cinsiyet – Meydan Gazetesi https://meydan1.org Anarşist Gazete Mon, 04 Mar 2019 08:16:21 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=5.3.13 Queer? https://meydan1.org/2019/03/04/queer/ https://meydan1.org/2019/03/04/queer/#respond Mon, 04 Mar 2019 08:16:21 +0000 https://test.meydan.org/2019/03/04/queer/ Eğer beden bir varlık değil de değişken bir sınırsa, geçirgenliği siyasi düzenlemeye tabi olan bir yüzeyse, toplumsal cinsiyet hiyerarşisine ve zorunlu heteroseksüelliğe ait kültürel sahada bir imleme pratiğiyse, toplumsal cinsiyet denen ve bedenin iç imlemini bedenin yüzeyinde kuran bu bedensel icrayı kavramamız için geriye hangi dil kalıyor? Judith Butler İngilizce queer kelimesinin Türkçe’deki karşılığı garip, […]

The post Queer? appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

Eğer beden bir varlık değil de değişken bir sınırsa, geçirgenliği siyasi düzenlemeye tabi olan bir yüzeyse, toplumsal cinsiyet hiyerarşisine ve zorunlu heteroseksüelliğe ait kültürel sahada bir imleme pratiğiyse, toplumsal cinsiyet denen ve bedenin iç imlemini bedenin yüzeyinde kuran bu bedensel icrayı kavramamız için geriye hangi dil kalıyor?

Judith Butler

İngilizce queer kelimesinin Türkçe’deki karşılığı garip, tuhaf, yamuktur; argoda ise ibne anlamına gelir. İngilizceye Almanca çapraz kesen, transversal anlamına gelen “quer”den geçmiştir. Queer teoride acayip, garip, tuhaf, yamuk, anormal olana; “normal”in dışında kalana ve bırakılana; normu ihlal edene bir gönderme vardır ve bu “anormali” yeniden anlamlandırma imkanı yaratma iddiası taşır.

1970-80 arasında akademide yükselen postyapısalcılıkta kendisine temeller bulan kavram, 1990’lardan itibaren toplumsal cinsiyet konusuna yoğunlaşan bireylerin dikkatini çekmeye başlayan bir teori haline geldi. Türkçe’de ise queer metinlerle 2000’li yıllardan itibaren çeviriler aracılığıyla karşılaştık.

Teori, öncelikle ABD’deki eşcinsel harekete ve LGBTİ’ler için korkunç yıllar olan 80’lere dayanıyor. AIDS salgınıyla (o dönemki adıyla GRID: Geylere Özgü Bağışıklık Yetersizliği) bir LGBTİ kırımı yaşanırken ABD, AIDS’in bir eşcinsel hastalığı olduğunu söylemiş, tedavi ücretlerini yüksek tutmuş, insanların ölümüne kayıtsız kalmıştı. Ölümleri görünür kılmak ve devletin yaydığı nefreti ayyuka çıkarmak amacıyla eylemler düzenleyen ACT-UP’ın içinden bir grup tarafından 1990’da Queer Nation isimli bir örgüt kurulmuştu. 90’lı yıllara kadar LGBTİ’leri aşağılamak için bir hakaret olarak kullanılan queer kelimesini sahiplenen ilk örgüt olan Queer Nation, o yıl düzenlenen New York Onur Haftası’nda “Queer’ler Bunu Okuyun!” başlıklı bildiriler dağıtmıştı.

Queer teori ise ilk defa Theresa de Lauretis tarafından -yine 1990’da- Kaliforniya Üniversitesi’nde düzenlenen bir konferansın başlığı olarak kullanılmıştı. Queer teorinin temel metinlerinden olan Judith Butler’ın Cinsiyet Belası da bu yılda yayınlanmıştı. Butler zamanla teorinin en bilinen isimlerinden biri haline geldi.

