SAYI 4 – Meydan Gazetesi https://meydan1.org Anarşist Gazete Thu, 25 Oct 2012 19:45:20 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=5.3.13 Anarşist Liselilerin Fanzini: LAFANZİN https://meydan1.org/2012/10/25/anarsist-liselilerin-fanzini-lafanzin/ https://meydan1.org/2012/10/25/anarsist-liselilerin-fanzini-lafanzin/#respond Thu, 25 Oct 2012 19:45:20 +0000 https://test.meydan.org/2012/10/25/anarsist-liselilerin-fanzini-lafanzin/ Lise Anarşist Faaliyet’in 4 yıldır çıkarttığı Lafanzin’in 7. sayısı çıktı. Okullarda sıra altlarına bırakarak veya teneffüslerde elden dağıtılan lafanzin çok geniş bir dağıtım ağına sahip. Bu dağıtım ağındaki herkes hem gönüllü, hem de lafanzin’in oluşum sürecinde çalışmalara doğrudan katılıyorlar. 2008 yılında “Her yerdeyiz” diyerek yayınladıkları ilk fanzin de eğitim karşıtı fikirlerini ilk kez yazınsal olarak […]

The post Anarşist Liselilerin Fanzini: LAFANZİN appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

Lise Anarşist Faaliyet’in 4 yıldır çıkarttığı Lafanzin’in 7. sayısı çıktı. Okullarda sıra altlarına bırakarak veya teneffüslerde elden dağıtılan lafanzin çok geniş bir dağıtım ağına sahip.

Bu dağıtım ağındaki herkes hem gönüllü, hem de lafanzin’in oluşum sürecinde çalışmalara doğrudan katılıyorlar.

2008 yılında “Her yerdeyiz” diyerek yayınladıkları ilk fanzin de eğitim karşıtı fikirlerini ilk kez yazınsal olarak ortaya koydular. Arka kapakta ise 16 yaşında Yunanistan’da polis kurşunu ile öldürülen anarşist Alexis için, Yunanistan konsolosluğunu kırmızıya boyadıkları, “Bizde 16 Yaşındayız” dedikleri eylem fotoğrafı göze çarpıyor.

İlk sayının hemen ardından yayınladıkları 2.sayı da lafanzin’in ana kapağına “Eylem Bereketlidir” sloganını yazıyorlar. Anarşist tarihten Ukraynalı Anarşist Mahnovistleri anlatıyorlar.

Lafanzin’in hangi periyotlarda çıktığını sorduğumuzda, belirli bir periyodu olmadan gündemimiz yoğun olduğunda daha sık çıkartıyoruz cevabını aldık.

Lafanzin’in kapağında “Anarşi Sürüyor ve Sürecek” yazılı 3. sayısını okuduğumuzda liselilerin yazılarında çok öfkelendiklerini gördük. Çünkü aynı dönemde, yaşıtları olan Ceylan Önkol’ün oyun oynarken vücuduna isabet eden havan topuyla paramparça edilmesine karşılık öfkeleri yazılarına dökülmüştü sanki. Aynı sayıda, 1980 darbesinde yaşı büyütülerek idam edilen 17 yaşındaki devrimci Erdal Eren’in ismini, idam emrini veren Kenan Evren’in ismine sahip olan Kadiköy Kenan Evren Anadolu Lisesi’nin tabelasını değiştirerek asmışlar.

“Taş atan Çocuklar” lafanzin 4.sayısında liselilerin eğitimin militer anlayışına karşı 15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler günün de açıkladıkları vicdani ret metinleri yer alıyor. Militarizmin sadece orduda değil, okullarda her gün öğrencilere nasıl yaşatıldığını hatırlatarak; itaat etmeyi, emretmeyi ve emir vermeyi reddettiklerini belirtiyorlar.

Büyük harflerle “Köle” yazılı lafanzin 5. sayısı eğitimin kapitalizme köle yetiştirdiğinden bahsediyor. Ayrıca 24 Kasım öğretmenler günün de okullardaki otoriteye, hiyerarşiye ve baskılara karşı “bir LAF geleneği” dedikleri okul boyama ve kilitleme eylemlerine yer veriliyor. Sarıyer Behçet Kemal Çağlar Lisesinde gerçekleşen kantin boykotu ve sonrasında oluşan paylaşma masalarıyla bencillik kültürüne karşı savundukları paylaşama ve dayanışma kültürünü de bu sayıda ayrıntılarıyla anlatıyorlar.

“Gözmece” yazıyor lafanzin 6. sayısının kapağında. Gözmece kürt çocuklarının Körebe oyununa verdikleri isimmiş. Bu konuda ilginç bir yazı yazmışlar. Ayrıca yine bu sayılarında eğitim konusunu farklı açılardan ele alan lafanzin, bilginin toplumsal paylaşmayla yayılacağını ve bunun da eğitenlerin otoritesiyle değil yaşamın bilgisiyle mümkün olduğunu söylüyorlar. Aynı zamanda sitelerinde yer alan yaşamın bilgisi bölümünde de (tamirattan, yemeğe bir çok tarif mevcut) kendi edindikleri bilgileri paylaşıyorlar.

Son olarak yayınladıkları ve yeni çıkan lafanzin 7. sayısında her yerde tartışılan ve uygulanmaya başlayan 4+4+4 eğitim sistemini eleştiriyorlar. rekabet+bencillik+itaat=entegrasyon konusuyla çıkan bu sayıda, ayrıca Yunanistan da 1991 yılında ayaklanan liselilerin, 1500 liseyi işgal ettiği (işgal et) hareketi de ayrıntılı bir şekilde ele alıyorlar.

Lafanzin’in tüm sayılarına [email protected] adresinden kendileriyle iletişim kurarak ulaşabilirsiniz. Lafanzin’in 7.sayısına Kadıköy-Taksim Mephisto, Kadıköy Sahaf26A, Kadıköy Kalkedon Kitabevi, Taksim Kafe26A ‘dan edinebilirsiniz. Israrla tavsiyemizdir.

The post Anarşist Liselilerin Fanzini: LAFANZİN appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2012/10/25/anarsist-liselilerin-fanzini-lafanzin/feed/ 0
Belgesel :Ütopyayı Yaşamak https://meydan1.org/2012/10/25/belgesel-utopyayi-yasamak-2/ https://meydan1.org/2012/10/25/belgesel-utopyayi-yasamak-2/#respond Thu, 25 Oct 2012 19:15:10 +0000 https://test.meydan.org/2012/10/25/belgesel-utopyayi-yasamak-2/ “Anarşizm bir teori değildir. Sadece bir felsefe de değildir. Anarşizm yaşamanın bir yoludur.” Liborto Sarraou Anarşizmin, insan özgürlüğünün en ideal durumu olduğu, ancak bu durumun sadece bir ütopya olabileceği belki çok söylenmiştir. İşte tam da bu eleştiriye bir cevap niteliğindeki belgesel “Ütopyayı Yaşamak”la Juan Gamero, İspanya’daki Anarşist Devrimi anlatıyor. 1997 yılında çekilmiş belgeselle 1936-1939 yıllarındaki […]

The post Belgesel :Ütopyayı Yaşamak appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
“Anarşizm bir teori değildir. Sadece bir felsefe de değildir. Anarşizm yaşamanın bir yoludur.”
Liborto Sarraou

Anarşizmin, insan özgürlüğünün en ideal durumu olduğu, ancak bu durumun sadece bir ütopya olabileceği belki çok söylenmiştir. İşte tam da bu eleştiriye bir cevap niteliğindeki belgesel “Ütopyayı Yaşamak”la Juan Gamero, İspanya’daki Anarşist Devrimi anlatıyor.

1997 yılında çekilmiş belgeselle 1936-1939 yıllarındaki Anarşist Devrimi deneyimlemiş 30 kişi devletsiz, patronsuz bir yaşamın dolaysız aktarımını yapıyor.

1936’yı yaratan tarihsel süreç 1800’lerden başlayarak Avrupa’daki ilk işçi örgütlenmesinden I. Enternasyonal’e; Bakunin’den Fermin Salvochea’ya birçok anarşist deneyim, düşünce ve kişi, İspanya’daki sosyal ve ekonomik koşullar göz önünde bulundurularak değerlendiriliyor. Sonrasında CNT-FAİ’ye dönüşecek anarşist geleneğin oluşum süreci aynı titizlikle ele alınırken, bu geleneğin bıraktığı etki Anarşist Devrimi deneyimleyenlerin ağzından aktarılıyor.

Bizzat bu 30 kişinin devrimin öz örgütlenmesinde yer alması, Franco faşizmine karşı verdikleri mücadele, devrimin toplumsallaşması için gösterdikleri çaba, kolektif üretimin, tüketimin ve dağıtımın bu 30 kişide yarattığı dönüşüm, toplumsal bir devrimin pratiğini ilk elden almak adına önem taşıyor. Bütün bunlar, paylaşma ve dayanışmaya dayalı bir ilişki tarzını yaratmanın; devrimin yaşamsal ve ekonomik dönüşümünü gösteriyor.

