İş – Meydan Gazetesi https://meydan1.org Anarşist Gazete Sat, 04 Jan 2020 12:31:58 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=5.3.13 Devletten Taşeron İşçiye Kadro Yalanı – Fırat Binici https://meydan1.org/2017/12/27/devletten-taseron-isciye-kadro-yalani-firat-binici/ https://meydan1.org/2017/12/27/devletten-taseron-isciye-kadro-yalani-firat-binici/#respond Wed, 27 Dec 2017 19:38:15 +0000 https://test.meydan.org/2017/12/27/devletten-taseron-isciye-kadro-yalani-firat-binici/   Partilerin her seçim öncesi vaatlerinden biri olan “taşerona kadro” vaadi, önceki genel seçimde AKP tarafından da dillendirilmişti. Bu vaadin üzerinden bir hayli zaman geçse de Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta “taşeron işçilere müjde” olarak duyurduğu düzenleme hakkındaki ilk bilgiler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu tarafından açıklandı. Tabi ki devlet yine şaşırtmadı. Yüz binlerce […]

The post Devletten Taşeron İşçiye Kadro Yalanı – Fırat Binici appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
 

Partilerin her seçim öncesi vaatlerinden biri olan “taşerona kadro” vaadi, önceki genel seçimde AKP tarafından da dillendirilmişti. Bu vaadin üzerinden bir hayli zaman geçse de Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta “taşeron işçilere müjde” olarak duyurduğu düzenleme hakkındaki ilk bilgiler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu tarafından açıklandı.

Tabi ki devlet yine şaşırtmadı. Yüz binlerce taşeron işçiyi ilgilendiren düzenlemenin beklentileri karşılayıp karşılamadığını ise, bakanın düzenlemeyle ilgili açıkladığı bilgileri biraz incelersek anlayabiliriz.

Sadece merkezi yönetimlerde çalışan yaklaşık 450 bin taşeron işçinin, son aldıkları ücret ve mali haklarla kadroya geçişini öngören düzenleme, nasıl bir müjde olabilir ki?

Kadroya geçmek isteyen taşeron işçilere hem güvenlik soruşturması hem de sınav şartının konması, maruz bırakılacakları bir başka zorluk olmakta.

Bu düzenlemede mevsimlik işçilere yönelik de maddeler yer alıyor. Bir yılda çalışma süresi 5 ay 29 günü geçmeyen mevsimlik işçilerin azami çalışma sürelerinin 9 ay 29 güne çıkarılması hedeflenmiştir. Ancak bu maddeyle mevsimlik işçilere bir garanti verilmemiştir ve mevsimlik işçiler daha kısa sürelerle de çalıştırılabilecektir.

Ayrıca belediyelerde çalışan taşeron işçiler, belediyeler tarafından kurulan şirketlere, yani belediye iktisadi teşekküllerine (BİT); il özel idarelerinde çalışan taşeron işçiler ise il özel idarelerinin iktisadi teşekküllerine geçirilecektir. Yani kadro sorunu yerel yönetimlerde de var. Özellikle HDP’li ve BDP’li belediyelerde çalışanların çoğu bu durumda. AKP’li belediyelere belli dönemlerde kadro açılsa da, partidaşlık yüzünden bu imkan diğer parti belediyelerine verilmiyor.

Yine bu düzenlemeyle Devlet Memurları Kanunu’nun 4. Maddesinin c fıkrasında tanımlanan “geçici personel”ler, 4-b’de tanımlanan “sözleşmeli personel” statüsüne alınacaktır. Ancak bu statüler, 657’ye tabi memurların hak ve ücretlerinden farklı ve düşük statüde oldukları için, bir kadro anlamına gelmemektedir. Yani kadro sorunu, yalnızca taşeron işçilerle sınırlı değil. Zaman zaman bu çalışanlara kadro açılacağı haberleri çıksa da bu henüz gerçekleşmiş değil.

Bir diğer kadrosuz kesim ise ek ders karşılığı çalışan sözleşmeli öğretmenler. Öğretmenlerin sorunu bununla da sınırlı kalmıyor. Öğretmen olmak üzere KPSS’ye giren ve sınavı geçen öğretmen adayları, yıllardır atanabilmek için bekliyorlar. Durumlarını bir çok kez yaptıkları eylemlerle dile getirmeye çalışan öğretmenlere devlet kadro ile değil çevik kuvvetle, gözaltılarla yanıt veriyor.

Tekrar altını çizmekte fayda var ki, devletin “taşerona kadro” söylemi sadece kamu personeli olarak çalışan işçilerle ilgili. Devlet kendi bünyesinde (merkezi yönetim ve yerel yönetim) çalıştırdığı işçilerin tanımını ve çalıştıkları yerleri değiştiriyor. Ekonomik sömürü ve adaletsizlikleri en derinden hisseden kesimlerden olan taşeron işçilerin sorununu, elbette tümüyle ortadan kaldırmıyor. Özel sektörde çalışan milyonlarca taşeronu ilgilendirmiyor bu düzenleme.

Sözün özü, devlet “taşerona kadro” vermiyor. Seçimlere yönelik bir ön çalışma olarak ortaya atılan “taşeron işçilere kadro verdik” vaadi, bir yalan olmaktan öteye gidemiyor.


Fırat Binici

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 42. sayısında yayınlanmıştır. 

The post Devletten Taşeron İşçiye Kadro Yalanı – Fırat Binici appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2017/12/27/devletten-taseron-isciye-kadro-yalani-firat-binici/feed/ 0
Piyasanın Kanunu İşe Gitmek, Mecburen – Gürşat Özdamar https://meydan1.org/2017/11/15/piyasanin-kanunu-ise-gitmek-mecburen-gursat-ozdamar/ https://meydan1.org/2017/11/15/piyasanin-kanunu-ise-gitmek-mecburen-gursat-ozdamar/#respond Wed, 15 Nov 2017 08:17:44 +0000 https://test.meydan.org/2017/11/15/piyasanin-kanunu-ise-gitmek-mecburen-gursat-ozdamar/ Hatırlarsanız, daha önceki aylarda “Zerre” isimli filmle ilgili yazdığımız yazıda “kapitalizmde zerre kadar değerimiz yok” ibaresini kullanmıştık. Elbette bu durum yalnızca bize özgü değil, dünyanın hemen her yerinde “piyasanın kanunu” bu. İşte, her ne kadar Türkçe’ye “İnsanın Değeri” olarak çevrilmiş olsa da 2015 yapımı “La loi du marché” (Piyasanın Kanunu) filmi, Avrupa’nın göbeğinde, Fransa’daki çalışma […]

The post Piyasanın Kanunu İşe Gitmek, Mecburen – Gürşat Özdamar appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

Hatırlarsanız, daha önceki aylarda “Zerre” isimli filmle ilgili yazdığımız yazıda “kapitalizmde zerre kadar değerimiz yok” ibaresini kullanmıştık. Elbette bu durum yalnızca bize özgü değil, dünyanın hemen her yerinde “piyasanın kanunu” bu. İşte, her ne kadar Türkçe’ye “İnsanın Değeri” olarak çevrilmiş olsa da 2015 yapımı “La loi du marché” (Piyasanın Kanunu) filmi, Avrupa’nın göbeğinde, Fransa’daki çalışma yaşamı üzerinden kurduğu öyküsüyle kapitalizmin hallerini yalın bir şekilde izleyiciye aktarıyor.

