büyücü – Meydan Gazetesi https://meydan1.org Anarşist Gazete Wed, 10 Jun 2015 23:38:58 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=5.3.13 ” HİPNOZ ” – Burak Çiçek https://meydan1.org/2015/06/11/hipnoz-burak-cicek/ https://meydan1.org/2015/06/11/hipnoz-burak-cicek/#respond Wed, 10 Jun 2015 23:38:58 +0000 https://test.meydan.org/2015/06/11/hipnoz-burak-cicek/   Hipnoz yüzyıllar boyunca, farklı yöntemlerle, bir çok alanda, bir çok insan tarafından kullanıldı. Büyücüler, kızgın kömür üzerinde yürüyen insanlar, bir parmak şaklatmayla uyutanlar, politikacılar… Hipnoz, bazen bir şov malzemesine dönüştü, bazen anestezi yapmanın bir yöntemi oldu, bazen ise Apollon tapınağındaki gibi göz boyayarak birilerinin gücüne güç kattı ve günümüze kadar geldi. Bugün tüm bu […]

The post ” HİPNOZ ” – Burak Çiçek appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
hypnoza-2

 


Delfi Tapınağı; Eski Yunan’da en büyük ve en zengin tapınaklardan biriydi. Tanrı Apollo’ya adanan bu kehanet merkezinin hemen önünde içinden zehirli gazların çıktığı bir çukur bulunuyordu. Kehanet için gelen soylular, tüccarlar ya da devlet erkanına kesenin ağzını açtıran da buydu. Bu çukurun üzerine bir üçayak kurulmuştu ve bir rivayete göre kahin, birbirine sarılı üç yılandan oluşan bu sacayağın üzerindeki yerini almadan önce çukura bir koyun sarkıtılır ve bir süre sonra ölen hayvan tapınağın etkileyiciliğini artırmak için kehanet için gelenlere sergilenirdi. Böylece Apollo’ya adanan rahibelerin vecd halinde söylediği sözler, kutsal bir ağızdan dökülen kehanetlere dönüşüyor ve rahibelerin ömür boyunca geliştirdiği nefes egzersizlerini görünmez kılıyordu.

Hipnoz yüzyıllar boyunca, farklı yöntemlerle, bir çok alanda, bir çok insan tarafından kullanıldı. Büyücüler, kızgın kömür üzerinde yürüyen insanlar, bir parmak şaklatmayla uyutanlar, politikacılar… Hipnoz, bazen bir şov malzemesine dönüştü, bazen anestezi yapmanın bir yöntemi oldu, bazen ise Apollon tapınağındaki gibi göz boyayarak birilerinin gücüne güç kattı ve günümüze kadar geldi. Bugün tüm bu yöntemlerin “hipnoz” adıyla anılması ise James Braid’e dayanır.

Braid 1843’te izlediği bir gösterinin ardından, bu “uyku” halinin kişinin telkine olan yatkınlığının yapay olarak arttırılmasıyla gerçekleştiği sonucuna vardı ve araştırmalarını bu noktaya yoğunlaştırdı. Braid, bu yönteme Eski Yunan’daki uyku tanrısı Hipnoz’un adını verdi. Ne var ki çok geçmeden hipnozun aslında bir uyku hali değil, farklı bir bilinç hali olduğunu anladı fakat ismi düzeltme çabaları başarılı olamadı. Braid, aynı zamanda hipnozun bir “başlatma” olmaksızın da gelişebileceğini fark etti. Başlarda çok kabul görmeyen bu yöntemler, özellikle 19. yüzyıldan itibaren gittikçe yaygınlaşan bir şekilde kendine yer bulmaya başladı.

