dersim katliamı – Meydan Gazetesi https://meydan1.org Anarşist Gazete Sun, 03 May 2020 21:58:33 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=5.3.13 Dersim: Tertele,Katliam ve Sürgünle Geçen 81 Yıl https://meydan1.org/2018/05/04/dersim-tertelekatliam-ve-surgunle-gecen-81-yil/ https://meydan1.org/2018/05/04/dersim-tertelekatliam-ve-surgunle-gecen-81-yil/#respond Fri, 04 May 2018 06:54:51 +0000 https://seninmedyan.org/?p=36949 Devlet tarafından,  4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararı ile uygulamaya konarak,  on binlerce sivilin katledildiği ve yaşam alanlarından sürüldüğü Dersim Katliamı, Dersimlilerin, “Tertelu Viren-İlk Tertele” denilen 1915 Ermeni Soykırımı’na atfen “Tertelu Peen-Son Tertele” ya da  “Tertele Kırmancu, Tertele Zazawu” şeklinde de ifade ettiği “Tertele-Soykırım” 81 yıl önce bugün başladı. 25 Aralık 1935’te çıkarılan Tunceli Kanunu ile […]

The post Dersim: Tertele,Katliam ve Sürgünle Geçen 81 Yıl appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

Devlet tarafından,  4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararı ile uygulamaya konarak,  on binlerce sivilin katledildiği ve yaşam alanlarından sürüldüğü Dersim Katliamı, Dersimlilerin, “Tertelu Viren-İlk Tertele” denilen 1915 Ermeni Soykırımı’na atfen “Tertelu Peen-Son Tertele” ya da  “Tertele Kırmancu, Tertele Zazawu” şeklinde de ifade ettiği “Tertele-Soykırım” 81 yıl önce bugün başladı.

25 Aralık 1935’te çıkarılan Tunceli Kanunu ile devlet tarafından başlatılan katliam,sürgün ve soykırım sürecinde ilk olarak, 4 Ocak 1936’da Dersim’in adı “Tunceli” olarak değiştirildi.Tunceli,devletin yaklaşık bir yıl sonra başlatacağı katliam ve soykırım operasyonuna,  “Dersim’e devletin tunç eli değecek” söylemine atfedilerek fiilen verdiği isimdi.

Dersim’de katliam,sürgün ve tertele, 1938 sonlarına dek yoğun bir şekilde sürdü.15-18 Kasım 1938 tarihleri arasında Seyyid Rıza ve arkadaşlarının idam edilmesiyle katliam fiilen sonlandırıldı ancak devletin saldırıları 1939 yılı boyunca aralıklarla sürdü. Resmi olmayan rakamlara göre katliamdan 72 bin kişi doğrudan ya da dolaylı olarak etkilendi.

1923’te Cumhuriyetin ilanı ile birlikte “ulus devlet” inşasına girişen TC’nin gerçekleştirdiği Dersim Katliamı, fiziksel soykırımın ötesinde, yer değiştirmeye zorlanan yetişkinler ve ebeveynleri katledilerek,evlatlık verilen kız çocukları gibi gerçekler düşünüldüğünde kültürel bir soykırım amacı da taşıyordu.

Dersim Katliamı,üzerinden 81 yıl geçmesine karşın bugün hala devletin yürüttüğü operasyonlar,ilan ettiği yasak askeri bölgeler ve şirketler aracılığıyla inşa edilmek istenen barajlarla fiilen sürdürülüyor.

The post Dersim: Tertele,Katliam ve Sürgünle Geçen 81 Yıl appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2018/05/04/dersim-tertelekatliam-ve-surgunle-gecen-81-yil/feed/ 0
Dersim Katliamı için Galatasaray’da Eylem https://meydan1.org/2017/05/04/dersim-katliami-icin-galatasarayda-eylem/ https://meydan1.org/2017/05/04/dersim-katliami-icin-galatasarayda-eylem/#respond Thu, 04 May 2017 16:56:14 +0000 https://seninmedyan.org/?p=4455 80.yıldönümünde Dersim Katliamı için eylem gerçekleştirildi.Galatasaray Meydanı’nda Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) tarafından düzenlenen eylemde basın açıklaması okunarak katliamda yaşamını yitirenler için  anma gerçekleştirildi.Gönüllü muhabirimizin aktardığı bilgiye göre eylem yoğun polis ablukası altında gerçekleştirildi.

The post Dersim Katliamı için Galatasaray’da Eylem appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

80.yıldönümünde Dersim Katliamı için eylem gerçekleştirildi.Galatasaray Meydanı’nda Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) tarafından düzenlenen eylemde basın açıklaması okunarak katliamda yaşamını yitirenler için  anma gerçekleştirildi.Gönüllü muhabirimizin aktardığı bilgiye göre eylem yoğun polis ablukası altında gerçekleştirildi.

The post Dersim Katliamı için Galatasaray’da Eylem appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2017/05/04/dersim-katliami-icin-galatasarayda-eylem/feed/ 0
Dersim Katliamı: 80 Yıl Önce Bugün Başladı https://meydan1.org/2017/05/04/dersim-katliami-80-yil-once-bugun-basladi/ https://meydan1.org/2017/05/04/dersim-katliami-80-yil-once-bugun-basladi/#respond Thu, 04 May 2017 13:01:15 +0000 https://seninmedyan.org/?p=4438 Dersim’de devlet tarafından on binlerce sivilin katledildiği ve sürüldüğü Dersim Katliamı (Tertele) 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararı ile uygulamaya konmaya başlandı.Bu süreci de hazırlayan ise 25 Aralık 1935’te çıkarılan Tunceli Kanunu idi.Bu kanun sonunda 4 Ocak 1936’da Dersim’in adı “Tunceli” olarak değiştirildi.Tunceli,devletin yaklaşık bir yıl sonra başlatacağı katliam ve soykırım operasyonuna fiilen verdiği isimdi ve […]