Film, çalıştığı fabrikanın “küçülüyoruz” şeklindeki açıklamasının ardından atılarak işsiz kalan Thierry’nin iş arama serüveni üzerinden ilerliyor. Thierry neredeyse emeklilik yaşına gelmiştir ama engelli oğlu ve eşine bakabilmek için çalışmak zorundadır. Ayrıca mortgage sistemiyle aldıkları evin daha beş yıl sürecek ödemeleri vardır. Ödemezlerse evleri de ellerinden alınacaktır. Ancak işsiz kalmasının üzerinden 15 ay geçmesine rağmen bir iş bulamamıştır.

Thierry başvurduğu iş-işçi bulma şirketlerinin birinin yönlendirmesiyle gittiği ücretli vinç operatörlüğü kursunu başarıyla tamamlamasına rağmen çeşitli bahanelerle hala bir işe kabul edilmemiştir. Üstelik başvurduğu yerlerde eski konumundan daha düşük konumda olmayı ve dolayısıyla daha az maaş almayı kabul etmek zorunda kalmasına rağmen, yazdığı CV’nin yetersiz olması gerekçesiyle ciddiye bile alınmaz.

Gittiği bankadan bir bankacı, ay sonunu başka türlü getiremeyeceğini söyleyerek evini satışa çıkarmasını önerir. Bankacının söylediğine göre evi satarsa daha düşük kiralı bir eve geçmeleri mümkün olabilecek, ileride yine ev alma imkanları olabilecektir. Thierry çaresizdir, bankacıya evi satmayı düşünmediğini söylese de bir sonraki sahnede evi almaya talip olan bir çifte evi gezdirirken, fiyat üzerinden pazarlık yaparken görürüz.

Filmin senaryo yazarı ve yönetmeni Stéphane Brizé, tüm bu olayların yalnızca Thierry’nin başına gelmediğini, kapitalizmde sıradan olduğunu göstermek istercesine filmi durgun bir biçimde ilerletmeyi seçmiş. Ayrıca, iş-işçi bulma şirketinde de, bankada da, gittiği iş görüşmesinde de Thierry’ye aşağılayıcı biçimde davranıldığını, ona hiç “değer” verilmediğini görüyoruz.

Bu anlatımın izleyiciye geçmesinde kuşkusuz Thierry karakterini oynayan Vincent Lindon’un başarılı performansının payı büyük. Nitekim Lindon bu oyunculuğuyla Cannes Film Festivali’nde en iyi erkek oyuncu dalında Altın Palmiye ödülü kazandı. Filmin sadeliğini ve dolayısıyla vuruculuğunu sağlayan bir diğer etmen ise, diğer rollerde amatör oyuncuların görev alması sayılabilir.

Film, farklı işlere başvuran, mülakatlara giren Thierry’nin bir süpermarkette güvenlik görevlisi olarak işe alınmasıyla yeni bir evreye girer. Thierry düzenli maaşa kavuştuğu için bankadan kredi çekebilir duruma da gelir. Ama kapitalizmde huzur beklemek nafiledir. Süpermarkette işe başladığı gün emekli olan bir çalışan için yapılan bir törende patron tarafından yapılan “her şeyden önce işini düşünen, tatillerde bile işinin başında olan” şeklindeki konuşma aslında ayrılandan çok diğer çalışanlara yapılmış gibidir. İş yerinin kriterleri bellidir, önce iş! Bu piyasanın da kanunu değil midir zaten!

Artık mağazanın güvenliğinden sorumlu olan Thierry gün boyunca kameralardan müşterileri takip etmekte, “şüpheli” davrananları marketin bodrumunda bir odaya götürerek “işlem” yapmaktadır. Örneğin, bir şarj cihazının parasını ödemeden marketten çıkmaya çalışan bir genç sorgulanır burada. Emektar bir kasiyerin müşteriler için hazırlanan indirim kuponlarını kullandığının ortaya çıkması üzerine sorgulanması, o kasiyerin işinden olmasıyla sonuçlanır. Ama bunu gurur meselesi yapan kasiyer, ertesi gün işe gelip kendi masasında intihar eder. Patron çalışanları toplayıp intiharın iş yeriyle ilgili olmadığını, onun iş dışında da bir yaşamı olduğunu, özel hayatındaki sorunlardan dolayı intihar etmiş olduğunu söyleyerek kendini ve şirketini aklar. İnsanlar geçici, iş daimidir ne de olsa!

Thierry bu intihardan oldukça etkilenir, ama onun için asıl kırılma başka bir olayda gelir. Bu kez siyah bir çalışan, bir müşteri için kendi indirim kartını kullandığı için “sorgulanır”. Kadının “Bunun için işten atılacak değilim herhalde” sorusuna Thierry “Bilmiyorum” diye yanıtlar: “Bilmiyorum”! Oysa bu yanıt kendine verilen yetkiyi kullanmak istememekle ilgili verilen net bir yanıttır. Bir itaatsizliktir, işsiz kaldığında neyle karşılaşacağını bile bile sistemin kendisinden bekleneni yapmaması üzerine bir isyandır.

Biliyoruz ki, kapitalizm nüfuz ettiği her yerde insanları çaresizleştiriyor, onları sorgulamayan, her şeyi kabullenen robotlar haline getirmek için örüyor. Ama bu sistem ne kadar güçlü olduğunu düşünse de Thierry gibileri çıkıp bu işleyişe dahil olmamayı seçebiliyor. Her gün farklı farklı Thierry‘ler sistemin baskısını daha da fark eder, daha da sorgular hale geliyor. Sorguladıkça da yükselme ve başarı üzerine kurulu bu sistemin dişlilerinden sıyrılmayı daha çok başarıyor. İşte ancak o zaman yaşamın gerçek değerinin farkına varılabiliyor.

