işçi mücadelesi – Meydan Gazetesi https://meydan1.org Anarşist Gazete Fri, 30 Aug 2019 06:42:59 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=5.3.13 Cargill İşçileri Direnişin 500. Gününde Dayanışmaya Çağırıyor https://meydan1.org/2019/08/30/cargill-iscileri-direnisin-500-gununde-dayanismaya-cagiriyor/ https://meydan1.org/2019/08/30/cargill-iscileri-direnisin-500-gununde-dayanismaya-cagiriyor/#respond Fri, 30 Aug 2019 06:42:17 +0000 https://seninmedyan.org/?p=47630 Bursa Orhangazi’de bulunan Cargill fabrikasında Tekgıda-İş Sendikası’nda örgütlü oldukları için 17 Nisan 2018’de işten çıkarılan Cargill işçilerin direnişi bugün 500. gününde. Fabrika önündeki direnişin yanısıra açtıkları işe iade davasını da kazanmalarına rağmen işe geri alınmayan Cargill işçileri, direnişlerini 10 gün önce ise İstanbul Ataşehir’de bulunan Palladium Tower’daki Cargill Genel Merkezi önüne taşımıştı. Cargill işçileri herkesi […]

The post Cargill İşçileri Direnişin 500. Gününde Dayanışmaya Çağırıyor appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

Bursa Orhangazi’de bulunan Cargill fabrikasında Tekgıda-İş Sendikası’nda örgütlü oldukları için 17 Nisan 2018’de işten çıkarılan Cargill işçilerin direnişi bugün 500. gününde. Fabrika önündeki direnişin yanısıra açtıkları işe iade davasını da kazanmalarına rağmen işe geri alınmayan Cargill işçileri, direnişlerini 10 gün önce ise İstanbul Ataşehir’de bulunan Palladium Tower’daki Cargill Genel Merkezi önüne taşımıştı.

Cargill işçileri herkesi direnişe omuz vermeye, bugün (30 Ağustos Cuma) saat 14.00’te Ataşehir Palladium Tower önünde gerçekleştirecekleri basın açıklamasına çağırıyor.

The post Cargill İşçileri Direnişin 500. Gününde Dayanışmaya Çağırıyor appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2019/08/30/cargill-iscileri-direnisin-500-gununde-dayanismaya-cagiriyor/feed/ 0
Kadınlar Petrol-İş’e Karşı Direniyor https://meydan1.org/2015/12/19/kadinlar-petrol-ise-karsi-direniyor/ https://meydan1.org/2015/12/19/kadinlar-petrol-ise-karsi-direniyor/#respond Fri, 18 Dec 2015 23:35:50 +0000 https://test.meydan.org/2015/12/19/kadinlar-petrol-ise-karsi-direniyor/ Yıllarca işçi mücadelesi için önemli bir örgütlenme aracı olan Petrol-İş sendikasında yeni yönetim ile beraber işçi sendikacılığı değil patron sendikacılığı yapılmaya başlandı. Ali Ufuk Yaşar başkanlığındaki Petrol-İş ilk icraat olarak “Ben kiminle çalışmak istersem onunla çalışırım”, “Biz zaten alanda kadın örgütçü ile çalışmak istemiyorduk”, “Bu kadınlar burada ne arıyor?” diyerek 15 yıllık örgütlenme sorumlusu Nuran […]

The post Kadınlar Petrol-İş’e Karşı Direniyor appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

petroliş

Yıllarca işçi mücadelesi için önemli bir örgütlenme aracı olan Petrol-İş sendikasında yeni yönetim ile beraber işçi sendikacılığı değil patron sendikacılığı yapılmaya başlandı. Ali Ufuk Yaşar başkanlığındaki Petrol-İş ilk icraat olarak “Ben kiminle çalışmak istersem onunla çalışırım”, “Biz zaten alanda kadın örgütçü ile çalışmak istemiyorduk”, “Bu kadınlar burada ne arıyor?” diyerek 15 yıllık örgütlenme sorumlusu Nuran Gülenç ve 2 yıldır basın-yayın servisinde çalışan Elif Tuğba Şimşek’i, işten çıkardı. İşten çıkarılan Petrol İş çalışanı kadınlar TMMOB Makine Mühendisleri Odası’nda yaptığı basın açıklamasında “Sus pus olmuş, sindirilmiş bir sendikada, iki uzman kadın olarak yaşadığımız haksızlığa karşı sesimizi yükselttik, işten atıldık. 30 Kasım günü işe iade davası açtık. Hükümet yanlısı iki erkeğin dudağından çıkan kelimelerle işten çıkarılmaya mahkum değiliz, direneceğiz ” dedi.

Bu haber Meydan Gazetesi’nin 30. sayısında yayımlanmıştır.

The post Kadınlar Petrol-İş’e Karşı Direniyor appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2015/12/19/kadinlar-petrol-ise-karsi-direniyor/feed/ 0
Anarşist Teori ve Pratik Tartışmaları(2) : ” Devrimci Sendikalizm ve Anarşizm” – Errico Malatesta, Pierre Monatte https://meydan1.org/2015/09/13/anarsist-teori-ve-pratik-tartismalari2-devrimci-sendikalizm-ve-anarsizm-errico-malatesta-pierre-monatte/ https://meydan1.org/2015/09/13/anarsist-teori-ve-pratik-tartismalari2-devrimci-sendikalizm-ve-anarsizm-errico-malatesta-pierre-monatte/#respond Sun, 13 Sep 2015 17:42:23 +0000 https://test.meydan.org/2015/09/13/anarsist-teori-ve-pratik-tartismalari2-devrimci-sendikalizm-ve-anarsizm-errico-malatesta-pierre-monatte/ Toplumsal devrim mücadelesinde bir araç olan sendika ve sendikanın işçi mücadelesindeki rolü, 1800’lü yılların sonundan bugüne dek anarşistlerin temel tartışma konularından biridir. Dünyanın farklı coğrafyalarından anarşist örgütlenmeler konuya dair farklı perspektifler geliştirmişse de, bir işçi sendikası iken toplumsal devrimin bütünlüklü örgütü haline gelen CNT (Confederación Nacional Del Trabajo- Ulusal Emek Konfederasyonu) deneyiminin henüz temellerinin atıldığı […]

