Kürt Özgürlük Mücadelesi – Meydan Gazetesi https://meydan1.org Anarşist Gazete Fri, 11 Sep 2015 15:54:26 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=5.3.13 İberya’dan Rojava’ya Anarşist Dayanışma https://meydan1.org/2015/09/11/iberyadan-rojavaya-anarsist-dayanisma/ https://meydan1.org/2015/09/11/iberyadan-rojavaya-anarsist-dayanisma/#respond Fri, 11 Sep 2015 15:54:26 +0000 https://test.meydan.org/2015/09/11/iberyadan-rojavaya-anarsist-dayanisma/ Anarşizm tarihte hep özgürlük mücadelesi oldu. Devrim yıllarından önce bile bu durum böyleydi. Bunu tekrar yaşatmalıyız. Şimdi ideolojimizi pratiğe geçirme zamanı. Rojava Devrimi, sınırları aşan bir devrim olduğunu sadece farklı coğrafyalarda yarattığı etkiyle değil, uluslararası dayanışmanın somutlaştığı yer olarak sürecin başından bu yana gösterdi. F.D. bu dayanışmanın bir parçası olmak için İberya’nın farklı yerlerinden gelen […]

The post İberya’dan Rojava’ya Anarşist Dayanışma appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
kob3_yeni

Anarşizm tarihte hep özgürlük mücadelesi oldu. Devrim yıllarından önce bile bu durum böyleydi. Bunu tekrar yaşatmalıyız. Şimdi ideolojimizi pratiğe geçirme zamanı.

Rojava Devrimi, sınırları aşan bir devrim olduğunu sadece farklı coğrafyalarda yarattığı etkiyle değil, uluslararası dayanışmanın somutlaştığı yer olarak sürecin başından bu yana gösterdi. F.D. bu dayanışmanın bir parçası olmak için İberya’nın farklı yerlerinden gelen anarşist yoldaşlardan sadece birisi. Madrid’den Rojava’ya sürdürdüğü mücadelesi, anarşist hareket ve Rojava Devrimi üzerine F.D.’yle yaptığımız röportajı sizlerle paylaşıyoruz.

Rojava Devrimi’nden nasıl haberdar oldunuz?

Kürdistan’daki mücadeleden zaten daha önce haberimiz vardı. Kürt Hareketi, otonom yapılanma, kantonlar ve hareketin ideolojisine ilişkin okuma çalışmalarımız olmuştu. Bölgedeki devletlerin Kürdistan coğrafyasındaki mücadeleyi baskıya uğratmaya yönelik politikalarına ilişkin bilgimiz olsa da çok derinlikli değildi. Yakın zamanda Suriye genelinde yaşananları da takip etme fırsatımız oldu. Ana akım medyada Suriye’de yaşananlar, yanlı da olsa televizyonlarda ve gazetelerde genişçe yer buldu.

Peki, Rojava Devrimi’nin sizin için önemi nedir? Neden bu mücadelenin bir parçası olmak istediniz?

Rojava Devrimi, Suriye’de yaşananları düşündüğümüzde çok daha önemli bir noktada duruyor. Devrim bölgedeki devletlere verilmiş en güzel cevap. Son süreçte yaşananlar, yaşadığım coğrafyada biz anarşistlerin ilgisini çok çekti. Her şeyden önce devletsizliğe yapılan vurgu, halkın öz-örgütlülükle yeni bir yaşamı örüyor olması beni buraya getiren nedenler arasında. Özellikle Kobanê Direnişi, tarihi bir direnişti. 1936’daki Anarşist Devrim sürecinde gerçekleşen, Madrid direnişiyle benzerlikler taşıyordu. Daha önce süreci gözlemlemek için burada bulunmuştum. İkinci geldiğimde mücadelenin bir parçası olmak istedim. Buradaki deneyim benim açımdan birçok açıdan önem teşkil ediyor.

Bulunduğunuz süre içerisinde devrimi doğrudan gözlemleme fırsatınız oldu. Anarşist bir perspektiften bakacak olursanız, bu süreci nasıl değerlendirirsiniz?