Savaş koşullarında dahi kolektif üretim, tüketim ve dağıtım ağıyla, örgütlü bir halkın toplumsal devrimi nasıl ördüğünü anlattıkları belgesel, anarşizmin toplumsal gerçekliğini gözler önüne seriyor. “Devrimin itibarını zedelemek ve onu belleklerden silmek için ellerinden geleni yaptılar.” diyor devrimi yaşayanlardan Federico Marcos. “Çekilen acılar, fedakârlıklar, çileler buna değer miydi?” diye soruyor Concha Liano. Sonra da yanıtlıyor, “Her ne olursa olsun bizler, devlet olmadan da yaşamanın mümkün olduğunu gösterdik. Çünkü devlet yoktu ve tüm kolektifler çalışmayı sürdürebildi. Herşey işlevini yerine getirdi. Karşılıklı anlaşma sayesinde.”

Anarşist Devrimin imkanını, onu deneyimleyenlerin ağzından yalın bir şekilde anlatan “Ütopya’yı Yaşamak”, bize belleklerden silinmeye çalışılan bir devrimi, 1936 İspanya Devrimi’ni unutturmayacak bir belgesel.

The post Belgesel :Ütopyayı Yaşamak appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2012/10/25/belgesel-utopyayi-yasamak-2/feed/ 0
Müzik : Godspeed You! Black Emperor https://meydan1.org/2012/10/25/muzik-godspeed-you-black-emperor/ https://meydan1.org/2012/10/25/muzik-godspeed-you-black-emperor/#respond Thu, 25 Oct 2012 19:04:06 +0000 https://test.meydan.org/2012/10/25/muzik-godspeed-you-black-emperor/ Godspeed You! Black Emperor, 2002 yılında paylaştığı albümü Yanqui U.X.o. ile kapağında müzik endüstrisi ve silah endüstrisinin ilişki ağını açığa çıkararak, politik duruşunu gösteriyor. Jim komadan çıkmıştır, gözlerini açar ve etrafına bakınır. Yataktan kalkar, ne olduğunu anlamaz bir halde hastanenin içinde dolaşmaya başlar. Etrafta kimse yoktur, dışarıya çıkar. Bomboş Londra sokaklarında yürür. Yerle bir olmuş […]

The post Müzik : Godspeed You! Black Emperor appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
Godspeed You! Black Emperor, 2002 yılında paylaştığı albümü Yanqui U.X.o. ile kapağında müzik endüstrisi ve silah endüstrisinin ilişki ağını açığa çıkararak, politik duruşunu gösteriyor.

Jim komadan çıkmıştır, gözlerini açar ve etrafına bakınır. Yataktan kalkar, ne olduğunu anlamaz bir halde hastanenin içinde dolaşmaya başlar. Etrafta kimse yoktur, dışarıya çıkar. Bomboş Londra sokaklarında yürür. Yerle bir olmuş şehirde hiçbir yaşam izi yoktur. Londra sanki savaştan çıkmıştır ve Jim de, tam da böyle bir yerde tek başına kalmıştır. 2002 yılı, Danny Boyle imzalı 28 Gün Sonra filminin giriş sahnesi, neredeyse hepimizin hafızasına kazınmıştır. Tabi ki böyle bir distopyada hafızamıza kazınan sadece filmin girişi değil. Kıyametvari konusu itibarı ile de kendinden epeyce söz ettiren film, yaşadığımız dünyayı farklı koşullarda hayal etmemize yardımcı oluyor. Bunu yapmamıza olanak sağlayan, Jim’in boş Londra sokaklarında yürürken, filmde inceden inceye belirginleşmeye başlayan bir müzik; East Hastings.

East Hastings, Godspeed You! Black Emperor’ın çıkış albümü “F#A#∞” albümününden. “F#A#∞” albümleriyle ilk kez adını duyuran Ouebec’li post-rock grubu, 1994 yılından bu yana farklı tarzı ve duruşuyla müziğin ne olması gerektiğini gösteriyor.

Godspeed You! Black Emperor, herhangi büyük müzik şirketiyle iş yapmayı ya da sponsorluk almayı reddeden “Constellation Records” ile çalışmaya başladıkları günden bugüne hem müzisyen hem de dinleyici olma anlayışına ve pratiğine farklı bir yaklaşım sergiliyor. Bu farklı yaklaşımı, müziği yapma ve bunu paylaşma yöntemiyle açığa çıkartıyor. İlk albümlerini 1997 yılında yayınladıktan sonra 2003 yılında dağıldığına dair söylentiler çıkan; ancak 2010’da yeniden bir araya gelerek müziğe başlayan grup öğretilen tüm müzik standartlarının dışına çıkıyor.

“Plan en başından beri bu, hep daha fazla insan katılır ve grup sürekli değişir. Ve herkesin çaldığı enstrüman sürekli değişir. Çalınanlar bir kez ya da iki kez kaydedilir. Sonra bir daha çalınamaz bile belki. Sürekli çalan bir grup olmak istemiyoruz, severek çaldıklarımızı sürekli çalarak yabancılaşmamak için…” diye belirten grup sürekli değişen üyeleriyle ve asla sabit kalmayan besteleriyle, müziğin kolektif bir üretim aşamasıyla oluşmasından yana olduğunu her fırsatta dillendiriyor. Müziğin böylesine piyasalaştığı, küresel kapitalizmin müziği de bir rant alanı olarak gördüğü ve aynı doğrultuda araçlaştırdığı bu zamanlarda Godspeed You! Black Emperor ise müziğiyle isyan ediyor. “Müzikal reellik”in çok ötesinde hissettikleriyle müziğini icran eden bu grup, müziği bir ifade biçimi olarak görüyor.

Kendilerini anarşist ve anti kapitalist olarak niteleyen grup, bu tavrını müziğine de yansıtıyor. Örneğin, Yanqui U.X.O albümündeki tanıtım yazılarında, “09-15-00” parçasını, “Ariel Sharon, 1000 İsrail askeriyle Mescid-i Aksa’yı kuşattı ve yeni bir İntifada başladı” diye tanıtıyor. Aynı albümün arka kapağında, hangi medya/müzik şirketinin, hangi savunma sanayisiyle ilişkisi olduğunu harita şeklinde deşifre ediyor. Kanada Cumhurbaşkanından, AOL’un CEO’su Steve Case’e, Henry Crown Şirketi Ceosu Lester Crown’dan CIA direktörü John Deutsch’tan Sony Pictures eş başkanı Amy Pascal’a; AOL, AOL Time Warner, Columbia Pictures, DirecTV, Elektra Records, FOX Inc., General Dynamics, Lehman Brothers, Sony, Total, Warner Music Group… gibi birçok şirkete, Aerospace Endüstri Birliği, Aspen Enstitüsü, ABD Ordusu, ABD dışişleri konseyine varıncaya kadar birçok kurum ve kişinin ilişkisini açık bir şekilde ortaya koyuyor.

“F#A#∞” albümündeki Dead Flag Blues parçasının girişindeki konuşma da Godspeed You!Black Emperor’un birçok parçasında olduğu gibi, politik bir konuşmayla başlıyor. Devletin itinayla yok ettiği bir kasabanın sakininin, devletin kasabada yaptıkları hakkında bilgilendirici bir konuşmasıyla başlıyor ve on dakika boyunca devam ediyor.

Bunun dışında, Godspeed You!Black Emperor dayanışma için yaptığı albümlerle de politik duruşunu gösteriyor. Afganistan Devrimci Kadınlar Derneği için hazırlanmış “Azadi” albümü, böyle bir albüm. Albüm için toplanan tüm maddi dayanışma doğrudan bu derneğe gönderilmişti.

Yapım aşamasından, paylaşım aşamasına kadar “eser”lerinin her anını öngörerek üretim yapan bu grup ne kapitalist plak şirketleriyle işbirliği yapıyor ne de albümlerinin küresel müzik marketlerde birer meta haline gelmesine izin veriyor. Grup yarattığı ekolle, müziği beğenilerin çok ötesinde bir yere taşıyor: Hissetmek ve eylemek.

Kapitalizmin yarattığı “her şeyi” tüketme üzerine kurulu kültüre karşı albümlerini sınırlı sayıda çoğaltan, grup elemanlarını ve bestelerini asla sabit tutmayarak müzikal arenada kolektif bir dönüşüm yaratan Godspeed You! Black Emperor, her şey gibi müziğin de piyasalaştığı bu zamanlarda dinlenebilecek ender müzik gruplarından.

GY!BE, bu kaygılarla müziği anlamaya heves etmiş herkesi dinlemeye davet ediyor.

