shell – Meydan Gazetesi https://meydan1.org Anarşist Gazete Wed, 12 Aug 2020 14:33:22 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=5.3.13 Deşifre| ABD’li Petrol Şirketleri Hem Talan Ediyor Hem Katilleri Fonluyor https://meydan1.org/2020/08/12/desifre-abdli-petrol-sirketleri-hem-talan-ediyor-hem-katilleri-fonluyor/ https://meydan1.org/2020/08/12/desifre-abdli-petrol-sirketleri-hem-talan-ediyor-hem-katilleri-fonluyor/#respond Wed, 12 Aug 2020 14:04:55 +0000 https://meydan.org/?p=62523 ABD Kamu Hesap Verme Girişimi’nin yaptığı bir araştırmaya göre dünyanın büyük petrol şirketleri, bir yandan siyahların yoğunlukta olduğu bölgelerde ekolojik talanlarını sürdürürken bir yandan da onları öldüren polislere katkı sağlayan polis vakıflarında yönetici ve destekçi konumlarında yer alıyorlar. Şirketlerin Karından Halkların Payına Kanser Düşüyor ABD’de siyah nüfusun yoğunluklu olarak yaşadığı Louisiana eyaletinde Mississippi Nehri’nin Baton […]

The post Deşifre| ABD’li Petrol Şirketleri Hem Talan Ediyor Hem Katilleri Fonluyor appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
ABD Kamu Hesap Verme Girişimi’nin yaptığı bir araştırmaya göre dünyanın büyük petrol şirketleri, bir yandan siyahların yoğunlukta olduğu bölgelerde ekolojik talanlarını sürdürürken bir yandan da onları öldüren polislere katkı sağlayan polis vakıflarında yönetici ve destekçi konumlarında yer alıyorlar.

Şirketlerin Karından Halkların Payına Kanser Düşüyor

ABD’de siyah nüfusun yoğunluklu olarak yaşadığı Louisiana eyaletinde Mississippi Nehri’nin Baton Rouge ve New Orleans şehirleri arasındaki hat boyunca bulunan 200’den fazla rafineri, yaklaşık 65 yıldır bölge halkını  kansere mahkum ediyor. Kölelerin çalıştırıldığı  şeker tarlalarından ve ilk rafinerinin kurulduğu 1955 yılından beri endüstriyel bir bölge olan hat, yerel-ve siyah- halkın 1987 yılında kansere yakalanma oranlarının çok yoğun olduğunu keşfetmeleriyle beraber “Kanser Geçidi” olarak anılmaya başlandı.1)

Bölge halkının Siyah, Latin ve düşük gelirli halklardan olması, nüfus yoğunluğunun diğer şehirlere göre daha az olması; eski bir köle ticareti merkezi olan Louisiana’yı petrol şirketleri için adeta bir sömürü cenneti kılıyor.

Sömürüdeki payını arttırmak  isteyen şirketlerden biri olan Tayvanlı plastik şirketi “Formosa Plastics”, Kanser Geçidi’nde yeni bir rafineri kompleksi yapma girişiminde. Üstelik bu kompleks, sömürgeciler tarafından şeker tarlalarında çalışmaya zorlanmış siyah kölelerin yeni keşfedilmiş toplu mezarlarının üstüne inşa edilmek isteniyor. 2)

Yapılmak istenen kompleksin arazisi, ABD Federal Yasası “Patriot Act”de belirlenmiş “kritik öneme sahip altyapı hizmeti”3) statüsünde ve koruma altında.

Louisiana siyah toplulukları, proje başladığından beri eylemler ve kampanyalar düzenliyor. Siyah halkın kendilerine karşı mücadelesinden rahatsız olan şirket, yaptığı lobi çalışmalarıyla eyalet meclisinden yeni bir yasa geçirerek kendilerine karşı yapılacak her eylemi kriminalize edip, siyahları da mücadele dışında bırakmaya çalışıyor.4)

Eyalet Meclisi’ne önerilen yeni değişiklikler, normal durumlarda rafineri kompleksi arazisine yapılacak her izinsiz girişe, 5 yıla kadar hapis ve 1000 dolara kadar para cezası istiyor. Olağanüstü hal durumlarında ise bu ceza 3 yıldan az olmamak şartı ile 15 yıla kadar “ağır çalışma” altında hapis cezası ve 5 bin dolara kadar para cezası öngörüyor. 5)

Eyaletin, Korona Krizi’nden beri olağanüstü halde olması ve yakın zamana kadar çıkmayacak olması göz önüne alındığında şirketin, halkı bastırmak için nasıl büyük bir çabaya giriştiği görülebiliyor. Eyalet Valisi John Bel Edwards, 12 Haziran günü kendisine sunulan bu yeni düzenlemeyi, senato ve eyalet temsilciler meclisinden oy çokluğuyla geçmesine rağmen “muğlaklıklar” olduğu gerekçesiyle usülen veto etti. Ancak verdiği veto ile ifade özgürlüğünü “savunan” bir görüntü çizse de, kendisi açık açık projeyi desteklediği için ekolojik ve ırkçılık karşıtı bir görüntü oluşturamıyor.6)

Enerji şirketlerinin yarattığı ekolojik yıkımdan sadece Louisiana sakinleri etkilenmiyor. ABD’nin dört bir yanında Shell Exxon vb için enerji üreten, petrol, gaz, kömür vb. rafinerileri zehir saçmaya devam ediyor. Üstelik bu talandan en çok -yine- siyahlar ve beyaz olmayan bütün ABD’liler etkileniyor. 7)

