Fırat Kalkanı – Meydan Gazetesi https://meydan1.org Anarşist Gazete Sat, 06 Jun 2020 22:40:25 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=5.3.13 Suriye’de Bütün Yollar İdlip’e Çıkar – Emrah Tekin https://meydan1.org/2018/10/10/suriyede-butun-yollar-idlipe-cikar-emrah-tekin/ https://meydan1.org/2018/10/10/suriyede-butun-yollar-idlipe-cikar-emrah-tekin/#respond Wed, 10 Oct 2018 18:50:53 +0000 https://test.meydan.org/2018/10/10/suriyede-butun-yollar-idlipe-cikar-emrah-tekin/ 29 Nisan 2015’te İstanbul Fatih Camii avlusunda bir grubun “kutlama” yapmak için lokum dağıtmasını muhtemelen çoğumuz hatırlamıyordur. Söz konusu “lokumlu kutlama” Suriye’nin kuzeybatısında bulunan İdlip kentinin cihatçı çeteler tarafından ele geçirilmesi, daha ayrıntıda ise kente bağlı Cisr-eş Şuğur beldesinin İştebrak köyünde cihatçıların gerçekleştirdiği Alevi katliamına atfediliyordu. 2015 yılı, Suriye Savaşı’nda müdahaleci devletlerin bazı hesaplarının sarpa […]

The post Suriye’de Bütün Yollar İdlip’e Çıkar – Emrah Tekin appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

29 Nisan 2015’te İstanbul Fatih Camii avlusunda bir grubun “kutlama” yapmak için lokum dağıtmasını muhtemelen çoğumuz hatırlamıyordur. Söz konusu “lokumlu kutlama” Suriye’nin kuzeybatısında bulunan İdlip kentinin cihatçı çeteler tarafından ele geçirilmesi, daha ayrıntıda ise kente bağlı Cisr-eş Şuğur beldesinin İştebrak köyünde cihatçıların gerçekleştirdiği Alevi katliamına atfediliyordu.

2015 yılı, Suriye Savaşı’nda müdahaleci devletlerin bazı hesaplarının sarpa sarma emareleriyle başlamıştı. Ocak ayının sonunda Kobanê’nin IŞİD’den özgürleştirilmesi, IŞİD nezdinde cihatçı çeteler ve onlara açık ya da örtük destek veren devletleri, başka “açılımlar” yapmaya zorluyordu. Nisan ayının sonlarında İdlip kentinin, Suudi Arabistan, Katar ve TC’nin desteğinde kurulan, El Kaide kökenli cihatçı çeteler Nusra Cephesi ile Ahrar-uş Şam’ın da bulunduğu çatı oluşum Fetih Ordusu tarafından işgal edilmesi, Suriye’de Esad yönetimini yıkma hedefinden vazgeçmeyen yukarıdaki devletler tarafından, rejim değişikliği fikrini değiştirme eğilimindeki ABD’ye de bu fikrini tekrar gözden geçirme mesajı içeriyordu.

Aynı yılın Eylül ayında Rusya’nın aktif olarak sahaya inmesi ve 2016’da Halep’in cihatçı çetelerden özgürleştirilmesi sonrası ilan edilen çatışmasızlık bölgeleri, bugün İdlip’te karşı karşıya bulunulan durumun kilometre taşlarını döşedi. Astana Görüşmeleri ile ilan edilen 4 çatışmasızlık bölgesinden biri olan İdlip, cihatçıların yenilgiye uğradığı diğer üç bölgeden, ağır silahlarını bırakmaları karşlığında, ileride belki de Suriye Savaşı’na dair anımsayacağımız sembollerden biri olacak o yeşil otobüslerle taşındığı bölgeydi aynı zamanda. Bu yanıyla İdlip, Şam yönetimi ve Rusya’nın işbirliğinde zamanı gelince imha edilecek bir cihatçı çöplüğüne dönüştürülürken Suriye’de 2011’den beri terör estiren bu çeteler, geldikleri Türkiye’nin sınırında oluşan bu rezerv alanına sürülerek onları gönderenlere de “alın cihatçılarınızı” mesajı veriliyordu.

Hazin Bir Çığlık: “Sıkıştık Kaldık İdlip’te”

Devletin yarı-resmi propaganda gazetesi Yeni Şafak’ın muhabirlerinden Yılmaz Bilgen’e ait olan bu sözler bir yanıyla TC’nin Suriye Savaşı’nda yürüttüğü politikalarının “sıkışıp kaldığı” yeri işaret ediyordu. Aynı ifadelerin detayında Bilgen, Erdoğan’ın danışmanı olarak bilinen ve iktidarın para-militer çetelerinden biri olan SADAT kurucusu Adnan Tanrıverdi’yi bizzat verdiği “bilgilerle” durumun vehametine dair uyardığını, ancak “susması konusunda” tehdit edildiğini belirtiyordu.

Suriye Savaşı’nın başından bu yana canlı tuttuğu bir amaç olarak Esad yönetiminin devrilmesi, 2014’te Kobanê’ye yönelik IŞİD işgal tehdidinden beri de Rojava kazanımlarının gerilemesi için birbirinden farklı sayısız cihatçı çeteyi destekleyen TC’nin şu sıralar İdlip’te de aynı çetelere verdiği destek bir sır değil. Ancak Yeni Şafak muhabirinin, devletten “şimdiye kadar ne yaptıysa onu yapması” yönünde gerçekleştirdiği imdat çağrısına aldığı olumsuz yanıtın nedenini, TC’nin İdlip’te yaşadığı sıkışmışlığın devletler arası ölçekteki yansıması olarak da okumak gerek. Astana Görüşmeleri çerçevesinde alınan kararla, bölgedeki varlık nedeni olan “ılımlı cihatçılarla radikalleri” birbirinden ayırma misyonunu hayata geçirmek şöyle dursun; TC, El Kaide kökenli Heyet Tahrir-eş Şam (HTŞ) çetesini terör listesine almayı geçtiğimiz ayın başlarında akıl etti. Bu ağırdan alınmış kararda, devletler arası diplomaside cihatçı çetelere verilen desteğin günden güne aşikar hale gelmesi sonucunda oluşan suçluluk psikolojisinin getirdiği bir acelecilik vardır.

İdlip: El Kaide Emirliğinden Selefi-İhvancı Rekabetine

IŞİD’in Rakka ve Musul’u işgal etmesi sonrası ilan ettiği “hilafetin” bir benzerinin, El Kaide uzantısı çetelerce İdlip’te “emirlik” şeklinde hayata geçirilmesi nedeniyle El Kaide emirliği olarak anılan İdlip’teki cihatçı çeteler, yukarıda tasvir edilen bu sıkışmışlıklarının yanı sıra kendi içlerinde de ideolojik bir rekabet halindeler. 2017’nin başında ve yaz aylarında yaşanan, El Kaide kökenli çatı örgüt HTŞ’nin TC sınırları dahil olmak üzere İdlip’in %60’tan fazlasını kontrolüne aldığı “cihatçı iç savaşı” sonrası, cihatçı çetelerdeki bölünme selefi ve İhvancı olmak üzere ideolojik bir vasıf da kazandı. Bu çatışma ve bölünmelerde ise TC izlerini görmek mümkün. 2016 sonlarındaki Halep kuşatması sırasında, TC’nin -muhtemelen İran ve Rusya’ya verilen tavizler paralelinde- burada bulunan bazı çeteleri Fırat Kalkanı bölgesine kaydırması, şu anda HTŞ olarak anılan çete tarafından ihanet olarak nitelendirilmişti. Cihatçı çeteler arasında yaşanan çatışmaların nedenleri arasında, şimdilerde İdlip’te TC tarafından kurdurulan Suriye Ulusal Kurtuluş Cephesi çatısı altında birleşen Ahrar-uş Şam ve Nureddin Zengi Hareketi başta olmak üzere bazı çetelerin Ankara ile kurdukları ilişki yatıyordu.

Cihatçılar arasında var olan rekabetin ideolojik arka planında ise yine ağırlıkla TC etkisiyle, selefilik/İhvancılık merkezli bir çekişme yatıyor. Savaşın ilk yıllarında El Kaide’nin Suriye kolu Nusra Cephesi iken, terör listesine alınmamak ve devletlerin silah desteğinden mahrum kalmamak için çıktığı isim değişikliği yolculuğunda son olarak Heyet Tahrir-eş Şam adını alan örgüt, selefiler arasında en güçlüsü olarak biliniyor. 2018 başlarında, HTŞ’nin El Kaide’ye olan biatını geri çekmesi ve Eymen-ez Zevahiri’nin selefilere yaptığı birleşme çağrısı sonrası ortaya çıkan Hurras-ed Din (Dinin Koruyucuları) adlı çete ise El Kaide’nin şu andaki Suriye kolu olarak görülüyor. İdlip’teki selefi cephede, çeşitli cihatçı çetelerle IŞİD arasında yaşanan çatışmalarda IŞİD’den yana tavır koyan Cund-ül Aksa da yer alıyor. Söz konusu selefi çetelerin, eninde sonunda gerçekleşecek İdlip savaşında, TC’nin İhvancı vekil örgütlerine karşı ortak hareket etmesi mümkün. Ayrıca Çin’in Uygur bölgesinden gelen cihatçıların kurduğu Türkistan İslam Partisi de daha önce yaptığı gibi El Kaide çizgisindeki çetelerle birlikte hareket edebilir.

İdlip’teki İhvancı cephede ise TC’nin, 17 Eylül’de Soçi’de varılan mutabakat sonrası alacağı tavra göre hareket etme eğilimi ağır basarken bu çetelerde var olan Esad yönetiminin devrilmesi fikri, TC ile kurulan ittifakın temeli olarak belirginleşiyor. TC’nin, İdlip’te Suriye Ulusal Kurtuluş Cephesi çatısında birleştirdiği çetelere dair bir diğer tasarrufu ise, bu yapının Fırat Kalkanı ve Afrin işgal bölgelerinde oluşturulan Suriye Ulusal Ordusu ile birleşmesi. Böylece, diğer çatışmasızlık bölgelerinin aksine İdlip’ten gidecek başka yeri olmayan bu çetelere bu bölgelerde yeni kapılar açarak, “sahadan masaya tutunmak” amaçlanacaktır. Selefi cihatçıların, Rusya ve Çin’in İdlip’e müdahale gerekçelerinden olan yabancı savaşçı profilinin aksine “yerli ve milli” ağırlığa sahip olan İhvan bağlantılı çeteler, devlet propagandisti kimi yorumculara göre, bu kimlikleriyle hamileri TC’nin, masada kendi lehine kullanacağı bir argüman oluşturuyorlar. Ancak sahada var olan “ılımlı ile radikal olanın” geçişkenliğe açık poziyonunun, bu tezi boşa çıkarması muhtemel.

Tahran Zirvesi’ndeki “Davetsiz Misafirler”

Astana Görüşmeleri’nin 3 garantör devleti Rusya, İran ve Türkiye’nin katıldığı toplantıların 7 Eylül’de Tahran’da gerçekleştirilen ayağında, zirvede alınan kararlardan çok, Erdoğan’ın yukarıda bahsi geçen 4 çatışmasızlık bölgesinden 3’ünün, -kendi deyimiyle- “farklı bahanelerle tek tek tasfiyesine” dair yaptığı serzeniş ve başlaması an meselesi olan İdlip’e yönelik kara operasyonunu “cihatçılar adına konuşma ihtamı” pahasına durdurma çabası konuşuldu. Bu durum bir yanıyla, TC’yi -görünmeyen 4. üyesi Suriye olan- Astana Üçlüsü’nden Rusya ve İran önünde truva atı misyonuyla karşı karşıya bırakırken diğer taraftan Putin’in “bu masada IŞİD ya da Nusra yok, onlar adına konuşamayız” şeklindeki yoruma açık sözleri, bu sözlerin muhatabına dair, iki yıl önceye dayanan bir hatırlatmayı da zorunlu kılıyordu. O dönem (2016 Ekim ayı) hazırlığı yapılan Halep’e yönelik operasyon öncesi Erdoğan, Putin’in kendisinden Nusra’nın bölgeden çıkarılması için “ricacı olduğunu” belirtirken bu ifadeler, TC devletinin söz konusu çeteler nezdinde “üçüncü tarafların ricasını” yerine getirme rezervinin bulunduğu şeklinde bir itiraf niteliği de taşıyordu. Bu sözlerden yaklaşık bir yıl sonra ise İdlip’teki çatışmasızlık bölgesine TSK askerlerinin intikali, Putin’in “masada olmadığını” söylediği söz konusu cihatçı çetenin eskortluğunda gerçekleşmişti. TSK’nin bölgedeki -bir yıl boyunca hayata geçirmediği- varlık nedeni Nusra ardılı HTŞ benzeri cihatçı çeteleri tasfiye iken, burada bulunma hali iç politikaya “Askerimiz İdlip’te” şeklinde sunularak, içeride hedeflenen toplumsal katmana yönelik işgalci motivasyon diri tutuldu.

Tahran Zirvesi’nde Türkiye, bu tutumuyla Astana Üçlüsü içinde “yerini yadırgayan” bir özne olduğunu tekrar belirginleştirdi. Savaşın başından bu yana zaten ABD, Suudi Arabistan, Fransa gibi kategorik olarak Rusya-İran bloğunun karşısında konumlanan TC, rejim değişikliği yönünde ABD’nin başını çektiği bloktan Suriye’ye dönük herhangi bir saldırıda ne kadar kaygan bir zeminde durduğunu 2017 yılının Nisan ayında ABD’nin Şayrat Hava Üssü’ne füze saldırısına verdiği destek ve geçtiğimiz Nisan’da Doğu Guta’daki çatışmalar sırasında yaşanan gerilimde yine heveskar bir şekilde ABD saldırılarını onaylamasıyla göstermişti.

