karadenizin isyanı – Meydan Gazetesi https://meydan1.org Anarşist Gazete Sat, 09 Mar 2013 12:16:16 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=5.3.13 Dünyanın Bir Ucundan Diğer Ucuna – Direnen Kadınlar Özgürleşiyor https://meydan1.org/2013/03/09/dunyanin-bir-ucundan-diger-ucuna-direnen-kadinlar-ozgurlesiyor/ https://meydan1.org/2013/03/09/dunyanin-bir-ucundan-diger-ucuna-direnen-kadinlar-ozgurlesiyor/#respond Sat, 09 Mar 2013 12:16:16 +0000 https://test.meydan.org/2013/03/09/dunyanin-bir-ucundan-diger-ucuna-direnen-kadinlar-ozgurlesiyor/ Dünyanın birçok yerinde kadınlar farklı şekillerde ancak benzer şeylere karşı direniş gösteriyorlar. Bu direnişlerin birçoğunda ise anarşist nüveleri görmek mümkün. Bahsettiğimiz sadece herhangi bir şeye karşı koşulsuz direnmek değil, yaşamı savunarak dönüştürmek aynı zamanda. Bu yüzden de hepsinin en önemli ortak noktası yaşamlarını devrime çevirmiş olmaları. Bu devrim, içindeki kadınları özgürleştiren bir devrim Meksika’nın Kadın […]

The post Dünyanın Bir Ucundan Diğer Ucuna – Direnen Kadınlar Özgürleşiyor appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

Dünyanın birçok yerinde kadınlar farklı şekillerde ancak benzer şeylere karşı direniş gösteriyorlar. Bu direnişlerin birçoğunda ise anarşist nüveleri görmek mümkün. Bahsettiğimiz sadece herhangi bir şeye karşı koşulsuz direnmek değil, yaşamı savunarak dönüştürmek aynı zamanda. Bu yüzden de hepsinin en önemli ortak noktası yaşamlarını devrime çevirmiş olmaları. Bu devrim, içindeki kadınları özgürleştiren bir devrim

Meksika’nın Kadın Futbolcuları Zapatistas Hermanas: Bu Oyunda Bizde Varız!

Zapatistas Hermanas futbolun erkek işi olmadığını düşünerek keyif olsun diye buluşarak top koşturan Meksikalı kadınlar. Futbol bir oyundur onlar için ve elbette erkeklerin oyunudur. Ama belirli bir yaşa kadar bu keskinlik o kadar belirgin değildir. Genellikle onlar çocukluk döneminde sokak aralarında erkeklerin bu gizemli alanına dâhil olurlar. Oyunlar; ilişkileri, kuralları, kural koyucuları, içeridekileri ve dışarıdakileri belirler. İçeride olmak taraf olmanın bazen koşulu bazen sonucudur. Dışında kalanın içinse oyunu düşünmeye, içerdekileri görmeye ve en hakiki eleştiriye adeta hakkı olmuştur. Sokaklarda beliren bu ilişkiler içine doğulan sosyo-politik kültürün bir yansımasıdır. İşte oyunun kurallarını ve taraflarını da “genellikle” bu kültür belirler. Yani tesadüfî, istisna olarak tercihen bir takımı tutmak, taraftar olmak ve pek tabi futbolu sevmek.

Ancak bu kadınlar için durum biraz farklı. Futbol yaşamın bir parçası ve bir oyun neticede. Bu oyunda kazanan kaybeden yok. Rekabet yok. Ödül yok. Zapatistas Hermanas kadınları sırtlarında çocuklarıyla, çıplak ayaklarıyla top koştururlar. Onlar için futbol oynamak, yemek yapmak, toprağı ekmek gibidir. Paylaşmaktır aynı zamanda. Bu, Meksika’daki kız çocuklarının bir çatlak bulup erkeğin alanına sızmasıdır. Yani kadınca bir direniştir. Pekâlâ, futboldan anlayıp, güzel pas verip, iyi çalım atıp gol atabilmektir. Aynı zamanda belki bilmeseler de “yaygın kadınlık ve erkeklik” algısını iki taraftan da bozmaya niyet etmişlerdir.

Mujeres Libres: Kadının Özgürlüğü Anarşizmde!