Hipnoz en basit haliyle beynimize iletilen mesajların, eleştirel bir süzgeçten geçirilmeksizin doğrudan bilinçaltına gönderilmesi ile açıklanabilir. Bu şekilde kişi bazı kötü alışkanlıklarından vazgeçirilebilir, doğum sancısı gibi bazı şiddetli ağrıları hafifletilebilir, bazı psikolojik rahatsızlıklarından, takıntılardan ya da fobilerden kurtulabilir, belli bir düşünceye yaklaştırılabilir, pazarlamada veya yeni alışkanlıklar kazandırmada kullanılabilir. Ve Braid’in de dediği gibi, hipnoz her zaman bir başlatmaya ihtiyaç duymaz. Bir okul sırasında, otobanda giderken ya da etkileyici bir konuşmayı dinlerken bir anda hipnotize olmuş bir halde bulabilirsiniz kendinizi. Örneğin sinemaya gittiğinizde izlediğinizin bir film olduğunu bilirsiniz, yine de film boyunca yaşadığınız bütün duygular gerçektir. Heyecanlanırsınız, kalp atışlarınız hızlanır, koltuğa daha bir sıkı tutunursunuz ya da gözleriniz dolu dolu oluverir. Karanlık bir salon, büyük bir perdeye yansıtılan (hatta artık üç boyutlu) görüntüler, yüksek ses, bütün bunlar izlediğiniz görüntülerin bir film olduğunu unutturmak için çoğu zaman yeterlidir. Ne var ki, genelde kendinizi açtığınız yalnızca filmdeki karakterlerin duyguları değil, o sahneler arasına sıkıştırılmış ve doğrudan bilinçaltınıza seslenen –kesenin ağzını açtıracak- mesajlardır.

Işıl ışıl saçlar, parıltılı arabalar, hayatınızı değiştiren mobilyalar, çikolata yiyerek mutlu olan, dondurmayla aşkı bulan, tuvalet kağıdıyla özel hisseden insanlarla dolu bir ekrana bakarken aklınıza kazınan milyonlarca mesaj yüzünden, internet paketiniz bittiğinde dünyanız yıkılabilir ya da aynaya her baktığınızda mutsuz olabilirsiniz. Çünkü hep bir şey eksiktir ve siz o eksiklik duygusunu, eksik olanları satın alarak giderebileceğinizi düşünebilirsiniz. Oysa reklamlar tam da bunu hedefler ve şunu der: Tüketmezsen çirkinsin, mutsuzsun, eksiksin! İşin kötüsü bu mesaj yalnızca yetişkinlere yönelik değildir, çocuklar özellikle 6-7 yaşlarına kadar telkine çok yatkın ve savunmasızdırlar. Bu nedenle banka, sigorta şirketi, ya da beyaz eşya gibi hiç çocuklarla ilgili olmayan ürünlerin pazarlamasında bile çocuklar hedef alınır. Konuşan hayvanlar, animasyonlar ve robotlar çocuğunuza o markanın en güzel, en eğlenceli ve en havalısı olduğu mesajını verir böylece gelecekteki tüketicilerini garantiler.

Hipnoz karşılaştığınız yere göre olumlu ya da olumsuz bir nitelikte karşınıza çıkabilir, diş ağrınızı hipnotik anestezi ile hafiflediğinde bir “oh” çekebilir, ama markete gittiğinizde çocuğunuz tam da uzanabileceği rafta duran o renkli ambalajındaki diş macunu tüpünü kapıp “isterim” diye tutturduğunda, Braid’in kulaklarını çınlatabilirsiniz. Siz siz olun gündelik hayatımızı istila eden bu telkinlere karşı dikkatli olun, zira hipnoz yalnızca gözlerinizin önünde sallanan bir cep saati ile gerçekleşmiyor.

Burak Çiçek

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 27. sayısında yayımlanmıştır.