Gürşat Özdamar

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 41. Sayısında yayınlanmıştır.

 

The post Piyasanın Kanunu İşe Gitmek, Mecburen – Gürşat Özdamar appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2017/11/15/piyasanin-kanunu-ise-gitmek-mecburen-gursat-ozdamar/feed/ 0
Ucuz İş Gücü Tutsak İşçiler – Murat Çıkrıkçıoğlu https://meydan1.org/2017/11/13/ucuz-is-gucu-tutsak-isciler-murat-cikrikcioglu/ https://meydan1.org/2017/11/13/ucuz-is-gucu-tutsak-isciler-murat-cikrikcioglu/#respond Mon, 13 Nov 2017 08:27:23 +0000 https://test.meydan.org/2017/11/13/ucuz-is-gucu-tutsak-isciler-murat-cikrikcioglu/   16. yüzyıla kadar bütün iktidarlar tutsak ettiklerine fiziksel zararlar verir veya idam ederdi. Tüm bunları da toplumun yaşadığı alanlarda birer meydan gösterisine dönüştürerek yapar buna da suçu ve suçluyu “ıslah etme” derlerdi. Tutsak işçilik denilen yöntemin temelleri de 16. Yüzyılda atıldı. İşçilerden ve köylülerden daha düşük ücretle zorla çalıştırılan tutsaklar, iktidarların zenginliğini arttırmak için […]

The post Ucuz İş Gücü Tutsak İşçiler – Murat Çıkrıkçıoğlu appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
 

16. yüzyıla kadar bütün iktidarlar tutsak ettiklerine fiziksel zararlar verir veya idam ederdi. Tüm bunları da toplumun yaşadığı alanlarda birer meydan gösterisine dönüştürerek yapar buna da suçu ve suçluyu “ıslah etme” derlerdi. Tutsak işçilik denilen yöntemin temelleri de 16. Yüzyılda atıldı. İşçilerden ve köylülerden daha düşük ücretle zorla çalıştırılan tutsaklar, iktidarların zenginliğini arttırmak için kimi zaman sürgün edilerek başka kıtalarda köleliğe zorlandı, kimi zaman madenlerde çalıştırıldı, kimi zaman taş kırdı, donanma gemilerinde kürek çekti.

Spor salonlarından bildiğimiz yürüyüş bantlarının hikayesinde bile tutsak işçilerin izleri var. Yürüyüş bantları ilk kez 1800’lü yıllarda yapıldı. Tekerleğe benzeyen bu alet elleriyle asılı demirlere tutunan tutsakların adımlar atıp bantları döndürmesiyle çalışıyordu. Tutsaklar yürüyüş bantlarında 6-7 saat aralıksız adım atıyorlardı. Tutsakların avluda “boş boş” durmasından etkilenerek geliştirilen bu alet sayesinde tutsak işçiler bir bir ölmeye, yaşam süreleri kısalmaya başladı. İşte ıslah etmek denilerek tutsakları köleleştiren bu tarz uygulamalar, geçmişten günümüze zaman zaman hafifleyen ama genellikle sertçe uygulamalar olarak varlığını bugünlere dek sürdürdü. Son birkaç yüzyılda devletler zorla çalıştırmayı tutsakları “hapis sonrası hayata alıştırmak” için yaptığını iddia etse de gerçeğin bu olmadığı ortada.

Şayet zorla çalıştırma, iddia edildiği gibi tutsakların yaşamını iyileştirseydi, bu kadar hapishaneye de bu kadar tutsağa da ihtiyacımız kalmazdı değil mi? Peki neden var? İktidarların dışarıda yaptığını içeride sürdürmek için olmasın yani daha fazla sömürmek için.

Tutsak işçilik yaşadığımız coğrafyada Osmanlı’nın son dönemlerinden başlayarak cumhuriyetin ilanıyla beraber hız kesmeden devam etmiş bir uygulama. Her ne kadar TC Anayasası “Hiç kimse zorla çalıştırılamaz, angarya yasaktır.” dese de maddenin devamı şu şekilde ilerler: “şekil ve şartları kanunla düzenlenmek üzere hükümlülük veya tutukluluk süreleri içindeki çalıştırmalar (…) zorla çalıştırma sayılmaz”. Yani devlet yine yasalarıyla sömürüyü kılıfına uydurmuş durumda. Bu durum tabi ki sadece TC için geçerli değil, BM ve Uluslararası Çalışma Örgütü’de (ILO) zorla çalıştırmayı onaylıyor. Şart ise şu: Bir mesleğiniz veya hastalığınız yoksa, çalışmak zorundalıktır.

Belirtilen işlerde çalışmak istemeyen tutsaklara yönelik uygulamalar ise oldukça sert. Zaten ekonomik olarak zor durumda olan tutsaklar yemek ve aydınlatma hariç her şey ücretli olduğundan gelirlerini bu yolla elde etmek zorunda. Elde ettikleri gelir de günlük 7-8 lira. Çalışmak istemeyenlere ise disiplin cezası uygulanıyor, ziyaret saatleri iptal ediliyor veya kapalı hapishaneye yollamak bir tehdit olarak sunuluyor. Üstelik devlet resmiyette tutsak işçilere aylık olarak 330 lira vermiş görünse de, 150-200 liradan fazlasını alabilmeleri mümkün değil. Haftada 5 gün 8 saat çalışması gereken işçiler, hafta sonu da çalışmak zorunda. Sigortaları ise sadece sembolik olarak var. Bir tutsak işçi 20 yıl çalışsa bile, tutsaklığı sona erdiğinde herhangi bir işçi gibi emekli de olamıyor. Devlet aslında tutsak işçilerin çalışma zorunluluğunu sağlayarak yegane amacını gerçekleştiriyor; ucuz iş gücü.

2006’dan bugüne çalışan tutsak işçi sayısı neredeyse üç kat artmış durumda. 1997’de 3214 olan tutsak işçi sayısı, 2016 yılında 50.343 olarak açıklandı.

2010 yılında 137/3 sayılı iş yurtları uygulamaları genelgesinin, “kurum dışı çalışma” bölümünde yapılan değişiklikle, artık her patron hapishanede üretim merkezi açabilecek konuma getirildi. Yani demek oluyor ki dışarıdan yetinmeyen patronlar içeride de bir yöneticiyle anlaşarak, düşük ücretle çalışma zorunluluğu olan yüzlerce çalışana sahip olabilecek, üstelik sigorta ödemeden prim vermeden.