The post Dersim Katliamı: 80 Yıl Önce Bugün Başladı appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

Dersim’de devlet tarafından on binlerce sivilin katledildiği ve sürüldüğü Dersim Katliamı (Tertele) 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararı ile uygulamaya konmaya başlandı.Bu süreci de hazırlayan ise 25 Aralık 1935’te çıkarılan Tunceli Kanunu idi.Bu kanun sonunda 4 Ocak 1936’da Dersim’in adı “Tunceli” olarak değiştirildi.Tunceli,devletin yaklaşık bir yıl sonra başlatacağı katliam ve soykırım operasyonuna fiilen verdiği isimdi ve “Dersim’e devletin tunç eli değecek” söylemine atfedilmişti.

Katliam 1938 sonlarına dek yoğun bir şekilde sürdü.15-18 Kasım 1938 tarihleri arasında Seyid Rıza ve arkadaşlarının idam edilmesiyle katliam fiilen sonlandırıldı ancak devletin saldırıları 1939 yılı boyunca aralıklarla sürdü. Resmi olmayan rakamlara göre katliamdan 72 bin kişi doğrudan ya da dolaylı olarak etkilendi.

1923’te Cumhuriyetin ilanı ile birlikte “ulus devlet” inşasına girişen TC’nin gerçekleştirdiği Dersim Katliamı, fiziksel soykırımın ötesinde, yer değiştirmeye zorlanan yetişkinler ve ebeveynleri katledilerek,evlatlık verilen kız çocukları gibi gerçekler düşünüldüğünde kültürel bir soykırım amacı da taşıyordu.

Dersim Katliamı,üzerinden 80 yıl geçmesine karşın bugün hala devletin yürüttüğü operasyonlar,ilan ettiği yasak askeri bölgeler ve şirketler aracılığıyla inşa edilmek istenen  barajlarla fiilen sürdürülüyor.

The post Dersim Katliamı: 80 Yıl Önce Bugün Başladı appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2017/05/04/dersim-katliami-80-yil-once-bugun-basladi/feed/ 0
Yangının Anlattıkları – Özgür Erdoğan https://meydan1.org/2015/09/14/yanginin-anlattiklari-ozgur-erdogan/ https://meydan1.org/2015/09/14/yanginin-anlattiklari-ozgur-erdogan/#respond Mon, 14 Sep 2015 17:39:09 +0000 https://test.meydan.org/2015/09/14/yanginin-anlattiklari-ozgur-erdogan/ Özellikle son iki ay içerisinde, Kürdistan coğrafyasında ardı ardına yangınlar patlak veriyor. Yangınların bilhassa Kürt Özgürlük Hareketi’nin ağırlıklı olarak faaliyet yürüttüğü Amed, Dersim ve Şirnex’te yoğunlaşması ise, akıllara 90’lı yılları getiriyor. Her ne kadar “yakıp yıkma”, dünya üzerindeki devletlerin “imha” politikalarından biri olsa da, bu yıllarda T.C devleti belirgin bir strateji olarak, köy boşaltmalarla bu […]

The post Yangının Anlattıkları – Özgür Erdoğan appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

yangın

Özellikle son iki ay içerisinde, Kürdistan coğrafyasında ardı ardına yangınlar patlak veriyor. Yangınların bilhassa Kürt Özgürlük Hareketi’nin ağırlıklı olarak faaliyet yürüttüğü Amed, Dersim ve Şirnex’te yoğunlaşması ise, akıllara 90’lı yılları getiriyor. Her ne kadar “yakıp yıkma”, dünya üzerindeki devletlerin “imha” politikalarından biri olsa da, bu yıllarda T.C devleti belirgin bir strateji olarak, köy boşaltmalarla bu yönteme sık sık başvurmuş, bu coğrafyada yaşamını sürdüren tüm canlı hayatını hedefleyen birçok kundaklamaya imza atmıştır.

Tarihin Not Düştükleri

Yukarıda da belirttiğimiz üzere, devletlerin “imha” ve “koşulsuz itaat” için ormanları ve köyleri yakması bir strateji olarak görülür. T.C devleti, kurulduğu ilk günden bu yana bu savaş taktiğini özellikle Kürtler üzerinde defalarca kullanmıştır. T.C tarihinde, böylesi bir “politik orman yangını vakası” ilk olarak 1925’de Şeyh Sait İsyanı sırasında yaşanmıştır. Aynı yıl onaylanan Şark Islahat Planı çerçevesinde isyanı bastırmaya çalışan devlet, birçok saldırı gerçekleştirmiş, bununla kalmayıp ormanlık alanlara ve dağ köylerine sığınan isyancıları “temizlemek” için ormanları ve köyleri ateşe vermiştir. Birçok mağara tahrip edilmiş, tarlalar kullanılamaz hale getirilmiş ve evcil hayvanlara ya askerin “et” ihtiyacını karşılamak için el konulmuş ya da keyfi olarak öldürülmüştür. Tabii ki “yangın”, isyanın bastırılması ve isyancıların katledilmesi ile durmamıştır. 20’li yıllardan 30’lu yılların sonuna kadar devam etmiştir bu katliamlar. 1938 yılına gelindiğinde, tüm Kürdistan’ı saran ateş, Dersim Katliamı’nın kolaylaştırıcılarından biri haline gelmiştir. Katliam sırasında birçok orman bombalanarak ya da doğrudan ateşe verilerek yakılmış, yine birçok mağara ateş çemberine alınarak buraya gizlenen isyancılar, dışarıya çıkmaya zorlanmıştır. Yine tarlalar yakılmış, hayvanlara el konulmuş ya da öldürülmüştür. Bu süreçte kaç ağaç yandı, kaç köy boşaltıldı, kaç dönüm toprak küle döndü bilmiyoruz ama 17 günlük süre içerisinde 7594 kişinin ölü ya da diri ele geçirildiğini düşünürsek, yaşamın bütünü için ne denli dehşet verici bir katliamla karşı karşıya kaldığımızı anlayabiliriz.

