farc – Meydan Gazetesi https://meydan1.org Anarşist Gazete Sat, 08 Sep 2018 19:04:51 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=5.3.13 ‘Barış Anlaşması’ Sonrası Kolombiya’da Paramiliterlere Karşı Bir Direniş Hattı https://meydan1.org/2018/09/08/baris-anlasmasisonrasi-kolombiyada-paramiliterlere-karsi-bir-direnis-hatti/ https://meydan1.org/2018/09/08/baris-anlasmasisonrasi-kolombiyada-paramiliterlere-karsi-bir-direnis-hatti/#respond Sat, 08 Sep 2018 19:04:22 +0000 https://seninmedyan.org/?p=43031 Günümüzde doğanın yanı sıra savunucuları da kâr için talanın hedefinde yer alıyor. Britanya merkezli The Guardian gazetesi “Tehdit Altındaki Doğa Savunucuları” başlıklı yazı dizisinde doğanın yıkımına karşı verilen mücadeleye odaklanıyor ve dünyanın dört bir yanındaki dokuz yaşam savunucusunun hikayesini anlatıyor. Gazete Karınca’dan Tolga Er’in çevirisiyle Kolombiya’da FARC’ın çekildiği bölgelerde topraklarını genişleten şirketlerle ve onların yanında saf tutan […]

The post ‘Barış Anlaşması’ Sonrası Kolombiya’da Paramiliterlere Karşı Bir Direniş Hattı appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
Günümüzde doğanın yanı sıra savunucuları da kâr için talanın hedefinde yer alıyor. Britanya merkezli The Guardian gazetesi “Tehdit Altındaki Doğa Savunucuları” başlıklı yazı dizisinde doğanın yıkımına karşı verilen mücadeleye odaklanıyor ve dünyanın dört bir yanındaki dokuz yaşam savunucusunun hikayesini anlatıyor. Gazete Karınca’dan Tolga Er’in çevirisiyle Kolombiya’da FARC’ın çekildiği bölgelerde topraklarını genişleten şirketlerle ve onların yanında saf tutan paramiliterlerle mücadele eden 18 yaşındaki Ramón Bedoya’nın hikayesini paylaşıyoruz.

Ramón Bedoya, toprak savunucusu olan babasını öldürenin, tarım işletmeleri ve uyuşturucu tacirleri ile işbirliği içerisinde olan ve FARC gerillalarının terk ettiği alanlara yerleşen yerel paramiliterler olduğunu söylüyor.

Kurşun geçirmez bir 4×4 batı Kolombiya’nın kırsallarında iki silahlı korumayla hızlanarak gidiyor, hoparlörlerden yüksek sesle reggaeton müziği çalıyor, muz ağaçlarının arasından yol alan aracın içinde kısa bir süre önce yakını kaybetmiş 18 yaşındaki bir campesino (köylü) oturuyor. Bize Netflix yapımı Narcos dizisinin neden çöp olduğunu anlatıyor:

“Katilleri yüceleştiriyor. Uyuşturucu tacirleri ve paramiliterleri… Babamı öldüren insanlar bu türden insanlar.”

Genç erkek, yaşının verdiğinin ötesinde bir olgunlukla konuşuyor, bu da belki de palm yağı plantasyonu(şirketi) karşıtlarının lideri babasının tarım işletmesi ve uyuşturucu tacirleriyle ilişkili bir çete tarafından yedi ay önce infaz edilmesinden kaynaklanıyor.

Babası Hernán Bedoya, atını Chocó’daki Pedeguita y Mancilla’daki veterinere götürmek üzere sürmeye başladığı 5 Aralık tarihinde 15 kez vurularak öldürüldü. Silahlı iki kişi motorsikletleriyle gelip infazı gerçekleştirdiğinde gün ortasıydı, ancak hiçbir tanık konuşmaya cesaret edemedi.

‘Barış Anlaşması’ Sonrası Kolombiya

Hernán Bedoya’nın ölümü, Kolombiya hükümeti ve FARC gerillaları arasında 2016 yılında imzalanan ‘barış anlaşması’ sonrası yaşanan toprak hakları aktivistleri, yaşam savunucuları, gazeteciler ve avukatlara yönelik cinayetlerinden bir tanesi.

Anlaşma, imzalandığı dönem, 50 yılda 220 bin insanın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan dünyadaki en büyük sivil savaşın sonunu getirirken, dünya genelinde manşetlere taşınmıştı.

Ancak onu izleyen iki yılda, paramiliter gruplar bir dönem FARC’ın bulunduğu topraklardaki ‘iktidar boşluğunu’ kapatmak için hızla buralara geldi. Bu da Kolombiya’da geçtiğimiz sene hayatını kaybeden toprak savunucularının sayısının 32’ye çıkmasına neden oldu. Kolombiya şu an yaşam savunucuları için dünyadaki en tehlikeli üçüncü ülke.

Bu çeteler, cinayetlerin en çok yaşanadığı Chocó’da büyük maden şirketlerinin toprak haklarını ihlal etmesine ve çevreyi katletmesine destek veriyor, onlar için çalışıyor.

‘Son Direniş Hattı’

Bedoya aile çiftiliğinin ardından bir palm yağı plantasyonu | Fotoğraf: Thom Pierce

Ramón, mücadelenin gölgesinde büyümüş bir isim.

 

Aile çiftliğine yapılan bir yolculuk babasının neden hedef alındığını ve şimdi kendisinin neden korumaya ihtiyacı olduğunu gösteriyor.

Zırhlı aracın dışındaki patika oldukça savunmasız. Muz plantasyonunun yanında yer alıyor, çamur halindeki bir hendeğe yerleştirilen uzun bir tahtanın üzerinden geçilerek gidiliyor ve çalılarla kaplı bir alanı geçip küçük bir çite ulaştığınızda karşınıza şu yazı çıkıyor: “Yaşamın ve bölgenin savunulması için biyolojik çeşitilik alanı, Mi Tierra (Benim Toprağım). Yerli ekosistemler ile hakların ve gıdanın koruma, muhafaza ve iyileştirme alanı.”

Ramón şöyle diyor: “Bence yerel iş adamları dışarıdan desteğimiz olduğunu gösterdiğimiz için bizden nefret ediyor.”

Babası ve o, geçimlik gıda temin etmek amacıyla ürün yetiştirmek için bölgenin yarısını tarıma açmış, ancak geri kalanı orman olarak duruyor. Aynı zamanda Roble, Romula Leon ve Coracol gibi ender rastlanan yerli bitkilerin tohumlarını toplayıp ekmişler. Bu, çiftliğin çevresindeki Afrika palmiyesi ile muz plantasyonlarına dayanan monokültüre kıyasla oldukça zengin bir çeşitlilik.

“Bu son direniş hattı” diyor Ramon ve ekliyor: “Buna devam etmek istiyorum. Babam beni doğaya bakmam için yetiştirdi. Bu ağaçları beraber ektik.”

Paramiliter Gruplar ve Yerinden Etmeler

Ramón, babasını öldüren kişilerin kendisini öldürmeye çalışacağından endişe duyuyor. İki koruma federal hükümetin koruma programı tarafından atandı, ancak tehditler hala var. Erkek kardeşi ve annesiyle beraber muhtemel bir saldırı olacağı yönünde uyarı alarak bir gece evi terk etmişler.