Kendisi en acımasız suçlu olan bu kapitalist sistemin, “suç” işlemiş her bireyi ceza ve ıslah diyerek ucuz iş gücüne dönüştürmesinin adıdır tutsak işçilik. Fabrika veya hapishane fark etmeksizin emeğimizi ve yaşamlarımızı çalan kapitalizme ve patronlara karşı yapacağımız tek bir şey var: içeride de dışarıda da hücreleri parçalamak.

 

Murat Çıkrıkçıoğlu

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 41. sayısında yayınlanmıştır. 

The post Ucuz İş Gücü Tutsak İşçiler – Murat Çıkrıkçıoğlu appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2017/11/13/ucuz-is-gucu-tutsak-isciler-murat-cikrikcioglu/feed/ 0
Müjde Kimin İçin? – Rifat Güven https://meydan1.org/2017/05/02/mujde-kimin-icin-rifat-guven/ https://meydan1.org/2017/05/02/mujde-kimin-icin-rifat-guven/#respond Tue, 02 May 2017 09:50:54 +0000 https://test.meydan.org/2017/05/02/mujde-kimin-icin-rifat-guven/ Devletin ezilenlere yeni bir ‘müjde’si var: Arabuluculuk. Hükümet referandum sonrasına yeni bir yasa tasarısı sunmaya hazırlanıyor. 2014 yılından beri yürürlükte olan, fakat zorunlu olmayan arabuluculuğa başvurma şartı, artık zorunlu hale getiriliyor. Yani daha önce işçi-patron davalarında, sömürülen işçiler doğrudan iş mahkemelerine dava açabiliyorken artık öncelikle arabulucuya başvurmaları gerekiyor. Arabulucuya gidilmeden başvurulan iş mahkemeleri davaları usulen […]

The post Müjde Kimin İçin? – Rifat Güven appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

Devletin ezilenlere yeni bir ‘müjde’si var: Arabuluculuk.

Hükümet referandum sonrasına yeni bir yasa tasarısı sunmaya hazırlanıyor. 2014 yılından beri yürürlükte olan, fakat zorunlu olmayan arabuluculuğa başvurma şartı, artık zorunlu hale getiriliyor. Yani daha önce işçi-patron davalarında, sömürülen işçiler doğrudan iş mahkemelerine dava açabiliyorken artık öncelikle arabulucuya başvurmaları gerekiyor. Arabulucuya gidilmeden başvurulan iş mahkemeleri davaları usulen doğrudan reddediliyor.

Peki nedir bu arabuluculuk? Devletin kendi sitesinde, yani Adalet Bakanlığı’na bağlı Arabuluculuk Daire Başkanlığı’nın sitesinde tanımı şöyle yapılıyor; “Arabuluculuk, günümüzde dostane yollarla uyuşmazlık çözüm yöntemleri içinde en yaygın olarak bilinen ve uygulanan uyuşmazlık çözüm yöntemidir.”

Adı üstünde, arabuluculuk. Ama kimlerin arasını nasıl bulacak, adaleti nereden koyacak? Bunlar muğlak!

Aslında pek muğlak da sayılmaz. Zaten fabrikalarda, şantiyelerde, mağazalarda, yıllardır köle gibi çalıştırılan, iş alanlarında sakat bırakılan, iş cinayetlerinde katledilen işçiler; haklarını, onlara dayatılan tek alan olan mahkemelerde aramaya çalışırken bir de şimdi bu çıktı başlarına. Dava dosyaları yıllarca bekletilen, tazminatları yıllarca devlet ve patronlar tarafından gasp edilen işçiler, bu sefer de arabulucu denen komisyoncular tarafından sömürülecek. Komisyoncular, hani bir şey alıp satarken arabuluculuk sıfatı ile para kazananlar. Tabi ki devletin arabulucusu ticaretteki komisyoncu ile tamamen aynı değil. Arabulucu ezilenle ezeni aynı pozisyonda değerlendirmekle kalmayacak, ayrıca adaletini güçlü olandan yana kullanabilecek. Neden mi?

Mahkemeye başvurulmadan önce gidilen arabulucunun masraflarını iki taraf eşit şekilde ödeyecek, asla eşit olamayan iki taraf. Cebinde minibüs parası bile olmayan tarafla, minibüsü satın alacak kadar parası olan taraf eşit şekilde ödeyecek! Yalnızca bununla sınırlı da değil, bir de işin rant ve rüşvet kısımları var. Bu anlaşmazlıklarda taraflardan ekonomik olarak güçsüz olanın yani işçinin rüşvet gibi bir yöntemle kararı etkilemesi zor görünürken patronların bu yöntemden yararlanma ihtimalleri çok yüksek. Ayrıca bu uygulamadan ekonomik bir fayda sağlayan arabuluculuğun kendisinin bir rant ve sektör kapısı olması ayrıntılarına girmiyorum bile.

Adaleti baştan sakat olan bu anlayış, ezilenlere bu uygulamayı işleri hızlandıracağı, anlaşmazlıkları mahkemeye gitmeden çözebileceği iddiasıyla bir müjde olarak sunuyor.

Hız kimin için avantajlı peki? Yıllarca iliklerine kadar sömürülen, aşağılanan, hakları yok sayılan işçiler için mi; yoksa acımasız bir rekabet peşinde koşan patronlar için mi?

Arabuluculuk kimin için müjde peki? İş mahkemelerinde adalet adına süründürülen, bir de bu uygulamayla daha da fazla ekonomik ve sosyal hak kaybına uğrayacak olan işçiler için mi, yoksa bu uygulamayla adaleti bir kez daha ekonomik ve sınıfsal gücüyle kazanacak olan patronlar için mi?

Müjde kimin için?

Rıfat Güven

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 38. sayısında yayınlanmıştır.