Yaşadığımız coğrafyada bu tarz bir deneyimi en son Anarşist Devrim sürecinde yaşadık. Böylesi bir deneyimi toplumsal devrim olarak ele almak önemli. Yaşanacakları önceden kestirebilmek, hele böylesi bir ortamda, oldukça zor. Beklentileri, bütün bunları göz önünde tutup gözden geçirmek gerek.

Oradaki insanların bu süreçteki heyecanını gördüm ve hissettim. Rojava’daki herkes bu toplumsal devrime inanıyor. Bu nokta önemli, çünkü Batı’da ana akım medya tarafından, bu sürecin sonunda liberal demokratik bir yapının olacağının propagandası yapılıyor. Rojava’daki herkes Batı’dakine benzer liberal demokratik bir yapı ya da batılı kapitalizmi değil, farklı bir şey gerçekleştirdiklerini biliyor.

kob1_yeni

Zaman zaman ulusal karakter ve merkeziyet meselesine ilişkin devrime yönelik eleştiriler oluyor. Ancak Rojava’daki herkesin öncelik verdiği şey daha önceki devrim deneyimlerini akılda tutmak. Eski devrimlerin iyi yanları dışında hatalarını görerek, aynı hatalara düşmeden yeni bir deneyime hazırlanılıyor.

Özyönetimin iyi işlemesi için önemli bir çaba var. Halk olmadan, halkın karar alma süreçlerine katılmadan bir devrim gerçekleşmeyeceği biliniyor. Bu gerçek, özellikle toplumsallaştırılmaya çalışılıyor.

kob2_yeni

Gündelik yaşam, bu gerçekle ve kolektif bir dayanışma aracılığıyla örgütleniyor. Herkes, tek bir vücut gibi hareket ediyor. Özellikle savaşın yoğun olduğu bölgelerde bu durum daha belirgin. Günlük yaşam kantondan kantona farklılık gösteriyor. Ben daha fazla Kobane’deydim. Kobane neredeyse tamamen yok edildiğinden, gündelik yaşam insanlar için daha zor. İhtiyaçların kolektif karşılanması burada da diğer kantonlarda olduğu gibi işliyor. Yiyecek ve giyecek ihtiyaçları, herkesin ücretsiz alabileceği kolektiflerden temin edilebiliyor. Herkes ihtiyacı kadarını almaya özen gösteriyor. Su ihtiyacı büyük tankerler aracılığıyla gün içerisinde şehir dolaşılıp evlerin depoları doldurularak gerçekleştiriliyor.

Bütün bu koşullarda, bir yandan savaş devam ederken devrimi yaratmaya yönelik çabanın güçlendiğini görmek çok önemli.

İspanya’da halk son 5 yıldır ekonomik krizle uğraşıyor. Bunun toplumsal yansımasını görüyor musunuz?

Aslında hem evet, hem hayır. Kriz, insanların sisteme biraz daha eleştirel bakmasına neden oluyor. 11M Hareketi gibi örnekler bu açıdan umut verici. Ama diğer kesim için durum biraz daha farklı. Krizden önce İspanya’nın içinde bulunduğu refaha özlem duyanlar da var sokağa çıkanlar arasında. Kapitalizm, kriz ve devlet arasındaki ilişkiyi göremiyorlar. Tabi bunun üzerine devletin son 5 yıldır uyguladığı baskıcı politikalar eklemlendiğinde korku unsuru daha ön plana çıkıyor. İnsanlar bir yandan da içinde bulundukları durumdan çıkmak için bir şeyler yapmaktan korkuyorlar.

Dolayısıyla, İspanya genelinde durumlarını muhafaza etmeye çalışan bir toplumdan bahsedebiliriz. Devlet bu korkuyu biliyor. Ve buna göre taksit-taksit politikasını uyguluyor. Ekonomik ya da sosyal açıdan halka kabul ettirmeye çalıştığı bir uygulamayı azar azar yapmaya başlıyor. Bu bazen bir vergi oluyor, bazen ezilenlerin lehine olan bir haktan mahrum etme oluyor.