The post Müzik : Godspeed You! Black Emperor appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2012/10/25/muzik-godspeed-you-black-emperor/feed/ 0
“Erkekleşen Kadın”- Didem Erbak https://meydan1.org/2012/10/25/erkeklesen-kadin-didem-erbak/ https://meydan1.org/2012/10/25/erkeklesen-kadin-didem-erbak/#respond Thu, 25 Oct 2012 18:47:28 +0000 https://test.meydan.org/2012/10/25/erkeklesen-kadin-didem-erbak/ Kapitalizm, iktidarı eline alan böylelikle de “erkekleşen” kadınlar yaratarak kendini daha da vazgeçilemez bir hale getirmeyi amaçlıyor. Ezilenlerin farkındalıklarının üstünü örtmek için türlü iyileştirmeleri bir yöntem olarak kullanan kapitalizmin, kadınlar üzerindeki “ekonomik iyileştirme” projeleri artarak sürüyor. Turkcell, Türkiye İsraf Önleme Vakfı (TİSVA) ve Türkiye Grameen Mikrofinans Programı ortaklığıyla yeni bir proje geliştirildi. “Ekonomiye Kadın Gücü” adı […]

The post “Erkekleşen Kadın”- Didem Erbak appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

Kapitalizm, iktidarı eline alan böylelikle de “erkekleşen” kadınlar yaratarak kendini daha da vazgeçilemez bir hale getirmeyi amaçlıyor.

Ezilenlerin farkındalıklarının üstünü örtmek için türlü iyileştirmeleri bir yöntem olarak kullanan kapitalizmin, kadınlar üzerindeki “ekonomik iyileştirme” projeleri artarak sürüyor. Turkcell, Türkiye İsraf Önleme Vakfı (TİSVA) ve Türkiye Grameen Mikrofinans Programı ortaklığıyla yeni bir proje geliştirildi. “Ekonomiye Kadın Gücü” adı verilen bu projeyle, “dar gelirli” kadınların, “sosyal borçlanma” adlı modelle iş hayatına patron olarak girmesi planlanıyor. Projenin hedefi, 4 yılda 100 bin kadın.

Kapitalizmin, eve kapatılan kadının “ekonomik bağımsızlığını kazanması” diyerek ortaya attığı bu tip projelere fazlaca önem atfetmesi bilinçli bir önlem. Çünkü bu projeler “ezilen” kadını, ekonomik, sosyal ve kültürel olarak ekonomik iyileştirmeler adıyla sisteme daha kolay entegre ederken, aynı zamanda“erkekleştirme” sistematiğinin birer parçası haline getirmektedir. Böylece kadın “erk”ekleşerek” ezilen kimliğini görünmez kılan, bir ezen kimliğe dönüşebilecektir.

Günümüzde her sektörün işçisi aynı zamanda tüketicisi olan kadın tarihsel süreç boyunca “ucuz iş gücü” olarak var olmuştur. “Dar gelirli” kadınların işçi olma durumuysa patronlar tarafından önemli bir tercih sebebidir. Kadınları “uysal” birer işçi olarak daha uygun gören patronlar sayesinde kadın işçilerin sayısında artışlar gözlenmiştir. 2004-2005 yıllarında kadın işçi oranı %23,3 iken, 2011-2012 yıllarına gelindiğinde %28,8 e kadar yükselmiş; işçi olarak görülmeyen ev işçilerinin oranı ise %35’lere varmıştır. Kayıt dışı geçici işlerde çalışan,seks işçiliği yapan çok sayıda kadın ise bu oranların dışındadır.

İşçi kadınların yanı sıra kendi işinin patronu olan, şirket veya holding patronu kadınların sayısı da dikkat çekici. “Patroniçe” olarak adlandırılan bu kadınlar, çalışan kadınlar arasında beşte bir orana sahip. Bu da yaklaşık bir buçuk milyon “kadın patron” demek. “Kişisel bağımsızlığını ve bağımsız kazanç sağlamayı” da aşarak, patronlaşan bu kadınlar hayatlarında, hemcinslerinin karşılaştığı sosyal, kültürel ve ekonomik şiddete maruz kalmak bir yanda, bunların uygulayıcıları olurlar. Kapitalizmde, iktidarın ilişkiler bütünü içerisinde kadın olmasından dolayı ezilse de, patronlaşarak ezen kimliğine bürünmüş bu kadınlar, iktidarı ellerine alarak kadın görünümüne bürünmüş bir “erk”ek halini alırlar. Böylece toplumsal yaşamın her alanında sosyal, kültürel ve ekonomik olarak kadınların ezilmesine duyarsızlaşırlar. Duyarlılık adına kendi konumlarına onlar gibi “fırsat yakalayan” birkaç tane daha kadın getirerek, aslında bu ezilme durumunu süreklileştirirler. Böylece, kapitalizmin ezen ezilen ilişkisinde ezenlerin safında yer tutarlar.

İnsanlar arasındaki hiyerarşinin ortaya çıkmasıyla paralel bir şekilde var olan kadının ezilmişliği, kapitalizmle kendini daha da görünür kılıyor. Kadın, evde, iş yerinde sosyal hayatın her alanında sömürüye maruz bırakılıyor. Bunun yanında devlet çıkardığı yasaları ve cinsiyetçi uygulamalarıyla kadını dilediğince baskılıyor. Kadına sunulan ezilmekten başka bir hayat seçeneği, ezerek kazanabileceği bir hayat oluyor.

Kadının hayatına ekonomik ve sosyal türlü iyileştirmeler adıyla giren kapitalizm, iktidarı eline alan böylelikle de “erkekleşen” kadınlar yaratarak kendini daha da vazgeçilemez bir hale getirmeyi amaçlıyor. Bu anlamda biz kadınlar için erkek egemen bir dünyaya karşı koymak ve mücadele etmek, kapitalizmin olmadığı, ekonomik ve sosyal olanın adaletli paylaşımı için tek iyileştirme yöntemi olacaktır.

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 4. sayısında yayımlanmıştır. 


The post “Erkekleşen Kadın”- Didem Erbak appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2012/10/25/erkeklesen-kadin-didem-erbak/feed/ 0
21. yy’da Teslimiyet Teorileri ve Pratikleri : KAPİTALİSTLERİN HAYIRSEVERLİK KUMPASI https://meydan1.org/2012/10/25/21-yyda-teslimiyet-teorileri-ve-pratikleri-kapitalistlerin-hayirseverlik-kumpasi/ https://meydan1.org/2012/10/25/21-yyda-teslimiyet-teorileri-ve-pratikleri-kapitalistlerin-hayirseverlik-kumpasi/#respond Thu, 25 Oct 2012 18:42:39 +0000 https://test.meydan.org/2012/10/25/21-yyda-teslimiyet-teorileri-ve-pratikleri-kapitalistlerin-hayirseverlik-kumpasi/ “Krallar cömertlik bahşeder ve köleler, kralım çok yaşa diye bağırır.” La Boetie Dünyanın en zenginleri, sahip oldukları servetlerinin en az yarısını, hayır işlerinde kullanmak üzere The Giving Pledge kampanyasıyla bağışlamaya hazırlanıyor. Bill Gates’ten Warren Buffet’a, Rockefeller’lardan Facebook’un kurucusu Zuckerberg’e dünyanın sayılı zenginleri var olan eşitsizliği, adaletsizliği gidermek üzere, bu kampanyayı destekliyor. Geçtiğimiz on yıl içinde […]

The post 21. yy’da Teslimiyet Teorileri ve Pratikleri : KAPİTALİSTLERİN HAYIRSEVERLİK KUMPASI appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
“Krallar cömertlik bahşeder ve köleler, kralım çok yaşa diye bağırır.” La Boetie

Dünyanın en zenginleri, sahip oldukları servetlerinin en az yarısını, hayır işlerinde kullanmak üzere The Giving Pledge kampanyasıyla bağışlamaya hazırlanıyor. Bill Gates’ten Warren Buffet’a, Rockefeller’lardan Facebook’un kurucusu Zuckerberg’e dünyanın sayılı zenginleri var olan eşitsizliği, adaletsizliği gidermek üzere, bu kampanyayı destekliyor. Geçtiğimiz on yıl içinde zenginler arasında giderek yaygınlaşan bu kampanyalar, yine aynı zenginlerin öncülük ettiği vakıflar tarafından düzenleniyor. Bu vakıf kampanyalarının yerel versiyonları da mevcut. Örneğin Güler Sabancı’nın öncülük ettiği Sabancı Vakfı çalışmaları bu nitelikte.

Bu hayırseverlik çalışmaları son dönemde o kadar önem kazandı ki Willim J. Clinton Vakfı başkanı Bill Clinton, içine girilen ekonomik, ekolojik, sosyal krizlerden çıkmak için hayırseverliğin propagandasını yapıyor. Yakın zamanda Time dergisinde, var olan kapitalist sistemin yarattığı olumsuzlukları giderecek hayırseverlik projelerinden bahseden Clinton, kapitalizmin yeni tarzının sözcülüğünü yapıyor. Peki bu küresel vicdan sahipleri, bu “iyilik”lerinin altında hangi amaçlarını gizliyor? Ya da bu hayırseverlik kapitalistlere nasıl bir meşruluk sağlıyor?