The post Anarşist Teori ve Pratik Tartışmaları(2) : ” Devrimci Sendikalizm ve Anarşizm” – Errico Malatesta, Pierre Monatte appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
Toplumsal devrim mücadelesinde bir araç olan sendika ve sendikanın işçi mücadelesindeki rolü, 1800’lü yılların sonundan bugüne dek anarşistlerin temel tartışma konularından biridir. Dünyanın farklı coğrafyalarından anarşist örgütlenmeler konuya dair farklı perspektifler geliştirmişse de, bir işçi sendikası iken toplumsal devrimin bütünlüklü örgütü haline gelen CNT (Confederación Nacional Del Trabajo- Ulusal Emek Konfederasyonu) deneyiminin henüz temellerinin atıldığı 1900’lü yılların başında yapılan sendikalizm tartışmaları, anarşistlerin farklı coğrafyalarda toplantılar, kongreler düzenlemesini gerektirmişti. 1907’de Amsterdam’da gerçekleşen Uluslararası Anarşist Kongre, geniş katılımı ve tartışmaların çok boyutluluğu ile bu toplantıların en önemlileri arasındadır. Uluslararası Anarşist Kongre, Errico Malatesta, Pierre Monatte, Rudolf Rocker, Emma Goldman, Luigi Fabbri, Benoît Broutchoux gibi anarşist hareketin önemli isimleri dahil, Avrupa, Kuzey Amerika ve Güney Amerika kıtalarından 14 farklı ülkede bulunan anarşist örgütlenmenin temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşti. Toplumsal devrim, anarşist hareketin örgütlülüğü ve anti militarizmin gündem edildiği kongrenin en belirgin tartışması ise, Errico Malatesta ile Pierre Monatte arasında geçen sendikalizm tartışması oldu. Monatte, sendikaların ideolojilerden bağımsız olarak “işçi sınıfının” örgütlü gücü olduğunu ve anarşistlerin de buralarda örgütlenerek sınıf mücadelesi vermeleri gerektiğini savunduğu konuşmaya karşılık Malatesta, sendikalizmin kendi başına yeterli olmadığını savunarak, işsizlerin ve vasıfsız işçilerin yer alamadığı sendikaları sert bir dille eleştirir. Monatte’in sendikalizmin toplumsal devrimin koşullarını yaratacağını, Malatesta’nın ise sendikaların toplumsal devrim yolunda bir amaç değil, ancak kesinlikle gözardı edilemeyecek bir araç olabileceğini vurguladığı konuşmalarını gazetemizin Anarşistlerin Teori ve Pratik Tartışmaları bölümüne taşıyoruz. George Woodcock’un The Anarchist Reader kitabından alıntılanarak düzenlenen bu metin, coğrafyamızda anarşist hareketin verdiği toplumsal devrim mücadelesinin de perspektifini yansıtacaktır.

Meydan Gazetesi- Malatesta Monatte

Pierre Monatte: Devrimci Sendikalizm

Anarşizm ve sendikalizm arasındaki ortaklığı görmemek için kör olmak gerekir. Her ikisi de toplumsal devrim yoluyla kapitalizmin ve ücretli sistemin kökünü kazımayı istemektedir. Sendikalizm, işçi sınıfı hareketinin yeniden canlanışının bir kanıtı olarak var olmakta ve anarşizm de işçiler arasındaki kökenleri hakkında bir bilinci yeniden canlandırmaktadır. Diğer yandan, anarşistlerin işçi sınıfı hareketini devrimci yola taşımaya ve doğrudan eylem fikrini halka yaymaya olan katkıları hiç de az değildir. Sendikalizm ve anarşizm bu yollar üzerinden birbirinin karşılıklı yararına olacak şekilde bir diğerini etkilediler.

Devrimci sendikalizm fikri Fransa’da, Confédération Générale du Travail’ın(CGT) militanları arasında ortaya çıkıp gelişti. Konfederasyon’un uluslararası işçi sınıfı hareketinde bütünüyle benzersiz bir yeri var. Kendisinin tamamen devrimci olduğunu beyan eden ve hiçbir siyasi partiyle, en gelişmiş olanlarıyla bile, hiçbir bağlılığı olmayan tek örgütlenme odur. Fransa dışında başka birçok memlekette sosyal demokrasi başroldedir. Fransa’da CGT, hem sayısal güç hem de sahip olduğu etkiyle sosyal demokrasiyi, Sosyalist Parti’yi çok geride bırakmış durumdadır. Sadece işçi sınıfını temsil ettiğini ileri sürerek, geçen yıllar içinde kendisine verilen tüm ayrıcalıkları kesinlikle reddeti. Onun gücü otonomidir ve otonom kalmak istemektedir.

CGT’nin bu duruşu, siyasi partilerle temas etmeyi reddetmesi sabrı taşmış düşmanlarının dilinde ona “anarşist” ünvanını kazandırdı. Ancak hiçbir şey bundan daha yanlış olamazdı. Sendikalardan ve emekçi sendikalarından oluşan bütün bir grup olan CGT resmi bir doktrine sahip değildir. CGT’de tüm doktrinler temsil edilir ve bunlar eşit hoşgörüyle karşılanırlar. Bir grup anarşist konfederal komitede çalışır, bunlar burada sosyalistlerle bir araya gelir ve birlikte çalışırlar ki bu sosyalistlerin çoğu -geçerken kaydetmek gerekir ki- sendikalar ve Sosyalist Parti arasındaki bir ittifak fikrine anarşistlerden hiç de az düşman değillerdir.

