doğum kontrolü – Meydan Gazetesi https://meydan1.org Anarşist Gazete Thu, 23 Jun 2016 08:46:05 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=5.3.13 ”Doğurmak ya da Doğurmamak Politikalaşamaz” https://meydan1.org/2016/06/23/dogurmak-ya-da-dogurmamak-politikalasamaz/ https://meydan1.org/2016/06/23/dogurmak-ya-da-dogurmamak-politikalasamaz/#respond Thu, 23 Jun 2016 08:46:05 +0000 https://test.meydan.org/2016/06/23/dogurmak-ya-da-dogurmamak-politikalasamaz/ Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylemleriyle gündeme gelen “doğum kontrolü”, “kürtaj”, “annelik” tartışmaları ve Boşanma Komisyonu’nun yakın zamanda meclise sunduğu yasa değişikliği önerisi, iktidarın oluşturmak istediği yeni toplumun ayak sesleri gibi görünüyor. Yaklaşık iki yıldır gündemde olan “devletin yapısının değiştirilmesi” meselesi, toplumun daha muhafazakar öğelerle şekillendirilmesiyle de yakından ilişkili. İktidar, İslami nüansları daha baskın bir toplum oluşturmak isterken, […]

The post ”Doğurmak ya da Doğurmamak Politikalaşamaz” appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

kürtaj

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylemleriyle gündeme gelen “doğum kontrolü”, “kürtaj”, “annelik” tartışmaları ve Boşanma Komisyonu’nun yakın zamanda meclise sunduğu yasa değişikliği önerisi, iktidarın oluşturmak istediği yeni toplumun ayak sesleri gibi görünüyor. Yaklaşık iki yıldır gündemde olan “devletin yapısının değiştirilmesi” meselesi, toplumun daha muhafazakar öğelerle şekillendirilmesiyle de yakından ilişkili. İktidar, İslami nüansları daha baskın bir toplum oluşturmak isterken, aynı zamanda liberal politikaların sorunsuzca işlediği, küresel güçlerden bağımsız olabilecek veya bağımsızmış gibi görünebilecek bir devlet yapısı kurmayı hedefliyor.

Yaratılmak istenen bu yeni toplumun propagandasını yaparken, devletin kadın bedenine, kadının kararına yönelmesini şaşırtıcı bulmamak ve böylesi saldırıları sadece kadın düşmanlığı olarak algılamamak gerekir. Örneğin; AKP’nin, 2011 yılında Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak değiştirmesi; kadını bir özne olmaktan öte, sadece aileyle birlikte var olabilecek bir nesne olarak “dönüştürmek istemesi”yle ilişkilidir. Erdoğan’ın, 2012’de yaşanan Roboski Katliamı sonrasında yaptığı “Her kürtaj bir Uludere’dir” açıklamasının ardından, bugünlerde gündeme gelen “doğum kontrol ihanettir” ve “eksik, yarım kadın” söylemleriyle benzer saldırılar sürmektedir.

Devletin Nüfus Politikası

Devletin iktidarını güçlendirebilmesi için, bedenleri yönetmesi ve isteğine göre düzenleyebilmesi gerekir. İnsan bedeninin biyolojik niteliklerini düzenleme ve denetleme olarak adlandırılan biyo-iktidarın saldırı alanı -sahip olduğu üretkenliği sebebiyle- kadının bedeni ve kimliği üzerinden şekillenir.

Avrupa’da 14. yüzyılda başlayan ve 16. yüzyılda büyük bir krize dönüşen nüfus azalışının nedeni, savaşlar ve kıtlık sebebiyle ekonominin düşüşü ve henüz gelişmemiş kapitalizmin sancılarıdır. 17. yüzyılda devletin, doğurganlığı düzenleme ve kadınların kendi bedenleri üzerindeki kontrolünü yok etme isteği de bu krize bağlıdır, ancak bununla sınırlı değildir.