The post ” HİPNOZ ” – Burak Çiçek appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2015/06/11/hipnoz-burak-cicek/feed/ 0
“Kadının Fıtratında Eşitlik Var ” – Zeynep Kocaman https://meydan1.org/2014/12/19/kadinin-fitratinda-esitlik-var-zeynep-kocaman/ https://meydan1.org/2014/12/19/kadinin-fitratinda-esitlik-var-zeynep-kocaman/#respond Fri, 19 Dec 2014 18:41:05 +0000 https://test.meydan.org/2014/12/19/kadinin-fitratinda-esitlik-var-zeynep-kocaman/ İktidar “Kadının Fıtratında Eşitlik Yok” diyerek, her zaman olduğu gibi kadını yok saymayı sürdürüyor. Tarih ve iktidarlar, bize her zamanki gibi yalan söylüyor. Biliyoruz ki kadın, hep iktidarın -yani “erk”in- uzağında, eşitliğin ve özgürlüğün yanıbaşında duruyor. Pandora’nın Kutusu Yunan mitolojisinde tanrılar dışındaki ölümlü ilk kadın, ismi “Tanrıların armağanı” anlamına gelen Pandora’dır. Tanrı erkek Zeus, Pandora’ya […]

The post “Kadının Fıtratında Eşitlik Var ” – Zeynep Kocaman appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
İktidar “Kadının Fıtratında Eşitlik Yok” diyerek, her zaman olduğu gibi kadını yok saymayı sürdürüyor. Tarih ve iktidarlar, bize her zamanki gibi yalan söylüyor. Biliyoruz ki kadın, hep iktidarın -yani “erk”in- uzağında, eşitliğin ve özgürlüğün yanıbaşında duruyor.

Pandora’nın Kutusu

Yunan mitolojisinde tanrılar dışındaki ölümlü ilk kadın, ismi “Tanrıların armağanı” anlamına gelen Pandora’dır. Tanrı erkek Zeus, Pandora’ya yeryüzüne inerken “Asla açmayacaksın!” dediği bir kutu verir. Fakat Pandora kutunun içinde ne olduğunu merak eder, kutuyu açar. Kutunun açılmasıyla tüm yeryüzüne hastalıklar, savaşlar ve felaketler yayılır. Pandora “Açmayacaksın!” denilen kutuyu açarak hem merakına yenilmiş, hem de tanrı erkeğe itaatsizlik etmiştir.

Günümüzdeyse “Pandora’nın kutusu”, “olumsuz ve kötü şeyleri içinde saklayan” anlamında bir deyim olarak kullanılır.

Lilith’in İsyanı

Mitolojide kadın ve erkek arasındaki cinsiyet çatışmasını tetikleyen ilk etken, kadının erkeğe itaatsizliği olmuştur. Yunan mitolojisindeki Pandora gibi bir başka kadın, Lilith de karşımıza itaatsizliğiyle çıkar. Pandora her ne kadar tanrı erkeğe itaatsizlik etmişse de, cinsiyetler arası çatışmanın en net ve belirgin izlerini, Lilith mitinde görebiliriz. Çünkü Lilith’in itaatsizliğinin çıkış noktası, kadın ve erkek arasındaki eşitlik istemidir.

Lilith, erkeğin kendisinden itaat etmesini istemesine karşı çıkmıştır. Cinsel birleşme sırasında Lilith’in sırtı yere, toprağa değmektedir; Adem’inkiyse gökyüzüne. Simgesel olarak; yeryüzü anaerkil, gökyüzü ataerkildir. Yer, yani toprak ile gökyüzü iki uç noktadır. Toprak, doğurganlık ve üretkenlik çağrışımlarıyla kadını imgelerken; diğer yandan ölüm, cehennem, lanetlenme ve kötülük gibi olumsuz çağrışımları da içinde barındırır. Gökyüzüyse tanrısal olanı, temizliği ve saflığı çağrıştırmaktadır. Bu büyük bir farklılıktır ve Lilith bunu kabul etmez. Lilith, yalnız cinsel birleşmelerinde Adem’in hep üstte olmasına itiraz etmekle kalmaz; onun gibi her alanda söz sahibi olma isteğini de dile getirir, savunur. Adem ise Lilith’in bu isteklerini kabul etmez. Bunun üzerine Lilith, Adem’i terk ederek birlikte yaşadıkları cennetten kaçar. Lilith’in isyanı, kadın ile erkek arasındaki cinsiyet çatışmasının başlangıcı olarak görülmüştür. Birlikte yaşamalarının zor olacağına karar verip Adem’den ayrılan Lilith, Tanrı’nın söylenmemesi gereken adını anarak hep imrendiği göğe doğru yükselir. Artık Lilith, dışlanmışların arasındadır.