1001 Çeşit Bakış Açısı

En temelde cinsiyet ve cinsellikle ilgili normatif olanın nasıl düzenlendiği ve sapkınlık kategorilerinin nasıl oluşturulduğunu sorgulayarak yola çıkmıştır queer teori; normalliği kuran normların kuruluş ve işleyiş yapısını sorgularken amacının kenarda kalanın merkezi kazanması değil, merkezin yok edilmesi olduğu söylenir. Heteroseksüel kadınlık ve erkeklik kimliklerini olduğu kadar lezbiyen, gey, biseksüel, transeksüel, interseks ya da aseksüellik gibi kimlikleri de sorgular yani sorunu sadece heteronormativiteyle değildir; homonormativite ya da transnormativiteyle de mesafelidir. Butler’ın anlatımıyla queer “meşrulaştırılmış normların yanlış, gerçekdışı ve idrak edilemez addedilmiş bedenleri de kapsayacak şekilde genişletilmesinde ısrar etmek”tir.

Bugünse bu teoriyi LGBTİ’lere özgü bir kimlik politikası olarak okuyan da var, kimliksizleşme önerisi olarak savunan ve cinselliği özsel, benliğin içkin bir parçası olarak bir kimlik politikası olarak eşcinsel hareketine karşı bir duruş olarak gören de. Bu özcülüğü tamamen reddeden de vardır, stratejik özcülüğü savunan da, bunu cinsiyet kategorizasyonunun kabulü ve sürdürülmesi olarak gören de. Kimileri bir kimlik olarak queeri sahiplenirken kimi queer kuramcıları bu kavramın kimliği niteleyen bir terim olarak kullanılmasını sorunlu bulmaktadır.

Queer teori temelde cinsellik hiyerarşisini yeniden üreten asimilasyoncu hareketlere meydan okuma iddiasındadır. Ancak onun ezilen cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimlere sahip bireylerin kimliklerinin asimile edilmesinden ibaret olduğunu söyleyen eleştiriler de vardır.

Queer teori sabit değildir, akış halinde olduğu söylenir. Nasıl ortaya çıktığına dair bile pek çok farklı hikâye vardır. Kimileri kavramı sabit bir hale getirmeye çalışırken diğerleri bu sabitleme çabasına direnir. Bu akışkanlığı tutarsızlık olarak gören ve eleştirenler de vardır. Hal böyleyken, bunca tartışma varken toplumun büyük kısmı için queer daha da zor anlaşılır hale gelir, anlayanların da çoğu -maalesef- yanlış anlamıştır.

Gazetemizin bu sayısında başlattığımız Queer Teori Tartışmaları yazı dizisiyle var olan tartışmaları aktarmayı ve açıklık getirmeyi; kendi yorum ve eleştirilerimizi katmayı; queeri ya da queerleri tartışmayı ve tartıştırmayı planlıyoruz.

 

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 48. Sayısında yayınlanmıştır.

The post Queer? appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2019/03/04/queer/feed/ 0
” Hangisi ? ” – Dilan Yaman https://meydan1.org/2015/06/11/hangisi-dilan-yaman/ https://meydan1.org/2015/06/11/hangisi-dilan-yaman/#respond Wed, 10 Jun 2015 22:56:39 +0000 https://test.meydan.org/2015/06/11/hangisi-dilan-yaman/ “Pardon bir bakar mısınız? Fazla uzun sürmeyecek.” Eğer kalabalık bir caddede yürüyorsak hepimiz duymuşuzdur bu cümleleri. Vaktimiz varsa, ardından cevaplamamız istenilen bir dizi soruyla karşı karşıya kalırız. Bazen halihazırdaki, bazen de piyasaya yeni girmeye hazırlanan bir ürünle ilgilidir bu sorular. Gazoz ya da kahve, ped ya da çikolata, banka ya da sigorta, neyle karşılaşacağımızı bilemeyiz. […]

The post ” Hangisi ? ” – Dilan Yaman appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
Mann von der Presse hält ein Klemmbrett und ein Mikrofon

“Pardon bir bakar mısınız? Fazla uzun sürmeyecek.”