… Eğer sendikalist uygulamalarımızda, görüşlere dayalı sendikaları kabul etmeyen, her meslek ve kasaba için sadece bir sendika olmasını gerektiren temel ilişkiye bağlı kalmamış olsaydık, ne işçi sınıfı birliğinin gerçekleştirilmesini, ne de devrimcilerin koalisyonu CGT’yi tek başına şu anki zenginlik ve itibar düzeyine taşıyabilirdik. Sendikanın politik tarafsızlığı bu ilkenin sonucudur. Sendika anarşist, ya da Guesdist¹ veya Allemanist ya da Blanquist² olamaz, olmamalıdır da. O sadece işçi sınıfı olmalıdır. Çoğunlukla çok ince ve yüzeysel olan fikir ayrılıkları sendikada ikinci sıradadır ve anlaşma bu şekilde sağlanır. Pratik hayatta çıkarlar fikirlerden önce gelir. Okullar ve hizipler arasındaki tüm çekişmelere rağmen, işçilerin çıkarları, hepsinin ücret yasasına tabi olması nedeniyle birbirinin benzeridir. Ve onlar arasında tesis edilmiş olan uyumun sırrı budur, sendikalizmin gücünü oluşturan ve onun geçen yıl, Amiens Kongresi’nde kendi kendine yeterli olduğunu gururla söylemesini sağlayan sır budur.

Bütün memleketlerdeki proleterlerin Fransız proletaryasının sendikalist deneyiminden yararlanması önemlidir. Ve bu deneyimde, kurtuluşu için mücadele eden bir işçi sınıfının olduğunun her yerde tekrarlanmasını garantilemek anarşistlerin görevidir. Anarşistler, örneğin Rusya’da anarşist sendikaları ve Belçika ve Almanya’da Hristiyan ve sosyal demokratik sendikaları üreten partizan sendikacılığa Fransız tarzı bir sendikalizmle, tarafsız, ya da daha doğrusu, bağımsız bir sendikalizmle karşı çıkmalıdırlar. Bir işçi sınıfının olduğu gibi, bununla aynı şekilde, her sanayide ve her kasabada bir işçi sınıfı örgütünden, bir tek sendikadan daha fazlası olmaması gerekir. Sınıf mücadelesi ancak bu koşulla her dakika rakip okulların ve hiziplerin hırgürüyle engellenmekten kurtulup olanca genişliğiyle gelişebilir ve maksimum sonucu gerçekleştirilebilir.

Sendikalizm, Amiens Kongresi’nin 1906’da ilan ettiği gibi kendi kendine yeterlidir. Bu ifade biliyorum ki hiçbir zaman tamamen anlaşılmadı; anarşistlerce bile. Bununla işçi sınıfının, en sonunda çoğunluğu elde ederek, kendine yeterli olmaya ve kurtuluşu için başka hiç kimseye güvenmemeye niyet etmesi kastediliyor. Bu kadar incelikle ifade edilmiş bir eylem istediğinde, bir anarşist nasıl bir yanlışlık bulabilir?

Sendikalizm işçilere bir yeryüzü cenneti vaat etmekle zaman harcamaz. Onları bu cenneti fethetmeye çağırır, onları eylemlerinin asla tamamen boşuna olmadığına ikna eder. O bir istek, enerji ve verimli düşünme okuludur. Uzun zamandır kendi üzerine kapanmış olan anarşizme yeni perspektifler ve yeni umutlar kazandırır. O halde bırakın tüm anarşistler sendikalizme gelsin; çalışmaları onlar için çok verimli olacaktır ve sosyal rejime karşı darbeleri çok daha kesin sonuç verecektir.

 

Meydan Gazetesi- Anarşistlerin Teori ve Pratik Tartışmalarıa2

Errico Malatesta: Sendika Bir Araçtır Anarşizm ise Amaç!

Monatte sendikalizmin toplumsal devrim için gerekli ve yeterli bir araç olduğu sonucuna ulaştı. Bir başka ifadeyle, Monatte sendikalizmin kendi başına yeterli olduğunu beyan etti. Ve bu, bana göre, kökten yanlış bir doktrindir.

Geçmişte olduğu gibi bugün de anarşistlerin işçi sınıfı hareketlerine girdiğini görmekten memnun olurum. Dün olduğu gibi bugün de, sendikaları destekleyen biri olduğum anlamında ben bir sendikalistim. Anarşist sendikalar istemiyorum, bu hemen sosyal demokratik, cumhuriyetçi, kraliyetçi ve başka türlerde sendikalara meşruluk kazandıracaktır ve işçi sınıfını kendi içinde her zamankinden daha fazla bölecektir. Hatta kızıl sendikalar görmek dahi istemiyorum, çünkü sarı sendikalar-patronların kontrolünde bulunan sendikalar- görmek istemiyorum. Görüşlerine bakmaksızın tüm işçilere açık sendikalar, tamamıyla tarafsız sendikalar görmeyi daha çok isterim.

Bu nedenle işçi sınıfı hareketine en aktif katılımdan yanayım. Ancak, böyle düşünmemin nedeni her şeyden önce, bu yolla alanı büyük ölçüde genişleyecek olan propagandamızın çıkarlarıdır. Ama bu katılımın, en derin düşüncelerimizden vazgeçmekle eş anlamlı olduğu hiçbir şekilde düşünülmemelidir. Sendikaların içinde anarşist olarak kalmalıyız; bu tanımın tüm gücü ve genişliğiyle! İşçi sınıfı hareketi, benim düşünceme göre bir araçtan daha öte değildir. Her ne kadar, şüphesiz elimizdeki araçların en iyisi olsa da. Ancak araçları amaç olarak benimsemeyi reddediyorum ve aynı şekilde, anarşist fikirlerin bütünlüğünün ya da daha basit ifade edecek olursak, diğer propaganda ve ajitasyon araçlarımızın gözden yitmesini istemem.