Aile, Hernán’ın büyükannesinin toprağı satın aldığı yılın 1992 olduğunu söylüyor, ancak dört yıl sonra paramiliterler tarafından sürülmüşler. Arsa, Cultivos Recife isimli bir palm yağı ve meyve şirketi sahibi iş insanı Juan Guillermo Gonzáles Moreno tarafından devralınmış. Aile 2003 yılında geri dönmüş ancak 2008’de tekrar gitmek zorunda bırakılmış. Bir kez daha döndüklerinde sene 2013’müş.

Hernan, ölümünden bir yıl önce palm yağı şirketlerinin bin hektar büyüklüğünde bir bölgede ekime başlayacağı uyarısında bulunmuş. Bu, gerçekleşmesi taktirde bir düzineden fazla campesinonun toprağından edileceği anlamına geliyor.

Ramon, babasıınn cinayetinden, bölgedeki toprakları Gaitanista (Kolombiya Birleşik Öz Savunma Kuvvetleri) adlı paramiliterlerle işletmelere temin eden bir siyasetçinin sorumlu olduğuna inanıyor.

Gaitanista’nın kökeni, Pablo Escobar’ın Medellin Karteli’ni 1990’lı yılların başında hedef alan Los Pepes ölüm mangasından geliyor. AGC olarak da bilinen Gaitanista, 8 bin üyesiyle ülkenin en büyük neoparamiliter grubu olduğunu iddia ediyor. AGC kokain tüccarlığı yaparken, eski komutanı Vicente Castano palm yağı ticaretinin savunuculuğunu yapmasıyla ve 90’ların sonlarında campesinoları toprağından etmesiyle biliniyor.

‘Haklarımız İçin Savaşmaya Hazırız’

Ramón Bedoya, aile çiftliğinde korumalarla | Fotoğraf: Thom Pierce

Özellikle Chocó’da, tarih tekerrür ediyor gibi gözüküyor. Bu dağlık ve ormanlık bölge, Kolombiya nüfusunun yüzde 1’ine ev sahipliği yapıyor. Barış anlaşmasından bu yana yerinden edilmelerin yüzde 57’sinin burada yaşanıdğı belirtiliyor. Bu dönemde 6 binden fazla Afrikalı Kolombiyalının yanı sıra birçok yerlinin köylerinden edildiği bildiriliyor.

Maden şirketleri yaklaştıkça direnenler daha da hedef haline geliyor. Hernán’ın ölümünden yalnız on gün önce AngloGold Ashanti adlı maden projesine karşı yürütülen mücadelenin lideri Mario Castaño, Urabá’da yer alan Larga Tumaradó’da öldürüldü. Cinayetin arkasında AGC olduğu iddia ediliyor. Polisin bu ölümün önüne geçmek için hiçbir şey yapmadığı belirtiliyor. Yolsuz olmayanlar paramiliterlere karşı koymakta zayıf kalırken, federal hükümet kurşun geçirmez yelek, cep telefonu ve nadiren koruma vermekle yetiniyor.

Yine de Ramon’un gözüpek. Hukuk okumayı, hak savunucusu olmayı, ormanı yeni baştan kurarak babasının hayalini gerçekleştirmeyi ve ağaçlar ile ineklerin olduğu “devasa bir çiftlik” kurmayı arzuluyor.

Bu mücadelede en kilit ögenin dış dünyadan alınacak destek ve anlayış olduğunu söylüyor:

İnsanların hayatına ve çevreye ne kadar zarar verdiğini bilseler daha az palm yağı kullanırlar. Şirketler toprağımızı alıyor ve karşılığında hiçbir şey vermiyor.”

Ramon’un başarma şansı düşük gözüküyor, ancak arabaya dönüp plantasyonları geçerken bana şu sözlerle sesleniyor:

“Onun başlattığını sonuçlandırmak istiyorum. Biz campesinolar kazanabiliriz. Bizden çok var ve haklarımız için savaşmaya hazırız. Burası bizim toprağımız ve onu teslim etmeyeceğiz.”

Kaynak:Gazete karınca

The post ‘Barış Anlaşması’ Sonrası Kolombiya’da Paramiliterlere Karşı Bir Direniş Hattı appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2018/09/08/baris-anlasmasisonrasi-kolombiyada-paramiliterlere-karsi-bir-direnis-hatti/feed/ 0
Timochenko Kolombiya Başkanlığına Adaylığını Koydu https://meydan1.org/2017/11/01/timochenko-kolombiya-baskanligina-adayligini-koydu/ https://meydan1.org/2017/11/01/timochenko-kolombiya-baskanligina-adayligini-koydu/#respond Wed, 01 Nov 2017 20:05:50 +0000 https://seninmedyan.org/?p=19539 FARC ( Fuerza Alternativa Revolucionaria del Común- Halkın Devrimci Alternatif Gücü) lideri, ”Timochenko” lakaplı, Timoleón Jiménez önümüzdeki sene yapılacak olan seçimlerde Kolombiya için başkan adayı olacağını açıkladı. Bugün yapılan açıklamada başkan yardımcısı adayı olarak ise silahlı mücadele zamanlarında FARC’ı Kolombiya Senatosu’nda temsil eden Voces de Paz (Barışın Sesleri) Partisi’nden Imelda Daza gösterildi.

The post Timochenko Kolombiya Başkanlığına Adaylığını Koydu appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
FARC ( Fuerza Alternativa Revolucionaria del Común- Halkın Devrimci Alternatif Gücü) lideri, ”Timochenko” lakaplı, Timoleón Jiménez önümüzdeki sene yapılacak olan seçimlerde Kolombiya için başkan adayı olacağını açıkladı.

Bugün yapılan açıklamada başkan yardımcısı adayı olarak ise silahlı mücadele zamanlarında FARC’ı Kolombiya Senatosu’nda temsil eden Voces de Paz (Barışın Sesleri) Partisi’nden Imelda Daza gösterildi.

The post Timochenko Kolombiya Başkanlığına Adaylığını Koydu appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2017/11/01/timochenko-kolombiya-baskanligina-adayligini-koydu/feed/ 0
Gerillalar Futbol Takımı Kuruyor https://meydan1.org/2017/05/07/gerillalar-futbol-takimi-kuruyor/ https://meydan1.org/2017/05/07/gerillalar-futbol-takimi-kuruyor/#respond Sun, 07 May 2017 13:24:38 +0000 https://seninmedyan.org/?p=4742 Kolombiya’da FARC gerillaları silahsızlanma alanlarında La Paz FC ”Barış FK” ismiyle futbol kulübü kuruyor. FARC yetkilileri kulübün zaman içinde Kolombiya Futbol Federasyonu tarafından düzenlenen turnuvalara katılmasını bekliyor. Silahsızlanma sonrası FARC gerillalarının yeni yaşamlarından görüntüler :

The post Gerillalar Futbol Takımı Kuruyor appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
Kolombiya’da FARC gerillaları silahsızlanma alanlarında La Paz FC ”Barış FK” ismiyle futbol kulübü kuruyor. FARC yetkilileri kulübün zaman içinde Kolombiya Futbol Federasyonu tarafından düzenlenen turnuvalara katılmasını bekliyor.