Son Savaş Öncesi “İmkansız Görev”

Nitekim zirvenin akabinde Erdoğan’ın Wall Street Journal’a yazdığı, ABD’nin de kullandığı, olası müdahale karşısında oluşacak insani kriz argümanlarıyla dolu makale, bu zemine ne kadar meyyal olduğunu gösterdi. Elinde koz kalmadığında, oyun bozarak kendisine alan yaratan TC’nin bu hamlesi sonrası Putin’le yapılan Soçi’deki görüşme sonrası mutabakat, İdlip’e yönelik saldırıyı şimdilik durdurmuş görünse de TC’nin kucağına bir alev topu bırakıyordu. Soçi’de üstlenilen “imkansız göreve” göre 15 Ekim’e dek, bir yıldır yapılmayan şey yapılarak ılımlı-radikal gruplar ayrıştırılacak. Uzlaşmayarak sonuna dek savaşmayı göze almış cihatçıların varlığı aşikarken, bu “görevin” nasıl hayata geçeceği herkes için bir soru işareti. Suriye açısından İdlip, eninde sonunda temizlenecek bölge olarak anlam kazanırken, orta vadede bu kazanım, Halep ve İdlip’ten, Şam-Lazkiye hattına uzanan otoyolun açılması olarak somutlaşacak. Rusya ise Soçi’de, ilk kez bir NATO devletiyle askeri anlaşma imzalayarak, hem TC’nin tekrar ABD kampına kaymasının engelledi, hem de İdlip’teki “temizlik işini” gerektiğinde kendisi yapmak üzere TC’ye ihale etti.

Soçi’de İdlip özelinde varılan geçici mutabakat, TC açısından Suriye’deki savaşla yüzleşmeyi şimdilik ertelemiş görünüyor. Ancak aynı gün Suriye hedeflerine yapılan İsrail saldırılarında ve düşürülen rus uçağında görüldüğü gibi, Ortadoğu’da farklı tasarruflara sahip bölgesel ve küresel devletlerin, değişen stratejileri yeni savaşlara kapı aralamaya aday. Bu stratejiler geçerli olduğu oranda ise 2011’de iç isyanlar olarak başlayıp vekalet savaşına evrilen, sonrasında ise devletlerin direkt müdahil olduğu Suriye’de, devletler İdlip üzerinden, savaşta yeni bir aşamaya geçecek.

Emrah Tekin

[email protected]

 

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 46. sayısında yayınlanmıştır.

The post Suriye’de Bütün Yollar İdlip’e Çıkar – Emrah Tekin appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2018/10/10/suriyede-butun-yollar-idlipe-cikar-emrah-tekin/feed/ 0
Suriye Ordusu Deraa’da: Sonraki Hedef Ne? https://meydan1.org/2018/07/13/suriye-ordusu-deraada-sonraki-hedef-ne/ https://meydan1.org/2018/07/13/suriye-ordusu-deraada-sonraki-hedef-ne/#respond Fri, 13 Jul 2018 12:36:21 +0000 https://seninmedyan.org/?p=40649 Suriye Savaşı’nda, gündemde eskisi kadar yer teşkil etmemekle birlikte önemli gelişmeler yaşanıyor. Öyle ki, bu gelişmelerin, savaşın sahadaki ve masadaki seyriyle birlikte Suriye haritasında değişiklilere yol açabileceği söylenebilir. Suriye’de ordu birlikleri ve ona destek veren milis güçleriyle, müttefiki Rusya’nın hava operasyonları desteğinde ülkenin güneyindeki Deraa’ya 18 Haziran’da başlattığı askeri harekat, bölgede kontrolü elinde bulunduran cihatçı çetelerin […]

The post Suriye Ordusu Deraa’da: Sonraki Hedef Ne? appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

Suriye Savaşı’nda, gündemde eskisi kadar yer teşkil etmemekle birlikte önemli gelişmeler yaşanıyor. Öyle ki, bu gelişmelerin, savaşın sahadaki ve masadaki seyriyle birlikte Suriye haritasında değişiklilere yol açabileceği söylenebilir. Suriye’de ordu birlikleri ve ona destek veren milis güçleriyle, müttefiki Rusya’nın hava operasyonları desteğinde ülkenin güneyindeki Deraa’ya 18 Haziran’da başlattığı askeri harekat, bölgede kontrolü elinde bulunduran cihatçı çetelerin yenilgisiyle sonuçlandı. Ürdün sınırında bulunan Deraa, savaşın başladığı 2011 yılında cihatçıların kontrolüne geçmişti. Kenti 2013 yılında kısa bir süre Şam yönetimine bağlı güçler geri almış, ancak bir süre sonra cihatçı çeteler Deraa’da tekrar kontrolü sağlamıştı.

Deraa, Suriye’deki savaşa cihatçı vekilleri aracılığıyla müdahale eden ABD’nin, Ürdün’de oluşturduğu ortak operasyon odası projelerinden ilkini hayata geçirdiği bölgeydi. Suriye’nin kuzeyinde Antakya ve Antep’te de oluşturulduğu yönünde bilgiler olan söz konusu proje ilerleyen yıllarda “eğit-donat” gibi isimlerle de anılmıştı.

Deraa’ya, aynı zamanda savaşın başlangıcı sayılan 2011’in, 6 Mart’ında duvarlara  “Halk Rejim’in Yıkılmasını İstiyor” yazan, yaşları 9-14 arası değişen 13 çocuğun gözaltına alınmasıyla başlayan gösteriler sonrası, gelinen süreçte 7 yılını geride bırakan Suriye Savaşı’nda, bu açıdan sembolik bir önem de atfediliyor. Bu açıdan Deraa’nın Suriye ordu güçlerinin kontrolüne geçmesi, Şam yönetiminin savaştaki psikolojik üstünlüğünü domine etmesi nedeniyle de önemli. 2015’te Rusya’nın savaşa Suriye lehine müdahil olması sonrası Esad güçleri,  Şam’ın banliyösü Doğu Guta ve Halep’in doğusunun cihatçı çetelerden temizlenmesiyle savaştaki askeri ve psikolojik üstünlüğü geri kazanmaya başlamıştı.

Geçtiğimiz yıl ABD-Ürdün-Rusya arasında yapılan anlaşmayla “gerilimi azaltma bölgeleri” arasına dahil edilmesi konusunda uzlaşılan Deraa’daki bu gelişme, diğer taraftan devletler arasındaki bazı pazarlıkların da bir sonucu olarak da okunmalı. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun 11 Temmuz’da gerçekleştirdiği Moskova ziyareti sonrası “Şam yönetimiyle sorunumuz yok” açıklamasının, Suriye’deki İran yanlısı güçlerin Rusya garantörlüğünde deaktif görünüme geçirilmesi karşılığında yapılmış olma ihtimali yüksek. İsrail halen, Deraa’ya da stratejik bir yakınlıkta bulunan Golan Tepeleri’ni BM’nin aksi yöndeki kararına rağmen işgal altında bulunduruyor, bu bölgeden cihatçı çetelere askeri ve lojistik destek sağlıyordu. Sahadaki askeri gelişmelerle birlikte, devletler arası pazarlıkların daha “geniş açılı” çekilmiş bir fotoğrafını ise 16 Temmuz’da gerçekleşecek Putin-Trump zirvesi sonrası görmek mümkün olabilir. Bu görüşmeye Donald Trump’ın, ABD Orta Doğu politikasının kırmızı çizgisi olan İsrail’in güvenliği için, İran’a karşı savaşa daha açıktan müdahil olmak ile ABD bütçesinin dengeleri açısından savaşın ekonomik maliyeti ikilemi arasında gitmesi ise muhtemel.

Deraa sonrası Suriye ordusu ve müttefiklerinin hedefinin neresi olacağı ise cevabı merakla beklenen bir başka soru. 2015 sonrası savaşta dengeleri lehine çevirmeye başlaması sonrası Halep’in doğusu, Hama, Humus ve Şam banliyölerinin cihatçı çetelerden kurtarılması şeklinde bir sıralama takip eden Suriye ordusunun sonraki hedefinin Türkiye sınırındaki İdlib  olması muhtemel. Ayrıca TC’nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı adını verdiği, işgal alanlarına da sıranın geleceği düşünülmeli. Diğer taraftan ise, IŞİD karşıtı koalisyonda ABD ile müttefik olan, beri yandan da Şam ile müzakere kapısının karşılıklı olarak açık bırakıldığı SDG  hakimiyet alanlarının da varlığı düşünüldüğünde, Suriye’de önümüzdeki süreçte, sıcak çatışma olasılıklarının da var olduğu, diplomasi ve pazarlıkların eksik olmadığı bir dönem ufukta görünüyor. Bu  olasılıklar içinde TC’nin nasıl var olacağı ise yanıt arayan bir başka soru. SDG’nin Suriye’de elinde bulundurduğu alanlar nedeniyle Şam yönetimiyle “Kürtleri ezmek üzere” işbirliği teklifi yapması muhtemel olan Ankara’ya, 24 Haziran öncesi vaatlerinden birisinin “Suriye’yi özgürleştirmek” olduğu hatırlatılarak, Şam’dan olumsuz yanıt verileceği açık. Diğer taraftan da, Deraa sonrası hedef olarak dillendirilen İdlib’teki askeri ve siyasi varlığı, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı işgal bölgelerinin halen varlığını koruması, Astana Mutabakatı başta olmak üzere TC’ye, kurduğu ya da uzak durduğu ilişkileri tekrar gözden geçirmeyi dayatacağa benziyor.

 

 

 

The post Suriye Ordusu Deraa’da: Sonraki Hedef Ne? appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2018/07/13/suriye-ordusu-deraada-sonraki-hedef-ne/feed/ 0
Ortadoğu’da Haritalar Değişiyor https://meydan1.org/2017/09/27/ortadoguda-haritalar-degisiyor/ https://meydan1.org/2017/09/27/ortadoguda-haritalar-degisiyor/#respond Wed, 27 Sep 2017 12:24:49 +0000 https://test.meydan.org/2017/09/27/ortadoguda-haritalar-degisiyor/ Suriye’de 7 Yıllık Savaşın Sonu mu? 21 Temmuz 2015’te dönemin İsrail Savunma Bakanı Moşe Yaalon, yaptığı açıklamada, Suriye’de yaşanan savaş nedeniyle ortaya çıkan çok parçalı, karmaşık durumu şu sözlerle özetliyordu: “Biz Suriye’nin omlet haline gelmiş bir yumurta olduğuna inanıyoruz. Omletten de tekrar yumurta yapamazsınız.” Şimdi 2015 yılının ortalarına gidelim ve Yaalon’a, o dönem doğruluk payı […]

The post Ortadoğu’da Haritalar Değişiyor appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

Suriye’de 7 Yıllık Savaşın Sonu mu?

21 Temmuz 2015’te dönemin İsrail Savunma Bakanı Moşe Yaalon, yaptığı açıklamada, Suriye’de yaşanan savaş nedeniyle ortaya çıkan çok parçalı, karmaşık durumu şu sözlerle özetliyordu: “Biz Suriye’nin omlet haline gelmiş bir yumurta olduğuna inanıyoruz. Omletten de tekrar yumurta yapamazsınız.” Şimdi 2015 yılının ortalarına gidelim ve Yaalon’a, o dönem doğruluk payı olan “omlet” benzetmesiyle bu özgüvenli sözleri söyleten Suriye’deki durumu özetleyelim:

IŞİD’in 2014’ün Haziran ayında Musul’u ele geçirmesi öncesi aynı yılın başında ülkenin 6. büyük kenti Rakka, ileriki süreçte hilafet devleti ilan edecek cihatçı çetenin kontrolüne geçmişti. Rakka’nın güneyindeki Deyr -ez Zor, yine IŞİD tarafından kuşatılmış, bu durum Suriye’nin, Irak ile bağlantısını koparmıştı. Irak sınırındaki El Kaim kapısını ele geçiren IŞİD, olaya ilişkin olarak yayınladığı videoda Sykes-Picot anlaşmasının 100 yıl sonra yırtıldığını vurgulamıştı. Şam’dan sonraki en büyük kent Halep’in ise yarıdan fazlasında cihatçı çetelerin varlığı söz konusuydu. Şam’da da, doğudaki Guta bölgesinde cihatçı çeteler hakimdi. Ayrıca Ürdün ve İsrail sınırlarında bu devletlerin himayelerinde, ABD, İngiltere destekli cihatçı çeteler kontrol alanlarına sahipti.

TC, Körfez ülkeleri ve ABD’nin farklı düzeylerde desteklediği çetelerin bu kontrol alanları arasında, şu sıralarda da gündemde olan İdlib’i ise farklı bir parantez içine almak gerek. 2014 Eylül ayı itibariyle Suriye’deki önceliğini rejim değişikliğinden IŞİD’e yönelik operasyonlara evrilten ABD’yi “savaşa geri çağırmak” şeklinde okunabilecek Fetih Ordusu adlı cihatçı çatı örgüt projesi Türkiye- Suudi Arabistan-Katar devletlerince geliştirilmişti. “Fetih Ordusu” 2015 Mart ayı sonlarında İdlib’i ele geçirerek emirlik ilan etti. Böylece TC-Körfez ittifakının Esad’ı devirme politikası kapsamında bu devletlerce ABD’ye “önceliklerini gözden geçirmesi” mesajı veriliyordu. Bu dönemde ABD’nin Suriye politikasında ise dışarıdan çok da anlaşılamayan bir çift başlılık oldukça belirgindi. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ile CIA ekseninde oluşan bu çift başlılığa göre, Pentagon üzerinden SDG benzeri “seküler” gruplara destek verilirken, diğer taraftan Körfez devletlerinin mali desteği ile CIA’nin kurduğu operasyon odaları sonucu cihatçı çeteler destekleniyordu. TC-Katar-Suud ittifakının açıktan desteklediği “Fetih Ordusu” projesi ve İdlib’te kurulan cihatçı emirlik, CIA’in kurduğu bu “operasyon odalarının” sonucuydu.

İdlib’i ele geçiren çatı örgüt “Fetih Ordusu’nun o dönemdeki iki ana bileşeni ise El Kaide kökenli Nusra ve TC destekli Ahrar -uş Şam’dı.

IŞİD ve Diğer Cihatçı Çeteler Sonrası Dönem Daha Büyük Savaşları mı Doğuracak?