Geçtiğimiz sene Washington ve Stanford üniversitelerinin yapığı bir araştırmaya göre, fabrika ve rafinerilerin yarattığı hava kirliliği ve zehirli hava partikülleri sebebiyle çeşitli solunum yolu hastalıkları ve bunlara bağlı ölümler en çok, düşük gelirli siyahlar ve beyaz olmayan ABD’liler arasında yaygın.8) Gelir seviyesi arttıkça ölüm ve hastalık oranında bir azalmaya rastlanıyor. Ancak yüksek gelire sahip olsalar bile, siyahlar, düşük gelirli beyaz topluluklarına göre dezavantajlı kalmaya devam ediyor. Araştırma, gelir düzeyine bağlı sınıfsal bir eşitsizliği gösterdiği gibi, en “ayrıcalıklı” toplulukların bile düşük gelirli beyaz – ve ırksal olarak ayrıcalıklı topluluklara oranla, ekolojik talandan daha fazla etkilendiğini gözler önüne seriyor.9)

“ABD’de yaşayan siyah nüfusun yaklaşık %70’inin yaşadığı yerin 50 km yakınında en az bir petrol rafinerisi bulunuyor.” 10)

Katil Şirket Katil Polisle El Ele

Devletin ve şirketlerin ortaklaşa gerçekleştirdiği ekolojik talanlara, katliamlara, yok sayılmalara karşı mücadele eden siyahlar, karşılarında devleti bulmalarının yanı sıra devleti adeta bir paramiliter güç gibi kullanan şirketleri de buluyor.

Polis vakıfları, yerel polis departmanlarına önemli miktarda fon sağlayan endüstriyel gruplardır. Ancak kâr amacı gütmeyen kuruluş statüsünde -STK- oldukları için kamusal denetim prosedürlerinin çoğundan muaf tutulurlar. Bu muafiyet, para akışının yarattığı olanaklarla polisin daha fazla militarize olmasının yolunu büyük ölçüde açıyor.

ABD Kamu Hesap Verme Girişimi’nin yaptığı bir araştırmaya göre dünyanın büyük petrol şirketleri, bir yandan siyahların yoğunlukta olduğu bölgelerde ekolojik talanlarını sürdürürken bir yandan da onları öldüren polislere katkı sağlayan polis vakıflarında yönetici ve destekçi konumlarında yer alıyorlar.11)

Shell gibi büyük petrol şirketlerinin bulunduğu liste, özel kamu kurumları ve fosil yakıt endüstrisini finanse eden büyük finans kurumlarına kadar uzanıyor. Bu kurumlar, faaliyet gösterdikleri bölgelerde belirgin politik aktörler olduklarından dolayı, yasaların kendi çıkarları için düzenlenmesi adına çeşitli lobi faaliyetleri gerçekleştiriyorlar. Louisiana Eyalet Meclisi’nden geçirilmek istenen yasa bu çalışmaların en son örneklerinden.

Lobi faaliyetleri bir yana, gerçekleştirdikleri talana karşı mücadele eden halklara karşı da kendilerini kollamak zorunda kalan şirketler, bunun için çareyi polis vakıflarına para akıtmakta buluyor.

Doğayı en çok talan eden şirketlerin başında gelen Shell, uzun zamandır bir “alternatif” olarak kaya gazı çıkartmakla12)  uğraşıyor. Kanser Geçidi’nin de en büyük talancısı olan Shell, Pensilvanya’nın Apalaş bölgesinde kurulumu devam eden etan gazı çıkartma tesisleri ile bölgeyi  yeni Kanser Geçidi’ne çevirmekte ısrarcı.13)

Shell, New Orleans polis vakfının “öne çıkan ortağı” ünvanına sahiptir ve kurumsal ortağıdır 14). Shell aynı zamanda Houston atlı polis devriyelerinin de sponsorudur15). Mesele “ortaklık” olduğunda Shell’in geçmişi bayağı karanlık.

25 yıl önce Shell’in Nijerya’daki faaliyetlerine karşı çıkan yerel Ogoni halkından biri olan yazar ve yaşam savunucusu Ken Saro-Wiwa, onunla beraber mücadele eden 8 diğer Ogoni ile beraber Nijerya Ordusu tarafından idam edilerek katledildi.16) Shell’in orduyu ve polisi fonladığı, katliamdan önce de biliniyordu ama Shell bunu 9 kişinin katledilmesinden 1 yıl sonra kabul etti, daha doğrusu kabul etmek zorunda kaldı. Savunma olarak ise polis ve orduyu fonlamalarının, “çalışanlarını korumak için bir zorunluluk”  olduğunu açıkladılar. Sonuç olarak 9 yaşam savunucusu katledilmiş oldu.

Petrol ve gaz şirketi Chevron, ABD’de en çok benzen salınımı yapan 6 fabrikadan ikisine sahip. Şirketin California’nın Richmond şehrinde  bulunan rafinerisi günde 250 bin varil ham petrol üreterek büyük bir ekolojik talan gerçekleştiriyor. %80’i siyahlardan ve beyaz olmayan halklardan oluşan Richmond, yıllardır Chevron’a karşı mücadele ediyor.17) Tıpkı ağabeyi Shell gibi Chevron’da aynı yıllarda Nijerya Ordusu’nu kendi paramiliter gücü olarak kullanmış ve halka saldırtmıştır.18)

Chevron, New Orleans polis vakfının kurumsal sponsoru olmasının yanı sıra Houston polis vakfının yönetim kurulu üyesi ve Houston atlı devriyelerinin de sponsorudur. Ayrıca Salt Lake City polis vakfı yönetim kuruluna hem bağışta bulunup hem de kurulda hizmet veriyor.