Sendikalistler, diğer yandan, araçları bir amaca dönüştürmeye, parçayı bir bütün olarak görmeye meyilliler…

Sendikalizm kendini devrimci sıfatıyla güçlendirse bile, çalışma koşullarının ıslahından başka bir erişilir amacı olmayan, kanuna dayanan ve hatta tutucu olan bir hareketten daha fazlası değildir ve asla olmayacaktır. Büyük Kuzey Amerika sendikalarının bize verdiği kanıtlar dışında başka kanıt aramaya gerek duymuyorum. Bu sendikalar, halen zayıf oldukları zamanlarda bile kendilerini en radikal devrimcilikle dolu olarak gösterip olabildiğince güç ve servet kazanarak tamamen tutucu örgütlenmeler haline geldiler. Tamamen üyelerini fabrikanın, atölyenin ya da madenin aristokratları yapmakla ilgilendiler. Örgütlü olmayan işçilere ve sosyal demokratlarca mahkum edilmiş beş parasız proletaryaya paternalistik3 kapitalizme olduklarından çok daha düşmanlar! Ama sendikalizmin hesaba katmadığı, ya da daha doğrusu sadece bir engel olarak gördüğü, gittikçe artan işsiz proletaryayı bizler, yani diğer anarşistler unutmayız ve onları savunmak bizim görevimizdir. Çünkü en çok acı çekenler onlardır.

İzninizle tekrar ediyorum: Anarşistler, işçi sınıfı sendikalarına girmelidir. Her şeyden önce burada anarşist propaganda yürütmek ve üretimin yönetimini eline geçirebilecek grupların -hepimizin ümit ettiği o günde- yanımızda olmasının tek yolu bu olduğundan. Son olarak da sendikaları özel çıkarlar dışında başka bir şeyi savunmaktan caydıran iğrenç kafa yapısına karşı canla başla savaşmak için sendikalara girmeliyiz.

Bana göre Monatte’in ve tüm devrimci sendikalistlerin temel hatası sınıf mücadelesini çok basite indirgeyen anlayışlarıdır. Bu anlayışa göre tüm işçilerin -tüm işçi sınıfının- ekonomik çıkarları benzerdir, bu anlayışa göre işçilerin kendi çıkarlarını savunmayı ele almaları yeterlidir ve bütün proletaryanın çıkarları aynı zamanda kapitalizme karşı savunulacaktır.

Gerçekliğin oldukça farklı olduğunu iddia ediyorum. Burjuvazi gibi, herkes gibi, işçiler de devletin varlığından ve özel mülkiyetten türeyen ve ancak onlar ortadan kaldırıldığında ortadan kalacak olan evrensel rekabet yasasına tabidir. Bu nedenle, kelimenin gerçek anlamıyla, ortada hiçbir sınıf çıkarı olmadığı için bir sınıf da yoktur. İşçi “sınıfının” ortasında da burjuvazinin ortasında olduğu gibi, rekabet ve savaş devam etmektedir. Bir kategoriye ait işçilerin ekonomik çıkarları, bir diğer kategoriden olanlara kesinlikle karşı olacaktır. Ve her yerde hem ekonomik hem ahlaki olarak burjuvaziye, proleteryaya olduğundan daha yakın işçiler görülmektedir. Size işçilerin grevlerde ne sıklıkla şiddet kullandığını hatırlatmama lüzum yok. Peki, bu şiddet polise ve yöneticilere karşı mı? Tabi ki de değil; yine kendileri gibi sömürülmüş ve hatta kendilerinden daha fazla aşağılanmış olan grev kırıcılara karşıdır. Hem de işçilerin gerçek düşmanları, sosyal eşitliğin gerçek engelleri halen polis ve işverenlerken.

Yine de ekonomik dayanışmanın yokluğunda bile işçiler arasındaki ahlaki dayanışma mümkündür. Anonim çıkarların savunusundan kendilerini ayırmış olan işçiler, onun farkında olmayabilirler. Ama toplumsal dönüşüme yönelik ortak bir iradenin onları yeni insanlara dönüştürdüğü gün bu ortaya çıkacaktır. Günümüz toplumunda, dayanışma sadece ortak bir idealin himayesi altında gelişen bir paylaşım sonucunda ortaya çıkabilir. Anarşistlerin rolü, sendikalarda bu ideali canlandırmaktır. Şu anda onlara pekala taraflı görünen şu “acil çıkarlara” zarar vermek pahasına da olsa, onları aşamalı olarak toplumsal devrime yöneltmektir.

Sendikalist eylemin bizi bir takım tehlikelere soktuğunu kimse ikna edemez. Bu tehlikelerin en büyüğü şüphesiz sendikalarda bulunan memuriyetlerdeki militanların, özellikle de bu maaşlı bir memuriyet olduğunda, (bu sistemi) onayında yatmaktadır. Gelin bunu genel bir kural olarak alalım: Bir sendikada kalıcı ve maaşlı bir memura dönüşen bir anarşist, propaganda açısından kaybedilmiştir, anarşizm açısından kaybedilmiştir! Bu noktadan sonra o, kendisine ödeme yapanların emri altındadır ve bu kişilerin hepsi anarşist olmadığı için, vicdanı ve çıkarları arasında sıkışan maaşlı bir memur, ya vicdanını dinlemek ve pozisyonunu kaybetmek, ya da çıkarlarının peşinden giderek anarşizme veda etmek zorundadır!

İşçi sınıfı hareketinde memurların varlığı, yalnızca parlamenter rejimdekiyle kıyaslanabilecek bir tehlikedir. Her ikisi de yozlaşmaya yol açar ve yozlaşma ile ölüm arasındaki mesafe çok da fazla değildir.

Ve şimdi gelin genel grevi düşünelim. Kişisel olarak bu ilkeyi kabul ediyorum. Yıllardan beri de tüm gücümle onun propagandasını yapmaktayım. Genel grev bana her zaman toplumsal devrimi başlatmak için mükemmel bir araç gibi görünmüştür. Ancak, genel grevin silahlı ayaklanmayı gereksiz kıldığı yönündeki feci yanılsamaya düşmemek için tetikte olmalıyız.

Bize üretimi aniden durdurmak yoluyla birkaç gün içinde açlıktan ölerek, teslim olmak zorunda kalacak olan burjuvaziyi yok etmekte işçilerin başarılı olacağı söyleniyor. Bundan daha görkemli bir saçmalık düşünemiyorum. Bir genel grev sırasında açlıktan ölecek ilk kişiler, tüm stoklarını tamamlayan burjuvalar değil, yaşamak için sadece emeğine sahip olan işçiler olacaktır.