Irak’taki topraklarını kaybeden, Suriye’de ise Deyr -ez Zor ve Rakka’yı kaybetmek üzere olan IŞİD’in, muhtemelen yakın bir gelecekte hakimiyet alanı kalmayacak. Böylece toprak hakimiyeti koşuluna bağlı olan “hilafet devleti” özelliği ortadan kalkacak olan cihatçı çetenin, aslına rücu ederek Irak’taki Sünni bölgelere çekilmesi bir ihtimal.

Diğer yandan, şu andaki olası çatışmalarını IŞİD nedeniyle erteleyen sahadaki öznelerin, bu varlık ortadan kalktığında Suriye’de nasıl konumlanacakları ortadaki soru işareti. Suriye’nin, özellikle doğusunda rejim ve müttefiklerinin galibiyetini “sessiz sedasız” kabul etmiş görünen ABD, son olarak Ürdün sınırında eğittiği cihatçı çetelerden silahlarını teslim etmelerini istedi.Buna karşın, ülkenin kuzeydoğusundaki üsleri üzerinden elde ettiği nüfuz alanlarını yitirmek istemeyeceği varsayılan ABD, bu varlığına koşut olarak, Suriye’nin kuzeydoğu ve doğusunda Kürtlerin ve Arapların federatif bölgelerinin oluşumunu savaş sonrası pazarlık konusu haline getirebilir. Rusya’nın da sıcak baktığı bilinen böylesi bir yapı, savaş sonrası konuşulacak önemli gündem maddelerinden olacaktır.

Savaşın kaybedenleri arasında yer alan TC ise, bölgedeki varlığını Rojava karşıtlığına indirgeyerek, tamamen izole olmamak için, kendisine zorunlu müttefikler yaratma yoluna girdi. ABD ile de ipleri “tam koparmadan”, savaş sonrası bölgede siyasal ve ekonomik anlamda oluşması muhtemel Rusya-Suriye-İran ittifakına katılma eğilimi taşıyabilecek olan TC’nin bu ve benzeri zorunlu ittifak girişimlerinin, Halep’ten 82. vilayet yaratma hayallerinden gelinen noktada apaçık bir yenilgi olduğu ortada.

A- Suriye’de Yeni Harita Doğu’da Çizilecek

Suriye’nin kuzey- kuzey doğu sınırları boyunca uzanan ve 2012’den beri varlığını sürdüren Rojava ise Suriye’nin bu çok parçalılığı içinde yer alıyor görünse de, fiilen uyguladığı ve savaş sonrası için de vaad ettiği federasyon projesiyle ayrı bir konumda değerlendirilmeyi hak ediyordu. Temmuz 2012’deki devrim sürecinde henüz sıcak çatışma bölgeleri içinde yer almayan Rojava, ilerleyen süreçte önce Nusra, daha sonra da IŞİD gibi, devletlerin terörizm politikalarının sahadaki fiili uygulayıcılarına karşı sergilediği direnişle savaşın denkleminde kilit bir konumda yer aldı.

Savaşta bugün gelinen noktada , “savaş bitti, Esad kazandı” yorumları paralelinde, batıda Suriye Rejimi’nin hakimiyeti belirginleşirken, Fırat’ın doğusunda ABD/SDG ile Rusya/Suriye eksenleri arasında bir denge oluştu. Bu denge uyarınca Rejim güçleri IŞİD’e karşı operasyonların sürdüğü Rakka’ya müdahil olmayacak, aynı şekilde ABD/SDG ittifakı da Deyr -ez Zor’dan uzak duracaktı. Bu fiili anlaşmanın kırılgan yapısı, IŞİD sonrası dönem için, farklı çatışmaların habercisi niteliğinde. Şimdiye dek bu eksenler birbirleriyle direkt çatışmayarak, benzer fiili anlaşmalar yolunu seçmişti. Bunun nedeni, öncelikle bertaraf edilmesi gereken IŞİD varlığı idi. Savaşın sonunun yaklaştığının konuşulduğu bu süreçte, Fırat’ın doğusundaki bu bölge, savaş sonrası Suriye’nin siyasi haritasının çizileceği coğrafya olacak.

Suriye’de rejimin sonunun geldiğine TC ile birlikte kendisini inandıran bir başka bölgesel aktör olan İsrail ise, savaş sonrası, daha büyük savaşların kıvılcımını çakma potansiyeli taşıyor. Suriye’de rejime karşı savaşan bazı cihatçıları desteklediği gerçeğini ters yüz ederek, “cihatçılardan boşalan bölgelere Hizbullah yerleşecek” bahanesine sığınan İsrail, her fırsatta, Irak-Suriye-Lübnan hattı boyunca oluşabilecek Hizbullah-İran eksenine saldırmaktan geri durmayacağını söylüyor.

IŞİD ve diğer çetelerle çatışma dinamiklerinin orta vadede bitmesi öngörülen Suriye’de, bundan sonraki dönemde, savaşın kazananı ve kaybedenleri arasında yaşanacak gelişmeler, yeni çatışma alanlarının ortaya çıkıp çıkmayacağını gösterecek. Bu olası yeni dinamikleri görmek için ise, tüm bu, devlet, devletsi ve devlet dışı öznelerin Suriye’de yeni oluşacak haritayı önlerine koymaları gerekecek.

B- İdlib – Efrin Gerilim Hattı

Aralık ayı sonlarında Halep’in cihatçılardan Suriye rejiminin eline geçmesiyle, gözler İdlib’e çevrilmişti. Halep’ten ve sonrasında cihatçı çetelerin bulunduğu Hama ve Humus’tan, rejim ile anlaşmalı şekilde çekilen cihatçıların yerleştirildiği İdlib, savaşın son cephesi olarak değerlendiriliyor. Suriye ordusu İdlib’e topladığı cihatçı çetelerle yapacağı bu “son savaşta”, onları geldikleri yere, Türkiye sınırına doğru itmenin hesabını yaparken, TC ise başka bir hesap peşindeydi. Ancak bu hesap, geçtiğimiz ay İdlib’te yaşanan çeteler arası savaşta açmaza girdi. İdlib’e komşu Rojava kantonu Efrin’e, kontrolündeki çeteler üzerinden saldırmayı planlayan TC, Heyet Tahrir -eş Şam (HTŞ) ile Ahrar -uş Şam arasında yaşanan çatışmalar sonrası Efrin’e saldırı politikasında değişikliğe gitmek zorunda kaldı.

Efrin’e saldırı hamlesini boşa düşürecek bir başka gelişme de, Fırat Kalkanı işgal güçlerinin olası bir operasyonunun, Efrin- İdlib’e doğru genişleme bölgesi olarak düşünülen Tel Rıfat’ta yaşandı. YPG ile Rejim arasında varılan mutabakatla Tel Rıfat Suriye Ordusu’na bırakıldı ve TC’nin Fırat Kalkanı bölgesinden Efrin-İdlib hattına açmayı düşündüğü koridor projesi başlamadan bitti.

ABD ile yaşanan gerilim, düşürülen Rus uçağı ve özür sonrası bölgede Rusya’nın fiili bir oyuncusu haline dönüşen TC’nin, İdlib’in “devri” konusunda bölgedeki cihatçı çetelerin “hamisi” vasfıyla Rusya- Suriye ittifakına verdiği teminat, HTŞ-Ahrar savaşında geçerliliğini yitirdi. TC için bu “iç savaşın” kötü sonucu , önceliklerini hakimiyet alanlarını korumaya verecek çetelerin, bu süreçte Efrin’e saldırı planları içinde olamayacağıydı.

Benzer şekilde TC de öncelik politikalarını İdlib’te HTŞ’nin hakimiyet kurmasıyla, Erfin’den bu bölgeye kaydırmak zorunda kaldı. Çatı bir cihatçı örgüt olan HTŞ’deki El Kaide-Nusra ağırlığı ve örgütün İdlib’te kurduğu hakimiyet, ABD’nin tepkisini çekmişti. Genellikle Suriye’nin batısında askeri ve politik bir tasarrufta bulunmayan ABD, bölgenin bu duruma gelmesindeki payını “unutarak”, HTŞ üzerinden, “askeri tedbirlere başvurmaktan çekinilmeyeceği” açıklamasında bulundu. Bu açıklamaların yanına, ABD’nin IŞİD’le Mücadele Özel Temsilcisi Brett McGurk’ün bölgedeki El Kaide varlığına dair TC’yi suçlayan demeci koyulduğunda, TC’nin gündeminin Efrin’den İdlib’e kaymasındaki zorunluluk anlaşılır bir hal alıyor.

Bu zorunlulukta birlikte TC’nin Fırat Kalkanı içindeki çeteleri,yanlarına Ahrar -uş Şam’ı da katarak Efrin’e taşıma planının, rotasını İdlib’e çevirme ihtimali artıyor.

C/ Deyr -ez Zor: Verimli Suriye

Astana Görüşmeleri’nde ilan edilen “çatışmasızlık bölgelerinde” cihatçıların hareketsiz kalması, Suriye Ordusu ve müttefiklerine Deyr -ez Zor ve benzeri bölgelere hareket olanağı sağladı. Böylece Suriye ordusu Deyr -ez Zor’a yöneldi. Kaliteli petrol yatakları ve geniş tarım arazileri nedeniyle Deyr-ez Zor bölgesi “Verimli Suriye” olarak da biliniyor.

Peki Suriye Ordusu ve müttefiklerinin Deyr-ez Zor’a yönelmesi karşısında ABD’nin tutumu ne olacak? ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı açıklamasına göre IŞİD Karşıtı Koalisyon/SDG ile Rusya/Suriye ittifakları arasında -IŞİD faktörü gözetilerek- fiili çatışmasızlık bölgeleri ilan edilmiş durumda. Bu çatışmasızlık bölgelerinin ilanında ise Fırat’ın batı ve doğusu esas alındı. Ancak bu ayın başlarında Suriye’nin Rus Hava Kuvvetleri desteğinde, Fırat’ı geçerek Deyr -ez Zor’a ilerleyişiyle, bu esasın hükmünün kalmadığı, fiili sınırın Deyr -ez Zor’un doğusu olarak güncellendiği anlaşılıyor. Nitekim geçtiğimiz günlerde SDG’nin başlattığı “Cizre’nin Fırtınası” hamlesinin Deyr -ez Zor’un doğusunu kapsadığı duyuruldu.

Savaş Irak’ın Kaderi Mi?

2003’te başlayan ve binlerce insanın yaşamını yitirdiği savaşı yaşamış ve ardından bölgede pek çok örgütün faaliyet sahası olmuş Irak’ta son dönemde IŞİD’in kaybediyor oluşu ve Güney Kürdistan’daki referandum gibi pek çok gelişme yaşanırken bu coğrafyanın siyasi haritasının değişmesi ve yeni çatışmaların yaşanması ihtimali de bulunuyor. Bu sebeple bu coğrafyanın gelişmelerine ve bu coğrafyadaki güçlere bir göz atmak gerekecektir.

Güney Kürdistan’daki Referandum “Bağımsızlık” İçin Mi?

Başur Kürdistanı, bölgedeki her bir yapıyı doğrudan ilgilendiren tartışmalı bir referandum gündemine girdi. Bölgesel ve küresel pek çok devletin ertelenmesi gerektiğini düşündüğü referandum Ortadoğu için yeni diplomatik veya askeri sorunları başlatacaktır. Güney Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde iktidara sahip parti KDP (Kürdistan Demokrat Partisi)’nin aldığı kararla 25 Eylül’de gerçekleşecek olan referandum, Başur Kürdistanı’nda bağımsız bir Kürt devletinin oluşturulmasını öngörüyor. KDP bu kararla iç ve dış siyaset doğrultusunda bir hamle gerçekleştiriyor. KDP/Barzani hem IŞİD’le yapılan savaşın başlarında uyguladığı pratikler (peşmergelerin Şengal gibi bir çok bölgeyi IŞİD saldırısı sırasında terk etmesi) sebebiyle halk üzerinde azalan etkisini böyle “ulusal” bir mesele üzerinden tekrar arttırmak hem de başkanlık koltuğunu bırakması gerektiği düşüncelerinin arka planlara atılmasını sağlamayı planlıyor.

30 Ocak 2005’ten bu yana Irak devletine bağlı özerk bir yönetim olan Kürt yönetimi, bağımsız bir devlet olarak bölgedeki ilk meşru Kürt devleti olma isteğinde. Bölgesel Yönetimin meclisini kapatan, işleyişine engel olan ve bağımsızlığın oylanacağı referanduma karar veren KDP’nin dışındaki Kürt partilerinin ise bu referanduma dair yaklaşımları sorgulanıyor. Duran Kalkan’ın “Bu referanduma kim karar veriyor?” şeklindeki açıklaması ile PKK referanduma açıkça karşı çıksa da bölgesel yönetimde siyaset yapan bölgedeki diğer GORAN (Değişim Hareketi) ve KYB (Kürdistan Yurtseverler Birliği) gibi büyük Kürt partileri şimdilik referanduma ne açıktan destekte bulundular ne de karşı çıktılar. İşlemeyen bir mecliste meclis başkanlığı makamını elinde bulunduran Goran Hareketi KDP’nin meşruiyetini sağlayacak bir oylamada “evet” demek istemese de KDP’nin oylamayı ulusal bir mesele olarak göstermesi nedeniyle “hayır” demeye de çekiniyor. KYB ise oylamanın mecliste alınacak karar sonucu yapılması durumunda “evet” demekten geri durmayacaklarını açıklamıştı.

Ayrıca şimdiden referandumdan çıkacak bağımsızlık sonucunun ardından ilan edilecek bir Kürdistan devletinin bölgede çatışmalar dönemini tekrar başlatıp başlatmayacağı da tartışılmaya başlandı. Irak, egemenlik hakkına ve toprak bütünlüğüne aykırı olan bu durumu savaş sebebi sayarak, IŞİD’i bir çok noktada yenmiş olmanın ve Haşdi Şabi örgütünün merkezi ordu kuvvetlerine kattığı güçle Güney Kürdistan’da peşmerge güçleriyle bir çatışmaya/savaşa girebileceği de konuşuluyor. Ama olası böyle bir savaşta İran ve TC gibi bölgesel, Rusya ve ABD gibi küresel güçlerin tutumu/tarafı ne olur, taraf olurlarsa savaşın boyutu ne olur ve Kürdistan, Irak ve Ortadoğu yeni bir keşmekeşin ortasında nasıl kalır bunları da konuşmak düşünmek gerekecektir.