Valero Energy ise ABD’nin en büyük ikinci petrol şirketi konumunda. Yoğun olarak faaliyet gösterdiği Teksas eyaletinin Corpus Christi şehrindeki rafinerileriyle eyaletin en çok benzen salınımı yapan şirketi ünvanına sahip.19) Corpus Christi’de faaliyet gösteren bütün rafinerilerin ortak özelliği ise alışkın olduğumuz gibi siyah ve azınlık mahallelerinin dibinde faaliyet gösteriyor olmaları.

Yine Teksas’da yoğun faaliyet gösteren Hilcorp, diğer şirketlerin artık sömürmediği petrol ve gaz sahalarını alıp “sömürebildiğin kadar sömür”20) stratejisi güderek ekolojik talanın yanı sıra faaliyet bölgelerinde çok ciddi güvenlik sıkıntıları da yaratıyor. Alaska’da çalışmaya başladığı 2012 yılıdan itibaren kayda geçen 25 farklı ihlal gerçekleştiren Hilcorp, 21) tamir edilene kadar üretimi durdurmak yerine borulardan sızan metan gazının atmosfere karışmasına izin vermiştir. 22) Ayrıca Louisiana’daki rafinerilerinden sızan petrol yüzünden Mississippi Nehri’ni kirletmiş23) ve pek çok istiridye yatağını yok etmiştir.24) Hilcorp’un kurucu ortağı ve eski CEO’su Jeffery Hildebrand, Houston Polis Vakfı’nda heyet başkanı 25) ve vakfın bütün yardım etkinliklerinde boy gösteriyor.

Kısacası ABD’de yoğun baskılara maruz kalan, kriminalize edilen, katledilen siyahların ve ezilen halkların karşı karşıya kaldıkları şiddet sadece devlet kaynaklı olmuyor. Yaşam alanlarının talan edilmesiyle birlikte kansere ve ölüme mahkum edilmeye çalışılan siyahlar, yerli ve ezilen halklar, bu saldırılara karşı mücadele etmek istediklerinde ise yine bu şirketler tarafından fonlanan polisleri ve orduyu karşısında buluyor.

Petrol şirketlerinin polisi ve orduyu fonlaması, tıpkı 19.yy.’da ABD devletinin yükselen işçi hareketini bastırmak, grevleri kırmak ve kara propaganda yapmak için paramiliter bir güç olarak kullandığı Pinkerton’ları26) hatırlatıyor.

“Pinkerton ruhu”, ekonomik ve siyasi çıkarlarını siyahlara ve ezilenlere yönelik baskı yoluyla korumaya çalışan devlette; ve devletin, şiddetini uygulamak için adeta bir taşeron olarak kullandığı şirketlerde yaşamaya devam ediyor.

Emircan Kunuk

Kaynakça

1 https://en.wikipedia.org/wiki/Cancer_Alley
2 https://www.theguardian.com/us-news/2020/jan/07/louisiana-formosa-plastics-facility-air-quality-permits-cancer-alley
3 https://en.wikipedia.org/wiki/Critical_infrastructure#:~:text=Its%20Patriot%20Act%20of%202001,public%20health%20or%20safety%2C%20or
4 https://www.desmogblog.com/2020/06/11/mandatory-minimum-hb197-louisiana-formosa-plastics
5 http://www.legis.la.gov/legis/ViewDocument.aspx?d=1177710
6 https://gov.louisiana.gov/index.cfm/newsroom/detail/2124
7 https://energynews.us/2019/12/11/midwest/study-black-low-income-americans-face-highest-risk-from-power-plant-pollution/
8 https://pubs.acs.org/doi/10.1021/acs.est.9b02527
9 https://pubs.acs.org/doi/suppl/10.1021/acs.est.9b02527/suppl_file/es9b02527_si_001.pdf
10 https://www.naacp.org/climate-justice-resources/just-energy/
11 https://news.littlesis.org/2020/07/27/fossil-fuel-industry-pollutes-black-brown-communities-while-propping-up-racist-policing/
12 https://patikaekoloji.org/talanin-katliamin-yeni-adi-kaya-gazi-emre-bayyigit/
13 https://www.theguardian.com/environment/2019/oct/11/plastics-appalachia-next-cancer-alley-fracking-public-health-ethane
14 https://nopjf.org/sponsors/
15 https://www.houstontx.gov/police/mounted/sponsors.htm
16 https://tr.wikipedia.org/wiki/Ken_Saro-Wiwa
17 https://www.theguardian.com/environment/2019/oct/09/richmond-chevron-california-city-polluter-fossil-fuel
18 https://www.latimes.com/archives/la-xpm-2008-oct-31-me-chevron31-story.html
19 https://scispace.work/benzene-emissions-oil-refineries-2645061016.html?rebelltitem=1&__cpo=aHR0cHM6Ly93d3cuZWNvd2F0Y2guY29t#rebelltitem1
20 https://tinyurl.com/y3l2olfq
21 https://www.documentcloud.org/documents/3921880-Hilcorp-Noncompliance-History-2015.html
22 https://insideclimatenews.org/news/09082017/hilcorp-alaska-oil-gas-offshore-drilling-arctic-expansion-environment-violations
23 https://therevelator.org/hilcorp-oil-spills-louisiana/
24 https://therevelator.org/oysters-oil-hilcorp-bayou-battle/
25 https://www.houstonpolicefoundation.org/about/leadership
26 https://meydan1.org/2020/04/29/1-mayisin-tarihi-1886da-haymarkette-alevlenen-kivilcim/