Silahsızlanma sonrası FARC gerillalarının yeni yaşamlarından görüntüler :

The post Gerillalar Futbol Takımı Kuruyor appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2017/05/07/gerillalar-futbol-takimi-kuruyor/feed/ 0
”Habemus pacem? Challenges on the road from Havana to Colombia” https://meydan1.org/2016/11/06/habemus-pacem-challenges-on-the-road-from-havana-to-colombia/ https://meydan1.org/2016/11/06/habemus-pacem-challenges-on-the-road-from-havana-to-colombia/#respond Sun, 06 Nov 2016 14:29:13 +0000 https://test.meydan.org/2016/11/06/habemus-pacem-challenges-on-the-road-from-havana-to-colombia/   Habemus pacem? Challenges on the road from Havana to Colombia After three years of negotiations, a peace accord was signed in Havana, Cuba, between the government of Juan Manuel Santos and the FARC-EP, while the process with ELN is bogged down and that with the EPL is not even on the political agenda. The […]

The post ”Habemus pacem? Challenges on the road from Havana to Colombia” appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
14358790_766229923516898_8220354115829983649_n


Here we share the article of José Antonio Gutiérrez D. about the peace statement that was held between FARC and Colombia state. Jose Antonio Guitterez is one of the editors of anarkismo.net and his articles have been published before in different issues of Meydan newspaper.

 

Habemus pacem? Challenges on the road from Havana to Colombia

After three years of negotiations, a peace accord was signed in Havana, Cuba, between the government of Juan Manuel Santos and the FARC-EP, while the process with ELN is bogged down and that with the EPL is not even on the political agenda. The forecasts that had feared the possibility of a breakdown in the negotiations have been proved groundless, and it completes the cycle of a struggle that should necessarily open new scenarios and possibilities. The decision of this insurgent movement to abandon arms seems irreversible and, whatever happens, it will keep on the path of what has been called its “reincorporation into civilian life”. Even while this accord does not generate structural changes, it undoubtedly represents a significant advance for the rural population which, though invisibilised, is a not-insignificant 34% of the country’s population and provides an opportunity for the popular movement to potentially articulate the big tasks that remain ahead. None of this is set in stone. It will all depend on the clarity and the organisational and mobilising capacity of the popular movement.

It (the agreement) is yet to be ratified by the Congress as also the final signing in Colombia, which will be towards the end of September. No great surprises are expected at the tenth conference of the FARC-EP, which should ratify the accord on September 19. The referendum, through which the agreements will be submitted for endorsement by the people, has been agreed upon for October 2. In the referendum, these will have to obtain 4.5 million votes for a “yes” so that the agreements are ratified and it is for this that it is so important to motivate the people and close the doors to a return to total war between the state and the FARC-EP [1]. Despite the discursive poverty of the retrogrades who are campaigning for a “no”, it would be foolish to scoff at its appeal among many urban sectors still under the authoritarian spell of Uribism [2]. Even so, the biggest challenge is to reach the required target for the approval of this referendum.

Historic, but…

Even though the agreement is an historic occurrence, the little enthusiasm that it generated with the announcement of the final signing, as well as during the entire process, does not cease to surprise. Though there is no lack of reasons to celebrate, there is hardly any celebratory mood. There hasn’t been a general party atmosphere that accompanied other peace processes as in Northern Ireland or in El Salvador, to name a few, and it hasn’t even come close to approaching the democratising effervescence that was felt in 1990 for the peace process with M-19, the EPL, the MAQL and the PRT. It is painful to admit that, at least in the urban centre, there has been more enthusiasm in the marches against the FARC-EP than now that peace has been signed with it, which shows that the establishment’s media war against the rebels has had a toxic effect in great measure and has isolated it considerably from a large segment of the population which still thinks that the insurgents are responsible for all that is bad in Colombia.

The predominant attitude of those calling to vote “yes” in the lead-up to the referendum seems to be a lukewarm “war is worse” or a sour “we’ll have to swallow some bitter pills”. Other voices calling to vote “yes” are not doing it so much in support of the contents of the agreements but to explicitly vote for the disappearance and disarming of the FARC-EP [3], as a final coup de grace, a corollary to the mobilisations of February 2008 against the FARC-EP stimulated by the government of Alvaro Uribe. Very few sectors – the Left predictably – are calling for a vote in clear support for the contents of the agreement, though many sense that a triumph of “no” would be truly catastrophic. It is a disagreeable reality but one that we will have to understand to change it.

The difficult connection

Various factors would seem to explain this phenomenon. First, before everything else, it is a peace process that the majority of the Colombian population perceives as something that is happening in a distant country to resolve an equally distant conflict that is being played out in the pathways of a rural world unknown to this urban majority. To this has to be added the fact that during the process, the media did it no favour with its permanent attack on the insurgents. Neither has the tardy work of the so-called pedagogy of peace helped. The government’s efforts to popularise the contents of the agreements in Havana, or to stimulate debate around it, have been exceedingly poor when non-existent. In turn, the insurgency’s efforts to “involve the people” in the peace process have been unable to, or not known how to, extend beyond its traditional areas of influence or those political sectors who have always asked for a political solution to the conflict.

What does this peace process signify for a transvestite in the marginal slums of Bogota? What does peace signify for an indigenous woman migrant in a provincial capital? What does it signify for the sub-contracted and precarious workers? What does it signify for the multitude that survives on under-employment? For those who sniff glue because they can’t afford bread? To have to remind the people that “the peace is with you”, as the Left’s referendum campaign states, simply makes it evident that the links of peace with the common citizen are not evident, that the peace process is seen as something unconnected to them.

Neither fatalism nor triumphalism: An accord is possible with the current correlation of forces

It was known that Socialism would not be achieved through negotiations. Some basic reforms have been sought that help overcome the structural causes that gave rise to the conflict, but the agreement is not peace with social justice that the popular sectors engaged with the negotiations to the conflict sought. There is no peace either because the conflict with the ELN and the EPL continues, as also with possible dissidents, because paramilitarism goes on throughout the country, because the repressive structure that criminalises political dissent and social protest still exists, because the structural violence that kills with hunger and preventable illnesses persists – there is no social justice. But this does not mean either that the agreement isn’t a significant step or that there is no room for “moderate optimism” to use the jargon during the process. There should not be room here from the Left to shout “treachery”, but neither should there be hallucinatory triumphalism. The agreement is what it is: all that the FARC-EP could sign up to with the existing correlation of forces, clearly favourable to existing bloc in power.

The verdict of history could be very harsh on the constituent parts [4]. A glance at what has been agreed to automatically leads us to question if, in reality, so much blood should have been spilled to achieve agreements that, in the bulk, mean that the government must comply with constitutional mandates that it already has beforehand, combined with the expansion of the existing political system, not to its transformation [5]. There have been some important achievements awhile, above all relating to the modernising of the countryside, but the agrarian programme of the guerrillas of Marquetalia, together with the minimum programme that inspired the FARC uprising for decades, remain an aspiration: the problem of the concentration of land is very much alive. Now it has been complicated even more with the boost that agro-industries will receive through the Zones of Interest for Rural, Economic and Social Development (Zidres). Perhaps this process could have had an agreement with greater transformative potential and could have generated greater popular enthusiasm. Perhaps.

The peace of… Santos?