İspanya’da şu an ki durum, zengin daha zengin; fakir daha fakir. Ekonomik kriz kapitalizmin sadece bir unsuru. Avrupa’daki daha genel sıkıntıysa, insanların kapitalist yaşam biçimine ses çıkarmaması. Çalışma hayatı özellikle Avrupa’daki ezilen kesimler için büyük bir sorun. Kapitalizmin yarattığı bu monotonluk hali, insanları düşünmekten ve refleks göstermekten alıkoyuyor. İnsanlar, kapitalist sistem, devlet ve kriz arasında ilişki kuramıyor.

Peki, bu koşullarda anarşist hareket ne yapıyor?

Krizle ilgili eylemler başlamadan önce yoğunluklu olarak anti-faşist mücadeleye yoğunlaşıyorduk. Mücadele süresinde bir yoldaşımız katledildi. İspanya’nın farklı yerlerinde özellikle göçmenlere yönelik faşist baskılar var. Anti-faşist mücadele bu açıdan da önem taşıyor.

Kriz sonrası sokak hareketleriyle beraber, anarşist hareket de bir değişim geçirdi. Birbirinden farklı anarşist perspektiflere sahip yoldaşlarla gündemimize bu toplumsal hareketlenmeyi aldık. Toplumda anarşizmin propagandasını yapmaya daha fazla ihtiyaç olduğunu hissettik ve çalışmalarımızı bu doğrultuda yeniden şekillendirdik.

Anarşist hareketin biraz ivme kazanmaya başladığı bir dönemde, devlet baskısını arttırdı. 11M gibi bir süreç bizim için bir olanaktı ancak şunu kabullenmek gerekir ki, bu olanaktan yararlanmaya kimse hazır değildi. Şimdi yenisi için hazırlanmak gerekiyor.

Devlet baskısının arttığından bahsettin. Yakın süreçte özellikle anarşistlere yönelik bir dizi operasyon gerçekleşti. Bu operasyonlarla devlet aslında neyi hedefledi?

Çok basit; devlet insanları korkutmayı hedefledi. Toplumsal hareketlenmelerin yoğunlaştığı dönemlerde, anarşist harekete yönelik bir ilgi oluştu. Bunu kırabilmek için, anarşizmi kriminalize etmeye çalıştılar. Anarşistlere yönelik operasyonlarda insanları tutuklayarak toplumda korku salmaya çalıştılar.

Bu operasyonların toplumsal muhalefet içerisinde yer alan kurum ve örgütlerin de pozisyonunu değiştirdi. Bir kısmı bizimle dayanışma noktasında devlet baskısından çekinmedi, diğer kısmı reformist bir çizgiye kaydırdı.

Aslında, devlet korktu. Yakın süreçte İberya’da anarşizm giderek örgütlendi. Devletin planlamadığı bu gidişat devleti bir refleks göstermeye itti.

Farklı coğrafyalarda toplumsal, ekonomik ve politik baskılara rağmen son yedi sene içerisinde anarşist hareketin gittikçe daha güçlü bir pozisyon elde ettiğinden bahsedebiliriz. Ezilenlerin verdikleri farklı mücadelelerde kara bayrak yükselmekte. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz ve nereye evrileceğini düşünüyorsunuz?

Anarşizm, tarihte hep özgürlük mücadelesi oldu. İnsanların özgürlük için verdikleri mücadelelerde anarşizmi anlaması önemli. İnsanlar, devletin yok edici doğasını her geçen gün daha fazla anlıyor. 21. yüzyılda, artık, klasik toplumsal modellerin, sıkıntıları aşmada yetersiz kaldığı anlaşılıyor. Geçmiş mücadelelerin ve deneyimlerin yeni bir perspektiften değerlendirilmesi gerekti. Anarşizmle beraber, sisteme karşı bir pratik geliştirilebileceği anlaşıldı.

Örneğin Rojava Devrimi bu yüzden önemli. Daha fazla pratiğe ihtiyacımız var. Bu deneyimler başka deneyimlere yol açacak. Tabi ki başka bağlamlarda ve kendi özgün pratikleriyle.