The post Müjde Kimin İçin? – Rifat Güven appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2017/05/02/mujde-kimin-icin-rifat-guven/feed/ 0
İşçiler KHK’lara Karşı Direniyor https://meydan1.org/2017/04/14/isciler-khklara-karsi-direniyor/ https://meydan1.org/2017/04/14/isciler-khklara-karsi-direniyor/#respond Fri, 14 Apr 2017 12:27:08 +0000 https://test.meydan.org/2017/04/14/isciler-khklara-karsi-direniyor/ Günlerdir işlerini geri almak için oturma eylemi yaparak direnen KESK’li işçiler ile işten atılma süreçlerini ve direnişlerini konuştuk. Günlerdir birçok yerde eş zamanlı oturma eylemi gerçekleştiriyorsunuz. Öncelikli olarak eyleminizin, direnişinizin amacı nedir? Sema Uçar: Bizler 7 Şubat gecesi çıkan KHK ile ihraç edilen KESK’li kamu emekçileriyiz. İşimizden haksız bir şekilde ihraç edildiğimizi düşünüyoruz ve bunun […]

The post İşçiler KHK’lara Karşı Direniyor appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

Günlerdir işlerini geri almak için oturma eylemi yaparak direnen KESK’li işçiler ile işten atılma süreçlerini ve direnişlerini konuştuk.

Günlerdir birçok yerde eş zamanlı oturma eylemi gerçekleştiriyorsunuz. Öncelikli olarak eyleminizin, direnişinizin amacı nedir?

Sema Uçar: Bizler 7 Şubat gecesi çıkan KHK ile ihraç edilen KESK’li kamu emekçileriyiz. İşimizden haksız bir şekilde ihraç edildiğimizi düşünüyoruz ve bunun için bir direniş başlattık. 20 Şubat’tan beri Kadıköy Boğa’da oturma eylemindeyiz. Bugün 6. haftamız. Pazartesi ve Çarşamba günleri gerçekleştiriyoruz eylemimizi. Eş zamanlı olarak arkadaşlarımız Bakırköy’de de direnişteler. Cuma günleri de Kartal’da direnişteyiz. Cumartesi günleri KESK’in genel çağrısıyla tüm coğrafyada eş zamanlı alanlardayız.

Mehmet Sarı: İstanbul’da, Aydın’da direnişler var. 140 gündür Ankara’da direnen Nuriye ve Semih arkadaşlarımız bugün süresiz açlık grevinin 19. günündeler. Malatya’da 60 günün üzerinde, Aydın’da 40 güne yakın bir direniş var.

Kaç işçi işten atıldı?

Mehmet Sarı: Şu anda genel anlamıyla 102 bin civarında kamu çalışanı ihraç edilmiş durumda. Eğitim-Sen ve KESK’lilerden toplam 3100 ihraç var. 1500’e yakını Eğitim-Sen üyesi.

Direnişiniz ne kadar sürecek?

Ali Orak: KHK’lar ezilenlerin kafasında dönen bir kılıçtır. KHK’lar ile her şeyi yapabilirsin. Bir insanın işine, aşına, ekmeğine son verebilirsin. Aslında adaletsizliğin başlangıcıdır KHK’lar. Biz bu adaletin siyasi kararlarla yeniden sağlanacağını düşünüyoruz. Bu siyasi kararları verdirtmek için buradayız ve direniyoruz. Bu kararlardan geri dönene kadar şu anki kararlılığımızla devam edeceğiz. Örgütlü gücümüzden aldığımız güçle bu direnişi büyütmeyi hedefliyoruz ve sonuna kadar da gideceğiz.

İşten atılan işçilere herhangi bir gerekçe gösterildi mi? İşten atılmalar sonucunda iş yerlerinde eylemler oldu mu?

Ali Haydar Arıkışı: Bir dava olmadan, soruşturma olmadan, sadece 686’nın 1. maddesine istinaden kamu görevinden ihraç edildiğimize dair yazılı bilgi verdiler. Bahsettiğimiz bu madde herkese, her duruma ayarlanabilir, her kılıfa sokulabilir bir madde.

Biz daha çok merkezi eylemler yaptık diyebiliriz. Öğretmen arkadaşlara yapılan uğurlamalar, öğrenci ve velilerle beraber okuma eylemleri, iş yerleri önünde basın açıklamaları yaptık. Geçen hafta bir okulun önünde toplu bildiri dağıtımı yaptık.

Mehmet Sarı: Kartal’da cuma günleri sokak okulu açıyoruz ve müzik, resim, drama gibi atölyeler yapıyoruz.

Eylemlere yönelik herhangi bir polis saldırısı geçekleşti mi?

Mehmet Sarı: Eylemimizin ilk gününde polis tehdidiyle karşılaştık. Gözaltına almakla tehdit ettiler fakat biz kararlı duruşumuzu bozmadık. Kararlılığımızı gördüklerinden olacak, sonrasında böyle tehditler yaşamadık. Sonrasında Milli Eğitim Müdürlüğü önünde oturma eylemi yaptırmayacağız dediler ve büyük bir ablukayla karşılaştık. Oradaki abluka da aynı kararlılıkla kaldırıldı. Filli bir müdahaleyle karılaşmadık ama psikolojik anlamda bir baskı ve korkutma sürecini zaman zaman yaşıyoruz.

Cengiz Sağlam: Zulüm varsa direniş haktır diyoruz…

Halk direnişinize karşı nasıl bir yaklaşım gösteriyor?

Sema Uçar: Birçok yerde çoğunlukla destekliyorlar. Bir imza kampanyamız da var. Eylemimizi görenler halaylarımıza katılıyorlar, esnaflar bizlerle dayanışma gösteriyor.

Talepleriniz kaşılanmazsa ne olacak, direnişinizi sürdürecek misiniz?

Cengiz Sağlam: Bütün kamu emekçileri KESK’in kurultayında bir araya gelecek ve eylem takvimimiz bundan sonra gerçekleşecek.

Ali Haydar: Emek mücadelesinde, özgürlük mücadelesinde yüreği çarpan tüm dostları, kurumları, yanımıza davet ediyoruz. Çünkü faşizm ayrım göz etmeksizin vuruyor. Doğrudur, zordur işimiz, bunu da biliyoruz. Ama kararlıyız.

Meydan Gazetesi olarak direnişinizi selamlıyoruz…

 

Bu röportaj Meydan Gazetesi’nin 38. sayısında yayınlanmıştır.