Benzeri yangınlar, irili ufaklı da olsa 80’li yıllara kadar devam etti. 1987 yılında çıkarılan ve Şark Islahat Planı’nın bir çeşit devamı olan Olağanüstü Hal (OHAL) yasası ile beraber yangınlar, daha sistematik ve daha kıyıcı olarak devam etmiştir. Köy boşaltmalar, orman yangınları, bombalamalar; dönemin karanlık atmosferinde yaşanan infazlara, askeri operasyonlara, işkencelere eşlik etmiştir. Devlet 94 – 99 yılları arasında 1102 bombalama ve kundaklama vakasının altına imza atmış, 1 ayda 33 ormanı yakmış ve toplamda 20 yıl boyunca 9.000 hektarlık ormanı “yaşamdan” temizlemiştir. Üstelik bu gelenek 2000’li yıllarda da devam etmiş, bu süre zarfında ise son iki üç ay içerisinde yaşanan orman yangınları ile adeta zirve noktasına ulaşmıştır.

Bu yazı yazılmaya devam edilirken, halen devam etmekte olan ve her gün bir yenisi patlak veren bu yangınlarla devlet ya da geniş ölçekte düşünürsek devletler ve iktidarlar neyi hedefliyorlar?

Meskeni Dağlar ve Ormanlar Olanlar

Öncelikle, ormanların ve dağların, gerillalar için bir sığınak olması, devleti bu bölgeleri sığınak olmaktan çıkartacak hamlelere yöneltiyor. Kaldı ki, ormanlar ve sarp kayalıklarla çevrilmiş dağlar her zaman için efendilerle, yasayla ve devletle derdi olanlar için bir sığınak olagelmiştir. Eşkıyalara, isyancılara ve ötekilere mesken olan bu yerler, efendiler ve iktidarlar için her zaman “tekinsiz” birer alan, kendi otoritesinin ulaşmadığı, halen içerisinde yaşamın kurallarının geçerli olduğu yerler olarak, “tedirgin edici” olarak anılıyor. Bu yüzden her zaman, içerisine büyük tesisler yapılıp sterilize edilmedikçe ya da kalekollarla çevrelenip güvenlikli hale getirilmedikçe içindeki tüm canlılarla beraber yakılıp yıkılması talan edilmesi vacip olarak görülüyor.

Bir Tahakküm ve Kar Aracı Olarak Grileştirme

Bir diğer neden ise, yakılıp yıkılan, düzleştirilen, griye boyanan her şeyin, daha net izlenebiliyor olması sayesinde daha rahat kontrol edilebilmesi. Üstelik ileride burada kurulmak istenen sanayi tesisleri için alan açılmış oluyor. Artık madenler daha rahat kurulabiliyor, HES’ler, güvenlik barajları ya da kaya gazı arama çalışmaları daha rahat yapılabiliyor. Yani yaşamdan temizlenmiş coğrafyalar, devlet denetiminin kat-i suretle uygulandığı alanlara dönüşüyorken yine aynı devlet tarafından, bu alanlar kapitalistlere altın bir tepsi içinde servis ediliyor!

Devlet Uyumu, Uyum Devleti Öldürür

Daha da ötesi, bir toprak parçasında yaşamın, “sağlıklı bir yaşamın” oluşabilmesinin olmazsa olmazını, yani uyumu, Ekolojik Uyumu bozuyor. Ekolojik Uyum sadece ağaçlarla ya da nesli tükenen hayvanlarla ilgilenmez, rengi yeşile çalsa da, aslında tüm renklerin uyumuyla süregelen bir yaşamdan bahseder. Bu uyumun kendisi, bir bölgede yaşayan insanlar, hayvanlar, bitkiler ve onlar arasındaki ilişkinin bütünüyle ilgilidir. Üstelik bu ilişkinin bütünündeki bir parçada yaşanan uyumsuzluk, bütünün uyumsuzluğuna neden olur. Dolayısıyla, Kürdistan’daki orman yangınları da “yazık ağaçlar yanıyor!” gibi bir safdillik ile değerlendirilemez. Kaldı ki, devlet sırf ağaç yakmak için orman yakmaz. Devlet de bu kadar etraflıca düşünür ve bozup yıkmak, dönüştürmek istediği bir “yer” ya da bir “toplum” için, sadece o yeri ya da toplumu hedef almaz. İnsanlarını katlettiği bir coğrafyanın ormanlarını, katırlarını, derelerini es geçmez.

Nihayetinde, bu yangınlardan çıkan şey sadece duman değil, aynı zamanda yığınla katliam, bol bol göç ve yok edilmek istenen bir halk, yani yaşamın ta kendisi oluyor!

Özgür Erdoğan

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 28. sayısında yayınlanmıştır.