A- Kürdistan Demokrat Partisi

Kürdistan Demokrat Partisi, Barzani aşiretlerinin Irak yönetimine karşı isyanın ardından 1946 yılında Mustafa Barzani tarafından kurulmuştur. Ağırlıklı olarak Hewler ve Duhok kentlerinde etkili olan ve Başur Kürdistanı’nın hükümeti olan KDP, 1979 yılından beri Mesud Barzani tarafından yönetiliyor.

B- Kürdistan Yurtseverler Birliği

Kürdistan Demokrat Partisi’nden koparak Irak eski cumhurbaşkanı Celal Talabani tarafından 1975’te kurulmuştur. Daha çok Süleymaniye kentinde etkili olan KYB, KDP ile uzun yıllar mücadele etmiş hatta 1994’te taraflar arasında silahlı çatışmalar yaşanmıştır. 1998’de yapılan barış anlaşmasıyla çatışmalar son bulmuş, Irak’ın işgalinin ardından da ilişkiler giderek iyileşmiş, Irak meclisi seçimlerine ortak adaylarla katılmışlardır.

Goran Hareketi

KYB’nin içindeki reformcu kanatta yer alan Noşirvan Mustafa, partisinden istifa edip 2006 yılında Goran Hareketi’ni kurdu. Süleymaniye kentinde etkili olan hareket, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ndeki son seçimde oylarını arttırmış ve KYB’nin oylarını geçerek mecliste en çok oyu alan ikinci parti olmuştur. Goran Hareketi’nin bu yükselişi Güney Kürdistan’daki KDP-KYB eksenine dayalı siyasi yapıyı değiştirmeye başlamıştır. Ayrıca Goran Hareketi, İran ile sıkı bir ilişkiye sahiptir. Tahran KYB ile Goran Hareketi arasındaki sorunların çözümünde aracı olduğu gibi, bu iki partinin birleşmesini de amaçlamaktadır. Aynı zamanda İran’ın Güney Kürdistan’la 6 milyar civarında olan ticaret hacminin 4 milyar dolarını Süleymaniye bölgesiyle gerçekleştirmektedir.

Bölgedeki Kürtlerin yanı sıra referanduma dair tavrı en çok konuşulacak unsur Irak merkezi hükümeti. Irak, kendisine bağlı toprakların elinden çıkmasına ve bağımsızlık sonrasında Kürt devletine geçecek herhangi bir merkezden alacağı ekonomik geliri kaybetmesine neden olacak referanduma karşı duruşunu mecliste aldığı kararla reddetmesiyle kesinleştirdi. Zaten daha önce Irak merkezi hükümeti ve bölgesel Kürt yönetimi arasındaki tartışmalı bölgeler üzerinden var olan gerginlik referandumun tartışmalı bölgeleri de içereceğinin açıklanmasıyla başka bir boyut daha kazanmış oldu.

C- Tartışmalı Bölgeler

ABD’nin Irak işgalinin ardından Irak’ta 2005 yılında yapılan anayasadaki 140. maddede ortaya konan ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Irak merkezi hükümetinin de hak talep ettiği bölgelere tartışmalı bölgeler denilmektedir. Kerkük vilayetinin tamamı, Diyala’nın Hanekin ilçesi ve bazı kasabaları, Selahaddin’in Tuzhurmatu ilçesi ve Musul’un bazı ilçeleri ve kasabaları tartışmalı bölgelere giriyor. Ayrıca 140. maddeye göre 2007 yılında yapılması öngörülen referandum ile bölgeler Kürdistan Bölgesel Yönetimi veya Irak Merkezi Yönetimi’nin olacaktı fakat bu referandum hiçbir zaman yapılamadı. Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Irak Merkezi Yönetimi arasında tartışmalara yol açan bölgelerden Kerkük ise en dikkat çekeni. Sünni, Şii, Kürt, Arap, Türkmen ve Hıristiyan kesimlerin yaşadığı ve petrol yataklarının bulunduğu Kerkük her iki taraf açısında da büyük öneme sahip. Bu yılın ilk aylarında Kürdistan Bölgesel Yönetimi bayrağının İl Meclisi’nin kararıyla Kerkük’teki tüm resmi binalara asılmasıyla başlayan tartışmalar Kerkük’ün bağımsızlık referandumuna katılacağının kesinleşmesiyle had safhaya ulaştı.

IŞİD’in I’sı da Kalmayacak

Musul’un 40 kilometre batısında, nüfusun çoğunluğu Türkmenlerden oluşsa da Ezidi, Arap ve Kürt nüfusun bir arada yaşadığı ve 2014 yılından beri IŞİD’in elinde olan Telafer kasabası Musul ile Suriye’yi bağlayan yol üzerinde bir kavşak konumundadır. IŞİD’in Irak’ın kuzeyinde kontrolünde tuttuğu tek toprak parçası iken 20 Ağustos’ta Irak ordusu ve Haşdi Şabi örgütünün kontrolünde başlayan operasyonlar sonucunda kasaba aşama aşama IŞİD’ten geri alınmıştı.

Telafer’in IŞİD’ten geri alınmasının ardından, IŞİD’in Irak’ın merkezine en yakın olarak varlığını sürdürebileceği tek toprak parçası haline gelen Havice kasabasına da bir operasyon gerçekleştirilmesi Irak’ın gündeminde. Kerkük’ün batısında bulunan bu kasabaya yapılacak operasyonla Havice’nin IŞİD’den geri alınması durumunda Kerkük üzerindeki tehlike kalkmış olacak ve kasabaya bağlı köylerin de geri alınmasının ardından IŞİD’in bölgede sahip olduğu hiç bir toprak parçası kalmayacak.

D- Haşdi Şabi

Halk Seferberlik Güçleri anlamına gelen Haşdi Şabi örgütü, IŞİD’in 2014’te Musul’u ele geçirmesi ve başta Samarra olmak üzere Şiilerin kutsal mekanlarının bulunduğu coğrafyalara yönelmesinin ardından Irak’ın Şii dini lideri Ayetullah Ali El-Sistani’nin “cihad” çağrısı yaparak, bütün Şiileri ve Iraklıları IŞİD’e karşı mücadeleye çağırması ve böylece Iraklı farklı milis güçlerinin bir araya gelmesiyle kuruldu. Bir Şii örgüt olarak tarif edilse de örgütte -yaklaşık 120 bin Şii’nin yanı sıra- 16 bin Sünni Iraklı’nın da bulunduğu belirtilmektedir. Bu örgüt, Irak kolluk güçlerine takviye olarak kurulsa da, IŞİD’le savaşta ön plandaki aktör oldu ve bu bölgedeki kontrolü ele aldı. Irak hükümeti tarafından doğrudan desteklenen ve finanse edilen örgütteki pek çok grubun ayrıca İran’la yakın ilişkisi de bulunuyor.

Kandil’e Operasyon Mümkün Mü?

PKK’nin askeri kamplarının bulunduğu, Irak ve İran arasındaki Kandil Dağları; TC’deki Kürt politikalarına göre tekrar tekrar gündeme geliyor. Kürt düşmanlığını arttırarak milliyetçi oylara talip her iktidar, PKK’nin kamplarına, Kandil Dağları’na operasyon yapacağı vaadini veriyor. 7 Haziran 2015 seçimlerinin ardından uyguladığı şiddeti daha sistematik ve sürekli hale getiren TC, bu dönemde Kürt politikasını da değiştirerek yine PKK’nin merkez üssü Kandil’i tehdit etme refleksini yani TC devleti hükümetlerinin popüler milliyetçi söylemlerini tekrarlıyor. Hatta son süreçte İran’la kurulan yakın ilişkileri referans gösterip İran’la birlikte Kandil’e bir operasyon düzenlenebileceği dahi konuşuluyor. Rojava’ya olan tehditlerini de tam olarak uygulayamasa da Rojava’yı havan topu atışlarıyla taciz eden TC’nin Şubat 2008’de Irak’a yaptığı sınır ötesi operasyonu benzeri bir operasyondan daha kapsamlı ve Kandil’i hedefleyen bir operasyonu gerçekleştirmesi hele de böylesi bir dönemde ne kadar gerçekçi bunu sorgulamak gerekiyor. Pek çok farklı silahlı örgütün, bağımsızlık referandumunu gündemine alan bir yönetimin, topraklarındaki hakimiyeti yeniden sağlamaya çalışan bir hükümetin ve bu kesimlerin birbiriyle savaşını yakından takip eden bölgesel ve küresel devletlerin dolaylı ya da doğrudan içerisinde bulunduğu coğrafyaya, yani Irak’a, TC’nin geniş bir operasyon planlamasının gerçekliği bulunmuyor.

Irak’ın referandum ve bağımsızlık sebebiyle Güney Kürdistan’a; TC’nin PKK’ye yönelik düzenleyeceğini iddia ettiği kara ve hava harekatlarıyla Kandil’e doğru yönelmesi coğrafyanın Ortadoğu olması sebebiyle sadece Irak devletini ve tarafları ilgilendiren meseleler değildir. Bu sebeple bölgede IŞİD’in yenilişinden, Goran Hareketi’nin, KYB’nin ve küresel devletlerin referanduma ve bağımsız kürt devletine bakışı, Haşdi Şabi örgütünün etkisinden TC’nin operasyon düzenlemeyi düşündüğü Kandil’in konumuna kadar her gelişme teker teker üzerinde durulması gereken konular olmaktadır.

E- Kandil Dağları

Kandil, en büyük parçası Irak tarafında olan Hewler il sınırı içindedir. Kandil Dağı üzerindeki en önemli yerleşim birimleri ise dağın doğu tarafındaki -İran’a bağlı olan Piranşehir ve batı tarafında bulunan -geçtiğimiz günlerde PKK’ye yönelik operasyon hazırlığında olan bazı MİT elemanlarının PKK tarafından alıkonulduğu yer olan- Süleymaniye’dir. TC’nin Kandil Dağları’na kuş uçuşu uzaklığı 89,5 km iken kara yolu ile bu uzaklık 100-110 km’yi bulmaktadır.

 

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 40. sayısında yayınlanmıştır. 

 

 

 

 

The post Ortadoğu’da Haritalar Değişiyor appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2017/09/27/ortadoguda-haritalar-degisiyor/feed/ 0
Sınırı Aşan OHAL: Suriye- Emrah Tekin https://meydan1.org/2017/07/19/siniri-asan-ohal-suriye-emrah-tekin/ https://meydan1.org/2017/07/19/siniri-asan-ohal-suriye-emrah-tekin/#respond Wed, 19 Jul 2017 12:37:26 +0000 https://test.meydan.org/2017/07/19/siniri-asan-ohal-suriye-emrah-tekin/ TSK bünyesindeki 143’ü general, 8651 askerin, 35 uçak, 37 helikopter ve 246 tankla katıldığı 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden yaklaşık 40 gün geçtikten sonra başlayan Fırat Kalkanı Operasyonu, TC devletinin Suriye Savaşı’na dair politika değişikliğine gittiğinin temel bir göstergesiydi. Bu değişiklik, yukarıda rakamları verilen ve bir ordu bünyesinde, güç dengesi değişimine neden olabilecek ciddi bir […]

The post Sınırı Aşan OHAL: Suriye- Emrah Tekin appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
TSK bünyesindeki 143’ü general, 8651 askerin, 35 uçak, 37 helikopter ve 246 tankla katıldığı 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden yaklaşık 40 gün geçtikten sonra başlayan Fırat Kalkanı Operasyonu, TC devletinin Suriye Savaşı’na dair politika değişikliğine gittiğinin temel bir göstergesiydi. Bu değişiklik, yukarıda rakamları verilen ve bir ordu bünyesinde, güç dengesi değişimine neden olabilecek ciddi bir kayba denk düşen asker ve ekipman sayısına rağmen TSK’nin, sınırları ötesinde “bayrak gösterme” kudretinin canlı olduğu algısını yerleştirmeye çalışan bir sembolizmin ötesinde anlamlar içeriyordu. Bu anlamda, TC’nin Suriye Savaşı’nda ve hatta Irak-Suriye ekseninde, Kürtlerin kazanımlarının önüne set çekme dışında bir politikasının olmadığı şeklindeydi. Savaşın başında, emperyal güç olma hevesiyle belirlediği rejim değişikliği politikasını, -biraz da zoraki biçimde- Kürtlerin statüsel anlamda kazanımlarının olduğu çeşitli kırılma dönemleri sonrası terk eden TC, girişte bahsedilen “kudretine” atfen, sınırları içinde ilan ettiği OHAL ile birlikte, Kürtlere karşı savaşmaya can atan bir bölgesel güç olarak belirginleşmeye başladı. Yaklaşık bir yıldır süren OHAL’in “sınır ötesi etkisi” olarak yorumlanabilecek bu yeni ve saldırgan konjonktür, Fırat Kalkanı ile başlarken, içinden geçtiğimiz süreçte İdlip – Afrin hattında, yeni nüfuz alanları elde etmeye yönelik operasyon projeleriyle gündemde canlılığını koruyor.

Özür Sonrası Bahşedilen Kalkan

24 Kasım 2015’te düşürülen Rus uçağı sonrası Rusya ile gerilen ilişkiler, 15 Temmuz’dan kısa bir süre önce, diplomatik yollarla dilenen özür sonrası düzelme yoluna girmişti. Bu görece düzelmenin ilk karşılığı ise 24 Ağustos’ta başlayan Fırat Kalkanı Operasyonu oldu. IŞİD’in kontrolündeki Cerablus’tan başlayan işgal operasyonu, bu bölgeye yaklaşmakta olan SDG/YPG güçlerinden önce burayı kontrol altına almayı amaçlarken; TC’nin, Kürt karşıtlığı eksenine oturttuğu yeni politikasının sahadaki ilk pratiği olarak belirginleşti.

IŞİD’in savaşmadan terk ettiği Cerablus’a girdikten sonra, yönünü Menbiç’e çeviren TC’nin bu girişimi, 20 Ağustos’taki Antep Katliamı’nı neden göstererek başlattığı Fırat Kalkanı’nda asıl amacın IŞİD olmadığının itirafı niteliğindeydi. Zira Menbiç, kısa süre önce SDG/YPG tarafından özgürleştirilmişti.