Kadınların bedeni ve kararları üzerinde yüzyıllardır var olan erkek egemen tahakküm, 17 ve 18. yüzyıllardan itibaren bir devlet politikası olarak ortaya çıkar. Örneğin; farklı birçok devlet, 20. yüzyıla dek pronatalist (üremeyi destekleyici) politikalar yürütürken; 20 ve 21. yüzyılda ise -kapitalizmin ve modern devletin oluşumunu kısmen tamamlaması sebebiyle- antinatalist (üremeyi kısıtlayıcı) politikalar gütmeye başlamıştır.

Devletin kadın bedenine yönelik denetiminin en yoğun olduğu alansa doğum kontrolüdür. İktidar, kadının kendi bedenini kontrol edebilmesinin önüne geçmek amacıyla doğum kontrol politikaları uygular. Bu politikalar -devletin ekonomik, siyasal ve tomlumsal stratejisiyle ilişkili olarak- kimi zaman çok doğuma, kimi zaman az doğuma yönlendirecek uygulamalar içerir.

Devletin kadın bedenine yönelik bu saldırısındaki tek amaç, sadece nüfusu istediği biçimde oluşturmak istemesi değildir. Saldırı, kadın bedeninin devlet denetimine açılması, aile kavramı ve toplumsal cinsiyet rolleriyle ilintilidir. Anne ve eş statüsüyle toplumsal ve siyasal yaşantının dışında bırakılmak istenen kadın, üretim gücü nedeniyle sadece bir meta olmanın ötesinde, erkek egemen algının yok saydığı bir nesne konumuna getirilmek istenmektedir.

1920’lerde ve 30’larda, yıllardır süren savaş nedeniyle, nüfusta azalma söz konusudur. O dönemde nüfus fazlalığı askeri ve siyasi bir güç olarak kabul edildiğinden, nüfus arttırmaya yönelik politikalar izlenmiştir. 1930’larda Mussolini’den etkilenen TC devleti, “doğumları artırmak, ölümleri azaltmak” gayesinde olduğunu söylemiş; doğum kontrol ilaçlarını ve kürtajı yasaklamıştır. Amaç sadece nüfusun arttırılması değildir, devletin ırkçı-milliyetçi yeni bir nesil yaratma isteğiyle de doğrudan ilgilidir.

İkinci Dünya Savaşı sonrası, devletlerin karşısına büyük bir sorun olarak çıkan “nüfus”, 1960’lı yıllarda TC’de de tartışılmaya başlanmıştır. Ekonomik kalkınmanın da gerçekleştirilmek istenmesiyle aynı tarihlerde Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuştur. Devlet Planlama Teşkilatı’nın “I, II ve III. 5 Yıllık Kalkınma Planlarında çeşitli nüfus politikaları uygulamaya konmuştur. TC’nin uluslararası düzeyde “gelişmekte olan ülke” konumunda bulunması nedeniyle nüfusun fazlalığı bir problem olarak görülmüş ve toplumun refah seviyesinin yükseltilebilmesi için doğum kontrol ve kürtaj serbestliğine gidilmiştir.

2012’de ise yapılan fiili değişikliklerle iyice zorlaşan, “neredeyse” yasaklanan kürtajla birlikte, devletin yıllardır uyguladığı nüfus politikasında bir farklılaşma olduğu görülmekte. ABD’nin 1994’te Kahire Nüfus Kalkınma Üzerine Eylem Konferansı’nda “nüfus artışının doğal bir olay olduğu” ve “refah seviyesinin nüfusla değil, özelleştirmeyle sağlanacağı” savunusundan TC yeni etkilenmiş olacak ki; nüfus artışına yönelik politikalarını hızlandırdı. Burada, İslam dininde kürtajın, doğum kontrolünün yasak olmasının ötesinde; yaratılmak istenen “yeni nesil” kavramını değerlendirmek gerekir. Zira 1930’larda doğumların arttırılmasıyla yaratılmak istenen ve eğitim politikalarıyla şekillendirilen milliyetçi-devletçi yeni nesil; bugün muhafazakar, kutsal aileye bağımlı ve devletin daimi destekçisi “yeni nesil bireyler” olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kadınlar Nüfus Politikalarının Karşısında

Nüfus politikalarının uygulanmasında, pek çok tomlumsal ve ekonomik etmen vardır. Kadını toplumsal alandan uzaklaştırarak güçlendirilecek iktidar ve kadının üretim gücünden elde edilecek iş gücü, bu etmenlerin önde gelenleridir.