The post Yangının Anlattıkları – Özgür Erdoğan appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2015/09/14/yanginin-anlattiklari-ozgur-erdogan/feed/ 0
“Linç Kültürü Devletin Kültürüdür” – Hüseyin Civan https://meydan1.org/2014/10/26/linc-kulturu-devletin-kulturudur-huseyin-civan/ https://meydan1.org/2014/10/26/linc-kulturu-devletin-kulturudur-huseyin-civan/#respond Sun, 26 Oct 2014 19:39:34 +0000 https://test.meydan.org/2014/10/26/linc-kulturu-devletin-kulturudur-huseyin-civan/ Kobanê dayanışma eylemleri süresince, farklı şehirlerden bir dizi linç haberi geldi. Esenyurt’ta Kabil Okyaytan’ın uğradığı saldırı, bütün saldırıların niteliğini anlamak açısından önemliydi. Okyaytan, önce bıçaklandı, sonra soyuldu ve yine darp edildi. Benzeri olaylara bu kadar sık rastlanıyor olması, “linç” denilen eylemin yaşadığımız coğrafyada sık başvurulan bir devlet hamlesi olduğunu gözler önüne seriyor. Aslında bu durum, […]

The post “Linç Kültürü Devletin Kültürüdür” – Hüseyin Civan appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
Kobanê dayanışma eylemleri süresince, farklı şehirlerden bir dizi linç haberi geldi. Esenyurt’ta Kabil Okyaytan’ın uğradığı saldırı, bütün saldırıların niteliğini anlamak açısından önemliydi. Okyaytan, önce bıçaklandı, sonra soyuldu ve yine darp edildi. Benzeri olaylara bu kadar sık rastlanıyor olması, “linç” denilen eylemin yaşadığımız coğrafyada sık başvurulan bir devlet hamlesi olduğunu gözler önüne seriyor. Aslında bu durum, sivil bir tepki gibi gösterilmeye çalışlan “linç” eyleminin devletli kökenini ortaya koymak açısından önem taşıyor.

Mr. Lynch ve Yasaları

1911’de, ABD Oklahoma’da Laura ve L.D. Nelson isimli anne-oğul iki siyah, yaşadıkları bölgenin yakınlarında bir köprüde asılı olarak bulunurlar. Asılı haldeyken köprünün üstünde fotoğraf çektiren 58 “insan”la birlikte. Olaya neden olan iddia, beyaz bir çiftlik sahibinin ineğinin çalınmasıydı. Hırsızlık iddiasıyla gözaltına alınan anne-oğul, bir şekilde hücrelerinden çıkarılmış ve “ibret-i alem” olsun diye köprüden sallandırılarak asılmışlardır.

Bu tarihlerde, özellikle ABD’de bu örneklerin çoğaltılabiliyor oluşu, benzer eylemlerin siyahlara yönelik bir linç kampanyasına dönüşmesiyle ilgilidir.

Linç kelimesinin anlamı da bu hikayelerle ilintilidir. Kelimenin kökü herhangi bir anlama sahip değil. Kelime, ABD’de iç savaş sırasında ortaya çıkan bir kişinin isminden türeyerek gelmiş. Charles Lynch gibi Lynch soyadına sahip birkaç isimle ilişkilendirilen bu sözcük, soyadı Lynch olanların sosyo-ekonomik karakteriyle anlam kazanıyor. Bu karakterler, köle sahibi çiftlik ağaları ya da askerdir.

Bu köle sahibi çiftlik ağasının, “asayiş tam anlamıyla sağlanamadığından” mülk sahiplerinin arazilerini ve hayvanlarını korumak için kullandığı “filli yasalar” Lynch Kanunu diye adlandırıldı. Lynch Kanunu’nun mağdurları yoğunluklu olarak siyah ya da yoksul olanlardı. Kanun, suç işlendiği zaman zanlıyı yakalayıp, mülk sahiplerinden oluşanların kararıyla zanlının ağaca asılmasıyla işliyordu. Dolayısıyla kelimenin ilk anlamı, yargısız infazdı.

Linç 1960’ların ortalarına kadar siyahlara karşı uygulandı. Hatta bu devletin, siyahlara yönelik bir politikası haline gelmişti. Devlet politikası ve linç arasındaki bu ilişki “linç”in mahiyetini anlamak açısından önem taşıyor.

linç

1934 Trakya Olayları

1934 yılında, Trakya’da yaşayan Yahudilere yönelik bir dizi linç girişimi yaşandı. Söz konusu TC tarihi olunca, devletin kuruluş aşamasında uyguladığı katliamları bir kenara bıraksak bile, benzer örnekleri çoğaltmak mümkün (6-7 Eylül Olayları, Maraş, Çorum, Sivas Katliamları). 1934 yılında yaşananlar, Nihal Atsız ve Cevat Rıfat Atilhan’ın Yahudilere yönelik ırkçı yazılarıyla beraber başlayan, Yahudilere ait evlerin, dükkanların yağmalandığı, onlarca Yahudi’nin öldürüldüğü ve on binlercesinin de göç etmek zorunda bırakıldığı 2 haftalık bir linç girişimiydi. Linç denildiğinde çok da akla gelmeyen Trakya Olayları ve buna benzer örnekleri çoğaltmak için TC’nin toplumsal tarihine bakmak yeterli olacaktır. Bu yaşananları Dersim benzeri katliamlardan farklı kılan, ortaya çıkan şiddetin doğrudan devlet eliyle değil de bireylerin ya da grupların eliyle yapılıyor olma durumuydu.

Devletin Görünmez Eli

Aslında linç eylemindeki devlet etkisini görünmez kılan da bu durumdur: Linç eyleminde bulunanların, suçu anonimleştirilerek toplumsal bir tepki havası veriliyor oluşu… Linç, meşru şiddet kullanma tekeline tek sahip devletin “yetemediği” yerlerde, bireylerin sözde kendi adalet kavrayışlarına uygun olarak suçluları belirleyip, o an ceza vermeleri gibi görülebilir.