Kapitalizmin Hayırsever Yönü: Filantrokapitalizm

Zenginler, hayırseverliği ekonomik adaletsizliğin vuku bulduğu ilk zamandan bu yana kullanmıştır. Hayırsever zengin, ezilen ile arasındaki sosyal, ekonomik adaletsizliği “bir nebze de olsa gidererek” yaptığı yardımlarla, “merhamet” sahibi kişiliğiyle toplumda kendini ve zenginliğini meşrulaştırır. Yani yarattığı toplumsal sorunlara yine kendisi çözüm bulur.

Bu durumu ya da bu durumun şimdilerde ulaştığı boyutu “Philanthrocapitalism” olarak tanımlıyor Mathew Bishop. Bishop, ünlü The Economist dergisinin Amerikan İş Dünyası Editörü. Bishop’u “hayıseverlik”in önemini anlattığı Sabancı Vakfı’nın etkinliklerinden tanıyoruz. “İnsanlığın yararı için çalışan bir kapitalizmin” mümkün olduğunu söyleyen Bishop, hayırseverlik faaliyetlerinin zengin olmanın vazgeçilmez ön koşulu olduğunu belirtiyor.

“Hayırseverlik” uzun zamandır var olan bir durum. Ancak Bishop’a Micheal Green ile birlikte bu işin kitabını yazdırmaya ihtiyaç hissettirecek şey nedir? Kapitalizmin şu an içinde bulunduğu evre.

Finans krizleri, iklim değişikliği, ölüme yol açan salgın hastalıklar gibi kapitalizm kaynaklı sorunlarla mücadele etmeye yönelik ihtiyaç, tam da bu “vicdan sahibi” kapitalistlerin asıl manipüle etmek istediği şey.

Küresel Kapitalizmin Mucizeleri

Küresel sorunlara çözüm bulma şiarıyla yola çıkan küresel şirketler, bir çok özel vakıf içerisinde ekonomik kimliklerini gizleyerek, hayırseverlik etkinlikleri yürütmektedir. Sayısı gün be gün artan vakıflar ve bu vakıfların kampanyalarının amacını Bill-Melinda Gates Vakfı kurucusu ve dünyanın sayılı zenginlerinden biri olan Bill Gates “Dünya son yüzyılda daha iyiye gitmekte fakat milyarlarca insan kapitalizm mucizelerinden yararlanamamaktadır” diyerek özetliyor.

ABD’de bir piyasa haline gelen “hayırseverlik”, David Rockefeller, Henry Ford, Andrew Carnegie gibi zenginliklerini küresel sömürüye borçlu olan hayırseverlerin girişimleriyle kurumsal bir nitelik kazanmıştı. Özellikle 90’lı yılların sonlarında, bağışlarla finanse edilen birçok ekonomik ve sosyal proje gerçekleştirildi.

İçinde bulunduğumuz yüzyılın en büyük hayırseverleri ise Microsoft’un sahibi Bill Gates ve birçok finans şirketinin sahibi Warren Buffet. Bu ikili, öncülük ettikleri yeni tarz hayırseverlikle, hayırseverliği aynı zamanda iyi bir yatırım alanı olarak kullanmayı planlıyor.

Hayırseverlik Dünyayı Değiştirebilir Mi?

Sabancı Vakfı, Aralık 2010’da bu başlıkla düzenlediği bir seminerde, King Baundin Vakfı temsilcisi ve Mathew Bishop öncülüğünde, işte bu meseleyi tartıştı. Kapitalizm kaynaklı sorunların, dünyanın her yerinde sosyal, siyasi, ekolojik, ekonomik biçimlerde hissedildiği bir zamanda, kapitalistler yarattıkları bu sorunların çözümünü kendileri için rant alanları haline getirmeye çalışıyor. Örneğin, yakın bir zamanda yaşanan sel felaketleri nedeniyle ekonomik ve idari yapılanması ağır darbe alan Haiti’ye, Clinton Vakfı’nın yaptığı yardımlar sağlık güvenliği, ekolojik gelişim, ekonomik güçlendirme adı altında gerçekleşiyor. Tabi ki bu yardımlarla birlikte, Haiti’nin ekonomisi ve siyasi mekanizmaları da dönüşüyor. Ekonomiyi kalkındırma adına vakfın attığı her adımda küresel bir şirket inisiyatif alıyor; çiftçiler ekonomik yardım adı altında küresel bankalara borçlu kılınıyor, endüstri kalkındırma hamleleri adı altında küresel şirketlerin doğrudan kontrolüne giriyor. Aynı vakıf Malawi’de 4.5 milyon ağacı iklim değişikliği programı için dikerken, program farklı ekonomik geri dönüşler üzerine kuruluyor; küçük işletmeler ekonomik olarak desteklenirken, ülke ekonomisine “hayırsever” müdahalelerde bulunulabiliyor. Ya da Bill-Melinda Gates Vakfı, tsunami sonrası büyük bir yıkıma uğrayan Sri Lanka’ya yaptığı ekonomik ve sağlık yardımı karşılığında, ülke kıyılarını “turizm cenneti” haline getirme hakkını, vakfın gizlediği şirketlere veriyor.

Merhamet Maskesi

Tabi ki bu küresel vakıfların hayırseverlik etkinlikleri, medya aracılığıyla iyice belirginleştirilerek, vakıf üyesi zenginler “merhametli insanlar” kategorisinde yüceltiliyor. Sosyal adaletin sağlanması, yoksulluğun sona ermesi, toplumun kalkındırılmasına yönelik çalışmalar yürüttüklerini iddia eden bu ”vicdan sahibi” kapitalistler, yarattıkları adaletsizlikleri, merhamet maskesinin altına gizliyor.

Zenginlerin bu yeni tarz “hayırsever sömürüsü”, kapitalizmin kesintisiz işlemesine ön ayak oluyor. Yoksulluk durumunu zenginliğin aksine “kader” olarak benimsetecek bu vakıf etkinlikleri, “yardım alan ve hayır işi yapan” arasındaki itaat ilişkisini de derinleştiriyor. Ezilenlerin bu adaletsizlikleri kabullenmesini, sisteme ucuz emek kaynağı olarak kalmalarının sürekliliğini garanti altına alacak “hayırseverlik etkinlikleri”, orta ya da uzun vadede “yardım edilen” bölgelerde gerçekleştirilecek yeni girişimlerle, kapitalistlerin kârlarına yeni kârlar sağlamayı amaçlıyor.

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 4. sayısında yayımlanmıştır.

The post 21. yy’da Teslimiyet Teorileri ve Pratikleri : KAPİTALİSTLERİN HAYIRSEVERLİK KUMPASI appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2012/10/25/21-yyda-teslimiyet-teorileri-ve-pratikleri-kapitalistlerin-hayirseverlik-kumpasi/feed/ 0
İspanya Krizinde İşsizler İsyanda https://meydan1.org/2012/10/25/ispanya-krizinde-issizler-isyanda/ https://meydan1.org/2012/10/25/ispanya-krizinde-issizler-isyanda/#respond Thu, 25 Oct 2012 18:31:15 +0000 https://test.meydan.org/2012/10/25/ispanya-krizinde-issizler-isyanda/ 2000’lerin sonuna doğru yaşanan finansal kriz, son dört senedir Avrupa genelinde kendini hissettirirken, 80.000’e yaklaşan işsiz sayısıyla İspanya’da işler hiç de Mariano Rajoy hükümetinin istediği gibi gitmiyor. Halk, yaşanmakta olan bu duruma cevabını protestolarla verirken IMF, Avrupa Merkez Bankası, Avrupa Birliği komisyonunun oluşturduğu Troyka, Euro krizinin içinden nasıl çıkacağını düşünüyor. Özellikle, Güney Avrupa ülkeleri ve […]

The post İspanya Krizinde İşsizler İsyanda appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
2000’lerin sonuna doğru yaşanan finansal kriz, son dört senedir Avrupa genelinde kendini hissettirirken, 80.000’e yaklaşan işsiz sayısıyla İspanya’da işler hiç de Mariano Rajoy hükümetinin istediği gibi gitmiyor. Halk, yaşanmakta olan bu duruma cevabını protestolarla verirken IMF, Avrupa Merkez Bankası, Avrupa Birliği komisyonunun oluşturduğu Troyka, Euro krizinin içinden nasıl çıkacağını düşünüyor.