1936’da anarşist devrim İspanya’nın topraklarını sarmalamış, mücadele beraberlik ruhunu pekiştirmişti ve anarşistler herkes için özgürlük istiyordu. Aynı zamanda bu özgürlük arayışı tarihte derin izler bırakacak olan anarşist bir kadın hareketini doğurdu: “Mujeres Libres”

İspanya’da her yaştan ve her kesimden kadın kendi kurtuluşlarının kendi hayalleriyle, akıllarıyla ve bedenleriyle olabileceğinin farkındaydı. Ancak anarşist de olsa devrim de olsa kadın erkek arasındaki farklılıklar göz ardı edilebilirdi, bunu biliyorlardı. Onlar için, kadınların ezilmesinin kaynakları evde ya da işyerindeki sömürüden daha geniş ve daha derindi. Kadınların ezilmesinin ekonomik ve sosyal olduğunu, kadınların aşağılanmasının otoriter ve hiyerarşik mekanizmalar olduğunu, aile ve kilise gibi ahlakçı kurumlar aracılığıyla geliştirildiğini söylüyorlardı. Böylesi bir dönemde söyledikleri kadar radikaldiler. Örgütlendiler ve cephede savaştılar. Aynı zamanda doğum kontrolü, evlilik ve aile planlaması gibi konularda mücadele ettiler. Onlar İspanya’da içsel devrimin, yani kendi devrimlerinin, peşinden yürüdüler. Anarşizmin devrim fikrinde bütünleştiler; Her gün özgürleşerek ve yaşamlarını özgürleştirerek bugünlere uzanan bir mirasın taşıyıcıları oldular. Tıpkı şimdi olduğu gibi!

Karadeniz Kadını; Ben Doğayım, Doğam Yoksa Ben de Yokum!

Karadeniz’in kadını doğayla bir bütündür. Deresi, ağacı, toprağı, ineği hepsi onun yaşamının bir parçasıdır. Bir tanesi bile elinden alındığında iklimi gibi hırçınlaşır Karadeniz kadını. Doğada yaşam sürmenin güçlüğünden, yaptığı işten değil doğa gibi özünden alır gücünü. Direnişi de, mücadelesi de doğası ve yaşamı içindir. Uzun zamandır Karadeniz’de bir yıkım ve saldırı var. Devletin ve şirketlerin HES (Hidro Elektrik Santral), termik, nükleer, sahil yolu, taş ocağı gibi projeleriyle Karadeniz kadını özünden koparılmak isteniyor. Tüm bu projeler şirketler daha çok kazansın, devlet daha çok yatırım yapsın diye. Ne olursa olsun dereye, toprağa, ağaca ve canlılara yapılan bu saldırı, Karadenizli kadınların direnişiyle yanıt buluyor. Ellerinde sopaları ve taşlarıyla, yaşlı nineleri ve genç kadınlarıyla inatçı, hırçın ve kararlı bir direniş. Karadeniz’in bir ucundan bir ucuna; Loç’un sarı yazmalı kadınları, Senoz’da şantiye taşlayan Gürgenli Nineler, “Vadimize gelmesunlar yoksa vururus onlari” diyen Hemşinli kadınlar, yoğun gaz bombaları ve jandarma-polis şiddetine rağmen termik santrale karşı direnen Gerzeli kadınlar, nükleer santralleri şehirlerine sokmamaya kararlı Sinoplu kadınlar hepsi yaşamları için direniyorlar. Çünkü Karadeniz kadını için, doğanın ve tüm canlıların özgürlüğü aynı zamanda onların da özgürlüğü demek.

Brezilya’nın Topraksız Kadınları (MST): Yaşam İçin İşgal Et!

Brezilya’da yıllar önce karınlarını doyurmak için yerli halk büyük toprak sahiplerinin topraklarını işgal etmeye başladı. Geçimlerini sürdürebilmek için kolektif bir şekilde ekolojik tarım yaptılar. Mevcut olana alternatif tıp ve eğitim konusunda çözümler üreterek yaşamlarını dönüştürdüler. Bu özgürleşme hareketinin tohumlarını eken köylüler giderek yayıldılar, çoğaldılar ve parçalandılar. Brezilya’da büyüyen bir halk hareketine dönüştüler ve kendilerini “Topraksızlar” olarak tanımladılar. Belirli sayıları kadar sınırları var. Küçük otonomlar halinde yaşıyorlar. Onları yönetecek bir lidere ihtiyaçları yok. Tüm ekonomik ve yaşamsal kararlarını birlikte oluşturdukları komitelerde alıyorlar; o yıl ne ekecekleri, okul müfredatı içinde ne yapacakları, ortak paralarını nasıl harcayacakları, nasıl bölüşecekleri gibi. İhtiyaçları kadarını üretiyor ve kooperatifleri aracılığıyla kendi yediklerini satıyorlar. Kadınlar tüm bu işleyişin birer parçası ve aktif katılımcıları. Ancak yine de sorunlarını fark ederek kendi mücadele alanlarını yaratmışlar. Kadın olmanın zorluğu karşısında erkeksiz yeni bir direniş alanı oluşturmuşlar.