The post Deşifre| ABD’li Petrol Şirketleri Hem Talan Ediyor Hem Katilleri Fonluyor appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2020/08/12/desifre-abdli-petrol-sirketleri-hem-talan-ediyor-hem-katilleri-fonluyor/feed/ 0
21. yy’da Teslimiyet Teorileri ve Pratikleri: “Greenpeace 5,2 Milyon Doları Yok Etti” – Alp Temiz https://meydan1.org/2014/07/23/21-yyda-teslimiyet-teorileri-ve-pratikleri-greenpeace-52-milyon-dolari-yok-etti-alp-temiz/ https://meydan1.org/2014/07/23/21-yyda-teslimiyet-teorileri-ve-pratikleri-greenpeace-52-milyon-dolari-yok-etti-alp-temiz/#respond Wed, 23 Jul 2014 18:45:40 +0000 https://test.meydan.org/2014/07/23/21-yyda-teslimiyet-teorileri-ve-pratikleri-greenpeace-52-milyon-dolari-yok-etti-alp-temiz/ Geçtiğimiz günlerde yayınlanan bu haber, söz konusu fonların ne denli büyük miktarlarda parasal bir akışa yol açtığını açıkça ortaya koyuyor. İktisadi olarak detaylı bir analiz yapılırsa şüphesiz daha gerçekçi verilere ulaşılabilecektir. Ancak kabataslak bir hesaplamayla, son günlerdeki Euro-Pound paritelerindeki dalgalanmaya göre kaybedilen paradan yola çıkılarak, anaparanın miktarı hakkında yaklaşık bir yargıya varılabilir. Euro-Pound paritesi, Greenpeace […]

The post 21. yy’da Teslimiyet Teorileri ve Pratikleri: “Greenpeace 5,2 Milyon Doları Yok Etti” – Alp Temiz appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
 Greenpeace; petrol baronu Rockefeller Vakfı gibi onlarca “hayırsever” vakıftan topladığı fonların küçük bir kısmını, döviz spekülasyonlarında kaybettiğini açıkladı.

Greenpeace’in finans danışmanının Euro ile Pound para birimleri arasındaki dalgalanmada, 11 Milyon Liraya karşılık gelen 3 Milyon gibi bir miktarını “üzülerek” kaybettiğini açıklaması, dünya çapında haberlere ve tartışmalara konu oldu.

Greenpeace’in yalnızca kur farkıyla bu miktarda para kaybediyor olması, şirketlerden fon kabul etmeyen ama aynı şirketlerin vakıfları yoluyla yaptığı bağışları memnuniyetle kabul eden STK’nın aldığı fonların miktarı hakkında büyük bir tartışmaya yol açtı.

Kaybedilen paranın “çevreci kampanyaları” sekteye uğratmayacağı Greenpeace merkez ofisi tarafından açıklanırken, paraya gerçekte ne olduğu konusunda da ciddi şüpheler mevcut.  

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan bu haber, söz konusu fonların ne denli büyük miktarlarda parasal bir akışa yol açtığını açıkça ortaya koyuyor.

İktisadi olarak detaylı bir analiz yapılırsa şüphesiz daha gerçekçi verilere ulaşılabilecektir. Ancak kabataslak bir hesaplamayla, son günlerdeki Euro-Pound paritelerindeki dalgalanmaya göre kaybedilen paradan yola çıkılarak, anaparanın miktarı hakkında yaklaşık bir yargıya varılabilir.

Euro-Pound paritesi, Greenpeace International tarafından açıklamanın yapıldığı 15 Haziran tarihi öncesi son 1 aylık zaman diliminde, sadece yüzde 1 oranında dalgalandı. Bu da 3 milyon Pound’un kaybedilebilmesi için, 300 Milyon Pound’luk bir alım satım işleminin yapıldığı anlamına geliyor. Yani sadece üzerinde işlem yapılan para, yaklaşık 1 Milyar 100 Milyon Lira.

Truva atı STK’ların (Sivil Toplum Kuruluşu) maddi destek aldığı şirketlere ve kurumlara karşı mücadele ediyormuş gibi görünmesine kentlerde ve vadilerde pek çok kez tepki gösterilmişti. Mücadelenin öznesi yerellikler ve yaşam savunucusu örgütlenmeler, çeşitli zeminlerde bu konuda açıklamalar, deşifrasyonlar yapmışlardı. (1)

Truva atı STK’lara karşı takınılan bu tavrın temelini oluşturan, yaşamı savunanlar ile yaşamı yok edenlerin bir araya gelemeyeceği, aynı sözü söylüyormuş gibi davranamayacağından ileri gelmektedir. Yaşamı yok eden şirketler tarafından kurulan ve desteklenen çevreci vakıflar ve STK’lar, hayata geçirdikleri “dünyayı kurtarma projeleri”ne yaptıkları katkılardan dolayı petrol, doğalgaz, sanayi, kimya, inşaat, medya şirketlerini çevreci ilan etmiş; onları yeşile boyamıştır. Bu vakıfların ve STK’ların asıl amacı, şirketleri “Yeşile Boyama”dır.

Greenpeace, bu STK’ların belki de en kurnazı. Çünkü şirketlerden doğrudan para almayı reddediyor. Bu da onun, gerçekten de halkın öz örgütlenmesiyle gerçekleştirdiği bir mücadele olduğu yanılgısını güçlendiriyor.