TC’nin, sahadaki vekilleri ÖSO çeteleriyle birlikte yürüttüğü Fırat Kalkanı Operasyonu’nun, Menbiç’te SDG/YPG’ye yönelik bir dizi provokasyonu, hem yerel öz savunma güçlerinin direnişiyle hem de, operasyon için TC’ye küresel devletlerce “çizilen sınırlar” çerçevesinde boşa çıktı. Söz konusu sınırlar ise TC’ye, IŞİD’e karşı “göstereceği performans” çerçevesinde çizildi.

Sahada oyun kurabilen değil ama, oyun bozmaya çalışan bir bölgesel güç olarak TC’nin, Fırat Kalkanı adı altındaki işgal harekatının, “sınır ötesi OHAL” uygulamalarını ise, bu işgal ile askeri nüfuzu altına aldığı 1900 km’lik Cerablus – Azez cebinde hayata geçirdi. Askeri nüfuzunu, “şimdilik” kalıcılaştırdığı üslerle, gerektiğinde yeni nüfuz alanları için garanti altına aldı. İşgalin siyasi ve sosyal yanında ise Bakur’daki koruculuk uygulamasının bir benzeri kendi eğittiği yerel polis güçleri ve okullarda verilen eğitim müfredatı gibi kolonyalvari uygulamalar yer aldı.

Savaşta Bir Serseri Mayın: Fırat Kalkanı

ABD ve Rusya başta olmak üzere, IŞİD’e karşı mücadeleyi merkezine alan uluslararası kamuoyu nezdinde “rüştünü ispatlama” yolunda, karnesi kırıklarla dolu olan TC için El-Bab’a yönelik operasyon, bir fırsata dönüştürülebilirdi. Bu amaçla, Menbiç’te yolu kapanan Fırat Kalkanı, yönünü bu kez -operasyonun varlık nedenine dair yapılan telkinler sonucu zorunlu olarak- batıya, El-Bab’a çevirdi. Ancak, IŞİD de dahil olmak üzere cihatçı çetelerle, savaşın belli dönemlerinde ilişkileri ayyuka çıkan TC için bu fırsatın ne derece kullanılabildiği tartışma götürür durumda.

Birincisi, TC’nin terörizm tanımına getirdiği ve IŞİD’i tek başına bir terör öznesi olarak anmaktan imtina eden tutumu çerçevesinde kullandığı “kokteyl terör” tanımıyla ilgili bir durum. Buna göre IŞİD’i gösterip Rojava’ya vurmak isteyen TC, “Fırat’ın batısı kırmızı çizgimizdir” söylemiyle, fiilen sahada IŞİD’e kalkan olma pratiğini sergileme eğilimi taşıyor ve fırsat buldukça da bunu hayata geçirmeye çalışıyor.

İkinci olarak ise, El-Bab’da IŞİD karşısında uğranılan yenilgi TSK-ÖSO’nun IŞİD’e karşı mücadelede yeterliliğini sorgulatır hale geldi. En nihayetinde, Halep’in bir ilçesi olan El-Bab’daki yenilgi tablosu, IŞİD’i Rakka, Musul gibi kentlerden atmak için verilecek şehir savaşlarında, kara gücüne ihtiyacı olan ABD için güven telkin etmiyordu. Bu anlamda ABD’ye yönelik “Bizi neden Rakka Operasyonu’na almıyorsunuz?” serzenişlerinden önce, El-Bab’daki pratiğe ve IŞİD de dahil olmak üzere cihatçı çetelerle ideolojik ve söylemsel “hassasiyetlere” bakmak yeterli olacaktır. Bu yanıyla da, Fırat Kalkanı’nın, IŞİDleşme eğilimi barındıran cihatçı çetelerle, IŞİD’e karşı mücadele adı altında girdiği Suriye’de, önüne ilk çıkan Rojava kazanımına saldırmak ve eline fırsat geçtiğinde bu niyetini ortaya koymak dışında bir pratiği olmadı.

OHAL sonrası Suriye Savaşı’nda TC’nin, 15 Temmuz sonrası milliyetçilik-militarizm konsepti çerçevesinde, Fırat Kalkanı ya da şu sıralar İdlip – Afrin hattı üzerinden gündeme gelmesi beklenen Fırat’ın Kılıcı benzeri operasyonlarla, bölgesel ağırlığı olan güç izlenimini devam ettirmeye çalışması beklenebilir. Her ne kadar bu güç, iç politikada Neo-Osmanlıcı söylemlerle abartılsa da, yaşadığımız coğrafyada bir yıldır varlığını sürdüren OHAL’in sınır ötesi etkisinin de bir sınırı olacaktır. Bu sınır da, söz konusu abartılı gücün, dış politikadaki gerçek ağırlığıyla paralel biçimde, ABD, Rusya gibi devletler ve sahadaki müttefiklerinin nüfuz alanlarına gerçekleşebilecek olası bir saldırısında, ama daha önemlisi TC’nin sınır ötesi OHAL ve işgaline karşı, yaşamlarını savunacaklarını ilan ederek sokağa çıkan on binlerce Afrinlinin direnişiyle yeniden tanımlanacaktır.

 

Emrah Tekin

 

 

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 39. sayısında yayınlanmıştır.

The post Sınırı Aşan OHAL: Suriye- Emrah Tekin appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2017/07/19/siniri-asan-ohal-suriye-emrah-tekin/feed/ 0
ÖSO Çetesi “Özgür Suriye Polisi” Oldu! https://meydan1.org/2017/04/27/oso-cetesi-ozgur-suriye-polisi-oldu/ https://meydan1.org/2017/04/27/oso-cetesi-ozgur-suriye-polisi-oldu/#respond Wed, 26 Apr 2017 21:50:24 +0000 https://seninmedyan.org/?p=3465 TSK-ÖSO işbirliğiyle gerçekleştirilen ve bu ittifakın IŞİD karşısında ağır kayıplar verdiği El-Bab Operasyonu, geçtiğimiz aylarda anlaşmalı şekilde bitirilmiş,El-Bab IŞİD’den devralınmıştı.El-Bab’dan bir süre sonra ise 24 Ağustos’ta başlatılan Fırat Kalkanı İşgal Harekatı’nın sonlandırıldığı duyurulmuştu. El-Bab ve Fırat Kalkanı sonrası ise Türkiye, bölgedeki varlığını,eğittiği ÖSO çetesi unsurlarını statülendirerek sürdürüyor.Çete unsurları son dönemlerde Türkiye tarafından “polis statüsünde” istihdam […]

The post ÖSO Çetesi “Özgür Suriye Polisi” Oldu! appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

TSK-ÖSO işbirliğiyle gerçekleştirilen ve bu ittifakın IŞİD karşısında ağır kayıplar verdiği El-Bab Operasyonu, geçtiğimiz aylarda anlaşmalı şekilde bitirilmiş,El-Bab IŞİD’den devralınmıştı.El-Bab’dan bir süre sonra ise 24 Ağustos’ta başlatılan Fırat Kalkanı İşgal Harekatı’nın sonlandırıldığı duyurulmuştu.

El-Bab ve Fırat Kalkanı sonrası ise Türkiye, bölgedeki varlığını,eğittiği ÖSO çetesi unsurlarını statülendirerek sürdürüyor.Çete unsurları son dönemlerde Türkiye tarafından “polis statüsünde” istihdam edilerek önce Cerablus,ardından da El-Bab’da kurulan karakollarda konuşlandırılarak “Özgür Suriye Polisi” adını aldı.

The post ÖSO Çetesi “Özgür Suriye Polisi” Oldu! appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2017/04/27/oso-cetesi-ozgur-suriye-polisi-oldu/feed/ 0
İktidar Medyasından Al “Haberi” : Tel Abyad’a İşgal mi? https://meydan1.org/2017/04/24/iktidar-medyasindan-al-haberi-tel-abyada-isgal-mi/ https://meydan1.org/2017/04/24/iktidar-medyasindan-al-haberi-tel-abyada-isgal-mi/#respond Mon, 24 Apr 2017 18:32:51 +0000 https://seninmedyan.org/?p=3155 Devlet politikaları çizgisinde yayın yapan gazeteler son günlerde  ardı ardına Rojava’nın Tel Abyad (Girê Spî) bölgesine yönelik operasyon “haberleri” yapmaya başladılar.Geçtiğimiz günlerde Yeni Şafak Gazetesinin benzer içerikteki ve askeri kaynaklara dayandırdığı haberinin ardından bugün de Karar Gazetesinden Hilal Öztürk’ün özel haberinde, TSK’nin bölgedeki birliklerine bir ay içinde işgal harekatına başlayacak şekilde hazırlık yapmaları konusunda talimat verdiği […]

The post İktidar Medyasından Al “Haberi” : Tel Abyad’a İşgal mi? appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

Devlet politikaları çizgisinde yayın yapan gazeteler son günlerde  ardı ardına Rojava’nın Tel Abyad (Girê Spî) bölgesine yönelik operasyon “haberleri” yapmaya başladılar.Geçtiğimiz günlerde Yeni Şafak Gazetesinin benzer içerikteki ve askeri kaynaklara dayandırdığı haberinin ardından bugün de Karar Gazetesinden Hilal Öztürk’ün özel haberinde, TSK’nin bölgedeki birliklerine bir ay içinde işgal harekatına başlayacak şekilde hazırlık yapmaları konusunda talimat verdiği iddia edildi.Bu iddialara paralel olarak söz konusu bölgede TSK hareketliliği gözlemlenirken haberde asıl amacın Cezire ve Kobané kantonları arasındaki bölgenin Cerablus’tan başlayıp Bab’a kadar uzanan ‘Fırat Kalkanı’na benzer bir operasyonla TSK tarafından işgal edilmesi olduğu belirtiliyor.Aynı işgal operasyonunda Kobané ve Menbiç’in de “hedefte olduğu” ifade ediliyor.

Bölgede bir yandan Suriye Demokratik Güçleri’nin yürüttüğü Rakka Operasyonu sürerken,TSK’nın böylesi bir işgal girişiminin dengeleri nasıl etkileyebileceği bir soru işareti.Söz konusu işgal girişimi ile Rakka’nın IŞİD’den temizlenmesi süreci uzayacağı için bu girişimin gerilimi artırma olasılığı yüksek.Diğer taraftan önümüzdeki ay içinde Rusya ve ABD ile görüşmesi gündemde olan TC Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu hamlelerinin, bölgedeki devletlerden yeni ödünler alma girişimi olduğu da değerlendiriliyor.

 

The post İktidar Medyasından Al “Haberi” : Tel Abyad’a İşgal mi? appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2017/04/24/iktidar-medyasindan-al-haberi-tel-abyada-isgal-mi/feed/ 0
Suriye Savaşı’nın 7. Yılı https://meydan1.org/2017/04/18/suriye-savasinin-7-yili/ https://meydan1.org/2017/04/18/suriye-savasinin-7-yili/#respond Tue, 18 Apr 2017 11:12:58 +0000 https://test.meydan.org/2017/04/18/suriye-savasinin-7-yili/ Yaşadığımız coğrafya da dahil olmak üzere geniş coğrafyaları etkisi altına alan Suriye Savaşı 7.yılına girdi. Suriye’de halen süren savaşın hazırlayıcı süreci, 2010 sonlarında Tunus’ta başlayan ve “Arap Baharı” olarak adlandırılan eylemlerdi. Eylemler 2011 başlarında önce Mısır’a yayılmış, 30 yıllık Hüsnü Mübarek iktidarı devrilmişti. Ortadoğu’nun ve Arap coğrafyasının önemli bir kısmını etkisi altına alan gösteriler 15 […]

The post Suriye Savaşı’nın 7. Yılı appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

Yaşadığımız coğrafya da dahil olmak üzere geniş coğrafyaları etkisi altına alan Suriye Savaşı 7.yılına girdi. Suriye’de halen süren savaşın hazırlayıcı süreci, 2010 sonlarında Tunus’ta başlayan ve “Arap Baharı” olarak adlandırılan eylemlerdi. Eylemler 2011 başlarında önce Mısır’a yayılmış, 30 yıllık Hüsnü Mübarek iktidarı devrilmişti. Ortadoğu’nun ve Arap coğrafyasının önemli bir kısmını etkisi altına alan gösteriler 15 Mart 2011’de kalabalık eylemler şeklinde Suriye’de de kendisini göstermeye başladı.

Suriye’de ilk protestolar ocak ayı sonlarında başlasa da bunlar basında fazla yer bulmadı. Oysa bu ilk protestolardan birinde 26 Ocak’ta Hasan Ali Akleh adlı kişi tıpkı Tunus’ta Muhammed Bouazizi’nin yaptığı gibi kendini yakmış ve yaşamını yitirmişti. Şubat ayı boyunca 15-20 kişilik katılımlarla süren eylemlere sosyal medya üzerinden yapılan çağrılarda da katılım bu sayıları aşmadı.