Lilith’in isyanı, beraberinde ölümü doğurur, cehenneme dönüşür, kötülükleri çağırır. Eski Ahit’teki şeytanlardan birinin, çocuk hırsızı Lilith olduğu söylenir. İnanışa göre Lilith hamile, doğum yapmış kadınlara ve bebeklerine zarar vermektedir. Yahudi mitolojisinde de Lilith önemli bir rol oynar. Çocukları geceleri boğarak öldürdüğü, ancak çocuklar uyurken ona tebessüm ederlerse, o zaman onlarla oynadığı söylenir. Çeşitli kültürlerde, yeni doğan çocukların kötü kalpli Lilith’e karşı korunması için muskalar kullanılır.

Günümüzde Anadolu’da da benzeri bir inanç hala sürmektedir. Alkarası, albastı, alanası ya da değişik yörelerde başkaca isimlerle karşımıza çıkan bu kadın canavarın, doğum yapmış kadınlara ve bebeklerine zarar vereceğine inanılır.

Ataerkil kültürün Lilith’i bir canavar haline getirmesiyle, kadınlara yüklenilen olumsuzluklar bitmemiştir. Bu olumsuzluklardan Havva da nasibini almıştır. Üç büyük dinde de, Havva yasak meyve olan elmayı, Adem’i kandırarak yedirmiştir. Havva’ya elmayı veren bir yılandır ve bu yılanın ise Lilith olduğu söylenir. Havva, Tevrat’a göre, her ne kadar Adem’in cennetten kovulmasına neden olsa da; itaatkâr ve uysal bir kadındır. Lilith ise baştan çıkarıcı, fettan ve şeytandır. Başlangıçta kadın ile erkeği topraktan yaratan tanrı, Adem’in Lilith onu terk ettikten sonra yalvarması ve yalnız kalmak istemediğini söylemesi üzerine, erkeğin gereksiz bir organından kadını yaratır. Yani yeni yaratılan kadın, Lilith gibi eşitlik istemeyecektir.

Lilith, mitolojide bu şekilde biçimlendirilirken, yazınlarda da benzer şekillerde yer bulur. Goethe’nin Faust adlı kitabında “Walpurgin Gecesi” adlı bölümde, Faust ile Mephisto arasında geçen konuşmada, Faust’un “Bu kim?” sorusuna Mephisto “Lilith” diye cevap verir ve devam eder; “Adem’in ilk eşi o, sakın kendini ondan, onun güzel saçlarından, süsünden ve ışıltısından. Çünkü ağına düşürürse genç bir erkeği, asla bırakmaz bir daha geri.” Bu cevabıyla Mephisto, Lilith’in diğer bir özelliği olan, erkekleri güzelliğiyle etkisi altına almasına göndermede bulunur. Lilith, güzel ve arzulu bir kadın olarak söz konusu edilir ve geceleri ziyaret ettiği erkeklere şeytani zevkler yaşatır. Lilith, fantastik roman yazarlarının kitaplarında kullanmaktan hoşlandıkları bir figürdür. Sanat alanında da “femma fatale” (fevkalade tehlikeli olan anlamında) figürüyle karşımıza çıkar.

Lamia’nın Kaçışı

Yunan mitolojisindeki isyankar bir başka kadınsa Lamia’dır. Lamia, mitolojide Tanrı Zeus’un eşi Hera tarafından lanetlenmiş ve şeytani bir canavara dönüştürülmüştür. Zeus’la yaşadığı yasak ilişkiden olan çocukları, Hera tarafından hunharca öldürtülünce, yaşadıklarına dayanamayarak deliren ve kaçan; sonrasında da bir mağarada tek başına yaşamaya başlayan Lamia’nın, bu mağarada geceleri kaçırdığı çocukları yediği söylenir. Aynı zamanda uykusuzluk hastalığına yakalanan Lamia, kaçırdığı çocukların kanlarını emerek bir vampire dönüşmüştür. İlk çağlarda, Yunanlı anneler yaramaz çocuklarını “Lamia canavarı gelecek!” diye korkuturlarmış.