İspanya’da anarşizm bir kültürdü. Devrim yıllarından önce bile bu durum böyleydi. Bunu tekrar yaşatmalıyız. Şimdi ideolojimizi pratiğe geçirme zamanı.

Bu söyleşi Meydan Gazetesi’nin 28. sayısında yayımlanmıştır.

The post İberya’dan Rojava’ya Anarşist Dayanışma appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2015/09/11/iberyadan-rojavaya-anarsist-dayanisma/feed/ 0
Ötekilerin Sesi Ötekilerin Postası https://meydan1.org/2013/11/07/otekilerin-sesi-otekilerin-postasi/ https://meydan1.org/2013/11/07/otekilerin-sesi-otekilerin-postasi/#respond Thu, 07 Nov 2013 19:18:48 +0000 https://test.meydan.org/2013/11/07/otekilerin-sesi-otekilerin-postasi/ Ötekilerin Postası adlı Facebook sayfası, 2012 yılından bu yana “direniş”in bilinen mecralarından biri. Aynı zamanda farklı şehirlerden gelen haberler, görsel çalışmalar ve duyurularla yayına devam eden sayfa, özellikle de Taksim Gezi direnişiyle birlikte, sosyal medya üzerinden bir haberleşme-örgütlenme ağı haline geldi. On binlerce takipçisi olan, Facebook tarafından defalarca sansürlenen, yasaklanan ve kapatılan Ötekilerin Postası ile “sanala hapsolan […]

The post Ötekilerin Sesi Ötekilerin Postası appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
Ötekilerin Postası adlı Facebook sayfası, 2012 yılından bu yana “direniş”in bilinen mecralarından biri. Aynı zamanda farklı şehirlerden gelen haberler, görsel çalışmalar ve duyurularla yayına devam eden sayfa, özellikle de Taksim Gezi direnişiyle birlikte, sosyal medya üzerinden bir haberleşme-örgütlenme ağı haline geldi. On binlerce takipçisi olan, Facebook tarafından defalarca sansürlenen, yasaklanan ve kapatılan Ötekilerin Postası ile “sanala hapsolan direniş” üzerine konuştuk.

Meydan Gazetesi: Bir yıl önce Kürt siyasi tutsakların cezaevlerinde başlattığı açlık grevi sürecinde, Açlık Grevi Postası olarak duymuştuk sizin sesinizi ilk defa. Tutsakların açlık grevini yok sayan yandaş medyaya karşın sizler, açlık grevinin sesi oldunuz. Sonrasında Ötekilerin Postası adıyla yeni bir Facebook sayfası açtınız ve o gün bugündür grevlerin, direnişlerin, isyanların sosyal medyadaki sesi oluyorsunuz. Ötekilerin Postası kaç kişilik bir ekip? Güncel bir şekilde kullanılan Ötekilerin Postası, nasıl bir çalışma yöntemi uyguluyor?

Ötekilerin Potası: Ötekilerin Postası iki kişinin özverili çalışmasıyla işe başladı ve 1 yıl içerisinde de yaklaşık on kişilik bir ekibe ulaştı. Uzunca bir süre kısıtlı kadroyla ve 24 saat yayın sebebiyle uzun çalışma saatleri harcayarak emek verdiğimizi söyleyebiliriz. Ancak bu sürecin sonunda internet yayını ile uğraşan ve bir nevi vardiyalı çalışan bir editör ekibi, tanıtım ve iletişim ile meşgul bir ekip vb. işbölümünü oluşturmuş durumdayız. Yine de belki de sosyal medya ve yurttaş gazetecilik prensiplerinin gerektirdiği gibi dinamik ve esnek bir çalışma sistemiyle karşı karşıyayız diyebiliriz. Aynı zamanda mesainin büyük kısmını da gönüllü muhabirlerin geçtikleri haberler ile oluşturulduğunu söyleyebiliriz.