Mart ayına gelindiğinde, ülkede beklenen ayaklanma Suriye Devleti’nce kimlikleri tanınmayan Kürt bölgelerinde ya da yine Suriye Devleti’nin katliamlar yaptığı Sünnilerin yaşadığı yerlerde değil, Ürdün sınırına yakın Dera’da başladı. 6 Mart’ta duvarlara “Halk Rejim’in Yıkılmasını İstiyor” yazan, yaşları 9-14 arası değişen 13 çocuk gözaltına alındı. Önceleri, gözaltına alınan bu çocuklarla ilgili olarak 15 Mart’ta başlayan “reform talepli” eylemler günümüze, devletlerin ve onlar tarafından üretilmiş terörizminin dahil olduğu bölgesel bir savaşa evrilirken, kronolojik olarak şu tarihsel kesitleri içeriyor:

2011

  • 15/18 Mart 2011’de Şam’ın Dera ilçesinde Baas Rejimi’nden reform talep eden eylemler gerçekleştirildi.
  • 20 Mart’ta göstericilerin Baas Genel Merkezi’ni yakması sonrası eylemlerdeki şiddet arttı. 25 Mart’ta Rejim eylemlere müdahale etmeye başladı.
  • 22 Nisan’da 20 farklı bölgeye yayılan gösteriler sonrası Rejim 25 Nisan’da kırsal bölgelere yönelik, operasyon başlattı. Nisan ayı içinde göstericilerden Rejim güçlerinden ölümler başladı.
  • 29 Nisan’da Suriye’nin TC sınırına yakın yerlerinde büyük bir gösteri olmamasına karşılık, 250 kişilik bir Suriyeli grubu ellerindeki TC bayraklarıyla ve Türkçe “Türkler gibi yaşamak istiyoruz, demokrasi istiyoruz” sloganları atarak Yayladağı’na geçti. TC ise herhangi bir göç belirtisi olmamasına karşın, “insani yardım” gerekçesiyle mülteci kampları inşa etmeye başladı.
  • 31 Mayıs’ta Suriyeli muhalifler Antalya’da toplandı. TC ve ABD’nin ortak girişimiyle yapılan toplantıda muhalifler Esad’ın 1 Mayıs’ta ilan ettiği genel affı tanımadıklarını, Rejim değişikliği talebinde ısrarcı olduklarını vurguladı.
  • 18 Ağustos’ta, Esad’ın TC’nin sunduğu “aşamalı devrim” adı altındaki rejim değişikliği talebini reddetmesi üzerine ABD ilk kez Rejimin meşruiyetini kaybettiğini dillendirdi.

2012

  • Arap Birliği, Fransa ve İngiltere, Suriye’de rejim değişikliği için 5 Şubat 2012’de BM Güvenlik Konseyi’ne öneri getirdi, ancak bu öneri Çin ve Rusya’nın vetosuna takıldı. Böylece ilerleyen yıllarda şekillenecek Rejim yanlısı ve karşıtı koalisyon fiilen oluştu.
  • 22 Şubat 2012’de “Suriye’nin Dostları” grubu kuruldu. Muhalifleri silahlandırmayı amaçlayan bu oluşumda TC de aktif biçimde yer aldı.
  • 2012’nin ortalarından itibaren İndependent, Reuters gibi medya organlarında Katar ve Suudi Arabistan devletlerince finanse edilen silahların TC/MİT aracılığıyla muhaliflere ulaştırıldığı haberleri yer aldı.
  • 23 Haziran’da Suriye hava sahasını ihlal eden bir TC uçağı Rejim tarafından Lazkiye açıklarında düşürüldü. TC bu tarihten itibaren “angajman kuralları” adı altındaki argüman çerçevesinde Suriye’ye yönelik “misillemelerde” bulundu.
  • 18 Temmuz 2012’de dönemin Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Rejimin haftalar içerisinde düşeceğini söyledi. Aynı günlerde dönemin Başbakanı Erdoğan da Emevi Camii’nde “fetih namazı” kılınacağı yolunda demeçler veriyordu.

18 Temmuz 2012 Şam’da Güvenlik Toplantısına Saldırı

Şam’ın merkezindeki, Ulusal Güvenlik Toplantısı’nın olduğu binada gerçekleşen bombalı saldırıyı ÖSO üstlendi. Başkanlık Sarayı’na 150 metre mesafedeki binaya, toplantı sırasında yapılan saldırıda Suriye Savunma Bakanı Davud Raciha ve yardımcısı, İçişleri Bakanı Muhammed İbrahim El-Şeher ve yardımcısıyla Rejim’in istihbarat birimi El-Muhaberat’ın üst düzey sorumluları öldü. İntihar eylemcisinin içeriden ÖSO adına çalışan bir bakan koruması olduğu, Beşar Esad’ın saldırı sırasında binada olduğu açıklandı.

Şam saldırısı, TC-Katar-Suud ittifakının Suriye’de yürüttüğü vekalet savaşını yükseltmesine neden oldu. Bu olay sonrası Suriye’deki savaşta bu ittifakın desteklediği cihatçı çetelerin yürüttüğü savaş Suriye sınırlarını da aşan, farklı devletlerin de müdahil bölgesel bir savaş ve terörizme evrildi.

  • 18 Temmuz 2012’de aynı gün Şam’da Ulusal Güvenlik Toplantısı’nın olduğu binaya ÖSO’nun üstlendiği bir bombalı saldırı yapıldı. Saldırıda Rejimin Savunma, İçişleri Bakanları ve yardımcılarıyla üst düzey istihbarat yetkilileri öldü.
  • 19 Temmuz’da Suriye’nin Kürt nüfus ağırlıklı bölgelerinde Rojava Özerk Yönetimi ilan edildi. Rojava daha sonra üç kanton şeklinde özerk bölgelere ayrıldı.
  • 3 Ekim 2012’de Urfa’nın Akçakale ilçesine düşen top mermileri sonucu 5 kişi yaşamını yitirdi. TC Suriye’ye misillemede bulundu.

  • 4 Ekim’de Akçakale olayı sonrası TC Parlamentosu’ndan Suriye Savaşı için tezkere geçti, aynı gün İstanbul ve bazı kentlerde binlerce kişi savaş karşıtı yürüyüşler gerçekleştirdi.
  • Kasım 2012’de Katar’da Suriye Ulusal Koalisyonu adlı yeni bir muhalif örgüt kuruldu.
  • 2012 yılının Aralık ayında Antalya’da yapılan toplantıda ÖSO’nun yeniden yapılandırılması VE “ılımlı muhalifler” projesinin uygulanması kararlaştırıldı. “Yeni ÖSO’nun” şekillendirildiği bu toplantı TC-ABD-Körfez iş birliğinde gerçekleştirildi.

19 Temmuz 2012 Rojava Devrimi

Rojava’da 2012 başlarından itibaren kurulan Halk Meclisleri fiilen yönetimi sürdürüyordu. 19 Temmuz 2012’de Kobanê Halk Meclisi bu modelin tüm Rojava’ya yayılacağının ilk işaretini verdi. Diğer taraftan ise tam bir yıl önce kurulan öz savunma örgütlenmesi YPG Rojava’da yaşayan halkların, süren çatışmalardan etkilenmemesini sağlamaya çalışıyordu.

2013

  • Şubat 2013’te karşısında ÖSO kontrolündeki Bab el Hava sınır kapısı bulunan Civegözü’nde bombalı araçla saldırı yapıldı, 14 kişi yaşamını yitirdi.
  • 11 Mayıs 2013’te Reyhanlı’daki bombalı araç saldırılarında 53 kişi yaşamını yitirdi.
  • 24 Mayıs’ta Hizbullah Rejim saflarında savaşa girdiğini açıkladı.

2013 Ağustos Doğu Guta Katliamı

21 Ağustos 2013’te Şam’ın Doğu Guta bölgesinde sivillere yönelik, sarin gazıyla yapılan kimyasal saldırıda 1000’i aşkın sivil yaşamını yitirdi. Saldırının yapıldığı bölgenin muhaliflerin kontrolünde olması, gözleri Esad Rejimi’ne çevirdi. Ancak bu iddia kanıtlanamadı. Katliam sonrası TC ve Suudi Arabistan, katliamı gerekçe göstererek ABD’ye müdahale çağrısı yaptı. Ancak Rusya’nın, Suriye’nin kimyasal silah envanterini açacağını garanti etmesi üzerine ABD geri adım attı. Katliamdan 8 ay sonra gazeteci Seymour Hersh sarin gazi saldırısında TC’nin rolü üzerine, laboratuar bulgularının olduğu bir makale yayınladı.

Doğu Guta Katliamı ABD’nin Suriye’de rejim değişikliği politikasından da vazgeçtiğinin ilk işareti oldu.

2014

15 Ocak 2014 Rakka’nın IŞİD’in Eline Geçmesi

Yaklaşık 2 hafta süren çatışmalar sonrası Nusra ve ÖSO’dan, Suriye’nin 6. büyük kenti Rakka IŞİD’in eline geçti. Bu tarihten itibaren savaşta adını en çok duyacağımız cihatçı çete, Rakka’yı, ileride gerçekleştireceği katliamlar için askeri ve lojistik üs haline getirdi. Rakka ile birlikte ilk kez bir kent cihatçıların eline geçerken, aynı yılın Haziran ayında IŞİD bu kez Irak’ta Musul’u işgal etti. 2014 Ağustos’unda ise ABD öncülüğünde 18 devlet tarafından IŞİD Karşıtı Koalisyon oluşturuldu.

  • Ocak 2014’te IŞİD Suriye’nin 6. büyük kenti Rakka’yı ele geçirdi.
  • Şubat 2014’te Cenevre-2 görüşmeleri gerçekleştirildi.
  • Haziran 2014’te Irak’ın Musul kentini de alan IŞİD hilafet ilan etti.
  • Ağustos 2014’te Suriye’de rejim değişikliği fikrinden vazgeçmiş olan ABD IŞİD Karşıtı Koalisyon’u oluşturdu.
  • Eylül 2014’te IŞİD Rojava kantonlarından Kobané’ye Ağustos’ta başlattığı saldırıları yoğunlaştırdı. TC sınırı da kullanılarak yapılan saldırılar Kobané’yi cihatçı çetenin eline geçme noktasına getirdi.
  • 6/7/8 Ekim tarihlerinde Bakurê Kurdistan ve TC metropollerinde Kobanê ile dayanışma eylemleri gerçekleştirildi. Bu eylemlerde 50’den fazla insan katledildi.

Eylül-Ekim 2014: Kobanê Kuşatması ve Direnişi

Kobanê Kantonu’na yönelik Ağustos’ta başlayan IŞİD saldırıları Eylül’de kuşatmaya dönüştü. Rakka ve TC sınırındaki Cerablus üzerinden saldırılarını yoğunlaştıran IŞİD, Ekim başında Kobané’nin, merkezi hariç önemli kısmını işgal etmişti. IŞİD saldırılarına karşı Bakur Kürdistan’ın ve TC metropollerinin bazılarında gerçekleşen dayanışma eylemlerinde 50’den fazla insan kolluk güçlerince katledildi. Bu katliam ve direniş, Suriye Savaşı’ndaki bazı dinamiklerin farklı coğrafyalara etkisiydi. Bu etkiler, ileriki süreçte yine IŞİD terörü üzerinden Suruç ve 10 Ekim Ankara katliamlarıyla kendini gösterecekti. Devletlerin üretilmiş şiddeti IŞİD ve ona karşı direnen Rojava öz savunma güçlerinin direnişi, Suriye Savaşı’nın farklı dinamikleri içerdiğinin kanıtı oldu. Kobanê’deki IŞİD kuşatması, YPG/YPJ güçlerince 25 Ocak 2015’te tamamen kırıldı.

2015

  • 28 Ocak’ta Hizbullah, Golan Tepeleri yakınlarında İsrail konvoyunu taradı; 2 İsrail askeri öldü.
  • 24 Şubat’ta IŞİD Halep yakınlarındaki Süryani köylerinde katliam yaptı, 90 Süryani kadını kaçırdı.
  • 24 Mart’ta Suudi Arabistan-Katar ve TC desteğinde Fetih Ordusu adında cihatçı bir çatı örgüt kuruldu. Nisan başlarında örgüt TC sınırındaki İdlib’i ele geçirdi.
  •  20 Mayıs’ta IŞİD antik kent Palmira’yı ele geçirdi.
  • 26 Haziran’da IŞİD Kobanê’ye gerçekleştirdiği baskında 150’den fazla sivili katletti.
  • Haziran sonlarında YPG Tel-Abyad’ı (Gre Spi) IŞİD’den alarak Cizire ve Kobanê kantonlarını birleştirdi.
  • Arap, Kürt, Türkmen ve Süryani savaşçılardan oluşan Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kurulduğu duyuruldu.
  • 24 Kasım’da TC, bir Rus savaş uçağını düşürdü. Soğuk Savaş yılları da dahil ilk kez bir Rus uçağının NATO üyesi bir devlet tarafından düşürüldüğü olay sonrası TC-Rus ilişkileri gerildi.

20 Mayıs 2015 Antik Kent Palmira IŞİD’in Eline Geçti

Suriye’deki 2000 yıllık antik kent Palmira IŞİD’in eline geçti. Savaşın ilerleyen süreçlerinde Rejim ile IŞİD arasında iki kez daha el değiştiren Palmira’yla, ilk kez bir bölge, direkt Rejim’den IŞİD’in eline geçti. Palmira’da, daha önce Musul’da yaptığı gibi tarihi eserleri yıkan IŞİD, 2014 Haziran’ında değiştirdiği ismiyle “İslam Devleti” adına uygun davranarak artık bir devlet olduğunun izlenimlerini veriyordu.

Halep’te Büyük Kaybeden:TC  

Aralık ayı boyunca Halep’e yönelik saldırılarını yoğunlaştıran İran-Rejim-Rusya ittifakı ayın sonunda kenti cihatçılardan tamamen aldı. Halep’te yaşanan bu sonuç,Rejim tarafından bir zafer olduğu kadar, Suriye Savaşı’ndaki politikaları resmen çöken TC açısından da hezimetti.Bu hezimetin en somut göstergesi ise savaş boyunca sınırlarını da kullanarak kente cihatçıları yerleştiren TC’nin, Rusya ile olan “rehine politikası” nedeniyle, bizzat kendi eliyle bu çeteleri Halep’ten çıkarmasıydı.

30 Eylül 2015 Rusya, Suriye Savaşına Dahil Oldu

Rusya’nın deniz ve kara üsleriyle savaşa dahil olması savaşı, Fetih Ordusu saldırıları karşısında zor durumda kalan Rejim lehine değiştirdi. Bu süreçten sonra savaşta dengeler, Rusya, Suriye ve bu ittifaka Halep’teki savaşla daha belirgin dahil olan İran’a döndü.

2016

  • 13 Şubat 2016’da TC obüsleri Rojava’nın Efrin kantonundaki bazı köyleri vurdu.
  • Şubat 2016’da Cenevre-3 toplandı.
  • Mart 2016’da Rejim, Palmira’yı IŞİD’den geri aldı.
  • Ağustos başlarında Fırat’ın batısındaki Menbiç SDG/YPG kontrolüne geçti.
  • 18 Eylül 2016’da IŞİD kontrolündeki Deyr ez-Zor’da ABD uçakları “yanlışlıkla” Rejim mevzilerini vurdu, 200’e yakın Rejim askeri öldü.
  • Ekim ayında IŞİD’den Dabıq’ı alan Fırat Kalkanı güçleri Kasım ayında El-Bab operasyonunu başlattı.

