Vicdani Ret Derneği, Korona Krizine Karşı “Kışlalar Boşaltılmalıdır” Dedi

Vicdani Ret Derneği internet sitesinde yaptığı yazılı açıklama ile korona krizinde yapılmayanlara dikkat çekerek kışlaların bir an önce boşaltılması gerektiğini belirtti.

Covid-19 Salgınına Karşı Kışlalar Boşaltılmalıdır” başlığıyla yayımlanan açıklamada var olan eşitsizliklere karşı “Evde Kal” çağrısının gerçekçi olmadığı vurgulandı. Yapılan açıklama şu şekilde:

“Dünya’da Covid-19 adı verilen virüsün yayılma hızı ve yaşamını yitirenlerin sayısı gün be gün artıyor. Dünya çapında pek çok farklı coğrafyada sokağa çıkma yasakları, hapishanelerdeki tutsakların tahliyesi, eğitimin durdurulması gibi çeşitli “çözümler” aranırken, birçok halk da kendi içinde dayanışmanın yollarını pratiklemeye çalışıyor.

Dünyadaki yayılma hızına rağmen Türkiye’de zamanında gerekli tedbirler alınmamış; hükümet ancak Türkiye’de ilk vakanın görülmesi ile birlikte hareket etmeye başlamıştır. Ancak virüsün yayılım hızını azaltmak için bir takım “önlemler” alınırken, ekonomik eşitsizlikler görmezden gelinmekte, dolayısıyla hükümetin “Evde Kal” çağrısı birçok insan için gerçekçi olmamaktadır.

Bununla birlikte bazı Bakanlıklar da otoritelerinden ödün vermeyip, halk sağlığını riske atacak uygulamalarını halen sürdürmektedir. Sözcü Gazetesi yazarı Saygı Öztürk 22 Mart Pazar günü bir yazı yayınlamış ve 10 bin insanın askere alındığını ifade etmiştir.[1] “Evde kal” çağrılarının yanında halk sağlığını tehdit eden bu duyarsız tutum, bizleri maalesef şaşırtmamıştır.

Milli Savunma Bakanlığı’nın, “tören, konferans, kısa süreli toplantı, kurs, fuar, seminer gibi faaliyetler iptal etmek; birlik, karargah ve kurumlara ziyaretçi almamak; milli ve uluslararası tatbikatları ertelemek; birliklerde dezenfekte işlemleri yapmak; yeni celp işlemleri kapsamında birliklerine teslim olanları öncelikle sağlık muayenesinden geçirmek; eğitim birliklerine yeni katılanlarla temel askerlik eğitimlerini tamamlayarak yeni birliklerine katılacak erbaş/erler de 14 gün süreyle gözetim altında tutmak” gibi aldığını duyurduğu bir dizi önlem[2] söz konusu olsa da, asker alımlarına devam etme kararı halk sağlığı için azımsanamayacak bir risktir.

Milli Savunma Bakanlığı ayrıca yakın zamanda COVİD-19 ile Mücadele Merkezi(COMMER) kurulduğunu, bir yandan da askeri “operasyonların” devam ettiğini paylaşmıştır.[3]

Milli Savunma Bakanlığı’nın açıklamaları göz önünde bulundurulduğunda, bizler için açıkça ihlale sebep olabilecek noktalar bulunmaktadır;

 Zorunlu askerlik yapan insanlar, askeri birliklere gitmeden önce sağlık muayenesinden geçirilmekte ancak askeri birliklere giderken şehirler arası yolculuk yapmak zorunda kalmaktadır ve ardından askeri birliğe girmektedir. 10 bin insanın her birinin 14 gün gözetim altında tek başına tutulması gerekmektedir ancak askeri birliklerin böyle bir kapasitesi bulunmamaktadır.

 Öncesinde gözetim altında tutulmuş olsalar dahi askeri birliklerin fiziki yapıları düşünüldüğünde zorunlu askerlik yapan insanlar toplu olarak yatakhanelerde kalmaktadır. Bununla birlikte yine askerlik eğitimi esnasında da birlikte hareket edilmektedir. Dolayısıyla sağlık çalışanlarının önemle üzerinde durdukları “en az bir metrelik mesafe” kuralı, mümkün değildir ve bir kişinin olası bir virüs taşıyıcısı olması halinde virüsün yayılımının çok hızlı gerçekleşeceği açıktır.

 Ziyaretçi yasakları, her ne kadar seyahat eden asker yakınları ve halk sağlığı açısından anlamlı olsa da, askerlik yapan kişilerin dış dünya ile iletişimlerinin minimum seviyeye düşmesini beraberinde getirmektedir. Aynı şekilde askerlik yapan insanların yakınlarının da endişe içinde yaşamalarına sebep olabilmektedir.

Özetle Milli Savunma Bakanlığı, birçok önlemi aldıklarını ifade etse de aynı zamanda büyük bir risk almıştır. Sağlık hakkının beden sağlığı kadar ruh sağlığını da kapsadığı unutulmamalı, sağlık hakkı kapsamında günden güne daha çok insana yayılmasına rağmen 10 bin kişiyi zorunlu askerliğe almak, hem 10 bin insanın, hem yakınlarının hem de halk sağlığının göz ardı edilmesi anlamına gelmektedir. Bir kişiye dahi zorunlu askerlik sırasında koronavirüs teşhisi konması, bu kişinin olası bir şekilde hayatını kaybetmesi, Milli Savunma Bakanlığı’nın sorumluluğudur ve bu durum açıkça bir insan hakları ihlalidir.

Sınırlardaki izinsiz geçişlere karşı da “mücadele ettiğini” ifade eden Milli Savunma Bakanlığı, savaşlardan kaçarak coğrafyalarını terk etmek zorunda bırakılan ve sınırda bekleyen göçmenlerin de sağlığından sorumlu olduğunu unutmamalıdır. Bu denli yaygın bir salgına rağmen göçmenlerin sınırlarda bekletilmesiyle yaşanan hak ihlalleri de bekleyen sayısız kişi arasında ortaya çıkabilecek ve yayılabilecek virüsün sorumluluğu da yine aynı otoriterdir.
Milli Savunma Bakanlığı aynı zamanda “operasyonlara” devam edildiğini ve bu operasyonlarda koronavirüse karşı da “tedbirler” alındığını ifade etmektedir. Ancak devlet, yayılım hızı ve ölüm oranları günden güne artan küresel bir salgının olduğu günlerde dahi kaynaklarını ve aklını savaşa harcayabilmekte, barışın yollarını aramak yerine savaş politikalarında ısrar etmektedir.

Oysa ki tüm halklar olarak geçtiğimiz bu zorlu dönemler, savaşların yaşam alanlarındaki tüm canlılar için yarattığı tahribatı, salgın hastalıkları, zorla yerinden edilmeyi, ölümleri ve birçok felaketi düşünmek ve barışın yollarını aramak içinde oldukça kıymetlidir. Bu anlamda yaşadığımız coğrafyadaki devletin ve tüm devletlerin savaş politikalarındaki ısrarlarından vazgeçmeleri, hem sorumlulukları hem de yaşadığımız dünya için önemli bir adımdır.”