İlk olarak Aydınlanma’yla başlayan “bedenlerin kontrolü” meselesi, modern nüfus kavramı olarak günümüze dek uzanmıştır. Devletlerin nüfus politikalarında amaçladıkları, toplumun yaşam kalitesini artırmak değil; sahip oldukları iktidarın uluslararası düzeyde bir güce dönüşmesi ve ekonomik olarak güçsüz olan coğrafyalarda ayrıcalıklı konumlarını koruma isteğidir.

19. ve 20. yüzyıllarda Avrupa’da ve Kuzey Amerika’da yasak olan doğum kontrolü, devletin kadın bedenine yönelik saldırılarının en görüneni olmuştur. Kadınların bu saldırılara olan tepkisiyse, zorunlu bazı uygulamalara neden olmuştur. Emma Goldman’ın Amerika’da verdiği doğum kontrol mücadelesi, Goldman’ın yaptığı konuşmaların defalarca yasaklanmasına, hatta tutuklanmasına neden olmuş; ancak devlet, kadınların mücadelesini durduramamıştır. Emma Goldman’dan hareketle aynı savunuyu yapan Margaret Sanger, 1916’da dünyadaki ilk doğum kontrol kliniğini açmış; ardından tutuklanmış ve açmış olduğu klinik kapatılmıştır. Fakat devlet, farklı bölgelerde açılan pek çok kliniğin ardından doğum kontrolünün yapılmasını engelleyemeyeceğini anlayınca, doğum kontrolünü serbest bırakmak zorunda kalmıştır. 1921’de İngiltere’ye sıçrayan doğum kontrol mücadelesi, İngiltere devletine de benzer uygulama değişiklikleri yaptırmak zorunda kalmıştır.

1960’lı yıllarda dünya üzerinde nüfus politikalarının ivme kazanmasıyla birlikte, kadınların doğum kontrol mücadelesi de yükselmiştir. 1970’lerde kürtajın yasaklanmasına ilişkin Fransa’da düzenlenen eylemler uluslararası niteliğe ulaşmış ve 1967-73 yılları arasında toplam 20 devlet, kürtaj yasasıyla ilgili değişiklikler yapmak zorunda kalmıştır.

Kadına Yönelik Saldırılar Bir Devlet Geleneğidir

Devlet iktidarının kadına yönelen saldırılarını değerlendirmek, uzun soluklu bir politikayı değerlendirmek olacaktır. Diğer devletlerce yapılan yasal düzenlemeler, nüfus politikalarının kadın üzerindeki baskısını azaltmak amacını taşımaz. Örneğin kimi devletler nüfus politikalarıyla, eğitimli, beyaz, burjuva sınıfın nüfusunu artırmayı amaçlar. Bir taraftan nüfus artırılmaya çalışılırken, Doğu Avrupa’da ise Çingeneler kısırlaştırılır. Kadının kapitalizme iş gücü olması nedeniyle, çoğu Avrupa ülkesinde, özellikle Romanya’da iş yerlerinde ayda bir zorunlu muayeneler yapılır ve hamile kadınlar işten çıkartılır.

TC Devleti’nin günümüz politikasıysa, dünya devletlerinin günümüz uygulamalarının dışında olmakla birlikte, nüfus planlaması yapmıyormuş gibi gösterilmek istenen bir nüfus politikasıdır.

Kadının bir üretim aracı olarak görüldüğü, toplumsal ve siyasal yaşamın dışında konumlandırılmak istendiği devlette, doğum kontrolü ve kürtaj, bu bedene saldırının görünen kısmıdır. Devletin şu anki amaçlarının bir kısmı, militarizme hizmet edecek yeni bireyler ve eğitim politikalarıyla muhafazakarlaştıracak bireyler yaratmak, daha çok kontrol olarak sıralanabilir.