19 Aralık 2016: Düşen Bir Uçaktan Fazlası

1950’den bu yana, Soğuk Savaş dahil ilke kez bir NATO devletinin düşürdüğü uçak olayı TC’nin, bu süreçten itibaren önce Rusya ile gerilim, ilerleyen süreçte gelen özür ve 2016 Aralık’ında öldürülen Rus elçisiyle, Suriye politikasının Rusya’ya rehin olması sonucunu doğurdu. TC, ilerleyen süreçte başlatılan ve bitirilen Fırat Kalkanı dahil Suriye’de Rusya’ya icazetli bir politika izlemek zorunda kaldı.

2016

  • 25 Ocak’ta TC-Rusya-İran garantörlüğünde ve cihatçı çetelerin de katılımıyla Astana Görüşmeleri yapıldı. Görüşmeler sonrası geçici ateşkes ilan edildi, ancak ateşkese uyulmadı.
  • Ocak ayı sonlarında IŞİD ve ÖSO dışındaki cihatçı çeteler arasında iç savaş başladı.
  • 24 Şubat’ta El Bab’daki IŞİD güçlerinin anlaşmalı bir şekilde bölgeden çekildiği,El Bab’ın TC-ÖSO denetimine geçtiği duyuruldu.
  • 14 Mart’ta Astana Görüşmeleri’nin 3.’sü başladı, görüşmelere cihatçı çeteler katılmadı.
  • 26 Mart: SDG/YPG Rakka’ya yönelik Fırat’ın Gazabı Operasyonu’nda stratejik Tabka Askeri Üssü’nü ele geçirdi.
  • 29 Mart: Fırat Kalkanı Harekatı’nın bitirildiği duyuruldu.
  • 4 Nisan İdlib’de kimyasal saldırı iddiaları. 100’ü aşkın sivil yaşamını yitirdi. Saldırı sonrası BM acil toplantı gerçekleştirdi.
  • 7 Nisan’da ABD, İdlib’deki kimyasal saldırıyı gerekçe göstererek Humus yakınlarındaki Suriye üssü Şayrad’ı bombaladı. Bunun üzerine Rusya, ABD ile olan “uçuş güvenliği” anlaşmasını iptal etti.

ABD ve Rusya’nın Düşürdüğü Kalkan:Fırat

Osmanlı’nın 500 yıl önceki Suriye işgaline atfen başlatılan Fırat Kalkanı, 29 Mart 2017’de bitirilmek zorunda kaldı. Fırat Kalkanı’nın, ABD’nin de bir safhasına destek verip, sonra desteğini çekmesi ve 9 Ağustos’ta yapılan Putin-Erdoğan zirvesi sonrası başlatılması işgale Rusya’dan ve ABD’den verilen şartlı izne dair somut göstergelerdi. IŞİD’e karşı askeri, YPG’ye karşı siyasi hedefleri olan Fırat Kalkanı, IŞİD’e karşı amaçlanan (TC sınırından uzaklaştırılması) hedefine ulaşması ve El-Bab sonrası IŞİD ile cephenin kalmaması sonucu bitirildi.

Bu Yazı Meydan Gazetesi’nin 38. sayısında yayınlanmıştır.

The post Suriye Savaşı’nın 7. Yılı appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2017/04/18/suriye-savasinin-7-yili/feed/ 0
“El-Bab Kapı Rakka Duvar” – Emrah Tekin https://meydan1.org/2017/02/25/el-bab-kapi-rakka-duvar-emrah-tekin/ https://meydan1.org/2017/02/25/el-bab-kapi-rakka-duvar-emrah-tekin/#respond Sat, 25 Feb 2017 00:13:31 +0000 https://test.meydan.org/2017/02/25/el-bab-kapi-rakka-duvar-emrah-tekin/ El-Bab, son aylarda Suriye Savaşı’nda adını en çok duyduğumuz bölge; üç ayı aşkındır TSK/ÖSO kuşatmasında. Medyanın “düştü düşecek” şeklinde haberlerine karşın El-Bab, artan asker ölümleriyle TC açısından tam bir yenilgi görüntüsü veriyor. Ağustos’taki Erdoğan-Putin görüşmesi sonrası Rusya’nın açık, ABD’nin örtülü temkinli onayıyla başlayan Fırat Kalkanı işgali, IŞİD’in Cerablus ve Rai’yi boşaltmasıyla, El-Bab’a dayanmıştı. IŞİD’in iki […]

The post “El-Bab Kapı Rakka Duvar” – Emrah Tekin appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

El-Bab, son aylarda Suriye Savaşı’nda adını en çok duyduğumuz bölge; üç ayı aşkındır TSK/ÖSO kuşatmasında. Medyanın “düştü düşecek” şeklinde haberlerine karşın El-Bab, artan asker ölümleriyle TC açısından tam bir yenilgi görüntüsü veriyor.

Ağustos’taki Erdoğan-Putin görüşmesi sonrası Rusya’nın açık, ABD’nin örtülü temkinli onayıyla başlayan Fırat Kalkanı işgali, IŞİD’in Cerablus ve Rai’yi boşaltmasıyla, El-Bab’a dayanmıştı. IŞİD’in iki düşmanını (TC/YPG) karşı karşıya bırakmak üzere aradan çekilme şeklinde gerçekleşen bu taktiksel alan boşaltmalar, “zafer” manşetleri atılmasını sağlamıştı.

Ancak Kasım ayından beri El-Bab’da sağlanamayan ilerleme ve yaşanan hezimet, son günlerde TC cenahında dillendirilen Menbiç-Rakka operasyonlarıyla gizlenmeye çalışılıyor.

El-Bab’dan Ötesi?

Fırat Kalkanı işgalinin başlarında da gündemleşen Menbiç-Rakka, TC içinde Fırat Kalkanı Operasyonu’na dair söylemsel çelişkileri de ortaya koydu. Daha önce Erdoğan tarafından yapılan “El-Bab’dan derine inmeme”, devamında Numan Kurtulmuş’un “Fırat Kalkanı El-Bab’la biter”, sonrasında yine Erdoğan’ın kendini tekzip eden “El-Bab’dan sonra durmak yok” açıklamaları, TC’nin dış politika açmazlarını ve yenilgi tablosunu iç politikaya zafer olarak sunma telaşının göstergesi.

ABD-Rusya Arasında: İki Arada Bir Derede

TC’nin bu çelişik açıklamaları, ABD-Rusya arasında gidip gelen politikaların da sonucu. “Fırat Kalkanı’nın El-Bab’la bitmesi” söylemi, Rusya’nın “Fırat Kalkanı ancak Suriye’nin onayıyla yürür” açıklamasına örtük cevap şeklinde değerlendirilebilir. Diğer taraftan Menbiç-Rakka nakaratı, Trump’ın CIA Başkanı’nı göndererek, TC’ye biçtiği “operasyonel ortak” rolünün sonucu niteliğinde. Bu iki somut durum, El-Bab’da Rejim ile arasına sınır çizen, had bildiren Rusya ile Rakka’da kara gücü olmaya heveslenilen ABD arasında TC’nin durumunu özetliyor.

Yenilgi Yenilgi Büyüyen Zaferler mi?

Suriye’de TC’nin gizlenemez yenilgisi, odaklandığı tek mesele olan Rojava konusunda da netleşiyor. Rusya’dan yapılan “Kürtler masada olmalı”, “PKK/YPG terörist değil”, “Rejim ile Kürtler arasında 6 aydır aracılık ediyoruz” açıklamaları karşısında sus-pus olma, bu yenilginin tezahürü.

Diğer yandan El-Bab’dan sonra gösterilen Menbiç-Rakka hedefi, El-Bab’dan yenilerek çekilmenin manipüle edilen gerekçesi olarak belirginleşiyor. ABD ve Rusya gibi devletlerin belirlediği ilerleme sınırı, TC muktedirlerinin iç politika malzemesi olarak dillendirdiği “yenilgi yenilgi büyüyen zaferlere” çekilen sınır.

Çok uzağa gitmeye gerek yok, “ecdad toprağı” denilen Musul’da, Türkmen yurdu olduğu söylenen Tel Afer’de o sınırlar, şimdilerde El-Bab’dan, SDG’nin yaklaştığı Rakka’ya uzanan hatta, TC’nin önünde kapı-duvar gibi duruyor.

Emrah Tekin

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 36. sayısında yayınlanmıştır. 

 

The post “El-Bab Kapı Rakka Duvar” – Emrah Tekin appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2017/02/25/el-bab-kapi-rakka-duvar-emrah-tekin/feed/ 0
“Suriye Savaşı’nda “Barış” Hali” – Emrah Tekin https://meydan1.org/2017/02/22/suriye-savasinda-baris-hali-emrah-tekin/ https://meydan1.org/2017/02/22/suriye-savasinda-baris-hali-emrah-tekin/#respond Wed, 22 Feb 2017 11:16:54 +0000 https://test.meydan.org/2017/02/22/suriye-savasinda-baris-hali-emrah-tekin/ Halep’in Rejim güçlerinin eline geçmesi sonrası, Moskova Deklarasyonu ile Suriye Savaşı’nın, 6 yılın ardından, “siyasi müzakereler” yolu ile sonlandırılması öngörülmüştü. Müzakereler sürecinin ilk adımı, Astana Görüşmeleri geçtiğimiz günlerde gerçekleşti. Görüşmelerin bitiminde garantör devletler (TC, Rusya – İran) tarafından sonuç metni yayınlandı. Öte taraftan TC’nin Fırat Kalkanı Operasyonu adıyla başlattığı işgal harekatı 5 ayı bitirirken, TSK […]

The post “Suriye Savaşı’nda “Barış” Hali” – Emrah Tekin appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

Halep’in Rejim güçlerinin eline geçmesi sonrası, Moskova Deklarasyonu ile Suriye Savaşı’nın, 6 yılın ardından, “siyasi müzakereler” yolu ile sonlandırılması öngörülmüştü. Müzakereler sürecinin ilk adımı, Astana Görüşmeleri geçtiğimiz günlerde gerçekleşti. Görüşmelerin bitiminde garantör devletler (TC, Rusya – İran) tarafından sonuç metni yayınlandı.

Öte taraftan TC’nin Fırat Kalkanı Operasyonu adıyla başlattığı işgal harekatı 5 ayı bitirirken, TSK güçleri üç aydır El-Bab’da çakılı kaldı. Bölgede ağır kayıplar veren TC’nin harekatının geleceği, son günlerde ABD tarafından dillendirilen “güvenli bölge” söylemleriyle belirsizliğe büründü.

Trump’ın dillendirdiği güvenli bölgenin, TC’nin güvenli bölgesiyle aynı anlama geldiği şüpheli. Hatta bu güvenli bölgenin TC sınırında değil, ılımlı muhalif tanımına daha uygun Güney Cephesi’nin bulunduğu -yeni yönetimin İsrail korumacı konseptiyle paralel- İsrail-Ürdün sınırında ilan edilmesi ihtimal.

Halep’in Rejim güçlerinin eline geçmesiyle, Suriye Savaşı kendi içinde bir “iç savaş” doğurdu. Halep-İdlip hattında, IŞİD dışındaki cihatçı çeteler arasında yaşanan “iç savaş” devletlerin Suriye’deki savaşta “siyasi müzakerelerde” sahada görmek istediği “ılımlıları” tasarlama amacı taşıyor. Aslında bu “cihatçı iç savaşı”, çeteler arası iktidar kavgasının sonucu.

El-Bab: TC’nin Hezimet Kapısı

Geçtiğimiz Kasım’da başlayan El-Bab Operasyonu, TC’nin ağır kayıplarına rağmen sonlandırılamadı. Arapça “kapı” anlamına gelen El-Bab, TC açısından Suriye politikalarındaki askeri hezimet anlamında. El-Bab’da açılamayan kapının, TC’nin Suriye’deki diplomatik hezimetine dönüşme belirtileri “El-Bab’dan aşağıya inmeme” açıklamalarında gizli. Bu söylem şimdilik malum nedenlerle içeriye yansı(tıl)mayan hezimetin boyutlarını minimize ederek, referanduma olumsuz yansımalarını engellemek amacı taşıyor.

TC’nin bu kaybına, ABD nezdinde “güven kaybını” da eklemek gerek. TC ve vekili ÖSO’nun El-Bab’da yaşadığı yenilgi, TC’nin Rakka operasyonu için alternatif olarak sunduğu ÖSO nezdinde TC’nin yenilgisi olarak yorumlanacaktır.

Yine El-Bab’a yönelik yapılan TC-Rus ortak hava operasyonları fiilen, güneyden bölgeye yaklaşan Rejim güçlerine “yol temizliği” yaparken; diğer yandan Rusya’nın TC üzerinden, ABD ile olası “büyük koalisyonu” için nabız yoklaması niteliğinde.

Halep Sonrası

Aralık sonunda İran ve Rusya destekli Rejim güçlerine geçen Halep, 2015 Eylül sonunda “yeni hale” evrilen Suriye Savaşı’nın gidişatında dönüm noktalarından biriydi. Rusya ve İran’ın askeri ağırlıklarını hissettirmeye başladıkları tarihten itibaren, ibrenin Rejim lehine dönerek Suriye Savaşı’nda “ikinci halin” belirginleştiği söylenebilir. Savaşın “ikinci halinde” Rejim açısından moral toparlanma yaşanırken; cihatçı çetelerde moral bozukluğu başladı.

Halep sonrası cihatçı çetelerde baş gösteren bu durum, TC’ye angaje, Fırat Kalkanı Operasyonu gruplarında, TC’nin kendilerini bu operasyon ve SDG/YPG’ye yönelik saldırılarda konumlandırmak istemesi nedeniyle savaşta bulunmalarına dair anlam yitimine dönüştü. 2011’de Rejim’i yıkmak için çıkılan bu yolda, fiilen, TC’nin politikalarına yedeklenildi.