Sayfanız Facebook tarafından defalarca sansüre maruz kaldı, kapatıldı. Ancak sizler her defasında yeni bir Facebook sayfasıyla geri döndünüz, bir de internet sitesi açtınız. Ötekilerin Postası’nın bu yasaklamalara karşı koyuşu nasıl gelişti? Facebook tarafından kapatılma riskinizin her zaman olabileceğini düşünürsek, çalışmanızı ileride taşımak istediğiniz başka bir alan mevcut mu?

Sayfa olarak sansüre iki biçimde direnmeye çalıştığımızı söyleyebiliriz. Birincisi, Facebook yönetimi ile kapatılan sayfalarımızın geri iadesi üzerinden yürüttüğümüz mücadele. İkincisi ise haber mecralarını çeşitlendirerek Facebook dışında da yayın sürekliliğini sağlayarak önlem almaya yönelik geliştirdiğimiz bir yol. Ancak belirtmeliyiz ki, her iki seçenek için de takipçilerin dayanışması en başta güvendiğimiz öge. Ne olursa olsun kapatılan sayfaların ardından, yine hep birlikte olabilmek açısından takipçilerimiz bize yardımcı oluyorlar.

İlerisi için de benzer bir yöntem izleyerek haber mecralarını geliştirmek yoluna gitmeye çalışıyoruz. Bunun için, web sitesi, Twitter, telefon uygulamaları gibi üzerinde çalıştığımız alanlar var. Zira sansürlendiğimiz andan itibaren haber verme sıklığını azaltmamak için bu yöntemlere başvurmalıyız. Ayrıca sayfayı bir internet haber ajansına çevirmek gibi uzun vadeli planlarımız da mevcut.

Ötekilerin Postası’nın “yurttaş gazetecilik, dijital aktivizm ve sivil itaatsizlik” ilkeleriyle, kolektif bir habercilik anlayışı olduğunu belirtiyorsunuz. Gönüllü muhabirler, sayfanıza farklı şehirlerden haberler ve duyurular gönderebiliyorlar. Sizler gönderilen bu haberlerin yayımlanmasında nasıl bir yöntem izliyorsunuz, belli kriterleriniz var mı? Kısaca, Ötekilerin Postası “sansür/oto sansür” uygular mı?

En başta hakaret ve direk saldırı içerikli yorum ve haberler dışında herhangi bir filtreleme yapmadığımızı söyleyebiliriz. Öyle ki sayfanın kendisini eleştiren yorumlar dahil hiçbir katkıya sırt çevirmiyoruz. Haber yayınlanmasında ise elbette belirli kriterlerimiz var. En başta gönüllü muhabirlerin gönderdiği ham veriyi doğrulama yoluna gidiyoruz. Görseller ve/veya yazılı materyaller yoluyla teyit alarak, olayların birinci ağızdan ya da güvenilir kaynaklardan gelip gelmediğini anladıktan sonra haber vermeye gayret ediyoruz. Bu durum zamanla, sürekli haber geçen gönüllü muhabirlerin varlığıyla daha hızlı ve otomatik bir hâl alıyor. Yani, olayın olduğu yerde bulunduğundan emin olduğumuz arkadaşlar sayesinde an itibariyle haber aktarma işlevini de geliştirmiş oluyoruz. Bunun dışında aktivizm kampanyaları vs. önerileri de hızla değerlendirerek kolektif biçimde hayata geçirmeye gayret ediyoruz.

Taksim Gezi direnişi boyunca, Facebook ve Twitter üzerinden örgütlenen eylemlerde, kullanılacak taktiklerin yaygınlaştırılmasında, polis şiddetinin ve devlet terörünün ifşa edilmesinde sosyal medya oldukça etkindi. Şimdilerde durum biraz değişti. İnternette yapılan paylaşımların devam etmesine ve sosyal medyanın bir “direniş alanı” olarak kullanılmasının devam etmesine rağmen, sokak eylemlerinin örgütlenmesinde ve bu tarz eylemlere katılımda büyük oranda düşüş oldu. Sizce direnişin sosyal medyada bu kadar yoğun ve hatta çoğu zaman popüler kılınmasının olumsuz bir etkisi var mıdır? Sosyal medyanın katılımın bu kadar kolay olduğu bir alana dönüşmesi, direnişin sanala hapsolma riskini de beraberinde getirir mi?