Bu anlatıda, bir erkek için savaşan iki kadın yoktur; aslında güçlü olan erkeğin, her iki kadını kendine itaatkar kılma isteği vardır. Ancak Lamia, Hera gibi Zeus’un isteklerine itaat etmemiştir ve bu yüzden kaçarak lanetlenmiştir. Lilith ve Lamia çeşitli kültürlerde, erkekleri korkutan ve güçlerini çoğunlukla yaptıkları kötülüklerden alan kadınlar olarak varlıklarını sürdürürler.

Medea’nın İntikamı

Medea mitini ilk anlatanın, üçüncü yüzyılda yaşamış bir erkek olan Rodos’lu Apollonios olduğu söylenir. Ama anlatının bilinen birkaç değişik versiyonu vardır. Medea, Iolkos Kralı’nın oğlu Iason’u görünce, ona bir anda aşık oluverir. Aşık olmayı kendi seçmemiştir, onu Iason’a aşık eden, aslında Tanrıça Hera’dır. Hatta Hera’nın Eros’a, okunu Medea’nın kalbine saplamasını emrettiğinden söz edilir.

Medea, ailesindeki diğer kadınlar gibi; simyacı, otacı ve bir büyücüdür. Medea, aşık olduğu erkeğe tahtı ele geçirmesi için yardım eder. Karşılığında istediği tek şey ise, onu Yunanistan’a, ailesinin yanına götürmesidir. Iason, planlandığı gibi Medea’nın yardımıyla tahta çıkar ve birlikte Yunanistan’a dönerler. Iason’un amcası Korinthlilerin kralı Pelias, -hak etse dahi- tahtını Iason’a vermek istemeyince Medea, Pelias’ın kızlarına babalarını gençleştireceği sözünü vererek onların yardımını alır ve Pelias’ı öldürür. Böylece Iason, belirli bir süre için de olsa, tahta geçmeyi başarır. Daha sonra, Pelias’ı öldürdükleri için Iason ve Medea çocuklarıyla birlikte sürgün edilir ve Korinth’e yerleşirler. Iason, kralın kızı Glauke’ye aşık olur ve Medea’ya onunla evlenmek istediğini, çocukları da yanına alacağını söyler. Bir başka kadın yüzünden terk edildiğini düşünen Medea, Glauke’ye zehirli bir gelinlik hediye eder. Glauke gelinliği giyince yanarak ölür. Bu kez Medea bu olaydan dolayı sürgün edilir, yedi kızını ve yedi oğlunu ise koruması için Hera’ya bırakır. Korinthliler kralları ile prenseslerinin öcünü almak için Hera’nın tapınağına gelip Medea’nın bütün çocuklarını öldürürler.

Yazar Eleonora Pfeifer, Yunan mitolojisinde özellikle kadınların bu hallere sokulmasının tarihsel nedenleri üzerinde durmuş ve şöyle yazmıştır:

“Antik dönemde açıkça dile getirilen, ama bize derslerde asla anlatılmayan bir kadın düşmanlığı olduğu gerçeğini bilmek gerekir. Antik dönem, yalnız erkeklerin söz sahibi olduğu ilk toplumsal durumları ortaya koymuştur. Bu dönemin öncesinde, özellikle çocuk doğurdukları için özel bir ayrıcalığın, kadınlara karşı saygının olduğu biliyoruz. Ataerkilliğin başlamasıyla, ideolojik nedenlerden dolayı, dişil olan her şey aşağılanıp ayaklar altına alındı. O zamanlar ortaya çıkan felsefeye göre kadınlar, tam bir insan sayılmazdı. Aristo: ‘Kadın, gelişiminin ilk basamaklarında kalmış eksik bir erkektir. Erkek doğasına uygun olarak daha yücedir; kadın ise daha aşağıdır…’ Antik Yunan’da erkeğin erkeğe duyduğu aşk, erkeğin kadına duyduğu aşktan resmen daha yücedir. Eski anlatılarda geçen, ‘gökyüzünde oturan tanrıçalar’ın yerini erkek Tanrılar aldı. Anlatılarda o kadar korkunç kişilik özellikleri taşıyan kadınlar görüyoruz ki, kadınlar şeytanlaştırıldılar.”