The post İşçiler KHK’lara Karşı Direniyor appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2017/04/14/isciler-khklara-karsi-direniyor/feed/ 0
Röportaj: Senkromeç İşçileri Direniyor https://meydan1.org/2017/02/21/roportaj-senkromec-iscileri-direniyor/ https://meydan1.org/2017/02/21/roportaj-senkromec-iscileri-direniyor/#respond Mon, 20 Feb 2017 22:40:21 +0000 https://test.meydan.org/2017/02/21/roportaj-senkromec-iscileri-direniyor/ Meydan: İşten çıkarılma sürecinden ve çalışma koşullarından biraz bahsedebilir misiniz? Eniz Yelken: Ben on dört seneden beri çalışmaktayım. Günde 8 saatin üzerinde çalışıyorduk. Maaşlarımız sürekli aksıyordu, ödenmiyordu ya da günü geçtikten sonra ödeniyordu. Hak ettiğimiz ikramiyeleri bile belli bir direniş göstererek alabiliyorduk. Bir arkadaşımız, hırsızlık suçlamasıyla atıldı. Aslında böyle bir şey yok tabi, işverenin attığı […]

The post Röportaj: Senkromeç İşçileri Direniyor appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
20170208_130017

İzmir’de Çiğli Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nde dişli ve otomotiv parça üretimi yapan İzmir Senkromeç Fabrikası’nda işçiler, alacaklarının ödenmemesi ve işten çıkarılmalar nedeniyle iş bıraktılar. Direniş süresince devam eden işten atmalarla birlikte atılan işçi sayısı 110’u buldu. 19 Ocak’tan beri direnişlerini sürdüren Senkromeç işçilerinden Eniz Yelken ile fabrikadaki direnişi konuştuk.   

Meydan: İşten çıkarılma sürecinden ve çalışma koşullarından biraz bahsedebilir misiniz?

Eniz Yelken: Ben on dört seneden beri çalışmaktayım. Günde 8 saatin üzerinde çalışıyorduk. Maaşlarımız sürekli aksıyordu, ödenmiyordu ya da günü geçtikten sonra ödeniyordu. Hak ettiğimiz ikramiyeleri bile belli bir direniş göstererek alabiliyorduk. Bir arkadaşımız, hırsızlık suçlamasıyla atıldı. Aslında böyle bir şey yok tabi, işverenin attığı bir iftira bu. Beraber çalıştığımız arkadaşlarımız haksızlıklara karşı geldi buraya sendikaya girdi. Sendikaya girdikten sonra yaklaşık iki sene kadar sendikalı çalıştık. Bu süre zarfında gene maaşlarda aksamalar oluyordu, gecikmeler oluyordu. Sonra şirketin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntı yüzünden altı aylık bir idari izne çıktık. Ardından patronun kardeşi şirketin yaşadığı ekonomik sıkıntılar nedeniyle kendini vurdu, intihar etti. Sonra burada çalışan işçiler yaşananlar nedeniyle tekrar fabrikaya dönüş yaptı, ekmeğine sarıldı. Şirketin ekonomik durumu iyileşiyordu ama bizim biriken on aylık maaşımız verilmiyordu. Bunun yanı sıra 33 arkadaşımız işten çıkarıldı. Biz de sendikalı olduğumuzdan, toplu sözleşmeden doğan eylem hakkımızı kullandık. İşten atılan 33 arkadaşımıza sahip çıktığımız için işi durdurduk. Ardından yeni çıkarmalarla toplam 110 kişi işten çıkarılmış oldu.

İlk işten çıkarmalar ne zaman başlamıştı?

E.Y: Ocak’ın ortasında başladı ilk işten çıkarmalar, ardından on sekiz ve on dokuzunda devam etti. Biz de onlara sahip çıktığımız için, bu arkadaşlar burada ekmek yemiyorsa biz de ekmek yemeyeceğiz dedik. Onlar da haksız hukuksuz bir şekilde iş akdimizi feshederek bizim de işimize son verdiler. Bunun mücadelesini veriyoruz.

İçeride çalışan işçiler var mı, sizin gösterdiğiniz direnişi nasıl değerlendiriyorlar?

E.Y: Uzun süreden beri içerde on sekiz on dokuz aylık maaşı duran, mavi yakalı dediğimiz hala daha maaş almaya çalışmaya devam eden arkadaşlar var. Onun dışında bir yirmi kadar arkadaş olaylardan sonra sendikadan ayrılarak işlerine geri döndüler, bize ihanet ettiler, maaşlarını almaya çalışıyorlar, şimdi kime hizmet ediyorlar bilmiyoruz.

Direnişin başladığı günlere dönecek olursak, grev kararını nasıl aldınız?

E.Y: Zaten herkesin on aydan beri alacağı vardı. Biz buraya gelip tekrar çalıştığımız zaman yönetim dedi ki, tamam biz size iki haftada bir maaş vereceğiz. Biz de başladık çalışmaya. İki kez maaşları asgari ücretlerle, cüzi ücretlerle ödediler, sonra yine vermemeye başladılar. On aydan beri kimse maaş almadan çalışmaya devam edemez. İşte işverenin bize reva gördüğü bu; ücretlerimizi vermemek ve bizi işten çıkarmak.

OHAL’in ilanı ile birlikte ezilenlere yönelik baskılar arttı. İşçiler bu dönemden nasıl etkilendi? Bu süreç eylemlerinizi etkiledi mi?

E.Y: Biz zaten her şekilde mücadele veriyoruz; toplumsal, hukuksal… Geliyoruz buraya hakkımızı arıyoruz. Direniş, grev bizim en doğal hakkımız. OHAL sürecinde de bunu devam ettireceğiz.

Önümüzdeki günlerde farklı eylemlilikler düşünüyor musunuz?

E.Y: Valiliğin önüne gidip orada eylem yapmak ya da Ankara’ya gitmek gibi seçenekler konuşuluyor. Henüz net bir şey yok. Ama burada işçilerin taleplerini gerekli yerlere, gerekli şekillerde yansıtacağız. Yönetim kaçıyor sürekli, görüşmüyor, zaten herkesi çıkardılar. Kimseye bir ödeme yapmadılar, hadi kardeşim sen kapının önüne çık dediler.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

E.Y: Alamadığımız ya da eksik aldığımız maaşlarımızın yanında işten çıkarılmak da cabası. Bizim işsizlik parası almamız bile engellendi. Parasız kaldık. Ben on dört senelik emekçiyim, buraya emek vermişim. Ben buraya on beş sene hizmet etmişim ama çıkınca paramı alamıyorum, haksızlık var. Bunun mücadelesini veriyoruz ve vermeye de devam edeceğiz.

Röportaj için teşekkür ediyoruz. Bu haklı mücadelenizde bizler de Meydan Gazetesi olarak yanınızdayız.

Bu röportaj Meydan Gazetesi’nin 36. sayısında yayınlanmıştır.