Bu bir yanıyla kaçınılmaz olabiliyor. İnternetin slaktivizm denilen kolay aktivizm gibi bir durumu ortaya çıkarabiliyor. Ancak bunu tek başına internetin yaptığını söylemek de yanlış olur. İnterneti bir araç olarak gördüğümüz sürece ona ilerici bir rol atfetmek de mümkün oluyor. Yani açıkçası, sokak eylemlerinin sınırlı düzeydeyken yeni bir seviyeye gelmesini sağlayan Haziran İsyanıdır ve bu isyanın kitleselleşmesinde de internet önemli rol oynamıştır. Bundan sonra da aktivist eylemlerin bir haber niteliğinde yaygınlaşması için internet işlevini yerine getirecektir diyebiliriz. İnsanların internette aktivizmle yetinmesi ise çok daha geniş bir toplumsal yapıyı ifade eder. Kısaca internet öncesi ve sonrası olarak baktığımızda umutsuzluğa kapılmak için herhangi bir neden olduğunu düşünmüyoruz. Bu, ana akım medyanın deşifre edilmesi ve sansürsüz yayın yapılması açısından da aynı şekildedir. Özellikle internet bilgisi güvenilir midir gibi sorulara, ana akım medyanın şimdiye kadar güvenilir ne yaptığını sorarak dahi karşılık verebiliriz.

Günümüzde medya, devlet ve şirket güdümüyle var olmaya zorlanan bir alan. Yandaş televizyonlar ve gazeteler dışındaki diğer “alternatif medya” da reklama ve sponsora duydukları ihtiyaç sebebiyle, çoğunlukla şirketlerle işbirliği halinde. Ne yazık ki muhalif kimliklerine rağmen kentsel dönüşüm şirketlerinin reklamlarını ve bu şirketlerin sponsorluğunu alan yayınlar bile mevcut. Bağımsız bir medyanın varlığını sürdürebilmesi giderek zorlaşmaktayken, Ötekilerin Postası’nın bu konuya ilişkin kaygıları var mıdır? Devletten ve şirketlerden bağımsız bir yayın politikasını, Facebook dışı bir alanda da var edebileceğinize inanıyor musunuz?

Bu belki de Ötekilerin Postası hareketinin akıbetini belirleyecek bir ikilem. Gerçekten yoğun emek harcanılan bir ortamda en azından çalışanların hayatını idame ettirecek bir parayı karşılamak dahi halihazırda var olan sorunlarımız arasında yer alıyor. Bunun dışında da teknik ekipman maliyetleri, ulaşım-bağlantı ücretleri gibi birçok kalem, bizim bulunduğumuz konumda bireysel çabalar ile karşılanır düzeyde. Bu yüzden sürekli bir gelir kaynağı sağlanması elzem.

Daha genel anlamda düşünüldüğünde ise elbette sponsorluk, reklam gibi kanallara dayanmadan ilerlemek her muhalif hareketin amacıdır diyebiliriz. Ötekilerin Postası da bu bilinçle hareket etmektedir. Ancak bahsettiğimiz kalemler gereği, çeşitli örgüt veya sivil toplum kuruluşlarından hibeler, yapılan haberlerin maliyetinin takipçiler tarafından cüzi rakamlarla karşılanması gibi çeşitli yöntemlerle bütçeleme yolları aramaya da mecburuz. Ancak örgütlerden alınacak destekler vb. konularda da elbette seçici davranmak gerekiyor.

Bu tip yöntemlerle devlet ve sermayeden özerk bir konumda bulunabiliriz diye düşünüyoruz.

Röportaj için teşekkür ederiz.

Bu söyleşi Meydan Gazetesi’nin 14. sayısında yayımlanmıştır.

 

The post Ötekilerin Sesi Ötekilerin Postası appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2013/11/07/otekilerin-sesi-otekilerin-postasi/feed/ 0