Medea’yı intikama sürükleyen anlatıda, çılgın bir kadının öfkesinin zavallı kurbanı olan bir erkek anlatılır. Aslında gerçek kurban, en başından beri Medea’dır. Çünkü sevdiği erkek için yaşadığı yerden, ailesinden kopmuş, onu yüceltmek ve başarıya ulaştırmak için her şeyi yapmıştır. Ama ataerkil kültür, yarattığı bu fedakar kadına, sonunda ihanete uğradığı için girdiği bunalım sonucu korkunç bir çılgınlık yakıştırmış; onu yalnızca bir katile değil, dahası kendi çocuklarını öldüren bir canavara dönüştürmüştür.

Sonuç

Bahsedilen üç mitolojik figür de, ilk başta eş, sevgili ve erkeğin isteklerini yerine getiren kadınlar olarak ortaya çıkmakta ve erkeğe itaat ettikleri süre boyunca herhangi bir sorun yaşamamaktadır. Ancak Lilith’te olduğu gibi erkekle eşitlik isteminde bulunup tanrı tarafından cezalandırılınca, Lamia gibi Zeus’un yasak aşkı olduğu ve ondan çocuklar doğurduğu için Zeus’un eşi Tanrıça Hera tarafından cezalandırılınca, mitolojide adeta kıskançlığın ve intikamın trajik figürü olarak anlatılan Medea gibi eşi Iason’a karşı bütün özverisine rağmen çocuklarıyla birlikte terk edilip cezalandırılınca, bu üç kadın figürü de birer canavara dönüştürülmüştür.

Antik Yunan’ın Medea’ya kazandırdığı olumsuz özellikler sonucunda günümüzdeki boşanmalar da Medea’nın ruhsal durumuyla özdeşleştirilerek, bir tarafın diğerine karşı çocuğu kışkırtıcı bir şekilde kullanması “Medea Kompleksi” olarak ifade edilir.

Anlatılarda şeytan, büyücü, canavar olarak geçen kadınların her birinin öyküsü, bir eşitlik ve özgürlük öyküsüdür aslında. Yaratılış mitlerinin hemen hepsinde kadınların yaratılışıyla ilgili kısımlar, farklı kültürlerde olsa bile birbiriyle bağlantılıdır. Çünkü dini kitaplar ve kültürlerde kadının var oluş nedeni “erkek” olarak anlatılır. “Evrende ilk önce kaos vardı” diye başlayan sözde, kadınların söz konusu edilen tanrı ve tanrıçalar arasındaki cinsiyete dayalı eşitsizliğe karşı çıkmaları, aslında kadının yüzyıllardır süren toplumsal yapıdaki kabul görme savaşımının ön hazırlıkları gibidir. Kadına biçilen roller -tanrıça da olsa- genellikle ataerkil yapının kadınlara benimsettiği pasiflik, doğurganlık ve ev içi roller olarak karşımıza çıkar. Buna itaat etmeyenlerse bir şekilde cezalandırılır. Tıpkı Lilith’in Adem’e karşı çıkarak eşitlik istemesi ve tanrıya başkaldırdığı için baştan çıkartıcı dişi şeytan, cadı olarak, erkeklere karşı cinselliğini kullanarak kendi istediği şeyleri yaptıran femme fatale bir kadın olması gibi.