The post Röportaj: Senkromeç İşçileri Direniyor appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2017/02/21/roportaj-senkromec-iscileri-direniyor/feed/ 0
“Mutsuzluk Sendromu” – Ece Uzun https://meydan1.org/2017/01/09/mutsuzluk-sendromu-ece-uzun/ https://meydan1.org/2017/01/09/mutsuzluk-sendromu-ece-uzun/#respond Mon, 09 Jan 2017 13:51:53 +0000 https://test.meydan.org/2017/01/09/mutsuzluk-sendromu-ece-uzun/ Mutsuzluğa Sıkıştırılıyoruz! Saat uygulamaları, günışığından daha çok yararlanmak içindir. Uygulama kapsamında saatler periyodik olarak genellikle ilkbahar başlangıcında bir saat ileri, sonbahar aylarında bir saat geri alınır. Biz 1972 yılından beri aynı yaz-kış saati uygulamasını yaşarken, geçtiğimiz 8 Eylül 2016’da Enerji Bakanı, “Artık saatler geri alınmayacak, enerjiden tasarruf edeceğiz” şeklinde bir açıklamayla uygulamayı sonlandırdı. UTC+3 zaman […]

The post “Mutsuzluk Sendromu” – Ece Uzun appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

yuksel_01

Mutsuzluğa Sıkıştırılıyoruz!

Saat uygulamaları, günışığından daha çok yararlanmak içindir. Uygulama kapsamında saatler periyodik olarak genellikle ilkbahar başlangıcında bir saat ileri, sonbahar aylarında bir saat geri alınır.

Biz 1972 yılından beri aynı yaz-kış saati uygulamasını yaşarken, geçtiğimiz 8 Eylül 2016’da Enerji Bakanı, “Artık saatler geri alınmayacak, enerjiden tasarruf edeceğiz” şeklinde bir açıklamayla uygulamayı sonlandırdı. UTC+3 zaman dilimi kullanılmaya başlandı, yani saatler geri alınmadı, kış uygulamasına geçilmedi. Bu zaman diliminin kullanılmaya başlanması çeşitli tartışmaları da beraberinde getirdi; Avrupa devletleriyle son süreçte yaşanan gerilimli ilişkiler, dış siyasette Batı’dan uzaklaşarak doğuya yönelen eksen kayması ve bir dizi başka yorum. Sosyal medyada imza kampanyaları başladı; her gün karanlıkta işe veya okula gitmenin olumsuz etkilerine dikkat çekmek istendi. Ancak şu ana kadar uygulamada hiçbir değişiklik olmadı.

Uzun Süreli Karanlık

Güne karanlıkta başlamak, biyolojik ve psikolojik olarak insan bedeninde çeşitli değişikliklere yol açar. Bu değişikliklerden en önemlisi, uyku düzeninin değişmesidir. Çünkü uyku düzeninin değişmesi, bedendeki pek çok değişimin tetikleyicisidir.

Uyku kişinin ses, ışık gibi uyaranlarla uyanabileceği bir bilinçsizlik durumu olarak tanımlanır ve tüm memeli canlılarda enerjinin korunmasını, sinir sisteminin onarımını ve gelişimini sağlayan bir süreçtir. Davranışları, düşünceleri ve hücre içi mekanizmaları kontrol eden sinir sistemi başta olmak üzere, biyolojik yapının birçok bileşeniyle ilişkilidir.

Zihnin ve bedenin dinlenmesi uykuda gerçekleşir. Bedensel olarak bağışıklık sisteminin güçlenmesi, büyüme hormonunun salınımı; zihinsel olarak bilginin depolanması, hafızanın güçlenmesi, yetenek ve yaratıcılığın gelişmesi uyku ile ilişkilidir. Bu hormonların salınımı ise periyodik tekrar eden uyku süreçleriyle gerçekleşir. Yetişkin bir insanın uyku süresi 5 ile 9 saat arası değişir, ancak 7 saat uykunun ideal olduğu savunulur. Uyku yoksunluğu halinde baş dönmesi, baş ağrısı ve kas ağrıları, ellerde titreme gibi bedensel rahatsızlıkların yanı sıra sinirlilik, unutkanlık, dikkat dağınıklığı gibi zihinsel rahatsızlıklarla da karşı karşıya kalınır.

Uyku, beyin sapındaki hipofiz bezinden salgılanan melatonin hormonu ile gerçekleşir. Genellikle 21.00-22.00 arasında salgılanmaya başlayan melatonin, doğrudan ışık ile ilişkilidir. Melatonin, retinanın ışık durumunu -karanlık olup olmadığını- beyne iletmesiyle salgılanmaya başlar. Vücuttaki melatonin salınımı karanlık süresine, yani gecelerin uzunluğuna bağlı olarak artar. Bedenin melatonin salınımıyla çevresel faktörler arasındaki ilişkide uyumsuzluk söz konusuysa, çeşitli biyolojik ve psikolojik hastalıklar oluşmaya başlar.

Melatonin hormonunun uyku sağlaması dışındaki en büyük özelliği biyolojik ritmi ayarlamasıdır. Biyolojik ritim, fizyolojik ve davranışsal tepkilerin belirli periyotlar içinde tekrarlanması olarak özetlenebilir. İnsan bedeni, gün boyunca bir programa ayak uydurur gibi, artan ya da azalan ritmik değişikliklere uğrar. İnsanların kendini uyanık, uykulu, dikkatsiz, yorgun ya da zinde hissettikleri saatler vardır. Uyku ve uyanıklık durumu, vücut ısı dalgalanmaları, yorgunluk ve dinçlik, ruh durumu, kan basıncı, fiziksel ve zihinsel performans biyolojik ritimle düzenlenir. Biyolojik ritmin ani değişimi veya bedenin biyolojik ritme uygun davranmaması, çevresel faktörlere bağlı olarak gelişir.

Uzun aydınlık veya uzun karanlık, vücuttaki melatonin salınımının oranının değişmesine, bu da seratonin salınımının azalmasına ya da engellenmesine neden olmaktadır. Mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin hormonu, canlılık ve zindelik hissi verir. Depresyonun en önemli biyolojik nedeni, serotonin salınımının azalmasıdır.


EMO’nun verilerine göre, yeni saat uygulamasıyla beraber kasım ayı elektrik kullanım olanı, %6.5 arttı. Bu daha önce kaydedilmemiş, rekor bir artış.