Kadın bedeni üzerinden yaratılmak istenen tüm bu “yeni birey”, “yeni nesil”, “yeni toplum” ve yeni devlet anlayışını kıracak olansa, kadının özörgütlü mücadelesi olacaktır. Bu yüzden, bu mücadele hattını salt anayasal bir hak talebi mücadelesi olarak değerlendirmek de sığlık olacaktır.

“Aile kurumunun güçlendirilmesi” amacıyla kadın dayanışmasına engel olmak, hadım uygulamalarıyla bedenleri disipline etme politikalarını ilerletmek, “toplumun huzur ve ahlakı için” çocukları tecavüzcüsüyle evlendirmek… Tüm bunlar, iktidarın kadına yönelik saldırılarının yasa önerileriyle teorize edilmiş halidir. Erkek egemenlik var oldukça kadınların sürdüreceği direniş, devletin bedenlere yönelen saldırılarına cevap olacaktır. İktidarın, otoritenin var olmadığı bir ilişki biçimini yaratan kadınlar, bedenlerinin ve kararlarının savunusunu yapmaya devam edeceklerdir. Emma Goldman’ın söylediği gibi;

“(…) İlk olarak, kendilerini bir seks metası olarak değil, kişilik sahibi bireyler olarak değerlendirerek. İkincisi, kendi bedeni üstünde kimsenin hak iddia etmesini kabul etmeyerek; Tanrı, devlet, toplum, koca, aile vb’nin hizmetkarı olmayı reddederek; kendi yaşamını daha basit, ancak daha derin ve zengin yaparak. Yani, tüm karmaşıklıklarıyla yaşamın anlamı ve içeriğini kavramayı deneyerek, kendini kamusal görüşün ve kamusal dışlamanın korkusundan kurtararak. Kadını seçim sandıkları değil, ancak anarşist devrim özgürleştirecektir; anarşist devrim, onu dünyada daha önce görülmemiş bir güç, özgür erkekler ve kadınların oluşmasını sağlayacak kutsal ateşten bir güç haline getirecektir.”

Nergis Şen – Ece Uzun

 Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 34. sayısında yayınlanmıştır.

The post ”Doğurmak ya da Doğurmamak Politikalaşamaz” appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2016/06/23/dogurmak-ya-da-dogurmamak-politikalasamaz/feed/ 0
Anarşist Yayınlar Dizisi (7): Tarihteki Anarşist Kadın Yayınları https://meydan1.org/2016/03/09/anarsist-yayinlar-dizisi-7-tarihteki-anarsist-kadin-yayinlari/ https://meydan1.org/2016/03/09/anarsist-yayinlar-dizisi-7-tarihteki-anarsist-kadin-yayinlari/#respond Wed, 09 Mar 2016 17:36:46 +0000 https://test.meydan.org/2016/03/09/anarsist-yayinlar-dizisi-7-tarihteki-anarsist-kadin-yayinlari/ 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün yaklaştığı şu günlerde; yazı dizimizin bu sayısını, anarşist kadınlar tarafından çıkarılmış yayınlara ve anarşist kadın mücadelesinin önemli isimlerinden kadınların yer aldıkları yayınlara ayırdık. Anarşist yayınlar tarihinde oldukça yer edinmiş bu yayınları, siz okuyucularımızla paylaşıyoruz. Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 32. sayısında yayınlanmıştır.

The post Anarşist Yayınlar Dizisi (7): Tarihteki Anarşist Kadın Yayınları appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün yaklaştığı şu günlerde; yazı dizimizin bu sayısını, anarşist kadınlar tarafından çıkarılmış yayınlara ve anarşist kadın mücadelesinin önemli isimlerinden kadınların yer aldıkları yayınlara ayırdık. Anarşist yayınlar tarihinde oldukça yer edinmiş bu yayınları, siz okuyucularımızla paylaşıyoruz.