Antik dönemden modern çağa kadar kadın ile erkek arasındaki ilişki, hep erkekler lehine düzenlenmiş; erkek egemenliği, gerek anlatılara kültürün verdiği biçimle, formunu değiştirerek yaşamlarını sürdüren simgelerle, gerekse bu tür figürlere dinsel görünüm katarak desteklenmiştir. Ataerkil sistem, tüm dinlerde kadını ikincil konuma yerleştirilerek kadınlar üzerinde tarih boyunca sürecek bir baskı kurmayı başarmıştır.

 

Zeynep Kocaman

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 23. sayısında yayımlanmıştır.

The post “Kadının Fıtratında Eşitlik Var ” – Zeynep Kocaman appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2014/12/19/kadinin-fitratinda-esitlik-var-zeynep-kocaman/feed/ 0
“Cadı Avı Sürüyor”- Didem Deniz Erbak https://meydan1.org/2014/10/30/cadi-avi-suruyor-didem-deniz-erbak/ https://meydan1.org/2014/10/30/cadi-avi-suruyor-didem-deniz-erbak/#respond Thu, 30 Oct 2014 15:33:49 +0000 https://test.meydan.org/2014/10/30/cadi-avi-suruyor-didem-deniz-erbak/ Geçtiğimiz günlerde Tanzanya’nın doğusunda yer alan Murufiti kasabasında, cadı olduğu düşünülen 7 kişi kasabalılarca katledildi. Önce palalarla parçalanan kurbanlar, sonra yakılarak katledildi. Üstelik bu katliam Afrika’daki ilk cadı avı değildi, Afrika’nın sömürgeleştirilmesi sürecinde Avrupalılardan miras kalan bu acımasız gelenek, dünden bugüne Afrika’da birçok toplu kıyıma neden olmuştu. Sadece Tanzanya’da her yıl 500 kişi cadı oldukları […]

The post “Cadı Avı Sürüyor”- Didem Deniz Erbak appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

Geçtiğimiz günlerde Tanzanya’nın doğusunda yer alan Murufiti kasabasında, cadı olduğu düşünülen 7 kişi kasabalılarca katledildi. Önce palalarla parçalanan kurbanlar, sonra yakılarak katledildi. Üstelik bu katliam Afrika’daki ilk cadı avı değildi, Afrika’nın sömürgeleştirilmesi sürecinde Avrupalılardan miras kalan bu acımasız gelenek, dünden bugüne Afrika’da birçok toplu kıyıma neden olmuştu. Sadece Tanzanya’da her yıl 500 kişi cadı oldukları gerekçesiyle katlediliyor.

Cadılık fikri ya da cadılık ithamı köken olarak ‘Ortaçağ Avrupası’na dayanır. Pek çoğumuzun da bildiği gibi, Ortaçağ Avrupa’sını adeta veba gibi kasıp kavuran; çoğunluğunu kadınların oluşturduğu yığınla insanın katledilmesine neden olan bir ithamdır. Feodal Hristiyan ve erkek algı içerisinde kendinden olmayana, asilere, dönemin ideolojisine ve ahlakına bir şekilde ters düşen “öteki”lere bahşedilen bir unvan olagelmiştir. Çünkü cadı diye anılanlar, Pagan geleneklerini sürdürmeye devam eden “şifacı ya da büyücü” kadınlar olarak Hristyanlığa, dul ya da kocası ölmüş yaşlı kadınlar, erkek baskısından kurtulmuş “başıboş” kadınlar olarak erkek egemen anlayışa ve bu ikisiyle beraber potansiyel asiler olarak köleci düzene tehdit oluşturdukları için “öteki” addedilerek yok edildiler.

Cadılık, yeni kıtaların keşfiyle bu kıtalara taşınmış. Kötü ile özdeşleşmiş “cadı” figürlerine rastlanmayan Amerika ve Afrika kıtasında da kendisine yeni ama tanıdık bir anlam bulmuştur. Uygar dünyanın aksine komünal değerlere bağlı, doğayla barışık yaşayan ve kadının henüz değerini yitirmediği bu topluluklar, kötü, pislik, asi, ilkel ve tembelle özdeşleştirilerek aynı Avrupalı kader ortakları gibi cadı diye anılmaya başlanmış ve bu girişilen büyük katliamların bahanelerinden biri olarak sayılmıştır.