Bu “ikinci halin” diğer yansıması TC’nin değişken ittifakları nedeniyle, cihatçı çetelerin bir bölümü nezdinde TC’ye duyulan “muhabbetin” azalmasıydı. Halep’e yönelik Rejim saldırıları sürerken, TC’nin kendisine yakın bazı çeteleri El-Bab’a kaydırması, Şam’ın Fethi Cephesi (Nusra) başta olmak üzere Halep’in kaybedilme gerekçeleri arasında. Bunun devamında ise Halep’i terk eden çetelerin, Nusra denetimindeki İdlib’e kaydırılması, statükolarının sarsılması endişesi taşıyan Nusra başta olmak üzere cihatçılarda gerilime yol açan nedenlerdendi.

Suriye Savaşı’nda Cihatçı İç Savaş

Şam’ın Fethi Cephesi (ŞFC), Halep yenilgisinin nedenleri arasında, suçlamalarını cihatçı müttefiklerine yöneltiyordu. Bu müttefikler, 2015 Nisan’ında İdlib’i ele geçirirken, TC-Katar-Suud sponsorluğunda kurulan Fetih Ordusu koalisyonunda birlikte hareket ettiği TC destekli Ahrar-uş Şam başta, Astana’daki süreci olumlayan eski ortaklardı. Astana Görüşmeleri’ni kendisine karşı bir ittifak olarak gören ŞFC, buraya katılanlara savaş açtı.

Ocak ortalarına doğru, taraflar arasında sıcak çatışmalar başladı; Ahrar ve ŞFC merkezli cepheleşmeler ortaya çıktı. ŞFC saldırılarına karşı birçok cihatçı çete Ahrar’a biat ederken; karşısında ŞFC merkezli ve TC’nin bölgedeki “eski gözdesi” Nureddin Zengi’nin de dahil olduğu ve 10’a yakın çeteyi içine alan Şam’ın Kurtuluşu Heyeti adlı bir oluşum ortaya çıktı.

Cihatçı iç savaş ile Suriye’de -IŞİD hariç cihadi cephede- TC desteğindeki Ahrar merkezli çeteler, bunun karşısında ŞFC merkezli koalisyon ve TC’nin Fırat Kalkanı’ndaki müttefiki ÖSO grupları şeklinde harita oluştu.

Bunlar dışında Nusra’nın ŞFC adını almasıyla bağlarını kopardığı, dolayısıyla Suriye’de temsilcisi kalmayan El-Kaide, “iç savaştan muzdarip” cihatçıların katılımıyla önümüzdeki süreçte yeni bir oluşuma gidebilir.

Cihatçılar arasında, Astana Görüşmeleri’nin sonrasında alevlenen “iç savaş” devletlerin Astana’da cihatçı saflarda öngördüğü kırılmayla doğru orantılı. TC-Rusya-İran ittifakının Astana’da ilan ettiği ateşkese uyma dışında, ateşkes harici tutulan ŞFC gibi gruplarla çatıştığı oranda çetelerle geliştirilecek ilişki, kırılmanın pratik sonuçları olacak.

Halep yenilgisi sonrası Körfez ittifakından Rus eksenine kayan TC’nin hamlesinin bir benzerini, Suudi Arabistan gerçekleştirebilir. “Halep’i fethetme” amacıyla kurulan TC-Suud ortaklığındaki Fetih Ordusu “iç savaşın” başlamasıyla çöktü. Bu nedenle denklem dışı kalan Suudi Arabistan, ABD’nin bölgedeki yeni “dengeleyici aktörü” Mısır aracılığıyla SDG çatısında Arap Koalisyonu hamlesi yapabilir.

Astana Sonrası, Trump Sonrası

Suriye’deki askeri başarılarını diplomasiye evriltmek isteyen Rusya, Astana’yı kotararak başarılı oldu. Cihatçılarla Rejim arasında “ateşkes” sağlamak dışında asıl diplomatik başarı Rejim -TC arasındaki “ateşkesle” belirginleşti. TC’nin Halep’le başlayan, Rejim’e dair söylem değişimi, Astana’da Rejim’in meşruluğu belirginleştirildi. TC’nin bu söylem değişimi, Suriye’de Kürtler dışında “kırmızı çizgisinin” kalmadığı anlamına da geliyor.

Astana’da Rojava delegasyonunun olmamasını kazanım gören TC, garantör olduğu görüşmelerde, “cihatçıların garantörü” olduğunu tescilledi. Bu durum Suriyeli muhataplarınca da dillendirilen TC, bu farkındalıkla cihatçıların “malum sicili” nedeniyle, diğer “sponsorlar” Katar ve Suudi Arabistan’ı görüşmelere katarak bu “sicile” onları da ortak etmek istedi; bu istek Rejim tarafından reddedildi.

Astana’ya büyükelçi bazında katılan ABD, süreci Başkanlık devir-teslimi belirsizliğinde karşıladı. Astana’da Rojava delegasyonunun bulunması gerektiğini söyleyen ABD, kendi inisiyatifindeki Cenevre toplantılarında Rojava’yı görmezden geldiğini “unutmuşa” benziyordu. Rusya ise Rojava delegasyonunun Astana’da olmamasını, görüşmeler bittikten sonra PYD heyetini Moskova’ya çağırıp, spekülatif amaçlı “Kürtlere özerklik” haberlerini “servis ederek” telafi etmek istiyordu.

Şubat sonu yapılması planlanan Cenevre-4’e Rojava delegasyonunun çağrılıp çağrılmaması polemiği bir yana, devletlerarası denklemlerin puslu havasında görülemeyense, Rojava halklarının 2012 Temmuz’undan beri verdiği mücadelenin, bu denklemde birbirlerine karşı kullanacakları “Kürt kartı” değersizliğine indirgenemeyeceğiydi.

Cihatçı terörizm karşısında “medeni dünyayı birleştirmeyi” vadeden yeni ABD yönetimi, cihatçı çetelerin bölgeden tasfiyesi için Rusya ile işbirliğinde sakınca görmeyebilir. Trump yönetiminin “içe kapanma” iddialarının aksine enerji kaynakları ve silah pazarı anlamında önemli olan Ortadoğu’ya ağırlık vermesi beklenebilir. Nitekim Trump’ın ayağının tozuyla çıkardığı kararnamede Suriye Savaşı için 430 milyon USD ek ödenek ayırması, Doğu Akdeniz’de 272 olan gemi sayısını 350’ye çıkarması, bölgedeki asker sayısını 70 bin artırması bu yöndeki somut veriler.

Suriye, Irak ve benzeri coğrafyalardaki (Libya-Yemen ) savaşlar görünürde, 4 devletin coğrafyasında sürmesine karşın buralarda 15 civarında “devletçiği” doğurdu. Bu savaşlar ABD’den Avrupa’ya etki yarattı.

Devletler, müsebbibi oldukları bu savaşları, soktukları “yeni halde” siyasi müzakerelerle sonlandırmaya çalışıyorlar. Ancak devletlerin birbirleriyle olan dengeleri, ”sağı-solu belli olmayan” yöneticileri ve bizzat devletler tarafından üretilmiş, onlar tarafından hizaya sokulmak istenen cihatçı terörizm, bu “yeni halin” Suriye başta olmak üzere, savaşları sonlandırmak bir yana, var olan ateşe odun taşıyacağının işaretlerini veriyor.

Emrah Tekin

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 36. sayısında yayınlanmıştır.

 

The post “Suriye Savaşı’nda “Barış” Hali” – Emrah Tekin appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2017/02/22/suriye-savasinda-baris-hali-emrah-tekin/feed/ 0
“Devletin OHAL’inde Gündemin Halleri” – Vahap Güler https://meydan1.org/2017/01/01/devletin-ohalinde-gundemin-halleri-vahap-guler/ https://meydan1.org/2017/01/01/devletin-ohalinde-gundemin-halleri-vahap-guler/#respond Sun, 01 Jan 2017 14:56:48 +0000 https://test.meydan.org/2017/01/01/devletin-ohalinde-gundemin-halleri-vahap-guler/ Gündemlerle Sıkıştırılıyoruz!  Bu kadar ağır ve sert olmasa da; bir süre öncesine dek konuşulan -örneğin Lozan tartışmaları, AB-ABD-Batı Bloku ile TC arasında yaşanan gerilim, Musul’daki Başika restleşmesi gibi- konuların üzerinden birkaç ay geçmesine karşın bu gündemleri neredeyse hatırlamıyoruz bile. Hızlı bir şekilde değiştirilerek tüketilen, “rafine” gündemler dışında; başkanlık tartışmaları ise “daimi” gündem olarak OHAL süreci […]

The post “Devletin OHAL’inde Gündemin Halleri” – Vahap Güler appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

ahaber-yenijpg


IŞİD’in yaktığı askerler, Rusya büyükelçisine suikast, Kayseri patlaması sonrası HDP binalarına ve kürt siyasetçilerine yönelik saldırılar, Beşiktaş patlaması sonrası gelen seferberlik tartışmaları… Her biri ayrı ayrı, farklı bir coğrafyada yaşanması halinde; üzerine uzunca politik-sosyolojik değerlendirmeler ve çözümlemeler yapılacak bu gündemleri; yaklaşık 20 günlük kısa bir zaman diliminde yaşadık.


Gündemlerle Sıkıştırılıyoruz!

 Bu kadar ağır ve sert olmasa da; bir süre öncesine dek konuşulan -örneğin Lozan tartışmaları, AB-ABD-Batı Bloku ile TC arasında yaşanan gerilim, Musul’daki Başika restleşmesi gibi- konuların üzerinden birkaç ay geçmesine karşın bu gündemleri neredeyse hatırlamıyoruz bile. Hızlı bir şekilde değiştirilerek tüketilen, “rafine” gündemler dışında; başkanlık tartışmaları ise “daimi” gündem olarak OHAL süreci ve sonrasında kendini dayatmayı sürdürüyor.


Hızlanmanın Miladı : OHAL

Esasen gündem değişiklikleri 15 Temmuz öncesi de hızlanma eğilimi taşımaktaydı. Örneğin, devletin Suriye’de müdahil olduğu savaş-işgal politikalarının “akil insanı” Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlıktan azli bile tek başına önemli bir gündem konusu oluşturuyordu. Ayrıca, bu gelişmenin arefesinde ve akabinde iç ve dış politikada, kimileri keskin ve zorunlu dönüşler içeren (İsrail ve Rusya özürleri gibi) sert ve hızlı gündem değişimleri de yaşandı. Ancak tüm gündem değişikliklerindeki hızlanmanın miladını 15 Temmuz sonrasına koymak gerek. Devletin iktidar klikleri arasında yaşanan kanlı bir darbe girişimi; ardından önce 3 aylığına ilan edilen ve sonrasında uzatılan OHAL sürecinde, bu hızlanmanın baş döndürücülüğü daha bariz hissedildi. Bu baş döndürücülük ise devletin kurguladığı -suni gündemler de denilen- ya da kurgulamadığı şekillerde, toplumun önemli bir kesimini sersemletici bir ruh haline soktu. OHAL’in önümüzdeki süreçte de uzatılacağına ilişkin işaretler ise, bir yanıyla bu halin içselleştirilmesi amacını barındırıyor.

Kısaca hatırlarsak; darbe girişimi bahanesiyle önce on binlere varan sayıda insan tutuklandı ya da işten çıkarıldı. Önceleri, darbe girişiminin muhatabı Cemaat’i hedef alan bu hamle, sonrasında giderek Kürt Hareketi başta olmak üzere devrimcilere yöneldi. Gazeteler, dergiler, TV’ler, radyolar ve dernekler kapatıldı. İlerleyen süreçte ise; devletin yeni müttefikleri ulusalcı-milliyetçi çevrelerin desteğiyle; Cerablus üzerinden, esas olarak Rojava’yı işgal planı olan Fırat Kalkanı hayata geçirilmeye çalışıldı. Yaklaşık 6 aylık süre içinde bir darbe girişimi, benzerleri başarıya ulaşmış bir darbe sonrası görülebilecek tutuklamalar, baskılar ve bir işgal hareketi… Tüm bu gündemlerin üzerine ise uzun zamandır varlığını bir şekilde hissettiren ancak son dönemde dolar tartışmalarıyla açığa çıkan ekonomik kriz eklendi. Farklı bir coğrafyada belki de bir ya da birkaç on yılda bir yaşanabilecek tüm bu gelişmeler sadece yaklaşık 6 aylık bir süreçte yaşandı.

Yenisi Gelene Dek Hızlıca Tüket!

Coğrafyanın genelinde iç ve dış gündem değişikliklerindeki bu hızlılık hali devlet iktidarınca avantaj olarak kullanıldı. Genellikle bağlamından koparılan ilgili bir gündem konusu, OHAL sonrası tamamen “sahibinin sesine” dönüştürülmüş TV kanallarının “tartışma programlarında” hızlı bir şekilde tüketildi.

Bu noktada devletin farkındalıklı bir politika izlediği söylenebilir. Arkasında yedi kollu bir ahtapot misali medya gücü ile gündemi özellikle OHAL süreci ile birlikte istediği gibi manipüle etme şansı yakalayan devlet, medyanın propagandif işlevini de toplumu baskılama yöntemi olarak kullandı. Bu “görünmez” baskı karşısında topluma düşen, devletin karar vericilerinin almış oldukları -halkın çıkarına olduğu elbette tartışmasız(!)- gündem maddelerine, mümkünse muhalefet etmeden uyum sağlamak olacaktı.

Hızlı bir şekilde değişen gündemlerin özellikle 15 Temmuz sonrası bir strateji olduğunu düşünürsek bu stratejinin devletin toplumu edilgenleştirmesi üzerine kurulu olduğunu görüyoruz. Bu edilgenleştirme günümüzde, sosyal medyadaki profillerin “ana sayfalarından” ya da ”zaman tünellerinden” birbiri ardına akıp giden haberlerin bir zaman sonra, çoğunlukla, donuklaşmış bakışlar eşliğinde ekranın alt sıralarına düşmesi ile manidar bir benzerlik taşıyor.


Vahap Güler

 Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 35. sayısında yayınlanmıştır.

The post “Devletin OHAL’inde Gündemin Halleri” – Vahap Güler appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2017/01/01/devletin-ohalinde-gundemin-halleri-vahap-guler/feed/ 0