Genel grev, bize önceden söylendiği haliyle salt bir ütopyadan ibarettir. Ya işçi, üç günlük grevin ardından açlıktan ölüp başını öne eğip atölyelere geri dönecek, biz de tahtaya yeni bir yenilgi daha yazmış olacağız ya da üretimi ana kuvvetle ele geçirmeye çalışacak. Onu durdurmak için kimin beklediğini görecek! Burjuvaların kendileri dışında askerler, polisler ve ardından meseleye kurşun ve bombalar karışmadan olmayacak. Ayaklanma olacak ve zafer en güçlü olanın olacak.

Bu nedenle genel greve her derde deva bir ilaç gibi bakmakla kendimizi sınırlandırmak yerine, gelin şu kaçınılmaz ayaklanma için hazırlanalım.

Ama onu gerçekçi terimlerle düşünsek bile, genel grev yine de büyük dikkatle kullanılması gereken iki uçlu bir bıçaktır. Geçim koşulu müddetsiz bir şekilde ertelenemez. Er ya da geç insanları besleyecek araçları ele geçirmek gerekecek ve bunun için, grev bir ayaklanmaya dönüşene dek bekleyemeyiz.

İşçilerden istememiz gereken, çalışmayı sonlandırmaları değil daha çok ona kendi yararlarına olacak şekilde devam etmeleridir. Bu olmaksızın genel grev, dükkanlarda birikmiş olan tüm ürünleri derhal ele geçirmeye yetecek kadar güçlü olsa bile çok geçmeden genel bir açlığa dönüşecektir. Genel grev fikri temelde hepten hatalı bir inançtan doğmaktadır; burjuvazi tarafından biriktirilen ürünleri ele geçirmekle insanlığın, üretmeksizin kim bilir kaç ay ve kaç yıl boyunca tüketime devam edebileceği inancından…

Geçmişte kendilerini işçi sınıfı hareketinden ayıran yoldaşlar için kederlendim. Bugün birçoğumuzun, ters uca düşüp aynı hareket içinde yutulmamıza izin vermiş olduğumuz için kederleniyorum. Bir kere daha söyleyecek olursam, işçi sınıfı örgütlenmesi, grev, genel grev, doğrudan eylem, boykot, sabotaj ve silahlı ayaklanmanın kendisi, bunlar sadece araçtır. Anarşizm ise amaçtır. Arzuladığımız anarşist devrim bir tek sınıfın çıkarlarının çok daha ötesindendir: O köleleştirilmiş insanlığın üç bakış açısından, ekonomik, siyasi ve ahlaki olarak tam özgürlüğünü planlar. Gelin bu nedenle tek yönlü basite indirgenmiş herhangi bir eylem planına karşı tetikte olalım. Sendikalizm, işçi sınıfının bizim kullanımımıza soktuğu güçler nedeniyle mükemmel bir eylem aracıdır, ancak bizim tek aracımız olamaz. Aksi halde, çabalarımıza değer olan bir amacı, Anarşizmi gözden yitirmek zorunda kalırız.

 

Dip Notlar :

1 – Lules Basile Guesde: Fransız sosyalist bir gazeteci ve politikacı

2 – Louis Auguste Blanqui’ye atfedilen bir devrim anlayışı

3 –Paternalizm: Latince pater(peder, baba) kelimesinden türeyen kavram, halkın bir türlü büyüyemeyen bir çocuk olduğunu ve toplumsal yaşamın karmaşıklığını çözümleyebilecek yetisi olmadığını öne sürer. Halkın bu yüzden bir siyasi iktidara (devlete) zorunlu olarak bağlı olacağını savunur.

Halil Çelik

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 28. sayısında yayımlanmıştır.

The post Anarşist Teori ve Pratik Tartışmaları(2) : ” Devrimci Sendikalizm ve Anarşizm” – Errico Malatesta, Pierre Monatte appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2015/09/13/anarsist-teori-ve-pratik-tartismalari2-devrimci-sendikalizm-ve-anarsizm-errico-malatesta-pierre-monatte/feed/ 0
“Şalter İnecek, Bu iş Bitecek!” – Fırat Binici https://meydan1.org/2015/02/09/salter-inecek-bu-is-bitecek-firat-binici/ https://meydan1.org/2015/02/09/salter-inecek-bu-is-bitecek-firat-binici/#respond Mon, 09 Feb 2015 19:00:59 +0000 https://test.meydan.org/2015/02/09/salter-inecek-bu-is-bitecek-firat-binici/ Son günlerde, işçi sınıfı mücadelesi adına heyecanlı günler yaşıyoruz. 22 Ocak’ta grev kararı alan 15.000 metal işçisinin bir patron sendikası olan Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası’na (MESS) karşı aldığı grev kararı ve muhtemel sonuçları, sınıfın hareketlenmesi adına bir dönüm noktası olabilir. Bu dönüm noktasının nasıl olacağını anlamak için, işçi sınıfının tarihine bakmak yeterli olacaktır; yani sınıfın […]

The post “Şalter İnecek, Bu iş Bitecek!” – Fırat Binici appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
Son günlerde, işçi sınıfı mücadelesi adına heyecanlı günler yaşıyoruz. 22 Ocak’ta grev kararı alan 15.000 metal işçisinin bir patron sendikası olan Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası’na (MESS) karşı aldığı grev kararı ve muhtemel sonuçları, sınıfın hareketlenmesi adına bir dönüm noktası olabilir. Bu dönüm noktasının nasıl olacağını anlamak için, işçi sınıfının tarihine bakmak yeterli olacaktır; yani sınıfın öz-örgütlenme deneyimleri ve sendikal bürokrasiye karşı mücadele tarihine. Coğrafyamızdaki mücadele tarihinin önemli kazanımları, 29 Ocak’ta MESS’in tüm dayatma ve tehditlerine karşın çıkılan grevde olduğu gibi, devletle her daim işbirliği içinde olan bu işçi düşmanı patron örgütlenmelerine karşı mücadele ederek elde edilmiştir.