Greenpeace International internet sitesinde belirttiği üzere “Greenpeace bireysel destekçilerin gönüllü bağışlarına ve vakıflarca desteklenen hibelere güvenir.” deniyor.(2) Bu söz ile GP güya şeffaflık gösterirken açık veriyor ve şu soru akıllara geliyor: Kim tarafından kurulan hangi vakıflar?

Rockefeller Brothers Fund, Inc., Charles Stewart Mott Foundation, The Trust for Mutual Understanding, Reiman Charitable Foundation, Inc., The Scherman Foundation, Inc., The Overbrook Foundation…(3)

Liste böyle uzasa da, çok uzatmaya gerek yok. Bir tek Rockefeller Vakfı’nı incelemek yeterli olacaktır. Rockefeller Vakfı’nın kurucusu John D. Rockefeller, aynı zamanda 20. yüzyılın başında Shell dahil 25’ten fazla şirketi içine alarak büyük bir petrol tröstü haline gelen Standard Oil şirketinin de kurucusu.

Rockefeller Brothers Foundation internet sitesi rbf.org’tan, sürdürülebilir kalkınma başlığı altından Greenpeace’e hangi zamanlarda, kaç kez, kaç yüz bin dolar bağış yapıldığı kolaylıkla öğrenilebilir.(4)(5)(6)(7)(8)

GreenPeace adını yeşil koyarak yaşamı savunamaz, çünkü petrol şirketlerinden destek alarak petrolün açığa çıkardığı sorunlara karşı mücadele edilmez.

GreenPeace adını barış koyarak barıştan yana da olamaz, çünkü yeryüzündeki savaşların çoğu kendisini destekleyen petrol şirketlerinin çıkarları uğruna gerçekleştiriliyor.

Yolda karşınıza çıkıp sizden destek talep eden sevimli, modern, duyarlı, çevreci üniversite öğrencisi Greepeace’çilere bu soruları sorun. Muhtemelen kesinlikle şirketlerden bağış kabul etmediklerini söyleyecekler. Israrcı olup belgeleri söylediğinizde anlamazlıktan gelecek, belki ekip şefini çağıracak. Ekip şefi bu konu özelinde bir açıklama yapmayıp başka hikayelerle bu mevzuyu kaynatmaya çalışacak. Ama siz bileceksiniz: Hesap ortada!

Milyon dolarların nereden geldiği belli.

Nasıl kaybolduğuna gelince; işte orası aslında tam bir muamma.

 

Alp Temiz

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 20. sayısında yayımlanmıştır.

 

The post 21. yy’da Teslimiyet Teorileri ve Pratikleri: “Greenpeace 5,2 Milyon Doları Yok Etti” – Alp Temiz appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2014/07/23/21-yyda-teslimiyet-teorileri-ve-pratikleri-greenpeace-52-milyon-dolari-yok-etti-alp-temiz/feed/ 0
21. yy’da Teslimiyet Teorileri ve Pratikleri: Katil Şirketleri Yeşile Boyamak – Nergis Şen https://meydan1.org/2013/09/04/21-yyda-teslimiyet-teorileri-ve-pratikleri-katil-sirketleri-yesile-boyamak-nergis-sen/ https://meydan1.org/2013/09/04/21-yyda-teslimiyet-teorileri-ve-pratikleri-katil-sirketleri-yesile-boyamak-nergis-sen/#respond Wed, 04 Sep 2013 17:20:01 +0000 https://test.meydan.org/2013/09/04/21-yyda-teslimiyet-teorileri-ve-pratikleri-katil-sirketleri-yesile-boyamak-nergis-sen/ Havaya daha az CO2 salınımı yaptığı öne sürülen elektrikli çevreci otomobiller, A+++ sınıfı çevreci buzdolapları, tuvaletlerinde susuz pisuar kullanan çevreci şirketler, güneş, rüzgar ve su gibi asla yenilenemeyen doğal varlıkları elektriğe dönüştürerek kullanan çevreci kozmetikçiler, işçilerine güvenli çalışma çevresi temin eden petrol şirketleri… Hepsi ilgili reklamlara milyonlarca dolar harcıyor. Ancak bu tüketilen elektriğin hangi deredeki HES’ten, hangi nükleer, termik santralden geldiğinden bahsetmedikleri gibi lobicilik faaliyetlerinde verdikleri rüşvetlerden, kuruttukları su havzalarından, talan edilen yağmur […]

The post 21. yy’da Teslimiyet Teorileri ve Pratikleri: Katil Şirketleri Yeşile Boyamak – Nergis Şen appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
Havaya daha az CO2 salınımı yaptığı öne sürülen elektrikli çevreci otomobiller, A+++ sınıfı çevreci buzdolapları, tuvaletlerinde susuz pisuar kullanan çevreci şirketler, güneş, rüzgar ve su gibi asla yenilenemeyen doğal varlıkları elektriğe dönüştürerek kullanan çevreci kozmetikçiler, işçilerine güvenli çalışma çevresi temin eden petrol şirketleri…

Hepsi ilgili reklamlara milyonlarca dolar harcıyor. Ancak bu tüketilen elektriğin hangi deredeki HES’ten, hangi nükleer, termik santralden geldiğinden bahsetmedikleri gibi lobicilik faaliyetlerinde verdikleri rüşvetlerden, kuruttukları su havzalarından, talan edilen yağmur ormanlarından, hayvanlar üzerine yaptıkları deneylerden, Nijerya’da paralı ordusuyla saysız işkence ve toplu katliamlar yapmalarından da bahsedilmiyor.