Özellikle, Güney Avrupa ülkeleri ve İrlanda’da kendisini gösteren kriz, 2008’den bu yana İspanya’da yükselen bir oranda hissediliyor. Uzun süreli borçlar, inşaat sektöründeki çöküş ve işsizlik oranının yükselmesiyle kendini belli eden krize yönelik kesintiler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın işsizlere yapılan maddi yardımın artık yapılmayacağını açıklamasıyla başlamıştı. Halk arasında büyük endişeye yol açan bu önlemler, İspanyol hükümetinin KDV zamlarıyla rahatsız edici boyuta ulaşmıştı. Hükümet krizden kurtulmak için vergi gelirlerini arttırma politikaları uygularken, bu ekonomi politikaların Euro bölgesinin diğer güney ülkelerinde olduğu gibi ekonomiyi daha da felç edeceği yapılan yorumlar arasında. Avrupa Merkez Bankası’ndan alınacak yardımla piyasasındaki nakit sıkıntısını nasıl çözeceği merak konusu olan İspanya hükümeti, tüm bu ekonomik sorunların yanında, bir dizi siyasi problemle de karşı karşıya. Katalonya’da halk, bu ekonomik krizle pekişen durumdan kaynaklı, bağımsızlığını istiyor. Barcelona’da Eylül ayının sonunda gerçekleşen büyük protestolarda Katalonya halkı bağımsızlık için referandum istediğini haykırmıştı.

İşsizliğin %25’i aşan oranı, Mariano Rajoy hükümetinin başarısızlığı, AB ve Angela Merkel’e yönelik tepkiler, İspanya’da krizin ulaştığı sosyal, siyasi ve ekonomik boyutları göstermesi açısından önemli. Halk, borsa ve finans merkezlerinin ardından İspanyol meclisini işgal altına aldı.

59,3 milyar euroluk banka açığıyla İspanya’da durum, hükümetin artacak kesintileri ve Troyka’nın yaptırımlarıyla daha da kötüye gidecek gibi duruyor. halkın, grevler ve bitmeyen protestolarla, “kamulaştırma” ve özyönetim deneyimleriyle bu duruma yönelik verdiği yanıtlar ezilenler açısından daha belirgin bir hale dönüşecektir.

The post İspanya Krizinde İşsizler İsyanda appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2012/10/25/ispanya-krizinde-issizler-isyanda/feed/ 0
Yunanistan’da Tersane İşçileri Savunma Bakanlığı’na Yürüdüler https://meydan1.org/2012/10/25/yunanistanda-tersane-iscileri-savunma-bakanligina-yuruduler/ https://meydan1.org/2012/10/25/yunanistanda-tersane-iscileri-savunma-bakanligina-yuruduler/#respond Thu, 25 Oct 2012 18:29:19 +0000 https://test.meydan.org/2012/10/25/yunanistanda-tersane-iscileri-savunma-bakanligina-yuruduler/ Çiftçiler Traktörleriyle Havaalanını İşgal Ettiler Atina’da tersane işçileri ödenmeyen maaşları ve hükümetin uyguladığı kemer sıkma politikalarına karşı Yunanistan Savunma Bakanlığı’na girmeye çalıştılar. Bakanlık binası önünde toplanan yaklaşık 500 işçi polis barikatına karşı direndi. Polisin gazlı ve coplu müdahalesi sonucunda bir işçi kafasından yaralandı. Aynı saatlerde Girit Adası’nda da çiftçiler traktör ve motosikletleriyle, kent meydanında toplandı. […]

The post Yunanistan’da Tersane İşçileri Savunma Bakanlığı’na Yürüdüler appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
Çiftçiler Traktörleriyle Havaalanını İşgal Ettiler

Atina’da tersane işçileri ödenmeyen maaşları ve hükümetin uyguladığı kemer sıkma politikalarına karşı Yunanistan Savunma Bakanlığı’na girmeye çalıştılar. Bakanlık binası önünde toplanan yaklaşık 500 işçi polis barikatına karşı direndi. Polisin gazlı ve coplu müdahalesi sonucunda bir işçi kafasından yaralandı.

Aynı saatlerde Girit Adası’nda da çiftçiler traktör ve motosikletleriyle, kent meydanında toplandı. Ardından kara bayraklarıyla yürüyüşe geçen çiftçiler havaalanı girişini kapatarak alana girişleri engellediler. Çiftçiler havaalanında bulunan turistlerin şaşkın bakışları altında, traktörleriyle havaalanı içerisine girmeye çalıştı. Piste girip uçuşları durdurmak isteyen çiftçilere polis barikat kurarak engel oldu. Polisin işçilere biber gazlı saldırısına karşı çiftçiler polise taş ve sopalarla karşılık verdiler.

Şehir merkezine geri dönen işçiler, kapitalizmin krizinin kendilerine ödetilmesine izin vermeyeceklerini ve eylemlerine devam edeceklerini bildirdiler.

The post Yunanistan’da Tersane İşçileri Savunma Bakanlığı’na Yürüdüler appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2012/10/25/yunanistanda-tersane-iscileri-savunma-bakanligina-yuruduler/feed/ 0
Teksim ’de 3 İşçi Daha İşten Atıldı https://meydan1.org/2012/10/25/teksim-de-3-isci-daha-isten-atildi/ https://meydan1.org/2012/10/25/teksim-de-3-isci-daha-isten-atildi/#respond Thu, 25 Oct 2012 18:26:35 +0000 https://test.meydan.org/2012/10/25/teksim-de-3-isci-daha-isten-atildi/ Teksim fabrikasında 2’si sendikalı 3 kadın işçi işten atıldı. Bu son atılmalarla beraber Teksim’de işten atılanların sayısı 38’e yükseldi. Atılan 3 kadın işçi, fabrika önünde süren direnişe katıldı. Kurdukları direniş çadırlarında bekleyen 38 Teksim işçisi polis saldırılarına, yoğun baskılara rağmen haftalardır direniyor.

The post Teksim ’de 3 İşçi Daha İşten Atıldı appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
Teksim fabrikasında 2’si sendikalı 3 kadın işçi işten atıldı. Bu son atılmalarla beraber Teksim’de işten atılanların sayısı 38’e yükseldi.

Atılan 3 kadın işçi, fabrika önünde süren direnişe katıldı. Kurdukları direniş çadırlarında bekleyen 38 Teksim işçisi polis saldırılarına, yoğun baskılara rağmen haftalardır direniyor.

The post Teksim ’de 3 İşçi Daha İşten Atıldı appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2012/10/25/teksim-de-3-isci-daha-isten-atildi/feed/ 0
Süreyyapaşa Hastanesi’nde taşeron işçileri direniyor https://meydan1.org/2012/10/25/sureyyapasa-hastanesinde-taseron-iscileri-direniyor/ https://meydan1.org/2012/10/25/sureyyapasa-hastanesinde-taseron-iscileri-direniyor/#respond Thu, 25 Oct 2012 18:21:23 +0000 https://test.meydan.org/2012/10/25/sureyyapasa-hastanesinde-taseron-iscileri-direniyor/ Süreyyapaşa Hastanesi’nde taşeron şirket değişimi yapılırken işten atılan taşeron işçilerin Süreyyapaşa Hastanesi C Blok önündeki 100 güne yaklaşan direnişleri sürüyor. 23 Temmuz’da direnişe başlayan Dev Sağlık İş’li Süreyyapaşa işçilerine, hastaneye gelen yeni taşeron şirket “İş kanunundan doğan tüm alacaklarımızı aldık” yazılı ibranameyi imzalatmak istemiş; ancak taşeron işçiler, hiçbir alacaklarını almadıkları için ibranameyi imzalamayarak işten atılmışlardı. […]

The post Süreyyapaşa Hastanesi’nde taşeron işçileri direniyor appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
Süreyyapaşa Hastanesi’nde taşeron şirket değişimi yapılırken işten atılan taşeron işçilerin Süreyyapaşa Hastanesi C Blok önündeki 100 güne yaklaşan direnişleri sürüyor.
23 Temmuz’da direnişe başlayan Dev Sağlık İş’li Süreyyapaşa işçilerine, hastaneye gelen yeni taşeron şirket “İş kanunundan doğan tüm alacaklarımızı aldık” yazılı ibranameyi imzalatmak istemiş; ancak taşeron işçiler, hiçbir alacaklarını almadıkları için ibranameyi imzalamayarak işten atılmışlardı.
Sabah erken saatlerden gece yarılarına kadar direniş çadırında bekleyen taşeron işçilere, hastane içerisindeki diğer taşeron işçilerden, SES üyelerinden TTB üyesi doktorlara kadar çok sayıda insan destek veriyor.
Direnişin ikinci ayında Taşeron işçiler Ataşehir Fatih Sultan Mehmet Hastanesi önünde buluşarak “İşten atılan işçiler geri alınsın Süreyyapaşa Hastanesi İşçileri” yazılı pankart ile E-5 Karayolu’nda oturma eylemi yaparak yolu trafiğe kapatmıştı.
Neredeyse tüm bloklarında, bölümlerinde taşeron sistemiyle işçileri sömüren Süreyyapaşa Hastanesi’nde on seneden fazla bir süredir çalışan taşeron işçiler, taşeron şirketin ve hastane yönetiminin tüm baskılarına rağmen direnişini büyük bir inançla sürdürüyor.