Çoğu hormon ışıkla ilişkilidir, ancak melatonin doğrudan olarak ışıkla ilişkilidir. Güne karanlıkta başlamak, melatonin hormonu salgılanıyorken uyanmak anlamına gelir. Bu durum, sabah uyanmama isteği, kan basıncının düşük olmasına, uzun süren yorgunluğa ve bitkinlik hissine, gündelik yapılan işlerde zorlanmaya hatta gündüz uyuklamaya neden olur. Aynı zamanda, bu durumun tekrar eden bir hal alması durumunda hormon salınımlarında değişiklikler meydana gelir. Melatonin hormonunun fazlalığı, biyolojik olarak yarattığı bu etkilerin yanı sıra psikolojik olarak da kısa süreli depresyonlara ve SADS (mevsimsel duygudurum bozukluğu sendromu)’a neden olur.

Uzun süreli aydınlık ya da uzun süreli karanlık yaşamanın yarattığı duygudurum bozukluklarına, 6 ay gece 6 ay gündüzün ve bu orana yakın yaz ve kış sürelerinin yaşandığı kuzey ülkelerinde sıkça rastlanır. Yorgunluk, sürekli uyku isteği, evden dışarı çıkmama, ani gülme veya ağlama atakları, hayattan keyif alamama gibi spesifik davranışların yanı sıra ani duygu değişiklikleri en sık rastlanan belirti olarak karşımıza çıkar. Bu sendromda kişi, herhangi bir sebep olmaksızın gülmeye başlayabilir, ağlamaya başlayabilir veya intihar düşüncesine kapılabilir. Finlandiya, Belarus gibi ülkelerde, karanlık ve aydınlık oranlarıyla ilgili olarak gelişen bedensel ve zihinsel değişimlere bağlı olarak oluşan duygudurum bozuklukları paralelinde intihar oranları oldukça yüksektir. 2015 yılında açıklanan dünya intihar oranlarına göre Finlandiya’da her 100.000 kişiden 26’sı intihar etmektedir. Modern tıp her ne kadar ışık tedavisi veya serotonin yüklemesi gibi çözüm önerileri sunsa da, olumlu sonuç verdiği az görülür; daha da önemlisi duygudurum bozukluğunu yaşamayı önlemez.

Mutsuzlaştırma Yeni bir Yöntem mi?

Devlet yasal yöntemlerin haricinde de birey ve toplum üzerinde kontrol stratejileri uygular. Değişen saat uygulaması, yeni bir yöntem olarak devletin kontrol etme stratejisi olarak yorumlanabilir. Uyku düzeni değiştirilerek, biyolojik ritmine, dolayısıyla bedenine, zihnine saldırılan birey, içerisinde bulunduğu biyolojik ve psikolojik durumdan dolayı mutsuzlaşmaktadır. Mutsuzlaştıkça yalnızlık hissiyatı güçlenir, bireyin toplumla olan ilişkisi seyrelir ve birey toplumsal olma davranışını kaybederek acizleşmeye başlar. Böylece gelişen siyasal, ekonomik veya yaşamsal olaylara bir etkisinin olmayacağını düşünerek tepkisiz kalmaya başlar. Tepkisizlik; içinde bulunduğumuz OHAL sürecinde bireylerin toplumsal olaylara yaklaşımını çok net özetliyor. Devletin mevcut iktidarı, yaz-kış saati değişikliğini uygulamayarak daha itaatkar bireyler ve toplum yaratmayı amaçlamakta, bizler ise “Mutsuzluk sendromu” etkisiyle görmez, duymaz, bilmez bireyler olarak mutsuzluğa hapsedilmekteyiz.

 

Ece Uzun

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 35. sayısında yayınlanmıştır. 

 

The post “Mutsuzluk Sendromu” – Ece Uzun appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2017/01/09/mutsuzluk-sendromu-ece-uzun/feed/ 0
Manisa’da 500 Tarım İşçisi İş Bıraktı https://meydan1.org/2012/10/01/manisada-500-tarim-iscisi-is-birakti/ https://meydan1.org/2012/10/01/manisada-500-tarim-iscisi-is-birakti/#respond Mon, 01 Oct 2012 09:32:13 +0000 https://test.meydan.org/2012/10/01/manisada-500-tarim-iscisi-is-birakti/ Manisa’nın Turgutlu ilçesindeki Sarıbey Köyü’nde 500 mevsimlik işçi, yevmiyelerinin düşük olması ve barınma koşullarındaki sıkıntılar nedeniyle iş bıraktı. Manisa’da barınma koşullarının kötü olması ve yevmiyelerin çok düşük olması nedeniyle iş bırakan mevsimlik işçiler, koşullar düzelinceye kadar çalışmaya başlamayacaklarını belirttiler. Mevsimlik işçilerden biri “Biz buraya 1500 km öteden geliyoruz. Domates mevsimi bitti, domatesten 35 lira alıyorduk, şimdi […]

The post Manisa’da 500 Tarım İşçisi İş Bıraktı appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
Manisa’nın Turgutlu ilçesindeki Sarıbey Köyü’nde 500 mevsimlik işçi, yevmiyelerinin düşük olması ve barınma koşullarındaki sıkıntılar nedeniyle iş bıraktı.

Manisa’da barınma koşullarının kötü olması ve yevmiyelerin çok düşük olması nedeniyle iş bırakan mevsimlik işçiler, koşullar düzelinceye kadar çalışmaya başlamayacaklarını belirttiler. Mevsimlik işçilerden biri “Biz buraya 1500 km öteden geliyoruz. Domates mevsimi bitti, domatesten 35 lira alıyorduk, şimdi üzüm mevsimi başladı yevmiye 31 liraya düştü. Biz burada kadın erkek çoluk çocuk gün boyunca çalışıyoruz,ama aldığımız para ancak yol paramızı karşılıyor” dedi. Başka bir işçi ise, çadırlarını kurdukları alanı işaret ederek “Burada çok kötü koşullarda yaşıyoruz, her gün bir sürü yılan öldürüyoruz, yaşam koşullarımız çok kötü, çalışma koşullarımız da öyle, geçenlerde 13 yaşındaki bir kız çocuğu çalışırken beyin kanaması geçirerek öldü.” diyerek tepkisini ortaya koydu. Sarıbey Köyü muhtarı ise toprak sahipleri ile yaptığı görüşmeden sonra yevmiyeleri 36 liraya çıkaracaklarını belirtti. İşçiler de, buna karşılık kendi aralarında durumu değerlendirip, iş bırakmayı sürdürüp sürdürmeyeceklerine karar vereceklerini söylediler.

The post Manisa’da 500 Tarım İşçisi İş Bıraktı appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2012/10/01/manisada-500-tarim-iscisi-is-birakti/feed/ 0