Devletin, sermaye sınıfıyla işbirliği içinde, metal işçilerinin grevine karşı 29 Ocak’ta yayımladığı yasaklama kararı, son 13 yılda 7. grev yasağı. İşçilerin mücadele araçlarına ve örgütlenmesine karşı devletin saldırılarını yoğunlaştırdığı bu süreçte, metal işçilerinin 12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesi gerçekleştirdiği MESS direnişlerinin, o dönemde bu önemli patron örgütlenmesini yenilgiye uğrattığını hatırlamak gerekir.

1959’da kurulan MESS(Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası), o yıllarda yavaş yavaş sendikal örgütlenmeye yüzünü dönen işçi sınıfının mücadele ivmesini yavaşlatmayı; metal iş kolu ve tüm iş kollarında “çalışma barışının sağlanması” adı altında işçilerin sermaye sınıfına karşı koşulsuz itaatini amaçlıyordu. Kuruluş bildirgesine bu maddeyi koyan MESS, öte yandan işçi ücretlerinin arttırılması, sosyal hakların geliştirilmesi, çalışma saatlerinin düşürülmesi, iş güvencesinin sağlanması gibi talepleri toplu sözleşme masasında müzakere etmeye bile yanaşmıyordu.

15-16 Haziran 1970’in büyük işçi direnişinde mücadele pratiği anlamında ilk kez işçilerin karşısına çıkan MESS, bu süreçte DİSK’in kurucu sendikalarından olan Maden-İş’e karşı bir karalama kampanyasına girişti. MESS yöneticileri, o yıllarda devletin muhalifleri üzerinde bir baskı aracı olarak yasalaşan DGM’yi (Devlet Güvenlik Mahkemeleri: Yakın zamana dek yürürlükte olan Özel Yetkili Mahkemeler’in benzeridir.) desteklediler ve Maden-İş kurucularının bu mahkemelerde yargılanması için kulisler yaptılar. Bu dönemde MESS yönetiminde, daha sonra başbakan ve cumhurbaşkanı olan Turgut Özal’ın bulunması, patron sınıfı ve devletin çıkar birlikteliğine dair iyi bir tarihsel örnek olmasının yanı sıra içinden geçtiğimiz süreçte yasaklanan metal işçileri grevinin önemini gösteriyor.

Anayasa Mahkemesi’nin 11 Ekim 1975’de iptal ettiği Devlet Güvenlik Mahkemeleri Yasası’nın 1976’da dönemin sağ partilerince (MHP-MSP-AP) oluşturulan Milliyetçi Cephe (MC) Hükümeti tarafından yeniden öne sürülmesi ve DGM’lerin yeniden yasallaştırılma girişimlerine karşı yaygın işçi direnişleri ve gösteriler başladı.

DİSK yönetiminin süreci geçiştirmeye yönelik göstermelik olarak siyah çelenk koyma “eylemlerine” ve işçilere somut bir mücadele hedefi koymaktan uzak “eylem konusunda işçilerin serbest bırakılacağı” kararı karşısında işçiler; İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Antalya, Adana, Mersin, Diyarbakır, Kayseri, Sakarya, Balıkesir’de iş bıraktı. Demir-Çelik işçilerinin yanı sıra Aliağa ve İpraş Rafinerileri, Erdemir, Türk Demir Döküm, Sungurlar, Pirelli, Goodyear, Tofaş, Renault fabrikalarında üretim “DGM’ye Hayır!”, “MC’ye Hayır!” sloganları eşliğinde tamamen durduruldu. DGM direnişi, yaşanan gözaltılara ve işten atmalara karşın başarıyla sonuçlandı ve DGM yasası engellendi.

“DGM’yi ezdik, sıra MESS’de” şiarıyla hareket eden işçiler, 1977 yılında, grev ve direniş süreçleri karşısında işten çıkarmalar ve lokavt gibi işçi düşmanı tavırlarını daha da katılaştıran MESS’e karşı mücadelesini büyüttü. 1977,78 ve 80 yıllarında gerçekleşen MESS direnişlerinin odağında aslında işçi ücretleri ve ekonomik taleplerden öte politik mücadelelerini önceleyen ve bu doğrultuda örgütlenme haklarının engellenmesine yönelik patron ve devlet saldırılarına karşı bir mücadele hattı vardı. Bu direnişlerin böylesi bir doğrultuda örülmesi ve dahası başarıya ulaşması, bu topraklardaki işçi ve ezilenler mücadelesinin bundan sonraki seyrine yönelik önemli ipuçları veriyor.

İşçi sınıfının örgütlülüğüne ağır bir darbe indiren 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra MESS, azgınca saldırıya girişti. DİSK ve Maden-İş darbeyle birlikte kapatılmıştı. Ama Türk-İş’e bağlı işbirlikçi Türk Metal’e dokunulmamıştı. MESS, 1983’te yasalarda yapılan değişikliklerden sonra, Maden-İş üyesi işçilerin kayıtlarını Türk Metal’e verdi ve Türk Metal’e üye olmalarını sağladı. O günden beri toplu sözleşme görüşmeleri, çoğunluğu elinde tutan Türk Metal’le MESS arasında yürütülüyor. Türk Metal, MESS’in her dayatmasına boyun eğiyor. Bu iki sendika, on binlerce metal işçisine ortak eğitim seminerleri adı altında uslu olmalarını, maaşlarını alıp seslerini çıkarmamalarını nasihat ediyorlar ve “Patron ne kadar kazanırsa, işçi de o kadar kazanır.” yalanına işçileri inandırmaya çalışıyorlar.

Metal işçilerinin tüm baskılara rağmen örgütledikleri grevin ikinci gününde, yasaklanma kararının açıklanmasıyla beraber greve çıkmaya hazırlanan işyerlerinde büyük bir öfke hakim oldu. İstanbul’da bulunan Ejot Tezmak ve Paksan Makina fabrikalarında işçiler vardiya çıkışlarında toplantılar alarak yasağa karşı işyeri işgalleri seçeneğini tartıştılar. Gebze’de bulunan ve metal sektörünün köklü fabrikalarından olan Sarkuysan’da ise benzeri bir filli durum, kısmen Birleşik Metal-İş’in tutumu nedeniyle hayata geçirilemedi. İşçiler yasağa karşı fiili durum yaratarak fabrika işgallerini kısmi de olsa gerçekleştirmeye başlarken, sendikadan, somut bir mücadele yöntemi önermekten uzak ve muğlak bir “yasağı tanımıyoruz” tavrı geldi. Mücadeleye devam edilecekti, ama nasıl?