Kürt Kadınları: Özgür Toplum İçin Kadın Özgürlüğü!

Sorxwin, Rozerin, Viyan, Berwar, Rojbîn, Zilan… Onlar yıllardır yaşadığı topraklarda istenmeyen, kendi dilini konuşamayan, kendi kültürünü yaşayamayan kadınlar. Devletin sömürgeleştirmek için, birer Kürt olduklarını unutturmak için, yaşadığı yerden sürdüğü, katlettiği, savaş açtığı bir coğrafyanın kadınları. Acıyı ve öfkeyi içlerinde barındıran ancak yaşamakta ve mücadele etmekte ısrar eden kadınlar.

Kürt halkı yıllardır mücadele ediyorlar. Ancak Kürt kadını sadece yaşamını çalan ve yok eden devlete ve kapitalizme karşı değil, aynı zamanda erkek egemen ve cinsiyetçi tüm baskılara karşı özgür bir kadın hareketi yaratarak mücadelesini sürdürüyor.

Mezopotamya’nın kadınları doğdukları andan itibaren sadece kadın olmanın değil aynı zamanda Kürt kadını olmanın baskısıyla karşı karşıya kalıyorlar. Modern olmanın kalıplarına sığamayan ve doğdukları andan itibaren yüreklerinde yeşeren direnişle mücadeleye koşulsuz sarılıyorlar. Çünkü biri ya da birileri sizin yaşamlarınız üzerinde birer tehdit oluşturuyorsa sizin yaşamak için mücadele etmekten başka şansınız yoktur. Bu mücadele eğer yaşam için veriliyorsa her şeyi göze alırsınız. İşte bu yüzdendir ki Kürt kadınlarının mücadelesi yaşadığımız toprakların en örgütlü mücadelelerinden biridir. Yaşamların üzerinde en büyük otorite olan devlet varken, devletin emirleri sorgulanmazken, aynı devlet katlederken, şiddet uygularken, yok sayarken ve aslında bir devletin varoluş amacı bu iken, siz artık devlete inanmazsınız. Bu toplumda ise ancak kadınlar özgürleşirse, toplum gerçek anlamda özgürleşebilir.

The post Dünyanın Bir Ucundan Diğer Ucuna – Direnen Kadınlar Özgürleşiyor appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2013/03/09/dunyanin-bir-ucundan-diger-ucuna-direnen-kadinlar-ozgurlesiyor/feed/ 0
Hayde Kızlar Deyelum Lafun Aykirisini: “Enni vorsi maktoba na var on maktoba on”* https://meydan1.org/2013/03/09/hayde-kizlar-deyelum-lafun-aykirisini-enni-vorsi-maktoba-na-var-on-maktoba-on/ https://meydan1.org/2013/03/09/hayde-kizlar-deyelum-lafun-aykirisini-enni-vorsi-maktoba-na-var-on-maktoba-on/#respond Sat, 09 Mar 2013 10:33:46 +0000 https://test.meydan.org/2013/03/09/hayde-kizlar-deyelum-lafun-aykirisini-enni-vorsi-maktoba-na-var-on-maktoba-on/ Onlar mutlu olduklarında derenin kenarında, yaylada dağın dumanına karışıp türkü söylüyorlar. Dağları, dumanları, dereleri, ağaçları, inekleri onların türküleri, horonları, yaşamı… Tarlaları ekmek kapısı. Onlar Karadeniz kadınları. Gerektiğinde deresi için, dağı için, ineği için, yaşamını savunarak lafun aykirisini diyenler… Karadeniz’in kültürünü, dilini, kadınını, doğasını müziğiyle, güzel sesiyle bizlere hissettiren ve kendisi de Karadenizli olan Ayşenur Kolivar […]

The post Hayde Kızlar Deyelum Lafun Aykirisini: “Enni vorsi maktoba na var on maktoba on”* appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