The Woman Rebel

thewomenrebel

Margaret Sanger’in 1914 yılında yayınlamaya başladığı The Women Rebel, Amerika’da kadın mücadelesinin önemli yayınlarından. Emma Goldman’ın etkisiyle verdiği kadın mücadelesinde pek çok yayın çıkarmış olan Margaret Sanger, açtığı doğum kontrol kliniğiyle de bu mücadelenin pratiğini yansıtmış kadınlardandı. Dergide ağırlıklı olarak doğum kontrolü ve devlet baskısı konularına değinilir. 20. yüzyılın işçi kadınlarının sorunlarına dair yazılara da derginin ağırlıklı konularındandı.

Aylık olarak yayınlanan The Women Rebel yalnızca sekiz sayı çıkarılmasına rağmen, devleti oldukça rahatsız etmişti. 7 sayısı gizli şekilde yayınlanan ve dağıtılan The Women Rebel’in çoğaltılması devlet tarafından engellenince, Margaret Sanger’ın tüm yayınları, 1999 yılında Margaret Sanger Paper Project (Margaret Sanger Kitap Projesi) adıyla bir internet sitesinde bir araya getirildi.

 

Seitō

bluestockingg

Japonya’daki kadın özgürlük mücadelesinin önde gelen isimleri olan Raichō Hiratsuka, Yasumochi Yoshiko, Mozume Kazuko, Kiuchi Teiko ve Nakano Hatsuko tarafından temelleri atılan Seitō’nun ilk sayısı, 1911 yılının Eylül ayında yayınlandı. Aynı zamanda Seitō-sha grubunun üyesi olan kadınların çıkardığı bu yayın, hızla yaygınlaştı. Bilinen edebiyatçılardan işçilere, öğrencilere kadar toplumun birçok kesiminden kadının desteğini alan Seitō’nun, binlerce kopyası basıldı. Seitō-sha üyesi olan ve kendilerini “Yeni Kadın” olarak tanımlayan bu kadınlar; cinsiyet rollerinden sıyrılmış ve özgüvene sahip özgür kadınları tanımlıyordu.

Yalnızca kadınların hazırladığı ve kadınların sorunlarını anlatan Seitō’nun ilk sayılarında edebiyat ağırlıklı yazılar yayınlanırken, sonrasında kadın özgürlük hareketine dair yazılar belirginleşmeye başladı. Kadınların köleleştirilmesini, kürtajı ve sosyal alanlardaki adaletsizlikleri temel konu başlıkları edinen dergi; kapitalizme ve devletlere yöneltilen sert eleştirilerin bulunduğu bazı yazıları gerekçe gösterilerek toplatıldı. 1916 yılının başlarında çıkan son sayısıyla birlikte dergi projesi sona erdi ama Seitō-sha üyesi kadınlar yazmaya ve eylemeye devam etti.

La Voz de la Mujer

lavozdelamujer2

1896 yılında Arjantin’de “Ne Tanrı, Ne Patron, Ne Eş” diyerek bir araya gelen kadınlar dünyanın ilk anarşist kadın örgütü La Voz de la Mujer (Kadınların Sesi)’i kurdular. Dergide Recidence Law mahlasıyla yazan Virginia Bolten ve kadın arkadaşları, aynı adla yayınladıkları dergiyi Buenos Aires’te basmaya başladıklarında, anarşizm Latin Amerika’da henüz biliniyordu. “İntikamcı Kadınlar” ve “Burjuvanın İblis Kadınları’nı Bir Çırpıda Bitirmek” gibi yazıların yayınlandığı derginin en öne çıkan konularından biri “kurumsal olarak evlilik”ti. La Voz de la Mujer’in, kadınların çıkardığı diğer yayınlara nazaran en belirgin özelliği, derginin her bir sayfasının kadınlar için yazılıyor oluşuydu. 8 sayı devam edebilen La Voz de la Mujer’in her sayısı, 1000-2000 kadar basıldı.