Interbrand adlı 1974 yılından bugüne “marka değeri yaratmak ve yönetmek” diye özetlediği işi yapan şirket, büyük markaları halkı nasıl daha kurnazca kandırabilecekleri yönünde desteklemekle kalmıyor, düzenli olarak en kurnaz şirketi de belirleyerek şirketlerin marka değerlerini de yükseltiyor. Interbrand aynı zamanda greenwashing denilen, şirketlerin çevreci hamlelerini de gündemleştirip onları doğaya zararsız, yaşama duyarlı gibi göstererek yaşamı yok eden projelerini örtbas etmeye çalışıyor. Ne yazık ki markaların bu yollarla logolarına iliştirdiği yeşil bir arka Katil Şirketleri Yeşile Boyamak plan görseli ya da yaprak sembolü, yeryüzündeki katliamlarını biraz daha meşrulaştırmalarını sağlayacak müşteri kitlesini de kendine çekiyor.

Ancak şirketlerin yaptıkları pek çok katliam, şirketlerin gerçek yüzünün gizlenmesini imkansızlaştırıyor. 2013 yılının en yeşil küresel şirketlerini belirleyen interbrand’ın listesinden birkaç örnek dahi gerçeklerin gün yüzüne çıkmasını sağlama

Toyota

Lobicileri; toyota mühendislerinin verimlilik standartlarının nasıl artırılacağını dahi bilmediğine inansa bile Toyota, arabalarını yeşille kaplatmak için, milyarlarca dolar rüşvet veren bir şirkettir. Ürünlerinin ve şirketin imajını yükseltmek için bir yılda 3 milyar dolardan fazla harcadı. Aynı yıl, kanun yapıcılara para aktaran lobi çalışmalarına, en az 7,7 milyon dolar harcadı.

Mc Donald’s
Yağmur ormanı olan toprakları meralaştırdığını ve bu alanların yeniden ormanlaşmasını engellediğini itiraf etmiştir. McDonalds fabrikalarında yetiştirilen hayvanlar temiz hava, gün ışığı ve hareket serbestisinden mahrum bırakılıyor. Kârı yüksek ve ücret giderlerini düşük tutma kaygısıyla şubelerde az sayıda işçi uzun mesailerle çalışmaktadır, dolayısıyla çalışanların daha çok ve daha hızlı iş yapmaları gerekmektedir.

Coca cola
Sinop-Gerze’de Termik Santral projesi için 5 Eylül 2011 günü sondaj çalışması yapmak için alana giren iş makineleri halkın büyük tepkisini çekti. İş makinelerini Gerze’ye sokmak istemeyen halk yollarda bekleyerek makinaların geçişlerini engelledi. Şirketin özel isteğiyle olaya Kolluk Kuvvetleri müdahele etti. Gaz Bombası ve Joplarla saldıran eden jandarma ve polis birçok köylüyü yaraladı. Kolombiya ve Guatemaladaki coca-cola işçileri sendikalaşarak haklarını elde etme çabasına giriştiler. 5 aralık 1996′da paramiliterler kolombiya carepa bölgesindeki “bebidas y alimientos” şişeleme fabrikasında sendika temsilcisi isidro segundo gil’i öldürdüler. Diğer sendika üyeleri de paramiliterler tarafından yakalanarak infaz edildi. Paramiliterler sendika bürolarını ateşe veriyor işçilerin ailelerini kaçırma ve öldürme ile tehdit ediyorlardı. Kolombiya Bogota’da 50 bin hektar alan son 50 yılda kirlilik nedeniyle işlevsiz hala geldi. 49 bin hektar sulak alansa Coca-Cola tarafından kurutuldu. Guatemala City’deki Coca-Cola şişeleme tesislerinde çalışan 450 işçi dokuz yıl boyunca işleri için, sendikaları için ve yaşamları için mücadele etti. İşçiler üç kez tesisi işgal etti, son işgal on üç ay sürdü. Sendikalarının üç genel sekreteri ve beş işçi öldürüldü. Dörtten fazlası kaçırıldı ve kayboldu. 2005 yılında, Türkiye’de Coca-Cola’nın İstanbul’daki şişeleme tesisinde çalışan 105 işçi sendikaya üye oldu ve işten çıkarıldı. Bazı işçiler, şirketin üst yönetimi ile görüşme halindeyken, şirket çevik kuvvetin, eşleri ve çocukları ile birlikte direnişteki diğer işçilere saldırmasını emretti. Yaklaşık 200 kişi kapalı alanda gaz bombasına maruz kalarak kötü bir şekilde darp edildi ve birçoğu hastaneye kaldırıldı.

Apple
2005-2009 yılları arasında, fabrikalardaki kötü koşullara dayanamayan Apple taşeronu 50 Foxconn işçisi intihar etti. 2010 yılında yatakhanelerinin çatısından atlayarak hayata veda eden 14 işçinin ardından, 4 işçi daha aynı yöntemi deneyip başarısız oldu.

Mercedes
Arjantin’deki 1976 darbesini silah ticareti ile destekledi. Fransa savunma bakanlığı ile M51 Nükleer füze projesi üretim ortaklığı kurdu.

Ford
Arjantin’deki 1976 darbesine silah sağladı. 1998 yılında Amerika’daki Ford fabrikalarında Güney Amerika kökenli ya da siyahi kadın işçilere düşük ücret uygulaması yapıldı.