Hem grev yasağına karşı sıcağı sıcağına karşılık verilememiş, hem de yasak kararının ertesi günü yapılan toplantının ardından, özellikle işgallerin sürdüğü iki işyerine yönelik olarak “pazartesiyi beklemeleri” salık verilmişti. Buna karşın Ejot Tezmak ve Paksan işçileri yaratmış oldukları fiili fabrika işgali durumunu koruyan açıklamalar yaptılar. “Biz bitti demeden bu grev bitmez” diyen Ejot işçileri, pazartesi günü fabrikaya girdiler, fakat üretim yapmadılar. Benzer biçimde Paksan işçileri de fabrikaya girdiler, fakat sendika önlüklerini giyerek tüm vardiyalarda üretimi durdurdular. Metal işçilerinin mücadelesi, bugün de MESS, devlet ve hatta sendika bürokrasisine karşı sürüyor. Tıpkı sınıf kardeşlerinin 1977-80 yılları arasında DGM’ye, MESS’e ve MC hükümetlerine karşı verdiği mücadelede olduğu gibi, sendikal bürokrasiye mahkum olmayıp kazanmak için yükselen sesleri duyuyoruz:

“Şalter İnecek, Bu İş Bitecek!”

Fırat Binici

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 24. sayısında yayımlanmıştır.

The post “Şalter İnecek, Bu iş Bitecek!” – Fırat Binici appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2015/02/09/salter-inecek-bu-is-bitecek-firat-binici/feed/ 0
VİOMET Fabrikası 12 Şubat’ta İşçilerin! https://meydan1.org/2013/01/30/viomet-fabrikasi-12-subatta-iscilerin/ https://meydan1.org/2013/01/30/viomet-fabrikasi-12-subatta-iscilerin/#respond Wed, 30 Jan 2013 00:02:23 +0000 https://test.meydan.org/2013/01/30/viomet-fabrikasi-12-subatta-iscilerin/ Vio Met işçileri kooperatifleşme yolunda, bakanlıkla yaptıkları son görüşmenin ardından 12 Şubat’ta fabrikayı işgale hazırlanıyorlar. Geçtiğimiz Eylül ayında bir dayanışma kervanıyla Yunanistan’daki bir çok şehre uğrayarak, Atina’ya gitmiş ve kooperatifleşmek için hazırladıkları taslağı bakanlığa ulaştırmışlardı. Fakat pek de şaşırtıcı olmayan bir şekilde, geçtiğimiz aylar boyunca bu konuda herhangi bir düzenleme yapılmaması, Vio Met işçileri için […]

The post VİOMET Fabrikası 12 Şubat’ta İşçilerin! appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
Vio Met işçileri kooperatifleşme yolunda, bakanlıkla yaptıkları son görüşmenin ardından 12 Şubat’ta fabrikayı işgale hazırlanıyorlar.

Geçtiğimiz Eylül ayında bir dayanışma kervanıyla Yunanistan’daki bir çok şehre uğrayarak, Atina’ya gitmiş ve kooperatifleşmek için hazırladıkları taslağı bakanlığa ulaştırmışlardı. Fakat pek de şaşırtıcı olmayan bir şekilde, geçtiğimiz aylar boyunca bu konuda herhangi bir düzenleme yapılmaması, Vio Met işçileri için bir engele dönüşmedi. Tersine, bildikleri ve şimdiye kadar kullandıkları yöntemi uyguladılar: Öz-örgütlülük ve dayanışma. Geçtiğimiz günlerde bir dayanışma çağrısı yapan Vio Met bu kez kervanı tersine çağırdı. 11 Şubat günü Yunanistan’ın bir çok şehrinden ve yurtdışından da katılımın gerçekleşeceği bir dayanışma konseri gerçekleşecek ve bunun ardından ertesi gün yani 12 Şubat’ta hep birlikte fabrikaya girilecek ve saat 12:00’de bir basın toplantısı gerçekleştirilerek fabrika çalıştırılmaya başlanacak.

Vio met işçilerinin paylaştığı bildiri:

VIOMET mücadelenin tarihi…

Viomihaniki Metaleftiki (VİOMET), Selanik’te inşaat malzemeleri üreten bir fabrikadır. 2011’de iflas edip, kredi borçlarını VİOMET’e devreden Filkeram & Johnson şirketinin, ikincil şirketidir. İşverenler, öncelikle işçilerin maaşlarını ve hak ettikleri ikramiyeleri geciktirmeye başlarlar; Mayıs 2011’de ise bütün işçi ödemeleri askıya alınır. İşçiler, el konulan maaşlarını alma hedefiyle greve geçerler, patronlar da bunun üzerine fabrikayı terk ederler. VİOMET işçileri kendilerini, bugünlerde sıkça rastladığımız bir biçimde boşlukta bulurlar:

Çalışıyor görünüyorlar fakat maaşlarını alamıyorlar; işsizlik yardımını alabilecek durumda da değiller, çünkü aynı şekilde, resmi olarak bir işleri var! Diğer yandan VİOMET işçileri, fabrikanın ürünlerinin büyük talep gördüğünün de farkındalar…

İşçiler kendilerine dönüp, kendi evlerinde yalnızlık içinde işsizlik kabusuna kapılacaklarına; sendikalarına yönelip, örgütleniyorlar. Ekonomik açıdan en zor durumda olanları desteklemek için bir yardım fonu oluşturmuş durumdalar ve gece gündüz fabrikada kalıp, değişen vardiyalarla orada bulunan üretim makinelerini koruyorlar. İşçiler kendi sendikalarını, gerçek temel bir sendika gibi yürütüyorlar. Sık sık genel toplantılar gerçekleştirerek, kararları herkesin eşit düzeyde katılımı sonucu almaya çalışıyorlar. İşçilerin kendi yazılarına göre de “Sponsorsuz, işçi mücadelesini kendi yararları için kullanıp yöneten; işçileri terörize edip, mücadelelerini kontrollü yenilgilere sürükleyen, parti veya çeşit çeşit babalardan uzak!”.