Linç eylemine ilişkin yukarıdakine benzer bir açıklama, eylemin “normalleştirilmeye” çalışılması ile ilgilidir. Zaten medya da bu bakış açısına uygun olarak, lince maruz kalana değil, linç girişiminde bulunanlarla bir duygudaşlık yaratmaya çalışır. Bunun nedeni, bu normalleştirilmeyle ilgilidir. “Toplumsal hassasiyetler” adı altında işletilen aslında devletin normalleriyle ilgilidir.

Bu normaller, devletin varoluş değer ve pratikleriyle ilgilidir. Bu “normal”in dışında kalan her şey, toplumun varlığına tehdittir! O yüzden lince maruz kalan kesimler “marjinal” ilan edilmiştir.

Linç eylemleri genelde değerlendirilirken, ya münferit eylemler olarak gösterilip önemsizleştirilmeye çalışılır ve böylece devlet sorumluluğu üstünden atmış olur ya da konu, devlet iktidarından ayrı bir eylemlik olarak gösterilir. Yani linç eyleminde bulunanlar, devlet otoritesine güvensizlikten kaynaklı, bu normali korumaya çalışmaz. Eylemlerin hedefi zaten devlet otoritesini tehdit edenlere yöneliktir.

İstisnai Haller

Eylemde bulunan bireyler her ne kadar devletten ayrı tutulursa tutulsun, linç eylemi devletle alakalı bir eylemdir. Devletin, hukuk yoluyla oluşturamadığı düzeni sağlamak için şiddete ihtiyaç duyduğu zamanlarda ortaya çıkar.

Linç, devletle ilintilendirilmekten özellikle kaçırılır. Çünkü bu şiddet linç sırasında ortaya çıkan, Carl Schmitt’in deyimiyle “hukuk oluşturucu egemenliğe işaret etmektedir”. Burada mevzu bahis şiddet, devletin varoluş sorunuyla ilgilidir; bir yandan meşruluğunu hukuka dayandırmak, öte yandan düzeni sağlarken dayandığı hukukun dışına çıkmak…

Aslında mesele, siyasal iktidarın mı yoksa hukukun mu üstün olduğu tartışmasıyla doğrudan ilgilidir. Siyasal iktidarın “yasa kurucu” ve “yasa koruyucu” niteliğinin, onu hukuktan daha üstün bir konuma yerleştirmesi hukukun başat ontoloji tartışmalardandır.

Siyasal iktidar, istisnai hallerde hukuku askıya alır. Hukuka rağmen, onu işlevsiz bırakan bu tutum, devletin hukuka dayalı meşruluğunu tehlikeye düşürür. Tehlikeye düşen aynı zaman da, şiddet tekelinin meşruluğudur. Bu durum siyasi iktidarın, hukuku kurduğunun göstergesidir. Bu durumda istisna olmaktan ziyade, “doğal”dır. Siyasal iktidar, yukarıda da belirtildiği gibi hukuka, kurucu ve koruyucu ilişki temelinde yaklaşır. Siyasal iktidarın hukuku belirlediği bu ilişki devletin varlığı sorunsalıyla ilişkilidir.

Giorgio Agamben’in “istisna hali” olarak adlandırdığı ilişki, iktidarın gücünü nereden aldığını analiz etmek adına önem taşır. İstisna haller, gerekçeler gösterilerek hukukun askıya alındığı süreçlerdir. Bu istisnai durumda, siyasal iktidarı hukukun üstüne taşıyan unsur; şiddet aracına olan yakınlıktır.

Carl Schmitt’e göre istisnai hallerde “devletin değerleri” devlet tarafından yok edilebilir. (Carl Schimtt’in Nazi Almanyası’nda, Nasyonal-Sosyalist Hukukçular Birliği’nden olduğunu düşündüğümüzde bu iddia çok şaşırtıcı gelmez.)

Paradoks

Devletin yarattığı değerler, uygulanacağı ortama ihtiyaç duyar. Dolayısıyla, hukuki düzenin anlamlı olabilmesi için düzenin oluşturulması zorunludur. Ancak düzen bozulduğunda, devlet bu değerlerden uzaklaşır. Hukuki düzenin dışına çıkar. Yani otorite, hukuk üretmek için haklı olmak gerekmediğini kanıtlar.

Varsayılan devletin gücünü hukuktan aldığı yanılsaması bir kez daha ortaya çıkmış olur. Devlet iktidarının işleyişi yasaların üstündedir.

Kamu Düzeni Hukukla Değil, İtaatle Sağlanır

Linç eylemi de bu istisnai hallerden biridir. Aslında devlet iktidarını sağlayan durum, bu istisnailiğin bir kültür olarak, egemenliğini tuttuğu sınırlar içerisinde vatandaşları tarafından yaşatılmasıdır.

Her linç, mevcut devletin değerlerinin tekrar ve tekrar üretilmesidir. Toplumsal hassasiyetler olarak kavramlaştırılan, devletin ezilenler üzerindeki baskısını, zorbalığını, yeri geldiğinde yok etme tekelini oluşturan değerlerdir.

İstisnasız bir şekilde, bu değerlerin ezilenlerin lehine olmayan değerler olduğu, hatta doğrudan ezilenleri iktidar ilişkisinde aynı konumda tutmak için yaratılan değerler olduğu açıktır. Linç eyleminin içerisinde bulunanlardan sağlanılan itaatle, devlet kamu düzenini sağladığını varsayar. Bu itaatkar insan grubunun mahiyeti her ne kadar Stockholm Sendromu benzetmesiyle açıklanabilir olsa da, ortada unutulmaması gereken başka bir durum daha vardır.