Eğer kalabalık bir caddede yürüyorsak hepimiz duymuşuzdur bu cümleleri. Vaktimiz varsa, ardından cevaplamamız istenilen bir dizi soruyla karşı karşıya kalırız. Bazen halihazırdaki, bazen de piyasaya yeni girmeye hazırlanan bir ürünle ilgilidir bu sorular. Gazoz ya da kahve, ped ya da çikolata, banka ya da sigorta, neyle karşılaşacağımızı bilemeyiz. Ama durmuşsak, sorulara da yanıtlar vermeye başlamışsak, bir anketin deneği olmuşuz demektir.

Yaş, cinsiyet, meslek gibi kişisel özelliklerimizi de öğrenmek isteyen bu anketlerde, bazen içerek, bazen de dokunarak o ürünle ilgili bize yöneltilen soruları seçenekler dahilinde işaretlememiz istenir.

Peki, neden? Neden bu sorular ve cevaplar, neden yüzdeler ve oranlar?

Anket sorularına verilen yanıtlar, tek tek sayılır, işlenir ve anket şirketince birer istatistiki bilgiye dönüştürülerek anketi yaptıran şirkete sunulur. İstatistiksel bilgiden elde edilen sonuçlar, her durumda, değiştirilme, gereğinden az ya da çok gösterilme, abartılma “risk”ini ve “imkan”ını taşır. Yoksa şirketleri binlerce dolar harcama yaparak anket yapmaya şevklendiren şey bu “imkan” mı?

Gerçekten de, hemen her gün karşılaştığımız anketler, uygulanma biçimi, soruların seçimi, vermemizi bekledikleri yanıtların sıralanması gibi bir çok ayrıntıyla, aslında, davranış biçimlerimizi, alışkanlıklarımızı, tercihlerimizi ölçmenin ötesinde bizi kendi ürünlerini satın almaya istekli de kılmaya yöneltiyor. Bunu da, anketlerden kendi hesaplamalarına göre elde ettiklerini söyledikleri sonuçlar pekiştirmiş oluyor. Yani anket de reklamın, tanıtımın bir parçası oluveriyor böylece.

Öyle ya, neticede, şirketlerin ana amacı kar elde etmek olduğuna göre, her bir yeni satış da kar olarak dönecektir. Daha fazla kar için de pazarı genişletmek gerekir. Peki pazarın durumu ne, işte hemen her gün yolumuza çıkan anketörlerin bize yaptırmaya çalıştığı anketlerin ana amacı da bu: pazar araştırması. Bize sorulan her soru ve bizim masumane verdiğimiz her cevap, şirketlere kar olarak dönebilir. Anketlerin gizli bir görevinin de, tüketim alışkanlıklarını değiştirip satın alma isteği uyandırmasıdır diyebiliriz.

Çalışanına yok, ankete var

Ancak, bir ürünün üretilmesi için gereken ham maddeyi, doğayı talan ederek elde eden şirketler, zaten çalışanlarına da en düşük ücretleri vererek kar marjlarını yükseltmeyi sürdürürken, pazar araştırması için bütçelerinden büyük büyük meblağlar ayırmaları ilginçtir. Elbette buradan da bir çıkarları vardır şirketlerin: şirketler, yeni ürünlerini pazara sunmadan önce yapacakları/yaptıracakları pazar araştırması anketleriyle pazarın risklerini önceden görebilme ve ona göre konum alabilme imkanı da bulmuş olurlar. Bu da onları daha da büyük, daha tekel, yani daha da adaletsiz kılar.

Anketlerin pazar araştırması dışında en yaygın kullanım alanlarından biri de bir okulda okuyanlar, bir mesleği yürütenler ya da bir kentte yaşayanlar gibi alanlara yönelerek, o alanlarla ilgili verileri toplar gibi yapıp aslında sorduğu sorularla ankete katılanları fişlemek. Yani “sizce…” diye başlayan sorular, aslında genel ekonomik ya da politik gidişatla ilgili, katılımcının görüşünü almak gibi masum bir soru gibi görünse de, eleştirel düşünceye ya da tam zıddı bir görüşe sahip olanları kolayca bulup ayıklamaya da pekala yarayabilir anketler. Bildiğimiz dilleri yazarak etnik kökenimizi bulmaları hiç de zor değil, okuduğumuz gazetelere bakarak politik görüşümüzü bulmaları pekala mümkün. İnancımız, mezhebimiz, hatta cinsel yönelimimiz, anketlerin bize sorduğu sorularla açığa çıkabilir ve bir gün aleyhimizde kullanılabilir bir veriye dönüşebilir. Hatta, bir üniversitenin yeni dönem öğrenci kaydı sırasında yaptığı ankette “hiç protesto eylemine katıldınız mı” sorusu, sizi doğrudan karakola da düşürebilir. Yani görüşümüz alınıyor diye verdiğimiz cevaplarla, kendi evimizin kapısına çarpı işareti yapmış olabiliriz.