Sömürgeci akıl, tahakküm altında tuttuğu topluluğu böler, parçalar ve yönetilmesi daha kolay hale getirerek onu homojenleştirir. Herkesi ve her şeyi özünden kopartıp bir bulamaç haline getirir. Bu bulamacın içerisinde “öteki” kabul görmez. İtilir. Genel kabullere uymayan ya da sistemin gidişatını tehdit eden herkes ve her fikir ötelenir. Kötü addedilir. Avrupalı işgalciler de, cadılık suçlamasıyla bu kıtalarda aynı şeyi yapmıştır. Bir yandan cadı addettiklerini kendi katlederken diğer yandan köklerinden ve inanışlarından kopartıp Hristiyanlaştırdığı yerli halkı birbirine kırdırmak için cadılık mitini yerlilere zikretmiştir. Böylece hala eski geleneklerini sürdürmeye çalışan, ilkel, asi, şifacı, büyücü ve tembeller kendi halklarınca katledilecek hem de kendisini sömürene yönelmesi gereken kolektif öfke yerlilerin kendi içinde patlayacaktır.

Cadılık, rahatsız olduğundan kurtulmak aynı zamanda da tebaasını daha rahat kontrol etmek için muktedirin uydurduğu bir yalandır. İşte bu yüzden her iktidar, her dönemde kendi cadısını yaratmıştır. Sovyetlerle soğuk savaş halinde olan “Truman ABDsi”nde alakalı alakasız her muhalifin ajan diye içeriye tıkılmasına tarihte “cadı avı” diye anılması boşuna değildir.

Her ne kadar yok edilmek, ötelenmek istenen herkese cadı denmese de, maruz kaldıkları baskılar “cadı”larınkiyle aynıdır. Öteki; kaba, pislik, yumuşak, hain, ilkel ve günahkardır. “Yavuz Selim Osmanlısı”nda katledilen Aleviler, Işid ve T.c’nin kurtulmak istediği Kürtler, erkek egemen algının yutmak istediği kadınlar ve eşcinseller cadıdırlar. Cadı, muktedirlerin iktidarlarını devam ettirmesine engel olabilecek potansiyeli bulunduran herkestir.

Avrupa’da Ortaçağ’da var olup sonra ortadan kaybolan bir geleneğin Afrika’da hala yaşatılıyor olmasının nedeni kimilerinin kast ettiği gibi o bölge halkının cahilliği ya da geri kalmışlığı değil; ezenlerin ezilenleri kontrol etmekte ve onları birbirine düşürmekte kullandığı bir strateji olarak cadılığın bugün bile geçerliliğini koruyor olmasıdır! Keza olayların bundan sonraki gelişimi de böyle seyretmiştir.

Afrika’da her yıl binlerce insan cadı olduğu gerekçesiyle katlediliyor ya da yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kalıyor. Kıtadaki birçok devlet, yaşanan kıtlığın, hastalıkların ve yoksulluğun nedenini açık açık cadılara bağlıyor. Örneğin Batı Afrika ülkelerinde ortaya çıkan tetanos salgının birçok kişiyi yok etmesi üzerine devlet bir radyo yayını yaparak sorumluların cadılar olduğunu söylemiş ve birçok yaşlı kadın, dul ve çocuk katledilmiştir. Sadece Tanzanya’da 2005 – 2011 yılları arasında 3000 kişi cadı oldukları gerekçesiyle yakılmış, 1996 yılında Güney Afrika’da yerel mahkemelerce cadı diye anılan 300 kişi öldürülmüştür.

 

Didem Deniz Erbak

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 22. sayısında yayımlanmıştır.

The post “Cadı Avı Sürüyor”- Didem Deniz Erbak appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2014/10/30/cadi-avi-suruyor-didem-deniz-erbak/feed/ 0