The government promised not to touch the model and kept its word with the oligarchy. The ELN’s opinion of the Havana agreement, according to a communiqué dated August 5, is compelling: it does not change the reality of the country and keeps “intact the ignominious regime of violence, exclusion, inequality, injustice and pillage” [6]. A communiqué of a dissident sector of Front 1 of the FARC-EP that opened up with the process refers to the agreement in similar terms [7]. But what has been agreed upon should not be judged excessively hard: achieving a different scenario or an agreement that would really exemplify this desire for peace with social justice was not something that would depend, naturally, only on the FARC-EP. It would necessarily have had to be supported by a broad popular mobilisation in support of these transformations and to develop the transformative potential of some points on the agenda as also the political proposals presented by the insurgents in each of these. But the possibility of generating a big alignment between this peace process with the wave of growing popular protest of 2008-2013 did not materialise. The government, through co-option, division and segmentation, halted this wave at the same time that it successfully isolated the peace process from the daily life of the population. The agrarian strike of 2013 was the key moment in unshackling this discussion and generating a massive public sympathy between the themes discussed in Havana and the daily reality of the country, a moment that generated a bridge between the countryside and the city where the interests of the popular sectors were sketched out in contradiction to the bloc in power.

After the strike, and faced with the breach of contract by the government, the popular mobilisation in the street was disincentivised, which some sectors considered “inopportune”, with the surprising excuse that “destabilising” Santos was to weaken the peace process (and strengthen Uribism), aimed at an electoral strategy that was disastrous for the Left. In this context, the peace process ended up fettering itself to the figure of Santos, one of the most unpopular Presidents in history, who used it to be re-elected at the same time that he redefined the terms of peace and could pass on to the offensive. After insisting so much that the keys to peace belonged to the people, it was handed over to Santos on a silver platter. Such “recognition of the will for peace” of Santos, a President who started governing with the mandate to perpetuate “democratic security”, disfigured the reality that the peace process was achieved in a large part owing to the popular mobilisation, which had its climax in 2012-2013 [8]. The peace process in the collective imagination was not only indissolubly linked to the figure of Santos but also moreover with the launching of the referendum by personalities of the old politics was associated with national politicking. Is there anything surprising then about the lack of enthusiasm?

New resistance post-conflict and the development of a social and political opposition

The chief government negotiator, Humberto de la Calle, claimed that this agreement was the “best possible” [9], an ambiguous affirmation which shows that though they might have been able to impose many of the terms of the pact, neither were they able to impose everything. The agreements are like an open door, which the oligarchy as well as the popular sector can take advantage of. The oligarchy will look at accelerating the penetration of inversion capital in agro-industry and mineral extraction. It will depend on the popular sectors, on their struggles and their organisation, whether this scenario materialises or not. It will also depend on the popular sectors if the government complies with the agreement since – as the communities of Putumayo of Catatumbo and the country itself can vouch for – it specialises in laying snares and defaulting on those below, and those who think that international oversight of the U.N. or the guarantees is a guarantee that the government will comply are guilty of excessive naivety.

Unfortunately, there is still too much disorganisation and segmentation of the struggles. A new Left will have to be reconfigured and so too the creation of new collective leadership and a broad process of organisation and popular mobilisation. Despite the great insistence on Left unity, what is certain is that a great constructive effort is necessary before everything else to reach all the oppressed sectors, the excluded, and the hungry who need a new model. It needs audacity, vision, decisiveness, plenty of dialogue, listening to others and much organisation. Only basing on a broad organisation and the active search to create spaces in which the discontent can be expressed constructively, it will be possible to speak of a unity that is much more than the mere sum total of the same old leaders. A unity has to form organically around the minimum axes of common action and from the proposals of the thousand and one struggles that the people develop daily. It also requires a new form of understanding and doing politics, truly from below, from the popular world, escaping the old vices of traditional politics like from pests, in place of accepting them little by little as if these were signs of maturity. For all this, it is necessary to dissociate from the figure of Santos and reclaim the vocation of the Left (grabbing this political space of Uribism which it occupies fraudulently) is a fundamental step that could lead to seducing the people once again with the idea of constructing peace with social justice, linked to a process of mobilisation and social transformation.

An uphill struggle, a people with experience and perseverance

For now, the dice is loaded in favour of the dominant bloc. The triumphalism of these sectors is evident in the declarations of the Colombian army commander, General Alberto Mejia, who said the army was ready to guarantee the safety of the ex-guerrillas: “For us it is not a humiliation, for us it an honour because those who safeguard them are those that won the war, because those who safeguard them are those who remained with the arms, those who safeguard them are those dressed in the uniforms of the Republic” [10]. Clearly, there could be a debate if FARC-EP is defeated or not, something that is open for discussion, or the pyrrhic nature (in the best of cases) of this supposed victory of the army, but it is necessary to recognise that, whatever this insurgent group thinks, the dominant bloc has the hegemony today, not the popular sectors. The “monopoly of force” that the oligarchic state claims has to be opposed with an even bigger force than its army and its arms: that of an organised people. Though much is said that politics will not be done without arms, as the African revolutionary Amilcar Cabral used to say, in capitalism all struggles are armed: the state always has the arms and uses it against the people when its interests and domination are threatened [11]. When the people exercise their right to do politics on the streets, ESMAD, the police or the army will repress them politically, with force and with arms, supported in the restructuration that the USA (who else?) is implementing for the public security forces post-conflict and with the new police code and the law of citizens’ security.

The support for “yes” in the referendum should not obviate that this in neither the end of the process nor the start of the construction of a new society but another step in a long history of resistance, in the long road towards the conformation of a new popular bloc capable of imposing on the oligarchic sectors an alternative mode, radically democratic, egalitarian and libertarian. It is also necessary to recognise that beyond the debate about the nature of the peace or the intrinsic structural violence of the system, without the ELN or the EPL it is not possible to speak of the construction of peace, for which enclosing the political solution around these other insurgent expressions becomes a political, ethical and moral imperative. It is important to think critically today in the social forces and the political currents, the complicated territorial, national, regional and international context in which they have to operate [12] and to apply self-criticism to correct the mistakes and this way reverse this unfavourable correlation of forces for the popular sectors. Today, rather than being immersed in easy formulae, replacing the slogans for or against, it is more suitable to apply Gramsci’s maxim of pessimism of the intellect – the objective difficulties are so immense – but optimism of the will; we are conscious of the enormous potential of the struggles of the Colombian people as also the valuable experience accumulated in almost a century of resistance. Only this way can a project that actually enthuses the ensemble of the Colombian people and gain their confidence be developed. And with an enthused people, the transformative forces will be unstoppable.

José Antonio Gutiérrez D.
31st August, 2016

Notes

[1] Sadly in the preceding months, sectors of the Left wasted too much ink and saliva attacking the idea of a referendum, which they saw as an option excluding their call for a constituent assembly, a constituent assembly which, in the current situation, would probably be unfavourable to the popular sectors and could even signify a step back from the 1991 Constitution. Good ideas aren’t enough, the context and circumstances in which they have to be carried out need to be understood.

[2] The media, once again, in its task of fabricating perceptions, bandy polls that at times give “yes” the victory and, at times to “no”, depending on the political agenda of the moment.

