanış olabileceğine dair kritik kanıtlar sunuyor.

Bununla beraber, burada bulunan bir çok objenin üzerindeki “usta işi” işlemeler, döneminin çok çok ötesindedir. Yapılan bezemelerde geometrik desenlere rastlandığı gibi aynı zamanda sıklıkla dağ keçisi, akrep, kuş ve çeşitli hayvan figürleri tekrarlanıyor. Ortaya çıkarılan objelerin işlenmesi kolay olan florit taşından yapıldığı, yongalama ve oymanın da sert bir maden olan obsidyenle gerçekleştirildiği fark edilmiştir. Burada ilginç olan şey ise bölgede obsidyen taşının olmaması ve muhtemelen obsidyenin kilometrelerce öteden sırf bu iş için getirilmiş olmasıdır. Bu da gösterir ki söz konusu topluluk, çevresindeki diğer topluluklarla ilişki halinde oldukça sosyal bir yapıya sahiptir, ortada ticari bir ilişki olması muhtemeldir.

Körtik Tepe’yi benzerlerinden farklı kılan şey ise, buranın ilksel insanlar için gelgeç bir konaklama noktası değil kelimenin tam anlamıyla bir yerleşim yeri olması. Peki bu neyi değiştirir? Burada sözü Kazı başkanı Vecihi Özkaya’ya bırakırsak daha iyi anlayabiliriz: “Tarımın keşfiyle insanların yiyecek aramaktan vazgeçip bunun yerine yiyecek üretimine başladığı, bunun da yerleşimi zorunlu kıldığı gibi bir kural vardır. Çok genel geçer olan bu kural, Körtik Tepe ile geçerliliğini kaybetmiştir. Burası, bilinenlerin yeniden ele alınmasını zorunlu kılmıştır. Çünkü Körtik Tepe’de avcılık ve toplayıcılık yapıp yerleşik düzende yaşayan bir topluluk var.”

Bundan yaklaşık 10.450 yıl öncesine tarihlenen ilksel bir yerleşim, yaklaşık 12.000 eser çıkartılıp müzelerde sergilenmek için hazırlanıyor. Bundan farklı 20.000 obje insanlığın “ilk”lerine dair sorduğumuz sorulara cevap arıyor. Nihayetinde Körtik Tepe Hasankeyf ile beraber en geç 4 ay içinde sular altında kalıyor. Sahi, insan yerleşik yaşama neden geçmişti? Muktedirler onları oradan oraya sürsün diye mi? Yoksa binlerce yıl öncesinin insanlarının izlerini baraj sularının altına gömsün diye mi?

Sahi yerleşik yaşama neden geçmiştik?

Özgür Erdoğan

[email protected]

 

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 46. sayısında yayınlanmıştır.