Linç, ötekinden korkan, ötekiyle başedemeyeceğini anlayanların uyguladığı bir yöntemdir. Linç eylemlerinin artması, itaat etmeyenlerin de arttığının göstergesidir. Serhildan süreciyle beraber yaygınlaşan, devletin bu iktidarlı değerler kümesinin karşısında; birbiriyle dayanışan ve paylaşan; özgürlük ve adalet için başkaldıranların oluşturduğu değerlerdir.

Hüseyin Civan

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 22. sayısında yayımlanmıştır.

The post “Linç Kültürü Devletin Kültürüdür” – Hüseyin Civan appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2014/10/26/linc-kulturu-devletin-kulturudur-huseyin-civan/feed/ 0
” Devletin Katliam Alevilerin İSYAN Geleneği VAR “- Mercan Doğan https://meydan1.org/2014/01/13/devletin-katliam-alevilerin-isyan-gelenegi-var-mercan-dogan/ https://meydan1.org/2014/01/13/devletin-katliam-alevilerin-isyan-gelenegi-var-mercan-dogan/#respond Mon, 13 Jan 2014 18:44:06 +0000 https://test.meydan.org/2014/01/13/devletin-katliam-alevilerin-isyan-gelenegi-var-mercan-dogan/ “Gezi protestosu, bir Alevi ayaklanmasıdır.” şeklindeki açıklamalara neden olan ve öncesinde güvenlik birimleri hazırladı denilerek örtbas edilmeye çalışılan Emniyet Müdürlüğü’nün “gezi analizi” raporu, aslında devlet tarafından her bireyin nasıl fişlendiğinin bir göstergesi daha oldu. Güvenlik Birimlerinin “Gezi Analizi”, Fişlemenin Kanıtı “Gezi Analizi” raporunda, 28 Mayıs’ta başlayıp Eylül’ün ilk haftasına kadar süren bu sürede gerçekleştirilen Gezi […]

The post ” Devletin Katliam Alevilerin İSYAN Geleneği VAR “- Mercan Doğan appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
“Gezi protestosu, bir Alevi ayaklanmasıdır.” şeklindeki açıklamalara neden olan ve öncesinde güvenlik birimleri hazırladı denilerek örtbas edilmeye çalışılan Emniyet Müdürlüğü’nün “gezi analizi” raporu, aslında devlet tarafından her bireyin nasıl fişlendiğinin bir göstergesi daha oldu.

Güvenlik Birimlerinin “Gezi Analizi”, Fişlemenin Kanıtı

“Gezi Analizi” raporunda, 28 Mayıs’ta başlayıp Eylül’ün ilk haftasına kadar süren bu sürede gerçekleştirilen Gezi Parkı eylemlerin değerlendirmesinin ortaya konulduğu belirtildi. Raporun diliyle “Gezi Parkı olayları çerçevesinde”, 80 kentte (Bayburt hariç) 5 bin 532 eylem ya da etkinlik gerçekleştirildi. Eylemlere yaklaşık 3 milyon 600 bin kişi katıldı. 5 bin 513 kişi gözaltına alınarak soruşturma kapsamına alındı. Soruşturmalarda 189 kişi tutuklandı. 1 polis öldü, 697 polis yaralandı. 4 bin 329 direnişçi yaralandı, 5 direnişçi katledildi. Analizde tabi ki, Lice’de kalekol yapımına direnirken askerlerin açtığı ateş sonucu katledilen Medeni Yıldırım yok. Gözaltına alınanlar üzerinden hazırlanan raporda; kadın-erkek yüzdeleri, eğitim düzeyleri, ekonomik göstergeleriyle ilgili veriler de mevcut.

Analizin en dikkat çekici bölümü ise şöyle:

“Yine şüphelilerin yüzde 78’si Alevi kökenli olup bazı sendikalar/sivil toplum örgütleri, taraftar grupları içinde yer alanlar, ulusalcı, laik kesimler. Yüzde 12’si siyasi partilerle ilişkili, yüzde 6’sı marjinal sol oluşumlar içinde, yüzde 4’ü ise terör örgütleri ve yasal uzantıları içinde yer alıyor.”

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yapmış olduğu bu analiz, yıllardır “asılsız iddia” olduğunu ileri sürdüğü fişleme uygulamasına aleni kanıt niteliğinde. Alevileri görmezden gelen, hiçbir alanda tanımayan, fırsat buldukça da katleden devletin polisi, kimlerin Alevi olduğunun bilgisine sahip olduğunu ağzından kaçırarak açık verdi bir nevi.

Taksim Direnişi; Öfkenin, Sabrı Aşıp Sokaklara Taşması

Aslında evet, “Gezi protestoları, bir Alevi ayaklanmasıdır.” Taksim Direnişi, birbirinden farklı sınıfsal, etnik, inanç grupları ve toplumun çeşitli ezilen katmanlarını eylemde bir araya getirdi. Temmuz 2013 tarihli Meydan Gazetesi’nde Emrah Tekin’in “Gezi Parkı Direnişi, Sadece Gezi Parkı Direnişi Değildir!” başlıklı yazıda yazdığı gibi; Sünni-İslam merkezli yaklaşıma, kadın bedenine ve yaşamına müdahaleye, sınavlarla yaratılan rekabete ve adaletsizliğe, taşeronlaşmaya ve kapitalist sömürüye, kentsel dönüşüm bahanesiyle soylulaştırmaya ve yıkımlara, LGBTİ bireylere yönelik polis şiddetine ve linç girişimlerine, daha birçok baskı ve yasaklamaya karşı duyulan öfkenin, sabrı aşıp sokaklara taşmasıdır Taksim Direnişi. Dolayısıyla; evet, Gezi protestoları, bir Alevi isyanıdır. Aynı zamanda; bir kadın, bir trans, bir işçi, bir öğrenci, bir yaşam savunucusu, bir devrimci isyanıdır…

Alevilerin İsyan, Devletin Katliam Geleneği

Sünni-İslam algısındaki devletler, tarih boyunca Alevileri dışladı. Yok sayma, baskı, ötekileştirme, inkar, hatta imha politikaları dur durak bilmedi. Ne Alevilerin devlete isyanları bitti, ne de devletin Alevi katliamları.