[3] Viewed in this sense, the editorial in the Espectador of August 25, “peace understood as disarmament and the end of conflict with the different guerrillas has been the agenda of all the Presidents (…) [but] we have never before had a proposal so close to disarming the FARC. Whatever it is, the country for the first time has the opportunity of thinking without the existence of this guerrilla group”.

[4] For a war to be considered “just”, according to Jus and Bellum, one of the parts should demonstrate that it could not obtain what it obtained without recourse to arms. This will be the raging dispute for decades to come in Colombia, just as it continues to be in Ireland two decades after the peace process in the country.

[5] Look up the complete agreement here http://static.iris.net.co/…/…/acuerdo-final-con-las-farc.pdf

[6]http://www.rebelion.org/noticia.php?id=215328&titular=p…%FAa-

[7]http://www.elespectador.com/noti…/politica/frente-de…41831 The FARC-EP communiqué that accuses these dissidents of having “economic” motivations (mining, narcotrafficking) is unfortunate because it ignores the reasons – mistaken or not – which are eminently political and these types of accusations hurled at a group that left from within it could easily come around to hurt it and perpetuate the dominant stereotypes about the Colombian insurgency which, like all stereotypes, tend to be mistaken.

[8]We have written extensively on these themes at its time. Some of these articles are: “¿Tiene Santos las llaves de la paz?”, “Sólo la lucha decide”, “El proceso de paz ¿secuestrado por el miedo?” and Habemus presidente: mandato por la paz con injusticia social.

[9]http://www.semana.com/na…/articulo/proceso-de-paz-de…91131

[10]http://www.semana.com/na…/articulo/proceso-de-paz-co…91112

[11]https://www.marxists.org/subject/africa/cabral/1968/ppt.htm It is important not to fall for an idealistic, liberal and bourgeois vision of the state as an embodiment of “social contract”or “common good”. The state is an apparatus of domination, of class, designed to serve the oligarchic sectors and exercise violence when the subaltern sectors rebel. Any conquest favouring the interests of the popular sectors is despite the state, not thanks to it.

[12] Before initiating the peace process, there was controversy with a letter that Medófilo Medina had sent to then leader of FARC-EP Alfonso Cano, who was assassinated in a few months in an absolutely defenceless condition by the express order of Santos, at a time in which both were discussing about negotiating peace. On that occasion, it was said that one of the reasons for which the FARC-EP would demobilise was the regional context, in which the Left had come to power through elections. From that viewpoint, would the current scenario, marked by the destitution of Rouseff and the deepening of the Venezuelan crisis change the evaluation of these sectors regarding the political possibilities of the FARC-EP? To read the controversy,http://www.anarkismo.net/article/20115

The post ”Habemus pacem? Challenges on the road from Havana to Colombia” appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2016/11/06/habemus-pacem-challenges-on-the-road-from-havana-to-colombia/feed/ 0
”Barışımız Var Mı? Havana’dan Kolombiya’ya Giden Yoldaki Zorluklar” https://meydan1.org/2016/11/06/barisimiz-var-mi-havanadan-kolombiyaya-giden-yoldaki-zorluklar/ https://meydan1.org/2016/11/06/barisimiz-var-mi-havanadan-kolombiyaya-giden-yoldaki-zorluklar/#respond Sun, 06 Nov 2016 14:00:37 +0000 https://test.meydan.org/2016/11/06/barisimiz-var-mi-havanadan-kolombiyaya-giden-yoldaki-zorluklar/   Barışımız Var Mı? Havana’dan Kolombiya’ya Giden Yoldaki Zorluklar Üç yıl süren müzakerelerden sonra Küba’nın Havana şehrinde, Juan Manuel Santos hükumetiyle FARC-EP arasında bir barış anlaşması imzalanırken, ELN ile olan süreç çıkmaza girmiş ve EPL ile olan ise siyasetin gündeminde bile değil. Müzakerelerin iflas etmesinden korkan öngörüler boşa çıkarıldı. Bu anlaşma, bir mücadele devrini kapatarak […]

The post ”Barışımız Var Mı? Havana’dan Kolombiya’ya Giden Yoldaki Zorluklar” appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
14358790_766229923516898_8220354115829983649_n

Anarkismo.net editörlerinden, Meydan Gazetesi’nin farklı sayılarında yazılarına ve yorumlarına yer verdiğimiz José Antonio Gutiérrez D.’nin Kolombiya devleti ile FARC arasında gerçekleştirilen barış anlaşmasına ilişkin yazdığı ve Anarkismo.net’te yayınlanan yazısını sizinle paylaşıyoruz.

 

Barışımız Var Mı? Havana’dan Kolombiya’ya Giden Yoldaki Zorluklar

Üç yıl süren müzakerelerden sonra Küba’nın Havana şehrinde, Juan Manuel Santos hükumetiyle FARC-EP arasında bir barış anlaşması imzalanırken, ELN ile olan süreç çıkmaza girmiş ve EPL ile olan ise siyasetin gündeminde bile değil. Müzakerelerin iflas etmesinden korkan öngörüler boşa çıkarıldı. Bu anlaşma, bir mücadele devrini kapatarak yeni senaryoları ve yeni olasılıkları açacak. Bu isyancı hareketin silah bırakma kararı, geri dönüşsüz gözüküyor ve hareket, ne olursa olsun, “tekrar sivil hayata katılmak” denilen yolda devam edecek. Bu anlaşma yapısal değişiklikler getirmeyecek olmasına rağmen, kırsal nüfus için kayda değer iyileşmeler sunuyor. Toplam nüfusun %34’ü gibi önemli bir bölümünü oluşturduğu halde görünmezleştirilmiş olan kırsal nüfus, toplumsal harekete, önümüzdeki süreçte yapılması gereken büyük görevleri ifade etme fırsatı sunuyor. Bunların hiçbiri kesin değil. Her şey toplumsal hareketin netliğine ve örgütleme ve mobilizasyon kapasitesine bağlı.

Anlaşma, Kongrede onaylanmayı ve Eylül sonunda Kolombiya’da yapılacak olan nihai imzalanmayı bekliyor. 19 Eylül’de anlaşmanın onaylanacağı FARC-EP’nin onuncu kongresinde büyük bir sürpriz beklenmiyor. Anlaşmaların halkın onayına sunulacağı referandum için üzerinde anlaşılan tarih 2 Ekim. Referandumda anlaşmaların onaylanması için 4.5 milyon “evet” oyu alması gerekiyor ve bu yüzden, devlet ve FARC-EP [1] arasındaki topyekun savaşa geri dönüşe çıkan kapıları tamamen kapatmak için, halkı harekete geçirmek çok önemli. “Hayır” kampanyası yürüten gericilerin söylemsel yoksulluğuna rağmen, bunların henüz Uribizm’in [2] otoriter etkisinden sıyrılmamış olan kentsel kesimlerdeki cazibesini küçümsemek ahmaklık olur. Yine de en büyük zorluk, bu referandumun onaylanması için gereken hedefe ulaşmak.