İster bir ürün için yapılan pazar araştırması olsun, ister de bir alan soruşturması gibi olsun, anketler, asıl amaçlarını soruların ardına gizleyerek insanları aldatmakta, yönlendirici yanıt seçenekleriyle algımıza saldırıp davranışlarımızı etkileyerek kendi çıkarlarına uygun hale getirmeye çalışır.

“Fazla zamanınızı almayacak” bir soru da biz soralım: Bu yazıyı okuduktan sonra anketlere hala güvenebilirim diyebilir misiniz?

Dilan Yaman

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 27. sayısında yayımlanmıştır.

The post ” Hangisi ? ” – Dilan Yaman appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2015/06/11/hangisi-dilan-yaman/feed/ 0
“Ezber Bozan Böcek Neotrogla” – Oğuzhan Şahin https://meydan1.org/2014/07/27/ezber-bozan-bocek-neotrogla-oguzhan-sahin/ https://meydan1.org/2014/07/27/ezber-bozan-bocek-neotrogla-oguzhan-sahin/#respond Sun, 27 Jul 2014 13:17:01 +0000 https://test.meydan.org/2014/07/27/ezber-bozan-bocek-neotrogla-oguzhan-sahin/ Erkeği ve kadını, erkek veya kadın yapan özellikler nelerdir? Erkek olabilmek için bir penis, kadın olabilmek için bir vajina mı gerekir; yani cinsiyeti tanımladığımız şey sadece organ mıdır? – Tabii ki hayır. 2010 yılına kadar bilim insanları tarafından tanımlanan cinsiyet, her zaman erkek için bir penis, kadın içinse bir vajinadan ibaretti. Ancak 2010 yılında Rodrigo […]