Gazi ve Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi Katliamları

12 Mart 1995 tarihinde, Gazi Mahallesi’nde 4 kahvehane tarandı. 67 yaşındaki Alevi dedesi Halil Kaya yaşamını yitirdi. Olayın duyulması üzerine; Alevilerin çoğunlukta olduğu binlerce kişi, meselenin var olan bir Sünni- Alevi çatışmasından ziyade devlet provokasyonu olduğunun farkındalığıyla ve “Düşman camide değil, karakolda.” şiarıyla, Gazi Polis Karakolu’na doğru yürüyüşe geçti. Karakolda bulunan polisler tarafından, kalabalığın üzerine ateş açıldı ve bir kişi daha hayatını kaybetti. Ertesi gün, İstanbul’un çeşitli semtlerinden Aleviler ve devrimciler Gazi Mahallesi’ne doğru yürüyüşe geçti. Kolluk kuvvetleri doğrudan hedef gözeterek kalabalıkların üzerine ateş açtı. İlerleyen günlerde, devlet; mahallede sokağa çıkma yasağı ilan etti. Fakat bu, gösterilen direniş sayesinde fiilen hayata geçirilemedi. 15 Mart günü direniş ve beraberinde devlet şiddeti, Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’ne sıçradı. Burada da kolluk kuvvetlerinin insanların üzerine ateş açması sonucu, 5 kişi yaşamını yitirdi. Gazi Mahallesi’ndeki olayların yatıştığı 16 Mart günü, 17 kişinin hayatını kaybettiği öğrenildi. Daha önce OHAL valiliği de yapan Hayri Kozakçıoğlu, katliam sırasında İstanbul valisi idi.

2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı

2 Temmuz günü, Pir Sultan Abdal’ı anma etkinlikleri çerçevesinde kente birçok yerden insanlar gelmişti. Sivas’a gelenler arasında Aziz Nesin de bulunuyordu. Hintli yazar Salman Rüşdi’nin “Şeytan Ayetleri” adlı kitabını, gazetesinde yazı dizisi olarak basan Aziz Nesin, bir süredir radikal İslamcı kesimden tehditler alıyordu. Kitap tüm dünyadaki Müslüman camia tarafından yasaklanmış, yazarı hakkında ise ölüm fetvası çıkarılmıştı. 2 Temmuz günü Madımak Oteli önünde toplananlar, oteli ateşe verdiler ve burada 37 kişiyi yakarak öldürdüler. Dönemin başbakanı Tansu Çiller, “Otel çevresinde toplanan vatandaşlarımıza herhangi bir şey olmamıştır.” dedi. Olayların failleri olarak, daha sonra göstermelik olarak yargılanan sanık avukatlarından 8’i daha sonra AKP’den milletvekili oldu. Refah-Yol hükümetinin Adalet Bakanı Şevket Kazan, sanıkları cezaevinde ziyaret etti. Sivas davası, 13 Mart 2012 tarihinde zaman aşımından düştü. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, davanın düşmesiyle ilgili olarak; sanıkların “mağduriyetine” dikkat çekerken, “Bu karar milletimize hayırlı olsun.” dedi.

Maraş Katliamı 1978

19 Aralık akşamı, ülkücü tandanslı, “Güneş Ne Zaman Doğacak” adlı filmin gösterildiği sinemaya patlayıcı madde atılması üzerine, kentte bulunan faşistler çeşitli sendikalara ve bazı sol parti binalarına saldırdılar. Ertesi gün ise, Alevilerin yoğun yaşadığı Yörükselim Mahallesi’ne saldırarak Alevi dedelerinden Gıjgın Dede’yi öldürdüler. 26 Aralık tarihine dek süren saldırılarda, çoğunluğu Alevi 105 kişi yaşamını yitirdi. Sinemaya bomba atılmasından birkaç gün önce Alevilerin evleri işaretlendi ve bazı cami hutbelerinde bir Alevi öldürenin cennete gideceği söylendi. Bu söylenti kentte fısıltı gazetesi yoluyla yayıldı. Katliamın bir ve iki numaralı sanıkları olarak yargılanan iki yezid; Ökkeş Kenger ve Muhsin Yazıcıoğlu, daha sonra milletvekili seçilerek TC parlamentosuna girdi.

Çorum Katliamı

1980 yılının Mayıs ve Temmuz aylarında, kentte Alevilerin yaşadığı Milönü Mahallesi’ne yapılan faşist saldırılar sonucu 57 Alevi öldürüldü. Katliam, devletin televizyonu TRT’den, Alaaddin Camii’ne bomba atıldığı şeklinde yayımlanan yalan haber sonucu başladı ve kentte bulunan devlet destekli faşist gruplar infiale geçirildi. Yaşanan saldırılardan dolayı mahallelerinin girişine barikat kuran Aleviler ve devrimciler, daha sonra 12 Eylül darbesini yapan generallerden biri olan Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun tarafından tanklarla taranmakla tehdit edildi. Katliam sonrasında açıklama yapan dönemin içişleri bakanı Mustafa Gürcügil, “Çorum olayları solun bir tertibidir ve devleti yıkma eylemlerinden biridir. Devlete destek düşüncesiyle hareket eden sağ bir grup, bunların karşısına çıkmıştır.” şeklinde konuştu.