The post Süreyyapaşa Hastanesi’nde taşeron işçileri direniyor appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2012/10/25/sureyyapasa-hastanesinde-taseron-iscileri-direniyor/feed/ 0
Tüm Köşebaşlarında Eşzamanlı Eylem https://meydan1.org/2012/10/25/tum-kosebaslarinda-eszamanli-eylem/ https://meydan1.org/2012/10/25/tum-kosebaslarinda-eszamanli-eylem/#respond Thu, 25 Oct 2012 18:19:28 +0000 https://test.meydan.org/2012/10/25/tum-kosebaslarinda-eszamanli-eylem/ 3 aydan fazladır Levent ve Nişantaşı Köşebaşı Restoran önünde eylem yapan Roseteks işçileri, eylemlerini tüm Köşebaşı restoranların önüne taşıdı. Roseteks işçileri, Levent ve Nişantaşı Köşebaşı restoranları önünde sürdürdükleri direnişlerini Nişantaşı, Beylikdüzü, Bakırköy, ve Reina Köşebaşı Reston’larına da taşıyarak İstanbul’daki tüm Köşebaşı restoranlarda eş zamanlı eylemler yapmaya başladı. Nişantaşı Köşebaşı Restoran önünde yapılan eyleme kadın örgütleri […]

The post Tüm Köşebaşlarında Eşzamanlı Eylem appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
3 aydan fazladır Levent ve Nişantaşı Köşebaşı Restoran önünde eylem yapan Roseteks işçileri, eylemlerini tüm Köşebaşı restoranların önüne taşıdı.

Roseteks işçileri, Levent ve Nişantaşı Köşebaşı restoranları önünde sürdürdükleri direnişlerini Nişantaşı, Beylikdüzü, Bakırköy, ve Reina Köşebaşı Reston’larına da taşıyarak İstanbul’daki tüm Köşebaşı restoranlarda eş zamanlı eylemler yapmaya başladı. Nişantaşı Köşebaşı Restoran önünde yapılan eyleme kadın örgütleri de destek verdi.

Nişantaşı’nda Teşvikiye Cami önünde biraraya gelen Roseteks işçileri ve destekçileri, “Köşebaşı restoran patronları, çaldığın haklarımızı istiyoruz, alacağız” yazılı pankartlarını açarak Köşebaşı’na yürüdü. Yürüyüş sırasından sık sık “Rosateks işçisi yalnız değildir, Köşebaşına boyun eğmeyeceğiz, Hakkımızı Ali Akkaş’a yedirmeyeceğiz “ sloganları atan Roseteks işçileri, Restoranın sokağına geldiğinde polis barikatıyla karşılaştı. İşçiler barikat önünde “ Onurlu direniş engellenemez, Onurlu direniş engellenemez “ sloganları attı.

Polis barikatı önünde gerçekleştirilen basın açıklamasını işçiler adına Meral Özyürek okudu. Özyürek, “Emeğimizi çalan patronlarımız bizden çaldıklarıyla restoran zincirleri oluşturdular. Haklarımızı almak için direniyoruz, işverenin baskıları bizi yıldıramayacak” diyerek tüm baskılara rağmen beş farklı yerdeki Köşebaşı Restoran önünde eş zamanlı eylem yaptıklarını belirterek direnmeye devam edeceklerini vurguladı.

Açıklamanın ardından eyleme destek veren kadın örgütleri adına bir konuşma yapılarak, eyleme destek veren Grup Yorum’un şarkıları ve halaylarla sürdü. Ardından bir süre oturma eylemi yapan Roseteks işçileri buradan, Reina Köşebaşı restoran önüne giderek eylemini sürdürdü.

The post Tüm Köşebaşlarında Eşzamanlı Eylem appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2012/10/25/tum-kosebaslarinda-eszamanli-eylem/feed/ 0
Asgari Ücretten Günde 4 Lirayı kim kazanacak? – Halil Çelik https://meydan1.org/2012/10/25/asgari-ucretten-gunde-4-lirayi-kim-kazanacak-halil-celik/ https://meydan1.org/2012/10/25/asgari-ucretten-gunde-4-lirayi-kim-kazanacak-halil-celik/#respond Thu, 25 Oct 2012 18:16:47 +0000 https://test.meydan.org/2012/10/25/asgari-ucretten-gunde-4-lirayi-kim-kazanacak-halil-celik/ Devlet mİ? Patron mu? İşçİ mİ? Geçtiğimiz Eylül ayı sonunda asgari ücret hakkında bir sürpriz yaşandı. Yeni Anayasa’nın sosyal güvenlik ve adil ücret maddesine “asgari ücretten vergi alınamaz” maddesi konuldu. Akabinde hemen tartışmalar başladı. Asgari ücret gibi yüksek bir meblağdan(!) alınan 200 TL gibi bir vergi için patronlar “Yükümüz ağır, 200 TL bize verilmeli” dedi. […]

The post Asgari Ücretten Günde 4 Lirayı kim kazanacak? – Halil Çelik appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
Devlet mİ?

Patron mu?

İşçİ mİ?

Geçtiğimiz Eylül ayı sonunda asgari ücret hakkında bir sürpriz yaşandı. Yeni Anayasa’nın sosyal güvenlik ve adil ücret maddesine “asgari ücretten vergi alınamaz” maddesi konuldu. Akabinde hemen tartışmalar başladı. Asgari ücret gibi yüksek bir meblağdan(!) alınan 200 TL gibi bir vergi için patronlar “Yükümüz ağır, 200 TL bize verilmeli” dedi. Asgari ücretle zaten geçinemeyen işçiler ise maaşlarında artık kesinti olmayacağı haklı düşüncesiyle az da olsa sevindi. Peki, bu asgari ücret vergisi nedir? Kaldırılan vergi kime yarıyor?

Asgari ücret vergisi işçilerin aldıkları maaş üzerinden, sırf maaş aldıkları için maaşlarından kesilen gelir vergisi, damga vergisi gibi vergilerdir. Asgari ücret de dahil tüm devlet ve özel şirket işçilerinin aldıkları maaş üzerinden ödenen vergi, işçi adına patron tarafından devlete ödenir. Buna devletin vergi hukukunda ‘kaynakta kesme’ denilmektedir. Yani işçinin ödemek durumunda olduğu vergiyi, işçinin alacağı maaştan kesinti yaparak devletin belirlediği usullerde işçi adına patron ödüyor. Böylece 940,50 lira olan asgari ücret 200,71 liralık kesintiyle işçiye 739,79 lira olarak yansıyor. En nihayetinde asgari ücret vergisi diye tariflenen ve kaldırılacak olan vergi tutarı 125 liraya denk geliyor. Peki, o zaman tartışılan ne derseniz, tartışılan şey kaldırılacak paranın, patronu mu işçiyi mi yoksa ikisini de mi etkileyeceği. Patronlar, şirket yönetmenin verdiği büyük zorluklardan olsa gerek(!), büyük sıkıntılar içerisinde olduklarını, bu paranın kesinlikle onlara verilmesi gerektiğini söylüyor. Evine ekmek götürmekte zorlanan işçi ise 200 lira mı 100 lira mı 125 lira mı olduğuna bakmaksızın artacağını düşündüğü maaşına sevinmeye başladı bile. Kimileri ise bu paranın bir kısmının patrona bir kısmının işçiye verileceği yönünde farklı görüşlere sahip. 1 işçi için, 125 lira, günlük yaklaşık 4 liraya denk düşüyor. Günlük 4 lira ise işçinin, tam biletin 2 lira olduğu İstanbul’da -işe tek vesayetle gidiyorsa- gidiş geliş ücreti veya yolda alacağı 4 simidi ya da iş çıkışı arkadaşlarıyla içeceği çayı(belki o kadar bile değil), belki de 4 kişilik bir ailenin bir öğünlük ekmeğini ifade ediyor. Patron için ise bir işçiden ayda 125 lira yılda, aylık 1500 liraya denk düşüyor. Bu, patronun 50 işçisinin olduğu düşünülürse ortalama bir patronun yılda 75000 lirayı hiç yoktan kar etmesi demek. Bunun da bir patron için hangi anlama geldiğini varsın patron düşünsün…

Sanırım devletin işçileri düşünerek bu vergiyi kaldıracağını düşünen yoktur. Çünkü devlet kendi eliyle işçileri her alanda taşerona teslim ederek her türlü sömürüsünü görmezden geliyor, iş cinayetleri işliyor işçi kıyımları yapıyor… Bu devlet asgari ücret vergisini kaldıracak ve bunu işçiler için mi yapacak?

İşçiler için bu asgari ücret vergisinin kaldırılması gerçekte nereye denk düşüyor olabilir?