Onlar mutlu olduklarında derenin kenarında, yaylada dağın dumanına karışıp türkü söylüyorlar. Dağları, dumanları, dereleri, ağaçları, inekleri onların türküleri, horonları, yaşamı… Tarlaları ekmek kapısı. Onlar Karadeniz kadınları. Gerektiğinde deresi için, dağı için, ineği için, yaşamını savunarak lafun aykirisini diyenler…

Karadeniz’in kültürünü, dilini, kadınını, doğasını müziğiyle, güzel sesiyle bizlere hissettiren ve kendisi de Karadenizli olan Ayşenur Kolivar ile onun müziğine de yön veren Karadeniz doğasının, kültürünün, bu kültürün en önemli taşıyıcıları olan kadınlarının ve ilk solo albümü olan Bahçeye Hanımeli albümünde yer alan Lafun Aykırısini şarkısının hikayesi üzerine sohbet ettik.

Ayşenur, Karadeniz kültürü üzerine araştırmalar yaparken kadın olmasıyla ilişkili olarak yörenin kadınlarının kültürüne merak salmış. Çalışmalar sırasında birçok kadının hikayelerini dinlemiş. “Bu hikayeleri dinliğinizde onlar için ne kadar önemli olduğunu görüyorsunuz derenin, dağın, yaylanın…” diyor. Zaten albümü oluştururken de albümü bir çiçek bahçesi olarak tasarlamışlar. Bunun da bir hikayesi var mıdır acaba? diye düşünürken öğrendik ki bunun da bir hikayesi varmış. Karadeniz kadını için bahçe çok önemliymiş. Topraklarını, çay bahçelerini, ektiklerini, biçtiklerini evlerinden daha çok önemserlermiş. Evlerini kendi kimliğini ifade eden bir unsur olarak görmezlermiş. Ama bahçeleri… Ayşenur’un ananesi şöyle dermiş “vuuuu bi gören olacak da ayıp olacak şuraya bak bahçeyi diken sarmış.” Çocuklarıyla övünmek gibi bahçeleriyle, tarlalarıyla övünürlermiş.

Hele ki ağaçları… bilirlermiş köyde hangi ağacı kim, ne zaman dikti. Annesinin halası anlatırmış Ayşenur’a bu meyve ağaçlarını biz diktik diye. Birgün uçurumun kenarına bir incir ağacı dikiyorlarmış. Halası sormuş babasına ‘Niye bu ağacı buraya dikiyorsun? Yola diksen en azından yoldan geçen alır. Burdan yolcu da alamaz. Babası da ‘Kızım, bu da kurdun kuşun hakkı’ demiş. “İşte bu kadar ince insanlar” dedi Ayşenur. Alanda çalışmalar devam ederken bir hikaye daha çıkmış karşılarına ; ağaçlar görüp ağlamasın diye kimi Karadeniz köylerinde ormana giderken baltaların sarıp saklandığı ile ilgili. Doğa ile o kadar hissederek ilişki kurarlarmış ki bir gün Ayşenur’un ananesinin ineği hastalanmış. Ahırda yanında kalmalar, dualar, ağzına bal koymalar… ne çare ineği kurtaramamışlar,kesmek zorunda kalmışlar. Ananesi bu yüzden fenalaşmış ve o geceyi hastanede geçirmiş.

Kadınlar yaprakları süpürürken ki gibi çıksın bu ses…

Ayşenur tüm bu yaşanmışlıkların yaratmış olduğu birikimleri, kültürü müziğine yansıtmaya çalışıyor. Diyor ki “ Hani sizin Karadeniz şarkılarına dair kulağınızda bir ses var ya işte bu ses doğadan beslenmiş bir ses. Ben bir şarkıyı söylerken kafamda koca bir orkestra çalıyor. Bu orkestra dağda esen rüzgar, yaprağın sesi,derenin şırıltısı, ineğin mö’sü… işte böyle bir orkestranın içinde bu müzikler anlamlı.” Farklı projelerde, kadınlarla beraber müzik yaparken müzik terimlerini kullanmak yerine “kadınlar yaprakları süpürürken ki gibi çıksın bu ses, bu ses usul usul akan küçük bir dere gibi çıksın, burada ses küçük çakıl taşlarına vuran su gibi söyleyelim” gibi bir yöntem izlemişler. Ki onların kulağında müzik denen şey bu.