Malatya Katliamı

18 Nisan 1978’de, dönemin Adalet Partisi’nden belediye başkanı Hamit Fendoğlu’nun bombalı paketle öldürülmesi sonucu, kentte bulunan Alevilere yönelik saldırılarda 3 liseli Alevi genci katledildi.

Dersim Katliamı

Dersim, Osmanlı döneminden beri merkezi otoriteden bağımsız yaşıyordu. 25 Aralık 1935 tarihinde çıkarılan “Tunceli Kanunu” ile Dersim bölgesine “özel bir statü” getirildi. Buna göre bölgenin adı, iki yıl sonra TC devleti tarafından başlatılacak “Devletin Tunç Eli” operasyonuna ithafen, Tunceli olarak değiştirildi ve Dersim “yasak bölge” ilan edildi. 6 Ocak 1936’da ise, şimdiki Elazığ, Erzincan, Dersim ve Bingöl illerini kapsayan bölgede, “Genel Valilik” statüsü uygulamaya geçirilerek askeri vali sıfatıyla Abdullah Alpdoğan, Ankara yönetimince buraya atandı. Devlet bölgeye askeri yığınak yapması ve ablukaya alması karşısında direnişe geçen Dersim’liler 20-21 Mart 1937’de Pah köprüsünü yaktılar. 1938’de devletin ikinci kez askeri gücünü kullanarak, karadan ve havadan bomba yağdırması sonucu on binlerce insan yaşamını yitirdi. Daha sonra, 1936 yılında çıkarılmış olan ve kısaca, devlete Türk olmayanları başka yerlere sürme yetkisi veren “Zorunlu İskan Kanunu” uyarınca, on binlerce insan da topraklarından sürüldü.

Koçgiri Katliamı

1921 yılında, Sivas bölgesini de içine alan bölgede, yüzlerce Alevi-Kürdün yaşamını yitirdiği katliamdı. Katliamı gerçekleştiren devlet güçleri arasında, “Sakallı Nurettin” lakaplı Nurettin Paşa’nın komutasındaki Merkez Ordusu’nun emri altında, daha önce Pontus-Rum katliamlarını da yapan, o dönemin devlet tetikçisi denebilecek olan Topal Osman’ın Giresun Alayları da bulunuyordu.

TC Öncesi İsyan ve Katliamlar

1826 yılında Sultan 2. Mahmud’un gerçekleştirdiği Alevi katliamının yanı sıra, 1606-1611 arasında Kuyucu Murat Paşa katliamı, 1533-1534 arası Kanuni dönemi, 1514’te kan dökmeyeceğini söyleyip 40 binden fazla Alevi’yi diri gömerek idam ettiren, kafalarını kesip kuyulara attıran Yavuz Sultan Selim’in katliamları vardır. Ayrıca 1526 Baba Zünnun, 1527-1528 Şah Kalender Çelebi ve 1518 Bozoklu Şeyh Celal(Celali) isyanları-katliamları sayılabilir. Ayrıca Selçuklu Devleti döneminde 1236-1243 yılları arasında Baba İshak(Babailer) isyanları vardır.

Gelelim Günümüze

Devlet’in katliam geleneğini sürdüren AKP hükümeti döneminde, Alevilere yönelik birçok yeni politika geliştirildi elbette. Ve devletin Alevilerini yaratma çalışmaları yapıldı. Zorunlu din derslerinin kaldırılması, kimliklere Alevi yazılması, cemevlerinin ibadethane olduğunun kabul edilmesi gibi talepler görmezden gelindi misal. Devletin Dersim’le yüzleşmesi adı altında Dersim Katliamı meşrulaştırıldı. Sivas’ı yakanlar yargılanıyor denildi, dava zamanaşımına uğratıldı. 29 Mayıs 2013 tarihinde temeli atılan 3. Boğaz Köprüsü’ne, hükümdarlığı döneminde gerçekleştirdiği Alevi katliamlarıyla bilinen, Yavuz Sultan Selim’in isminin verileceği açıklandı. Bu açıklama, Alevilerde bir öfke patlamasına neden oldu. Devletin, Alevilere yönelik geleneksel Sünni İslam merkezli yaklaşımı, bu öfkenin asıl kırılma noktasını oluşturuyordu.

Taksim Direnişi, tam da bu süreçte gerçekleşti. Sonrasında, “o paket!” açıklandı. Demokrasi Paketi’nde bahsi geçen Hacı Bektaş-ı Veli Üniversitesi, Alevilere ağır bir hakaretti. Bir üniversite kurulacak, o üniversitenin bir İlahiyat Fakültesi olacak ve bu fakültede Sünni İslam okutulacak. Alevilere hediye paketinde sunuldu bu haber, alenen hakaretti. Bunlar dışında Cami-Cemevi projesi, İzzettin Doğan& Fethullah Gülen ilişkisi, Alevilerin yoğun yaşadığı bölgelerdeki rantsal dönüşüm projeleri, Maraş’ı anımsatacak bir şekilde Alevilerin dönem dönem kapılarının işaretlenmesi ve saymakla bitmeyecek uygulamalarla AKP hükümeti taşeronluğunda sürüyor devletin katliam geleneği, ta Yavuz’dan, hatta Muaviye’den beri. Ancak unutulmamalıdır ki, Alevilerin isyan geleneği de sürüyor, Hızır Paşa’ların inadına.

Mercan Doğan

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 15. sayısında yayımlanmıştır.

The post ” Devletin Katliam Alevilerin İSYAN Geleneği VAR “- Mercan Doğan appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2014/01/13/devletin-katliam-alevilerin-isyan-gelenegi-var-mercan-dogan/feed/ 0