Düşünsenize bir mafya tarafından aylık 125 lira haraca bağlanmışsınız ve bu haracı yanında çalıştığınız başka bir mafya sizin maaşınızdan keserek kendi ödüyor. Çünkü haracı alan mafya sizinle muhatap olmak istemiyor. Gün geliyor sizden haraç alan mafya, haracı artık almayacağını söylüyor ve yanında çalıştığınız mafya o para zaten benim paramdı diyor. Artık hem yanında çalışıp hem de haraç vereceğinizi söylüyor. Ya da mafyalar kendi aralarında anlaşıp sizden alacakları haracı artık direkt almayıp farklı yollara başvurmakta anlaşıyor…

The post Asgari Ücretten Günde 4 Lirayı kim kazanacak? – Halil Çelik appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2012/10/25/asgari-ucretten-gunde-4-lirayi-kim-kazanacak-halil-celik/feed/ 0
GECEKONDULULAR: Evimiz, Toprağımız ve Oyumuz Yok! https://meydan1.org/2012/10/25/gecekondulular-evimiz-topragimiz-ve-oyumuz-yok/ https://meydan1.org/2012/10/25/gecekondulular-evimiz-topragimiz-ve-oyumuz-yok/#respond Thu, 25 Oct 2012 18:08:43 +0000 https://test.meydan.org/2012/10/25/gecekondulular-evimiz-topragimiz-ve-oyumuz-yok/ Bölgede yaşayan altı bin gecekondu sakininin örgütlenip, yıkıma karşı çıkmasıyla kendini gösteren Abahlali baseMjondolo (gecekondulular) hareketi bugün 30 ayrı yerleşim yerinde 30.000 fazla insanın katılımıyla, bürokratlardan ve politikaclardan kurtulmuş meclis dışı bir siyasetin, nasıl var olabileceğini doğrudan eyleme, doğrudan demokrasiye ve öz-örgütlülüğe dayanarak gösteriyor. Güney Afrika’da Durban Kenti’nin banliyölerinden doğan Abahlali baseMjondolo Hareketi (AbM-Gecekondulular) 2005 […]

The post GECEKONDULULAR: Evimiz, Toprağımız ve Oyumuz Yok! appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

Bölgede yaşayan altı bin gecekondu sakininin örgütlenip, yıkıma karşı çıkmasıyla kendini gösteren Abahlali baseMjondolo (gecekondulular) hareketi bugün 30 ayrı yerleşim yerinde 30.000 fazla insanın katılımıyla, bürokratlardan ve politikaclardan kurtulmuş meclis dışı bir siyasetin, nasıl var olabileceğini doğrudan eyleme, doğrudan demokrasiye ve öz-örgütlülüğe dayanarak gösteriyor.

Güney Afrika’da Durban Kenti’nin banliyölerinden doğan Abahlali baseMjondolo Hareketi (AbM-Gecekondulular) 2005 Mart’ında, evlerinin yıkılmasını istemeyen Kenneth Road halkının, aynı isimli caddeyi trafiğe kapatmasıyla ortaya çıkıyor. Bölgede yaşayan altı bin gecekondu sakininin örgütlenip, bu yıkıma karşı çıkmasıyla kendini gösteren hareket bugün 30 ayrı yerleşim yerinde onbinlerce insanın katılımıyla, bürokratlardan ve politikaclardan kurtulmuş meclis dışı bir siyasetin, nasıl var olabileceğini doğrudan eyleme, öz-örgütlülüğe ve doğrudan demokrasiye dayanarak gösteriyor.

Adından da anlaşılacağı gibi “Gecekondulular Hareketi, G.Afrika’daki metropollerin dışına itilmiş yoksulların barınma hakkı talebiyle ortaya çıkmış bir hareket. Aslında G.Afrika’da barınma sorunu, Beyaz İktidarın bu bölgeyi talan etmek için gelmesi ile başlayan, Apertheid Rejimi ile devam eden ve 1994’te, Güney Afrika’yı “özgürlüğü”ne kavuşturan ANC’nin iktidara gelmesi ile iyice pekişen bir sorun. 1994’de Apertheid Rejimi’nin yıkılması ile barınma hakkı arzularını daha yüksek sesle söylemeye başlayan yoksul halk, yeni hükümetten bu sorunun çözüleceğine dair aldıkları sözlerin karşılığında evlerini başlarına yıkmaya gelen dozerlerle kar şılaşmışlardı.

Aslında, ülkenin yeni-siyah iktidarı, icraatları göz önüne alındığında beyazlardan pek farklı değildi. Irk ayrımı, olanca hızıyla artıyor, yolsuzluklar, sosyal adaletsizlik almış başını gidiyor, bu sömürü ortamında başını kaldırmaya çalışan herkes, yeni iktidarın şiddetinden payına düşeni alıyordu. Bölgede çıkarı olan küresel kapitalistlerin (özellikle maden şirketlerinin) tüm isteklerini geçmişin faşist Ulusal Parti’yi aratmayacak şekilde uygulayan ANC Hükümeti, 2001 yılında UNH’nin (United Nation Habitat) “Metropolleri Temizleme Planı” için pilot bölge olarak, G. Afrika’nın Durban kentini seçmesiyle beraber, bölge halkına verdiği sağlıklı ve yaşanabilir evler sözünü unutup, yoksulların, teneke kutulardan yaptığı derme çatma kulübelerini yıkma kararı almıştı.

Bu koşullar altında kendiliğinden oluşan bir hareket olarak ortaya çıkan AbM, zamanla barınma sorununu aşarak, hayatın tüm alanlarına yayıldı ve sokak satıcılarının örgütlenmesinden büyük seçim boykotlarına kadar, kolektiflerinin bulunduğu her yerde hareket edebilen ve söz söyleyebilen bir yapı haline geldi.

 

Yıkım planlarının uygulanmaya başladığı ikinci yoğun dönem ise G. Afrika’nın ev sahipliğini yaptığı 2010 Dünya Futbol Şampiyonası hemen öncesine denk geliyordu. 2007 yılında ve 2008’in başlarında, ülkeye gelecek sermayenin ve yabancı turistlerin “steril” bir ortamla karşılaşması için halihazırda devam eden saldırılar arttırılarak, yıkımlara hız verildi. Bir çok şehirde, gecekondu bölgelerindeki derme çatma kulübeler yıkıldı. Gecekonduluların sert direnişleri ile karşılanan yıkımlar bazı bölgelerde engellenebildi ama bir çok bölge Dünya Kupası bahane edilerek talan edilip, küresel kapitalist şirketlere servis edildi. Aslında, bu tip büyük spor organizasyonları “kentsel dönüşüm” için hep bir kılıf olarak kullanılmış, geçtiğimiz senelerde de Olimpiyat Oyunları bahane edilerek Çin’de 1.500.000’a yakın kişi Güney Kore’de ise sadece Seul şehrinde 750.000 kişi yerinden edilmişti.

 

Hareketin gelişmesindeki dönüm noktalarından bir tanesi de, güvencesiz ve yasa dışı bir şekilde çalışan sokak satıcıları hareketi ile birleşip, sokak satıcıları birliğinin kurulmasına ön ayak olmasıdır. AbM’nin bu hareketi, şehrin yoksul bölgelerinde yaşayan insanların çok büyük bir kısmının sokak satıcılığı(% 40), ev işçiliği ve yarı zamanlı işlerde çalışmasına bakılınca son derece doğal geliyor. 2006 yılında gerçekleşen bu birleşme, hareketi barınma hakkı talebinin ötesine taşıyıp aynı zamanda bir tür meslek örgütüne de çevirmiştir. Ayrıca 2008 yılında, zorla yerlerinden edilen Gecekondulular için düzenlenen kampanya sırasında beraber hareket eden G. Afrika Topraksızlar Hareketi ile Abahlali baseMjondolo, kampanya sonrasında, Özgürlükçü Sosyal Hareketlerin koalisyonu diye tanımladıkları ve seçim boykotlarını ve daha bir çok kampanyayı beraber yürütecekleri “Yoksul İnsanlar Birliği”ni kurdular.

Özgürlük(SÜZLÜK) Günü (UnFreedom Day)

G. Afrika’nın 1994 yılında, yapılan seçimlerinden sonra ırkçı rejimden kurtuluşunun kutlandığı Özgürlük Günü’ne bir göndermedir. Abahlali baseMjondolo, G. Afrika Topraksızlar Hareketi ve Macambini Tahliye Karşıtı Komite’nin ülkede yoksul insanların hala tutsak olduğunu, dolayısıyla bugünün bir kurtuluş günü değil, bir yas günü olarak anılması gerektiğini anlatmak için beraber düzenlediği bir etkinliktir.

 

Peki ne yapıyor Abahlali baseMjondolo? AbM zorla yerlerinden edilen, edilmek istenen Gecekondulular için çok büyük yankı uyandıran kitlesel eylemler örgütlüyor. Belediye binalarının işgali, yerel meclis toplantılarını basma gibi radikal eylem tarzlarının yanı sıra, yasal alanda da, devleti ve sermayeyi zora sokacak bir çok davaya taraf oluyor.