Tarihi, ama…

Bu anlaşma tarihi bir olay olsa da, bütün süreç boyunca ve hatta son imzalanma aşaması duyurulduğunda bile yarattığı ilginin azlığı şaşkınlık yaratmaya devam ediyor. Kutlama için nedenler yok değil ama ortada bir kutlama havası yok. Örneğin Kuzey İrlanda’da ya da El Salvador’da olduğu gibi, diğer barış süreçlerine eşlik eden genel parti bir havası olmadı, hatta 1990’larda M-19, EPL, MAQL ve PRT ile olan barış sürecinde hissedilen, demokratikleştirici coşkunun yakınına bile yaklaşılmadı. Üzülerek itiraf etmek gerekir ki, düzenin şimdiye kadar isyancılara karşı yürüttüğü medya savaşının büyük ölçüde zehirleyici etkisi olduğunu ve isyancıları nüfusun, hala Kolombiya’daki bütün kötülüklerden onların sorumlu olduğunu düşünen, büyük bir kesiminden soyutladığını gösterir şekilde, barışın imzalandığı bir dönemde, en azından kent merkezinde, FARC-EP karşıtı eylemlere daha fazla ilgi var.

Referanduma giderken “evet” çağrısı yapanların çoğu, ılımlı bir “savaş daha kötü” tavrı ya da buruk bir “acı reçeteyi uygulamak zorundayız” tavrı gösteriyor. “Evet” çağrısı yapan diğer sesler, Alvaro Uribe hükümetinin tetiklediği 2008 Şubat mobilizasyonlarının doğal bir sonucu olarak, anlaşmanın içeriğini desteklemekten çok, sadece son bir öldürücü darbe olarak, FARC-EP’nin ortadan kalkması ve silahsızlanması [3] için yapıyorlar. Çoğu kişi bir “hayır” galibiyetinin gerçekten felaket olacağını algılıyor olsa da, çok az kesim -tahmin edilebileceği gibi Sol- anlaşmanın içeriğini net bir şekilde destekleyerek oy çağrısı yapıyor. Bu, onaylamayacağımız, ama değiştirmek için anlamamız gereken bir gerçek.

Zor kurulan ilişki

Birçok faktör bu olguyu açıklayabilir gibi görünüyor. Her şeyden önce, Kolombiya nüfusunun çoğu, bu barış sürecini uzak bir ülkede, aynı derecede uzak ve bu kentsel çoğunluk için bilinmez, kırsal bir dünyanın patikalarında sonlandırılan bir çatışmayı çözen bir olay olarak algılıyor. Ayrıca medyanın, barış süreci boyunca isyancılara karşı sürekli saldırılarıyla, süreci hiç de kolaylaştırmadığını eklemek gerekir. Yavaş ilerleyen, sözde barış pedagojisi çalışmasının da pek faydası olmadı. Havana’daki anlaşmanın içeriğini popülerleştirmek ya da içeriğin tartışılması için hükumetin bir gayreti olmadı, olduğunda da çok zayıftı. İsyancılara gelince, barış sürecine “halkı katılımını” sağlama gayretleri kendi geleneksel etki alanlarının ya da çatışmanın politik çözümünü zaten öteden beri savunan politik kesimlerin ötesine geçemedi ya da nasıl geçeceğini bilemedi.

Bu barış süreci, Bogota’nın uzak gecekondularında yaşayan bir trans için ne ifade ediyor? Barış, bölgenin merkez şehrinde göç etmiş, yerli kadın için ne anlama geliyor? Taşeron işçileri ve geçici işçiler için ne anlama geliyor? İşsizlik koşullarında hayatta kalmaya çalışan binlerce insan için ne anlama geliyor? Yoksulluktan madde bağımlılığına sürüklenen insanlar için? Solun referandum kampanyasında yaptığı gibi, insanlara “barış sizinle” hatırlatmasını yapmak zorunda kalınması, sıradan vatandaşın barışla ilişkisinin açıkça ortada olmadığını, barış sürecini kendinden kopuk gördüğünü açıkça ortaya koyuyor.

Ne kadercilik, ne zafer gösterisi mevcut güç dengesinde bir anlaşma mümkün

Müzakereler yoluyla sosyalizmin elde edilemeyeceği biliniyordu. Çatışmaya yol açan yapısal nedenleri aşmaya yardımcı olacak bazı temel reform arayışları oldu ama bu anlaşma, müzakerelerle ilişkili toplumsal kesimlerin amaçladığı toplumsal adaletle barışık değil. Barış yok çünkü ELN ve EPL’nin yanı sıra anlaşma sonrası oluşabilecek muhalif gruplar ile çatışma hali devam ediyor, çünkü ülke çapında para-militarizm sürüyor, hala, siyasi muhalefeti ve toplumsal eylemleri suçlu ilan eden baskıcı yapı hala yerinde duruyor, çünkü açlıkla ve önlenebilen hastalıklarla öldüren yapısal şiddet, durmaksızın devam ediyor – toplumsal adalet yok. Ama bu demek değildir ki anlaşma nemli bir adım değil ya da süreç boyunca kullanılan deyimle “orta derecede bir iyimserliğe” yer yok. Ne solun “ihanet” diye bağırmasına, ne de sanrısal zafer gösterilerine yer olmamalı. Anlaşma neyse odur: FARC-EP’nin mevcut güç dengelerinde imzaya varabildiği, açıkça mevcut iktidar blokunun lehine olan her şey.

Tarihin yargısı, anlaşmayı yapan bileşenlere karşı acımasız olabilir [4]. Anlaşma varılan şeylere bir göz atmak bile, toplamında, hükumetin zaten önceden uyum sağladığı anayasal zorunluluklara uymak zorundadır demeye gelen ve bununla birlikte mevcut siyasal sistemin dönüşümünü değil, genişlemesini içeren [5] anlaşmaları elde edebilmek için gerçekte bu kadar çok kan dökülmesi gerekiyor muydu sorusunu akla getiriyor. Kısa bir dönem, kırsal kesimlerin modernleştirilmesiyle ilgili önemli adımlar atıldı, ancak Marquetalia gerillalarının toprak programı ya da FARC isyanına onlarca yıl boyunca ilham veren minimum programı bir özlem olarak kaldı: Toprağın az sayıda elde toplanması sorunu fazlasıyla canlı. Bu sorun, Tarımsal, Ekonomik ve Sosyal Kalkınmada Öncelikli Bölgeler (Zidres) aracılığıyla teşvikler alacak olan tarım endüstrisiyle birlikte daha da karmaşıklaştı. Belki de bu süreçte daha fazla dönüştürücü potansiyeli olan bir anlaşma yapılabilir ve daha fazla toplumsal coşku yaratılabilirdi. Belki.

Barışı sağlayan… Santos?