The post “Ezber Bozan Böcek Neotrogla” – Oğuzhan Şahin appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
Erkeği ve kadını, erkek veya kadın yapan özellikler nelerdir? Erkek olabilmek için bir penis, kadın olabilmek için bir vajina mı gerekir; yani cinsiyeti tanımladığımız şey sadece organ mıdır? – Tabii ki hayır. 2010 yılına kadar bilim insanları tarafından tanımlanan cinsiyet, her zaman erkek için bir penis, kadın içinse bir vajinadan ibaretti. Ancak 2010 yılında Rodrigo Ferreira, bulduğu böcekleri Entomolog Charles Lienhard’la beraber incelemeye başladı. Bu cins böceklerde araştırma yapan Japonya’nın Hokaido Üniversitesi’nden Kazunori Yoshizawa da “Cinsiyet rolü değişikliği, bir çok başka hayvanda daha önce bulunmuştu; ama üreme organlarının ters olduğu ilk örnek Neotrogla.’’ diyor. Neotrogla dişisinin ginosom adı verilen penis benzeri organı, erkeğin vajinaya benzer organına girdiğinde şişiyor ve organın içindeki dikenler sayesinde iki böcek birbirine yapışıyor. Erkeğin enerji harcayarak oluşturduğu “gerdek hediyesi” diye tanımladıkları kapsül ile dişi, penis benzeri organı yardımıyla döllenme için ihtiyacı olan spermi ve yaşamsal faaliyetleri için gerekli olan besini emiyor. Neotrogla cinsi böcekler, Brezilya’nın doğusundaki mağaralarda yaşıyor. Yoshizawa ve arkadaşları, bu form değişikliğinin mağaranın ekstrem koşullarında besin bulmakta zorlanıldığı için olduğunu tahmin ediyor ve dişi Neotrogla’da nasıl penis geliştiğini açıklayabilmenin önem taşıdığını söylüyor. Bir çoğumuzun “cinsiyet” denildiğinde biyolojik olarak aklına gelen şey, üreme organlarındaki farklılık. İnsanlar için bir dişi 44+XX ve erkek 44+XY olarak tanımlanır. Bu kromozomsal farklılığın bir sonucu olarak cinsiyet oluşur. Erkek üreme hücrelerini oluşturan XY kromozomları iken, dişi üreme hücrelerini oluşturan bu XX kromozomlarıdır ve hücresel farklılaşma bireylerde bu şekilde gelişir. Kimi canlılarda ise çiftleşme dönemindeki rol değiştirme, yani bazen erkek bazen dişi rolüne bürünme; beslenmeyle, bulundukları suyun kirliliğiyle ve sıcaklık gibi dış etkenlerin sonucunda cinsiyetin belirlenimi ile farklılık gösterir. Bazı canlılarda, tek bir hayvan üzerinde iki farklı üreme özellikleri barındırılır.Doğadaki bu olgunun işleyişi, insanın algıladığı gerçekliğin zıddı bir şekilde gerçekleşiyor. Toplumun “normallik” sınırlarına sığmayan ve insanın oluşturduğu bu kavramların doğada ifade bulmayacağı aşikardır. İnsanların insana has özellikler yüklediği canlıların davranışlarında, esasen farklı sorunsallara dayanan çözümlerdir. Biyoloji, yine bu tarz davranış değişikliklerini canlının karakterinin bütününe ya da varoluşuna değil; türün soyunun devamlılığı gibi çeşitli etkenlere bağlar. Biyolojik olarak cinsiyet, üreme sırasında canlıların aldığı görevler üzerinden gerçekleşmiş farklılıkların isimlendirilmesinden başka bir şey değildir. Yani ne dişi bir kedi alımlı, ne de erkek bir köpek delikanlıdır. Türün var olabilmesi adına böylece gerçekleşmiş olan üreme organlarının değişikliği ile, dişi ve erkeğin biyolojik olarak üreme vasfı, faaliyete dönüşmüş oluyor. Bu ekolojik gerçekliğin farklı yorumlanması da, içinde bulunduğumuz toplumsal cinsiyet algısının ne denli vahim bir durum olduğunu bu yönüyle de ortaya koyuyor. Toplumsal cinsiyet şartlanmışlığıyla yapılan yaklaşımlar, karşılıklı yardımlaşma temelinde olan canlıları farklı kutuplara sürüklüyor. Kadınlar, toplumsal olarak “ev kadınlığı” ve “analık”ın uzantısı olan işlevleri yerine getirmeye tabi tutuluyorlar. Biyolojik cinsiyetin aksine, toplumsal cinsiyet farklılığı; bulunulan çevre ile sosyalleşme süreci içerisinde oluşmakta, bu nedenle toplumdan topluma, kültürden kültüre değişebilmektedir. Neotrogla cinsinin örneğindeki gibi, neslin devamını sağlamak ve doğadaki diğer yaşamsal alanlarda karşılıklı yardımlaşma olarak yorumlayabileceğimiz bu gibi olaylar dizisinin yaşam alanlarımızda aynı biyolojik türden olduğumuz insanlarda nadiren karşılaşılan bir içgüdüsel davranış olması, şüphesiz ki bu konunun muhattabı olan bizlerin sorunlarının kaynağıdır. Şimdi ise, ezberi bozan bir canlı türü ile karşı karşıyayız, ki Neotrogla “evin direği ‘erkek’tir” söylemini alt-üst ediyor ve bize içinde bulunduğumuz ilişki biçimini sorgulayabilme fırsatı sunuyor. Meydan Gazetesi- Ezber Bozan Böcek Neotrolga   Oğuzhan Şahin Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 20. sayısında yayımlanmıştır.

The post “Ezber Bozan Böcek Neotrogla” – Oğuzhan Şahin appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2014/07/27/ezber-bozan-bocek-neotrogla-oguzhan-sahin/feed/ 0