Halihazırda varolan gecekondu yerleşimleri kolektifleştirilip daha yaşanabilir hale getiriliyor ya da yerlerinden edilen gecekondu sakinleri, bir zenginin dönümlerce uzanan bir arazisini veya atıl durumdaki devlet arazilerini işgal edip, hemen orada bir yaşam alanı oluşturuyor. Önce, altyapı çalışmalarına başlıyorlar. – çünkü G. Afrika’da, gecekondu bölgelerinde, olanakların kısıtlılığı çerçevesinde kötü ve yetersiz biçimde kurulan elektrik tesisatları yüzünden çıkan yangınlar sonucu bir çok insan yanarak can vermişti.- Sonra evlerini kuruyorlar ardından ortak kreşleri, atölyeleri ve sebze meyve bahçeleri geliyor. Sağlık ocakları, ortak alanlar evler beraberce yapılıp zamanla yaşamaya hazır hale getiriliyor. Ayrıca, hareketin Abahlali vasemjondolo Üniversitesi dedikleri bir de eğitim alanı bulunuyor. Ülkedeki diğer üniversitelerde verilen eğitimin yanı sıra, burayı farklı kılan ise mahallelerdeki altyapı çalışmalarının (elektrik, su …) nasıl yapılacağının ya da polis ve devletin saldırıları ile hukuki olarak nasıl baş edilebileceğinin öğrenilebileceği seminer ve atölye çalışmalarının, güncel siyaset ve felsefe üzerine tartışmaların yapılabileceği bir alan olması.

KwaZulu-Natal Gecekonduların Tasfiyesi ve Yeniden Ortaya Çıkmasını Engelleme Çalışması

Kwazulu Natal eyalet yönetiminin, toprak mülkiyeti ile gecekonduların boşaltılması ve tekrar yapılmasını engellemeyi öngören bir çalışma. Abahlali vaseMjondolo Hareketi, bu saldırıyı bölgesel mahkemeye taşıdı. Bölgesel mahkeme, eyalet yönetimi haklı bulmasının ardından, temyize giden gecekondulular, bu süreçte yaptıkları protestolar ve etkinliklerle geniş halk kesiminin de desteğiyle, devleti ve mahkemeyi baskı altına alarak temyizdeki davayı kazandı ve devletin yoksullara yaptığı bu saldırıyı da püskürtmüş oldu. 

AbM tüm bunları yaparken de, “farklı bir yol” izliyor. Kurulduğu zamandan bu yana mücadelenin profesyonelleşmesine izin vermeyen hareket, hiçbir siyasi parti ile beraber hareket etmiyor. Bununla birlikte hiçbir kurumdan ya da STK’dan fon almayı kabul etmezken, oy kullanmayı da reddediyor.Öz-örgütlülükle büyüyüp kararlarını doğrudan demokrasi yoluyla alıyor ve hiçbir yerden emir beklemeksizin doğrudan eyleme geçiyor. Hareketin şube ve yerel düzeydeki temsilcilikleri senede bir ve herkese açık yapılan kurullarla belirleniyor. Seçilen temsilciler geri çağırabildiği gibi, temsilciler ve diğer gönüllülere maaş ödenmiyor. Ayrıca bu temsilcilerin yarısının kadın olması gerekiyor. Seçilenler yönetmek için değil demokratik karar alma mekanizmalarının işlemesini sağlamak için görevlendiriliyorlar. Bu ve bunun dışındaki; toplantı ve panellere gönderilen ya da medya organlarında konuşmak için seçilen tüm kişiler sürekli rotasyona tabii tutuluyorlar.

Kırmızı Tişörtlüler

AbM’liler, bütün eylemlerine ve etkinliklerine topluluğun kadınlarının yerleşimlerde kurdukları dikiş atölyelerinde diktikleri kırmızı tişörtler ile katılıyor. Bu yüzden, Gecekondulular G.Afrika’da kırımızı tişörtlüler olarak da biliniyorlar.

Aslında AbM’nin politikası, bileşenlerinin(bağlı olduğu insanların), günlük yaşamdaki entelektüel ve eylemsel deneyimlerden besleniyor. Bu yüzden de hareketin tüm argümanları tüm gönüllülerce rahatlıkla algılanıp, aynı rahatlıkla hayata geçirebiliyor. Hareketin temelleri iki ana eksen üzerine oturtuluyor. Birincisi, insanların politikası: Bu yoksul insanların, kendi hayatlarını beraberce kurabilecekleri, bir otoriteye ihtiyaç duymaksızın yaşayabilecekleri öngörüsü ve pratiğine dayanıyor . Bir diğeri de, hayatın politikası: Bu ise siyasi partileri, seçimleri, mücadelenin profesyonelleşmesini reddederek öz –örgütlülüğe ve doğrudan demokrasiye dayanan bir mücadele hattı çizmek şeklinde beliriyor.Aslında hareketin kendini tanımlamak için kullandığı “Komünizmi Yaşamak” deyişi burada anlatmaya çalıştığımız şeyi özetliyor.

Kendilerini sömüren ve yok etmeye çalışan sistem karşısında “yaratarak yıkmak” düsturunu benimseyen AbM’nin en etkili eylemlerinden biri seçim boykotu: 2006 genel seçimleri ve yine 2011 yerel seçimlerinde, “Toprağımız, Evimiz Ve Oyumuz Yok” sloganı altında oy kullanmayı reddeden Gecekondulular, bu tavırlarını “Politikacılar ile akademisyenler yoksullar ve yoksulluk hakkında konuşmayı çok severler, ama nedense bu konuşmayı yoksullarla yapmak istemezler. Seçimlerde ise bizim işimiz gidip oy vermek ve biz daha da yoksullaşırken gittikçe zenginleşen ve hakkımızda konuşmaya devam eden zenginleri izlemek oluyor.” diyerek açıklıyorlar.

Tabi ki, devlet polis ve sermaye kendilerini tehdit eden böylesine güçlü bir direniş ve yaşam ağının hareket alanını kısıtlamak için elinden geleni ardına koymuyor. Hareketin miladı olan Kenneth Road Blokajı’ndan bu yana; gözaltılar, infazlar, yıkımlar ve çeteler aracılığıyla yapılan saldırılar ile Gecekondulular yıldırılmaya çalışılıyordu. Bu yıldırma politikalarının bir parçası olarak, hareketin yerleşim yerlerine, ağır silahlar ve helikopterlerle girerek, silahsız insanlara saldırmak konusunda bir çekincesi olmayan iktidar, 2006 yılında, eyalet yetkilisi Michael Suthcliffe aracılığıyla AbM’nin yaptığı yapacağı tüm eylemleri yasaklamış, fakat yasağı uzun süre devam ettirememişti.

2009 yılında Durban kentindeki, AbM’nin Kenneth Road yerleşimine yaklaşık 40 kişilik bir grup ellerinde silahlar ve bıçaklarla girerek AbM’nin gençlik toplantısına saldırdı. Saldırganlar ırkçı ve ANC lehine sloganlar atıyorlardı. Saldırıda, iktidarın çetesine mensup 2 kişi ve AbM’den 4 kişi olmak üzere 6 kişi hayatını kaybetmişti. Saldırıdan sonra hükümet ve polis AbM’nin üzerine giderken, hareket yaptığı açıklamada “Sizin de bildiğiniz gibi dün gece silah ve bıçaklarla bize saldıran kişilerden 2‘si öldü ama bu bir meşru müdafadır” dedi. Fakat saldırının, KwaZulu-Natal Gecekonduların Tasfiyesi Ve Yeniden Ortaya Çıkmasını Engelleme Planı’nı engelleyen AbM’ye karşı polisin ve devletin yaptığı bir misilleme olduğu açıktı.

Tüm bunlara bakıldığında, hayatlarımıza ve ilişkilerimize adeta bir kanser hücresi gibi bulaşmış olan kapitalizm musibetine karşı, G.Afrika’nın banliyölerinde yaşam mücadelesi veren AbM, meclise bel bağlamadan, “Sorumluluklu Kapitalizm”in projelerini reddederek, ondan fonlanmadan, doğrudan eyleme ve öz-örgütlülüğe dayalı bir mücadeleyi örgütlüyor ve bu doğrultuda bir yaşam ağı kuruyor. Tıpkı Chiapas’ta yeni bir dünya yaratmak için beraber eyleyen Zapatist köylüler gibi ya da Yunanistan’da fabrikaları ve hastaneleri kolektifleştirerek patronları ve bürokratları kapı dışarı eden işçiler gibi…

 

The post GECEKONDULULAR: Evimiz, Toprağımız ve Oyumuz Yok! appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2012/10/25/gecekondulular-evimiz-topragimiz-ve-oyumuz-yok/feed/ 0