Hükümet modele dokunmayacağına söz verdi ve oligarşiye verdiği bu sözü tuttu. ELN’nin 5 Ağustos tarihli bildirisinde belirtilen, Havana anlaşması hakkındaki görüşü kayda değer: ülkenin gerçekliğini değiştirmiyor ve “şiddetin, mahrumiyetin, eşitsizliğin, adaletsizliğin ve yağmanın alçak rejimine hiç dokunmadan” bırakıyor [6]. FARC-EP 1. Cephenin karşıt görüşlü bir kesimi, süreçle ilgili bir bildirisinde anlaşmaya dair benzer ifadeler kullanıyor [7]. Ancak anlaşmaya varılan maddeler aşırı sert yargılanmamalı: toplumsal adaletle birlikte barış arzusunu gerçekten yansıtan farklı bir senaryoyu ya da anlaşmayı elde etmek, doğal olarak, sadece FARC-EP’ye bağlı olan bir şey değil. Gündemdeki bazı maddelerin dönüştürücü potansiyelini ve isyancıların her bir maddede sunduğu politik önerileri geliştirmek için bu dönüşümleri destekleyen geniş bir toplumsal mobilizasyon gerekirdi. Ancak, bu barış süreciyle 2008-2013 arasında yükselen toplumsal protesto dalgası arasında büyük bir ortaklık yaratma olasılığı gerçekleşmedi. Hükumet, mevki verme, bölme ve parçalama yoluyla bu dalgayı durdururken aynı zamanda barış sürecini nüfusun günlük yaşamından tecrit etmeyi başardı. 2013 çiftçi grevi, bu tartışmayı özgür bırakan, Havana’da tartışılan konularla ülkenin günlük gerçekliği arasında muazzam bir toplumsal sempati yaratan kilit bir andı, toplumsal kesimlerin iktidar blokuyla açıkça çeliştiği, kır ve kent arasında bir köprü yaratan bir an.

Grev sonrasında hükumetin sözleşmeyi ihlaliyle karşılaşan toplumsal mobilizasyonun sokakta engellenmesi, ki bazı kesimler bunu “talihsizlik” olarak değerlendirdi, Santos’un “istiktrarını” bozarak barış sürecini zayıflatır (ve Uribizmi güçlendirir) şaşırtıcı bahanesiyle, sol için felakete yol açan bir seçim stratejisi hedeflenerek yapılmıştı. Bu bağlamda, barış süreci sonuçta kendini, tarihteki en sevilmeyen başkanlardan biri olan Santos’un şahsına mahkum etti ve o da bunu kullanarak hem tekrar seçildi hem de barış şartlarını tekrar tanımlayarak saldırıya geçti. Barışın anahtarı, halka ait olduğu konusunda o kadar ısrar edildikten sonra gümüş tepsiyle Santos’a sunuldu. Santos’un “barışı sağlayan irade” olarak ve “demokratik güvenliği” kalıcı hale getirme göreviyle iktidara gelen bir Başkan olarak tanınması, barış sürecinin büyük ölçüde 2012-2013’te zirvesine ulaşan toplumsal mobilizasyon sayesinde elde edildiği gerçeğini çarpıttı [8]. Herkesin zihninde barış süreci Santos’un şahsına daimi olarak bağlanmakla kalmadı, referandum eski politikanın bilinen şahsiyetleriyle lanse edildi. O zaman coşkusuzluğun şaşırtıcı bir tarafı var mı?

Çatışma sonrası yeni direniş; toplumsal ve politik muhalefetin oluşması

Hükümetin baş müzakerecisi, Humberto de la Calle’nin, bunun “mümkün olan en iyi” anlaşma olduğunu iddia etti [9]. Bu muğlak ifade, anlaşmanın çoğu maddesini belirleyebilmiş olsalar da her şeyi belirleyemediklerini gösteriyor. Anlaşmalar, hem oligarşinin, hem de toplumsal kesimlerin yararlanabileceği, açık bir kapı gibidir. Oligarşi, kapitalin tarım ve maden endüstrisinde yayılmasını hızlandırmaya çalışacaktır. Bu senaryonun gerçekleşip gerçekleşmemesi toplumsal kesimlere, mücadelelerine ve örgütlenmelerine bağlıdır. Devletin anlaşmaya uyması da toplumsal kesimlere bağlıdır çünkü – Catatumbo, Putumayo toplumlarının ve bölgenin kendisi teyit edebilir – devlet, tuzaklar kurup faturayı ezilenlere çıkarmak konusunda uzmandır, ve BM’nin uluslararası gözetimi ya da garantisinin devletin anlaşmaya uymasını sağlayacak bir garanti olduğunu düşünenlerin suçu aşırı saf olmaktır.

Maalesef, mücadelelerde hala çok fazla örgütsüzlük ve bölünme var. Yeni bir sol oluşurken yeni kolektif yol açıcılık oluşmalı ve geniş bir örgütlenme ve toplumsal mobilizasyon süreci yaratılmalıdır. Solda birlik konusunda büyük ısrarlara rağmen, her şeyden önce gerekli olan şey, bütün ezilen kesimlere, dışlananlara ve aç olanlara, yeni modele ihtiyacı olanlara ulaşmak için büyük bir yapıcı faaliyettir. Solun, cesarete, vizyona, kararlılığa, çok fazla diyaloğa, başkalarını dinlemeye ve çok fazla örgütlenmeye ihtiyacı var. Ancak geniş bir örgütlenmeye ve aktif bir şekilde, memnuniyetsizliğin yapıcı olarak ifade edilebileceği alanları yaratma arayışına dayalı olduğunda bir birliktelikten bahsedilebilir. Bu da, aynı eski liderlerin toplamından çok daha fazladır. Bir birlik, en azından ortak eylem ekseni etrafında ve insanların günlük olarak geliştirdikleri binbir mücadele önerilerinden organik olarak oluşmalıdır. Ayrıca bu birlik, farklı bir siyaset anlayışı ve politik eylem biçimi gerektirir: sahiden tabandan ve toplumsal dünyadan olmayı, geleneksel siyasetin eski kötülüklerini, sanki olgunluk göstergesiymiş gibi azar azar kabul etmeyi değil, hastalıktan kaçınır gibi onlardan kaçınmayı gerektirir. Bütün bunlar için Santos şahsiyetinden ayrı durmak ve solun görevini (Uribizmin hileyle elinde tuttuğu politik alanı) geri alması gerekir. Bu temel adım, bir kez daha, bir mobilizasyon ve toplumsal dönüşüm sürecine bağlı olarak, toplumsal adaletle birlikte barışı inşa etme fikriyle halkın gönlünü çalmaya doğru gidebilir.

Yokuş yukarı bir mücadele, deneyimli ve sebatlı bir halk

Şimdilik zarlar egemen blokun lehine. Bu kesimlerin zafer gösterileri Kolombiya ordu komutanı General Alberto Mejia’nın, eski gerillalarının güvenliğini sağlamak için ordunun hazır olduğunu söylediği açıklamasında açıkça görülüyor. “Bu bizi küçük düşürmez, hatta gurur verir çünkü onları koruyanlar savaşı kazananlardır, çünkü onları koruyanlar silahlarını muhafaza edenlerdir, onları koruyanlar, Cumhuriyetin üniformalarını taşırlar.” [10]. Açıkçası, FARC-EP’nin yenilip yenilmediği tartışılır, ya da ordunun sözde zaferinin ne kadar pahalıya patladığı; ama isyancı grup ne düşünürse düşünsün, bugün hegemonya egemen bloktadır, toplumsal kesimlerde değil. Oligarşik devletin elinde tuttuğu “güç tekeline”, onun ordusu ve silahlarından daha da büyük bir güçle karşı koymak gerekir: örgütlü halkın gücüyle. Silahsız siyaset yapılmayacağını söyleyen çok olsa da, Afrikalı devrimci Amilcar Cabral’in söylediği gibi kapitalizmde bütün mücadeleler silahlıdır: Devlet silahlıdır ve çıkarları ve egemenliği tehdit edildiğinde onu insanlara karşı kullanır [11]. İnsanlar sokaklarda siyaset yapma hakkını kullandıklarında, ESMAD, polis ya da ordu, onlara güçle ve silahlarla siyasi baskı uygular. Bu baskı ABD’nin (başka kim olabilir?) çatışma sonrası, iç güvenlik güçleri için gerçekleştirdiği yeniden yapılanma ve yeni polis kanunu ve vatandaş güvenliği kanunu ile desteklenir.