Fakat son süreçte Karadeniz müziğinin içine dozer sesleri, kamyonların tozu dumanı… yani yaşamlarına, doğalarına yapılan saldırılar ve bu saldırılara karşı yaşamlarını savunan Karadenizlilerin isyanı, direnişi, mücadelesi konu olmaya başladı. HES’ler, termik santraller, nükleer santraller ve tabii ki Çernobil, sahil yolu, taş ocakları onların yaşamlarına düşen bir dinamit, doğa ile aralarına örülmek istenen bir duvar gibi girdi. Özellikle de gücünü, kültürünü, hikayesini toprağından, dağından, deresinden, denizinden, havasından alan kadınların yaşamlarına…

Kentli bir insan “çevreci” olur ama köylü bir insan nasıl çevreci olabilir?

Karadeniz yaşamına yapılan müdahaleye ve saldırıya karşı duran, direnen birçok insan hatta köylüler bazı diller tarafından “çevreci” nitelendirildi. Bu mücadele sürecinde yaşam savunucularının mücadelesi “çevre hareketi” olarak tanımlandı. Oysaki benim bu mücadele süresince gördüğüm insanlar yaşamları için, kültürleri, kendinden ayrı görmedikleri doğaları için mücadele ettiler ve halen daha etmekteler. Sohbetimiz öncesinde Ayşenur’un da bu noktadaki düşüncelerini merak ediyordum aslında. Tam soracaktım ki Ayşenur başladı söze “Kentli bir insan çevreci olabilir ama köylü bir insan nasıl çevreci olabilir?” Karadeniz’deki mücadeleyi çevreci bir bakış açısı ile görmek ne kadar sağlıklı bilemiyorum. Karadenizli bir insan olarak verdiğim mücadele boyunca “çevre hareketi” adı altına yapılan şeylerin kapitalist zihniyetle üretilmiş olduğunu görünce oldukça kafam karışmaya başladı. Ben HES’e karşıyım derken bunu çevreci bir noktadan söyleyemiyorum. Çünkü ne o dili ne de yaklaşımı biliyorum. Fakat bir insan olarak görüyorum yapılan şeyin saçmalığını . Benim HES’lere karşıyım demem yaşamıma yapılan müdahale ile alakalı.”

Bu benim yaşamım ve yaşamıma müdahale ediliyor

Ayşenur daha sonrasında bir hikayesini daha paylaşıyor bizimle. Karadeniz’de sahil yolu yapılmadan önce kadınlar vadide bir yerden bir yere gitmek için çıkarlarmış yola ve yoldan geçen her arabaya el ederlermiş. Araba boş ise durur kadınları gidecekleri yere götürürmüş. Hele ki boş olup almaz ise bu ayıp sayılırmış. Fakat ne vakit sahil yolu gelmiş. Kadınlar el edemez olmuş. Yol çalışmalarını yapan kamyonlara yasak gelmiş almayın kamyona diye. Ayşenur şöyle ifade ediyor bu yaşanmışlığı “Sahil yolu biz kadınların özgürlüğünü kısıtladı. Aşağıya, çarşıya inmemiz gerekiyordu. Her yer çamur olduğu için bunu yürüyerek yapmak çok zordu. Sürekli geçen taş kamyonlarının içimizi ürperten sesi, tozu, çamuru vardı. Sonra yolun eteğindeki evler, evlere asılan çamaşırlar toz duman arasında kalıyordu. Şimdi sen bunları bir çevreciye anlatsan burada doğa katlediliyor, sen kendini düşünüyorsun der, afili kelimelerle konuşur. Ama bu benim yaşamım ve yaşamıma müdahale ediliyor”