“Kadının özgürlüğüne kavuşması… Nedir? Bizim özgürlüğe kavuşmamız ilk olarak erkeklerin egemenliğinden kurtulmak olacak, sonra da ‘biz kadınlar’ olmak….” Anarşizmin kadının özgürleşmesi için en güzel fikir olduğunu söyleyen kadınlar, aynı zamanda, bugün yeryüzünün tüm coğrafyalarında devam eden anarşist kadın mücadelesinin meşalelerini yakanlardandır.

Mother Earth

motherearth2

Anarşist Yayınlar yazı dizisinin ilkinde de yer verdiğimiz Mother Earth, Amerika’nın en ünlü anarşist yayınlarından biri olmanın yanı sıra, anarşist kadın mücadelesinde de önemli bir yer tutar. Oldukça geniş bir anarşist yazar yelpazesine sahip olan dergi, 1906’dan 1917’ye yılına kadar yazılarıyla Amerika’da ve anarşist harekette geniş yankılar oluşturmuştur. Kadınların kurtuluşuna ve aile kavramına dair pek çok yazıyı barındıran derginin doğum kontrolüne dair bir yazı yayınlanan sayısı, Emma Goldman’ın aynı başlıkta yaptığı bir konuşması sonrasında evinin basılması ve gözaltına alınması sonrasında, yasaklanmıştır.

1937 yılında Aragon Kolektifleri Federasyonu’nda, İspanya Devrimi’nin kadınlarının onu oldukça etkilediği söyleyen Goldman, kadın mücadelesine dair neredeyse tüm yazılarını bu dergide yazmıştır.

Anarşist kadın mücadelesinin önemli isimlerinden Emma Goldman’ın “gözbebeği” Mother Earth, ABD’nin engellemelerine rağmen, yayınını durdurmak zorunda kaldığı 1917 yılında bile, 10.000 dağıtılmayı başarmıştır.

Mujeres Libres

mujereslibres

1933’te Lucia Sanchez Saornil ve Mercedes Comopasada, cinsiyetçilikle olan kavgalarını büyütürken, anarşist mücadelede içerisinde “kadın”ı da belirginleştirmek istediler ve kadının özgürlüğüne kavuşması için çalışmalar yapmaya karar verdiler. Bu karar doğrultusunda, 1935 yılında birçok kadına ve farklı kadın gruplarına mektuplar göndererek başlattıkları serüven; Mayıs 1936’da -asıl mesleği doktorluk olan ama kendini özgürlük için Barcelona’da mücadele etmeye adamış bir anarşist kadın Amparo Poch’un da yardımıyla- aylık çıkacak bir yayın olan Mujeres Libres’e dönüştü.

İspanya Devrimi süresince, faşist Franco’nun rejimine karşı mücadele eden kadınlar, içinde bulundukları kadın örgütüyle aynı ismi taşıyan Mujeres Libres’i 14 sayı boyunca çıkardılar. Aylık olarak yayımlanan bu dergi; ağırlıklı olarak işçi kadınlardan, toplumsal yaşam içerisinde kadının ezilmişliğinden söz ediyor ve kadınları özgürleşebilmeleri için mücadeleye çağırıyordu. Her sayısı binlerce basılan ve başta Barcelona olmak üzere tüm İberya’ya yayılan Mujeres Libres’in son sayısı Barcelona’da basılmıştı ve bu sayı, faşist Franco birliklerinin yoğun saldırıları nedeniyle yalnızca Barcelona’da yaygınlaştırabilmişti.

Anarşizm tarihi içerisinde ve anarşist kadınların mücadelesinde oldukça geniş yer etmiş Mujeres Libres; Lucia Sanchez, Pepita Carpena gibi kadınların yazılarıyla, kadının özgürlüğünün nasıl yaratılacağına dair pratiklerini aktardıkları oldukça değerli bir yayın olarak bugün de hatırlanmaktadır.

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 32. sayısında yayınlanmıştır.

The post Anarşist Yayınlar Dizisi (7): Tarihteki Anarşist Kadın Yayınları appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2016/03/09/anarsist-yayinlar-dizisi-7-tarihteki-anarsist-kadin-yayinlari/feed/ 0