Referandumdaki “evet” desteği, ne süreci sona erdirecek, ne de yeni bir toplumun inşasını başlatacak. Ancak, radikal demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir alternatif biçimi oligarşik kesimlere dayatabilecek olan yeni bir toplumsal blokun biçimlenmesine doğu giden uzun yolda, bu uzun direniş tarihinde bir başka adım olacak. Barışın doğası ya da sistemin özündeki yapısal şiddet tartışmalarının ötesinde, ELN ya da EPL olmadan barışın inşasının mümkün olmadığını ve bu yüzden siyasi çözümün bu diğer isyancı ifadeleri de kapsamasının siyasi, etik ve ahlaki bir zorunluluk olduğunu görmek gerekir Bugün, toplumsal güçlerde ve siyasi akımlarda, içinde faaliyet yürütmek zorunda oldukları karmaşık coğrafi, ulusal, bölgesel ve uluslararası bağlamda eleştirel düşünmek [12], hataları düzeltmek için öz-eleştiri uygulamak ve bu şekilde toplumsal kesimlerin aleyhine olan bu güç dengesini tersine çevirmek önemlidir. Bugün, sloganları değiştirip basit formüllere gömülmektense, Gramsci’nin aklın karamsarlığı – çünkü nesnel zorluklar devasa boyutta – ama iradenin iyimserliği ilkesini uygulamak daha uygundur; Kolombiya halkının mücadelelerinin muazzam potansiyelinin yanı sıra bir yüzyıla yakın süren direnişte biriken değerli deneyimin farkındayız. Kolombiya halkının tümünü gerçekten heyecanlandıran ve güvenini kazanan bir proje ancak bu yolla geliştirilebilir. Ve heyecan duyan bir halkla, dönüştürücü güçler durdurulamaz.

 

José Antonio Gutiérrez D.

31 Ağustos, 2016

Çeviri: Özgür Oktay

 

 

Notlar
[1] Ne yazık ki önceki aylarda sol kesimler, referandum fikrine saldırmak için çok fazla mürekkep ve tükürük harcadılar. Bu kesimler referandumu, kendilerinin kurucu meclis çağrılarını dışlayan bir seçenek olarak gördüler. Bir kurucu meclis, mevcut durumda muhtemelen toplumcu kesimlerin aleyhine olacak ve hatta 1991 anayasasından geri adım atmak anlamına gelebilirdi. İyi fikirler yeterli değil, fikirlerin uygulanacağı bağlamın ve durumun anlaşılması gerekiyor.
[2] Medya, bir kez daha, algı üretme görevi kapsamında seçim anketlerini çarpıtarak, anlık siyasi gündeme göre zaferi kimi zaman “evet”e, kimi zaman “hayır”a verdi.
[3] Bu anlamda, Espectador gazetesinin 25 Ağustos tarihli baş yazısı “(…) Farklı gerillaların silahsızlandırılması ve çatışmanın sonlanması anlamında barış bütün başkanların gündeminde olmuştu[ama] şimdiye kadar hiçbir öneri FARC’ın silahsızlanmasına bu kadar yaklaşmamıştı. Ne olursa olsun, ülke ilk defa bu gerilla grubunun varlığı olmadan düşünebiliyor.”
[4] Jus ve Bellum’a göre bir savaşın “adil” kabul edilebilmesi için, bir tarafın elde ettiklerini silahlara başvurmadan elde edemeyeceğini göstermesi gerekir. Bundan sonraki on yıllarda Kolombiya’da en hararetli tartışma konusu bu olacak. Tıpkı ülkedeki barış sürecinden yirmi yıl sonra, İrlanda’da olmaya devam ettiği gibi.
[5] Anlaşmanın tamama buradan ulaşılabilir: http://static.iris.net.co/…/…/acuerdo-final-con-las-farc.pdf
[6] http://www.rebelion.org/noticia.php… contin%FAa-
[7] http://www.elespectador.com/…/frente-de-farc-dice-no-entreg… FARC-EP bildirisinin, bu karşıt görüşlüleri “ekonomik” motivasyonlara (madencilik, uyuşturucu kaçakçılığı) sahip olmakla suçlaması talihsizlik, çünkü -yanlış ya da doğru- politik nedenleri yok sayıyor; ve kendi içinden ayrılan bir gruba yöneltilen bu tip suçlamalar kolaylıkla dönüp dolaşıp kendine zarar verir; ve Kolombiyalı isyancılar hakkındaki, bütün klişeler gibi genelde yanlış olan, egemen klişeleri güçlendirir.
[8] O dönemde bu temalar üzerine fazlaca yazdık. Bu makalelerden bazıları: “¿Tiene Santos las llaves de la paz?”, “Sólo la lucha decide”, “El proceso de paz ¿secuestrado por el miedo?” yHabemus presidente: mandato por la paz con injusticia social.
[9] http://www.semana.com/ nacion/articulo/proceso-de- paz-de-la-calle-interviene-en- el-cierre-de-la-negociacion/ 491131
[10] http://www.semana.com/ nacion/articulo/proceso-de- paz-comandante-del-ejercito- habla-sobre-su-papel-en-zonas- veredales/491112
[11] https://www.marxists.org/subject/africa/cabral/1968/ppt.htm Devleti “toplumsal mutabakatın” ya da “ortak faydanın” somut hali olarak gören idealist, liberal ve burjuva görüşün tuzağına düşmemek gerekir. Devlet, oligarşik kesimlere hizmet etmek üzere tasarlanmış ve alt kesimler isyan ettiğinde şiddet uygulayan, tahakkümün ve sınıflı toplumun bir aracıdır. Toplumsal kesimlerin çıkarları lehine her kazanım devlete rağmen kazanılır, onun sayesinde değil.
[12] Barış süreci başlamadan önce, Medofilo Medina’nun FARC-EP’nin o dönemdeki lideri Alfonso Cano’ya gönderdiği mektupla ilgili tartışma vardı. Birkaç ay sonra, iki tarafın da barışı müzakere etmeyi tartıştığı bir dönemde, Alfonso Cano, tümüyle savunmasız bir haldeyken Santos’un özel emriyle katledilmişti. Bu olay üzerine, solun seçimlerle iktidara geldiği bölgesel bağlam, FARC-EP’nin olası silahsızlanma nedenlerinden biri olarak söyleniyordu. Bu bakış açısıyla, Rouseff’in yalnız kalması ve Venezuela krizinin derinleşmesiyle damgalanan mevcut senaryo, FARC-EP’nin siyasi olanakları hakkındaki değerlendirmesini değiştirir mi? Tartışmayı okumak için, http://www.anarkismo.net/article/20115

The post ”Barışımız Var Mı? Havana’dan Kolombiya’ya Giden Yoldaki Zorluklar” appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2016/11/06/barisimiz-var-mi-havanadan-kolombiyaya-giden-yoldaki-zorluklar/feed/ 0