İşçiler toplantılarında, içinde oldukları durumdan çıkış yolları üzerine yoğunlaştılar. Sorularına cevapları, daha önce kendileri gibi aynı durumları yaşamış başka işçi deneyimlerinde ve işçi hareketlerinde aradılar; ilhamı da yine krizi yaşamış Arjantin’in, fabrika işgallerinden edindiler. Fikir şekilleniyor; “Onlar yapamıyorsa, biz yaparız!”, nasılsa patronlar hep kârdan yararlandı, fabrikayı işletenler ise hep işçiler oldu.

Sonunda, iki milyonluk işsizler ordusuna katılmayı reddedip, patronlardan terk edilmiş fabrikayı kooperatif şeklinde yürütmeye karar verdiler. Bu karar genel toplantıda işçilerin 98% oyuyla alındı. Kooperatife katılma kararını alanlara, hisseler eşit şekilde dağıtılacak, kooperatife katılmak istemeyenler ise işine fabrika kapanmadan önce imzalanmış sözleşmelerine göre devam edeceklerdir. Genel işçi toplantısı ise, fabrikanın nasıl yürütüleceğine karar verecektir.

Temmuz 2012’de, Selanik’te VİOMET mücadelesine yönelik işçi, işsiz ve öğrencilerden oluşan dayanışma ve destek girişimi, bu şekilde kuruldu. Bu girişimin temel rolü; VİOMET sendikasıyla bir arada çalışıp, VİOMET’in taleplerinin ve amaçlarının gerçekleşmesini, mücadelenin daha geniş alana duyurulmasını ve yayılmasını sağlamaktır. Bu çerçeve içerisinde, yazdan itibaren bugüne kadar, Selanik kitlesi, bildirilerle, radyo işgalleriyle, basın açıklamalarıyla, mikrofon duyurularıyla, geniş bir şekilde konu hakkında çalışma yürüttü.

Zamanla Yunanistan’ın farklı şehirlerinde de VİOMET’e destek amaçlı olarak, benzer girişimler kuruldu. Yurt dışından bile işçilere ekonomik destekler gelmeye başladı: Viyana, Roma, Madrid, Budapeşte, Melbörn, Kopenhag destek sunan şehirlerden sadece bazıları. Bu çerçevede Eylül 2012’de, Aleksandropolis’den Atina’ya kadar bir Mücadele Kervanı Yunanistan’ı gezdi ve her durağında da çeşitli etkinliklerde yer aldı. Kervanın amacı, VİOMET’in aşağıdaki taleplerini ve içeriği bildirilmekti:

Fabrikalar işçilerin ellerinde. Bütün işyerlerinde öz-yönetim! Üretim araçları, toplumun zenginliğini üretenlerin ellerine geçsin! Fabrikalardan en küçük işletmelere kadar, en küçük işletmelerden tarlalara kadar, işçiler öz-yönetim silahıyla üretim prosedürlerini ellerine alıp, toplumun yararına göre yönetsinler. ViOMET mücadelesi, işçilerin patronsuz yapabildiklerini ve becerebildiklerini gösterecektir.

Mücadele işçilerin ellerinde. Bugün, her zamankinden daha çok, işçi sınıfı mücadelesinin yaratılması ve desteklenmesi gereklidir. Bu mücadelelerin, VİOMET gibi, tek yönetim araçları genel toplantıları olmalıdır. Bu toplantılarda doğrudan demokrasiyle, bürokrasi ve atama mantığından uzak kararlar alınacak.

Bu mücadele, her birimizin mücadelesi olsun. Yunanistan’daki tüm işçiler, süren genel grevle, yerel ve yabancı sermayenin hayatlarımıza getirdiği fakirliği ve yoksulluğu çökertelim. Bütün şirket ve fabrikalar greve katılsın. Süren genel grevle işçi sınıfı kendi gücünü hissedip memorandumları, troykayı, işçileri çökerten kanunları, hükümetleri ve patronları süpürsün.

Koşullar olgunlaşmışken, VİOMET mücadelesi her yerde duyulmuşken, dayanışma haraketi olağanüstü büyümüşken, artık işçilerin fabrikaya girme, makineleri çalıştırma zamanı gelmiştir. İşçilerin kararına göre bu girişim, 12 Şubat 2013 tarihinde gerçekleşecektir. Ayrıca fabrika açılışı çerçevesinde bu defa “Ters Kervan” organize edilmektedir. Bu kervan için Yunanistan’ın her yerinden dayanışmacılar, VİOMET’e desteklerini sunmak için, Selanik’e gelecekler. Fabrika açılışından bir gün önce büyük bir gösteri ve konser gerçekleştirilecek. Ertesi gün işgal altına alınmış fabrikadan basın açıklaması yapılacak ve sonra da üretim başlamış olacaktır.

VİOMET işçilerinin mücadelesi sadece inşaat sektörü işçileri için önemli değildir. Her gün işsizlik tehdidi altında olan, işini kaybetmiş olan, patron yararı için esnek çalışmak zorunda kalan, maaşlarını alamayan, sigortasız çalışan diğer bütün işçiler için de önemlidir. Sırf patronların dünyadaki ve buradaki işçilere karşı asalak rollerini sorguladığı için değil, kapitalizm krizinin altında her gün daha da çökmekte olan bir topluma tek gerçekçi çıkış yolunu gösterdiği için de önemlidir. VİOMET mücadelesi, işsizlikten ve kapalı iş yerlerinden nasıl kurtulacağımızı gösteriyor: Mücadele yoluyla, patronlara karşı durma yoluyla, üretim araçlarının işçilerin ellerine geçmesi yoluyla gerçekleşecek.

Vio Met İşçileri ile Röportaj

Dayanışma Kervanı Bakanlık Yolunda

İşçiler işgale hazırlanıyor

 

 

The post VİOMET Fabrikası 12 Şubat’ta İşçilerin! appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2013/01/30/viomet-fabrikasi-12-subatta-iscilerin/feed/ 0