Nestle
2006 yılında Fildişi sahillerinde kakao tarlalarında köleleştirilen çocuk işçileri çok düşük ücrete çalışmaya zorladı. Ülkedeki iç savaşı daha fazla kar için körükledi. 2005’te Afrika ve Güney Asya’da ücretsiz dağıttığı bebek mamalarını kirli suyla hazırlayarak 1.500.000 çocuğun ölümüne yol açtı. Sony Çin’in Dongguan şehrinde Lite-On Xuji Electronics şirketi bünyesinde gösterdiği 3000 kadar taşeron işçisini günde 12 saat çalıştırıyor. L’Oreal Asarak ve zincirleyerek etkisiz hale getirdiği hayvanlar üzerinde yeni ürettiği kozmetik ürünlerini test ediyor.

Shell
Nijerya Çevik Kuvvet Polisi, Rivers Eyaletinin Umuechem bölgesinde gençlerin yoğunlukta olduğu Shell karşıtı bir yürüyüşe müdahale ederek 80 kişiyi katletti ve 500 evi yerle bir etti. Ogoni bölgesinde; Shell karşıtı, kendi kaderini belirlemeye yönelik düzenlediği kampanya süresince 9 yerliyi idam edili. Bu süreçte polis 2000 kişiyi katletti, tecavüz edilen, işkence gören, sakat bırakılanların sayısı bilinmiyor.

 

Nergis Şen

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 12. sayısında yayımlanmıştır.

The post 21. yy’da Teslimiyet Teorileri ve Pratikleri: Katil Şirketleri Yeşile Boyamak – Nergis Şen appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2013/09/04/21-yyda-teslimiyet-teorileri-ve-pratikleri-katil-sirketleri-yesile-boyamak-nergis-sen/feed/ 0
Diyarbakır’dan Trabzon’a Talanın Adı: KAYA GAZI https://meydan1.org/2012/09/23/diyarbakirdan-trabzona-talanin-adi-kaya-gazi/ https://meydan1.org/2012/09/23/diyarbakirdan-trabzona-talanin-adi-kaya-gazi/#respond Sun, 23 Sep 2012 08:58:10 +0000 https://test.meydan.org/2012/09/23/diyarbakirdan-trabzona-talanin-adi-kaya-gazi/ Royal Dutch Shell, TPAO (Türkiye Petrol Anonim Ortaklığı) ortaklığıyla Diyarbakır Sarıbuğday’da kayagazı aramaları için sondaja başladıklarını açıkladı. Erdoğan’ı ziyaret için Türkiye’ye gelen Shell 1. CEO’su Peter Voser, bu görüşmeden sonra Enerji Bakanı Taner Yıldız’la bir basın toplantısı düzenledi. Açıklamada Shell ve TPAO’nın Karadeniz ve Akdeniz’de yaptığı petrol – doğalgaz arama ortaklığının yanı sıra sondaj kuyularının […]

The post Diyarbakır’dan Trabzon’a Talanın Adı: KAYA GAZI appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
Royal Dutch Shell, TPAO (Türkiye Petrol Anonim Ortaklığı) ortaklığıyla Diyarbakır Sarıbuğday’da kayagazı aramaları için sondaja başladıklarını açıkladı. Erdoğan’ı ziyaret için Türkiye’ye gelen Shell 1. CEO’su Peter Voser, bu görüşmeden sonra Enerji Bakanı Taner Yıldız’la bir basın toplantısı düzenledi. Açıklamada Shell ve TPAO’nın Karadeniz ve Akdeniz’de yaptığı petrol – doğalgaz arama ortaklığının yanı sıra sondaj kuyularının açıldığı bölgelerde çok büyük doğa tahribatına yol açan kayagazı çıkarma hedeflerinden de bahsedildi. Voser, Diyarbakır’da başlayan çalışmaların akabinde Karadeniz’e de el atmak istediklerini, kayagazı olarak tabir edilen, esasında sondaj kuyularının erişemeyeceği derinlikteki doğalgaz için Erzurum – Kars bölgesinde sondaj çalışmalarına devam edeceklerini belirtti. TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal da Trakya’daki kaya gazı kaynağının ruhsatını da başka bir Petrol Şirketi olan ExxonMobile’e verildiğini açıkladı. Voser açıklamanın devamında Nijerya’nın da içinde bulunduğu ve Doğu Afrika ve Avrupa’da da orijinal terimiyle “Shale” olarak tabir edilen kayagazı havzalarının olduğunu ve bu kaynaklarla Asya ve Avrupa’nın doğalgaz ihtiyacının karşılanabileceğini belirtti. Görünüyor ki Shell, çıkmayan yerlerden doğalgaz çıkarmaya yarayan fakat çıkartırken bütün suyu, toprağı, havayı dolayısıyla bitki, insan ve hayvanları zehirleyen bu yöntemle servetine servet katmaya ABD’den sonra Türkiye ve Türkiye’ye yakın coğrafyalarda devam edecek.

Kayagazı olarak Türkçe’ye çevrilen şey aslında, yeryüzünün derinliklerinde bulunan kaya tabakasında çözünmüş halde bulunan ve sondaj kuyusu açılamayacak derinlikte olan doğalgazdan başka bir şey değil. 1950’den beri, bu kaya tabakasında doğalgazın mevcut olduğu biliniyor. Bu gazı çıkarmak için milyonlarca tonluk su, şirketler tarafından ne oldukları açıklanmayan kimyasallarla karıştırılarak gazın bulunduğu kayalara pompalanıyor. Derinlerde basıncın artması ve kimyasalların tetiklemesiyle patlamalar meydana geliyor. Bu uygulamaya Hidrolik Patlama orijinal adıyla “fracking” adı veriliyor.