Hayde kızlar deyelum lafun aykirisini

Tüm bu süreçlerde Ayşenur’u en çok etkileyen kadınların kendilerine has karşı çıkışları olmuş. Ayşenur bir belgesel çekimi ile ilgili olarak memleketi Senoz’a gitmiş. Oradaki insanlarla HES’ler üzerine sohbet etmiş. Bu sırada karşısına iki kız kardeş çıkmış. Kadınlar içinde derenin sözünün geçtiği türkü söylemeye başlamışlar. Söylerlerken bir tanesi ağlamaya başlamış. Sormuşlar neden ağlıyorsun diye: Ben derem için ağlarım demiş. “İşte bu beni çok etkiledi. Ben belki size şimdi çok etkili ifade edemiyorum ama oldukça etkileyiciydi.” diyor Ayşenur. Bizlerin de iki sopasıyla “ha vuracağum sizi” diye kızışıyla tanıdığımız Gürgenli Nine bizleri etkilediği gibi Ayşenur’u da etkilemiş. “Bir gün” diyor Ayşenur “kadınlarla toplandık. Minibüsle bir yerden bir yere gidiyoruz. Yol HES çalışmaları yüzünden çok kötü. Kadınlar bağırmaya başladı: Vuuuu gördünüz mü ne yapmışlar, babamın diktiği incir ağacını kesmişler, vuuuu kocaman gürgen vardı onu da kesmişler, iki adam zor sarardı nasıl kıydılar, yüzyıllık ağacı nasıl devirdiler. İşte sonra İstanbul’a döndüm. Şapkayı önüme koydum, ne yapabilirim? diye”. Kadınların gücünü, karşı çıkışlarını anlatan bir şarkı yazmak için çalışmaya başlamış. Toplamış etrafındaki kadınları, kolektif bir şekilde düşünmeye başlamışlar. “Bahçeye hanımeli” albümünün Manuşak bölümünde, kadınların umudunu temsil eden böyle bir şarkıya ihtiyaç var demişler. Önce ne varsa yazmışlar: Çernobil, sahil yolu, madenler, taş ocakları, santraller, topraksızlaştırma, dil, kültür… Fakat sonra demişler ki son zamanlarda kadınların en çok karşısında durduğu şey; HES. Sonra başlamışlar yazmaya HES’in hikayesini, sözler ise peşi sıra oluşmuş zaten.

“Hayde Kızlar Deyelum Lafun Aykirisini / Anlatalum Herkese HES’un Hikayesini / Sözümüz barajlari buraya yapanlara / Deremizin suyundan ihale kapanlara”

Bu şarkıyı büyük konserlerde kadın korosu olarak söylüyorlarmış. Şarkı söylenirken koro içinden 3 kadın horona başlıyor, sonra bütün kadınlar horona duruyorlarmış. “Horon da Karadenizlinin isyanıdır. Kadınların karşı duruş ruhu, horonla bütünleşiyor.” diyor Ayşenur.

Devletiniz batsun, hiç olmayaydunuz

Artık sohbetimizin bitmesine yakın Ayşenur son süreçte bir etkinlik için hazırladığı Anarşizm ile ilgili şarkısından bahsediyor. Etkinlik müzisyen John Cage’i 100. yaş gününde anmak için yapılan doğaçlama performanslardan oluşuyordu. John Cage’in “ Song Books” kitabının içerisinde Anarşizmi konu alan, 35. Şarkıyı farklı müzisyen arkadaşlarıyla seslendirmiş. 35. Şarkı Henry David Thoreau’nun Sivil İtaatsizlik üzerine Yazılar adlı eserinin ilk paragrafından alınmış sözlerden oluşuyor. Kitap konuyu işlerken doğaçlama üzerine kurulu olan ve tamamen özgür bırakan bir anlayışı benimsiyor. Ayşenur bu şarkının üzerinde kendi coğrafyasını düşünerek ve Lazca çalışmış. Bu şarkıyı çalışırken aklına Gürgenli Nine gelmiş ve kendisini onun yerine koymuş. Ve kendini eli bastonlu Gürgenli gibi hissettiğinde devlet, hükümet, otorite karşıtı anarşist sözler yerini “Boyunuz batsun, Devletiniz batsun, Hiç olmayaydunuz “ sözlerine bırakmış.

Meydan Gazetesi’nin kadınlar ile çıkarttığı bu sayı da Karadeniz kadınını, müziğini, kültürünü bunu hissederek taşıyan ve de bizlere anlatan Ayşenur Kolivar ile evinde yaptığımız, oldukça güzel ve samimi sohbetimizi böylelikle bitirmiş olduk. Aslında Ayşenur bu yazıya kendisi kaleme alacaktı. Fakat Ayşenur’un işten kalan zamanlarında vakit geçirmesi gereken çok tatlı bir bebeği ve 8 Mart yaklaşırken birçok yerde kadınlara vereceği konserler var.

*En iyi iktidar hiç olmayan iktidardır

The post Hayde Kızlar Deyelum Lafun Aykirisini: “Enni vorsi maktoba na var on maktoba on”* appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2013/03/09/hayde-kizlar-deyelum-lafun-aykirisini-enni-vorsi-maktoba-na-var-on-maktoba-on/feed/ 0