İnsanların evlerindeki şebeke suları, suya karışan doğal gaz ve kimyasallarla, çakmak çakınca alev alacak kadar tehlikeli hale geliyor.

Bu yöntemle çalışan ilk kuyu 1981 yılında Texas’ta çalışmaya başlamış. Patlamaların kaya tabakasında açtığı çatlaklar yoluyla serbest kalan doğalgaz ve patlamalara yol açan kimyasallar, yeraltı suları yardımıyla kontrolsüz şekilde yeryüzüne çıkıyor. İnsanların evlerindeki şebeke suları, suya karışan doğal gaz ve kimyasallarla, çakmak çakınca alev alacak kadar tehlikeli hale geliyor. Şirket bölgenin her yerinde mantar gibi biten kuyularıyla toplayabildiği gazı topluyor, toplayamadığı ise toprağa havaya ve uygulamanın yapıldığı bölgede bulunan bütün su kaynaklarına karışıyor. Doğalgazda bulunan ve insan sağlığı ve doğada yaşayan bütün canlılar için ölümcül olan propan, etilen gibi gazlar bölgede yaşayan insanlara solutuluyor. Suya, toprağa karışan kimyasallar ise nörotoksin ve kanserojen etkileri olan son derece tehlikeli maddeler. Ayrıca Türkiye’nin Kuzeydoğu Anadolu Fay Hattı gibi dünyanın en faal fay hatlarından birinin üstünde bulunmasının bu yöntemin başka tahmin edilemeyecek sonuçları olabileceği söyleniyor. Doğa yıkımına ve depremlere yol açtığı için Fransa, Bulgaristan ve Çek Cumhuriyeti ”Hidrolik Patlama” yönteminin kullanımını yasakladı. İngiltere, İspanya ve Güney Afrika ise kayagazı çalışmalarını durdurdu.

Böylesi derinlikteki doğalgaza şirketlerin bunca yıl el atmamasının sebebi, gazı çıkarmak için kullanılan yöntemin ortalama derinlikteki bir doğalgazı çıkarmak için kullanılan yöntemden %50 daha maliyetli olması. Çokuluslu petrol şirketlerinin bu ulaşılması zor kaynaklara şimdi(bulunduktan 70 yıl sonra) paldır – küldür girmesinin sebebi ise dünyadaki doğalgaz ve petrol kaynaklarının azalması ve akabinde fosil yakıt fiyatlarının içinde bulunduğu sürekli artış.
Medya da konuyla ilgili haberleri 04 Eylül gününden itibaren yayınlamaya başladı. Bu açıklamalarda kayagazının çıkartılmaya başlanmasının TC ve yakıt sıkıntısı çeken diğer ülkeler için büyük şans olduğu belirtiliyor. Öte yandan bu haberlerde iki cümleyle de olsa kayagazı çıkarma yönteminin doğaya büyük zararlar verebileceğinden bahsetmek zorunda kalınıyor ya da “Hidrolik Patlama” sonucu serbest kalan metan gazının küresel ısınmaya neden olabileceği söyleniyor. ABD’de 1972 yılında çıkan ve su kaynaklarının korunması için petrol şirketlerine çeşitli yükümlülükler getiren “Temiz Su Yasası”nda 2005 yılında yapılan düzenlemeyle yalnızca Hidrolik Patlama yöntemiyle doğalgaz çıkaran şirketler bu yasadan muaf bırakıldı. Bu düzenlemeyle beraber ABD 2009’a kadar doğalgaz üretimini ikiye katladı. Fakat bu üretim artışının akabinde New York ve Washington dahil bir çok şehrin yararlandığı su havzaları zehirlendi.
Medya son günlerde yaptığı haberlerle halktan değil Shell’den yana olacağını ve konu hakkındaki gerçekleri manipüle etmeye çalışacağını açık şekilde ortaya koydu. Sonraki sayılarda size kayagazı çıkarmak için kullanılan Hidrolik Parçalama yöntemi sonuçlarının insan ve doğa üzerinde açtığı geri dönülmez tahribatlara ve yöntemin başta ABD ve uygulandığı diğer yerlerde yol açtığı yıkımlara dair detaylı araştırmalar sunacağız.

Royal Dutch Shell %60’ı Hollanda ve %40’ı İngiltere ortaklığından oluşuyor. Shell, 1833 yılında Marcus Samuel’in Hollanda’da doğa tutkunlarına deniz kabuğu satmak üzere kurduğu bir şirketken, Shell, 1890′lı yıllar Sumatra adasında petrol arayan bir şirket olan Royal Dutch Şirketiyle kurduğu ortaklık sonrasında Royal Dutch Shell adını alır ve Standart Oil’in Çin pazarından söküp atılmasıyla da dev bir yapıya dönüştü. Nijerya’da paralı asker tutan, devleti kendi çıkarları için kullanan Shell Dünya’nın bir çok yerinde de Shell Nigeria, Shell Argentina, Shell Peru gibi bölgesel şirketleşmelerle faaliyetini sürdürüyor. Bu tarz bölgesel şirketler aracılığıyla o bölgelerdeki yaşam alanlarını yok eden Shell şimdi de gözünü Mezopotamya’ya dikmiş durumda.

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 3. sayısında yayımlanmıştır.

The post Diyarbakır’dan Trabzon’a Talanın Adı: KAYA GAZI appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2012/09/23/diyarbakirdan-trabzona-talanin-adi-kaya-gazi/feed/ 0