sokak – Meydan Gazetesi https://meydan1.org Anarşist Gazete Wed, 03 Jan 2018 19:06:16 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=5.3.13 Haber Sokakta https://meydan1.org/2018/01/03/haber-sokakta/ https://meydan1.org/2018/01/03/haber-sokakta/#respond Wed, 03 Jan 2018 19:08:16 +0000 https://seninmedyan.org/?p=25399 Batı Afrika ülkelerinden Liberya’da yaşayanlar 17 yıldır sokakta hazırlanan Kara Tahta’dan haberleri okuyorlar. Monrovia’daki sokak gazetesi her gün kara tahta üzerine tebeşirle yazılan haberlerle okuyucularına ulaşıyor. Monrovia’da bir yol kenarında yer alan kara tahta gazetesi, ülkenin resmi dili olan İngilizce yayın yapıyor. Daily Talk Gazetesi Yayın Yönetmeni Alfred Sirleaf, 2000’den beri okuyucularını günlük ulusal ve […]

The post Haber Sokakta appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
Batı Afrika ülkelerinden Liberya’da yaşayanlar 17 yıldır sokakta hazırlanan Kara Tahta’dan haberleri okuyorlar.

Monrovia’daki sokak gazetesi her gün kara tahta üzerine tebeşirle yazılan haberlerle okuyucularına ulaşıyor. Monrovia’da bir yol kenarında yer alan kara tahta gazetesi, ülkenin resmi dili olan İngilizce yayın yapıyor.

Daily Talk Gazetesi Yayın Yönetmeni Alfred Sirleaf, 2000’den beri okuyucularını günlük ulusal ve uluslararası haberler ile buluşturduklarını dile getirerek, “Kara tahta üzerine tebeşir ve fotoğraflar ile hazırladığımız gazetemiz, Liberyalılara ücretsiz haber sunmak amacıyla yayına başladı” dedi.

Sokak Gazetesinin 7 Kişilik Ekip ve Gönüllü Kadrosu Var

Haberlerin yanı sıra fotoğraflarla gazeteyi süslediklerini kaydeden Sirleaf, gazetenin 7 kişilik bir bir ekip tarafından çıkarıldığını ve ülkenin farklı bölgelerinden gönüllü gazetecilerin de haber gönderdiğini anlattı.

Gazetenin Gelirleri Reklam Panosundan

Sirleaf, “The Daily Talk sokak gazetesinin gelirleri birkaç reklamdan ibaret. Tahtanın reklam bölümüne bazı firmaların reklamlarını yazıyoruz. Onlar da bize kamera, kağıt, kırtasiye ürünleri gibi malzeme desteğinde bulunuyorlar” ifadelerini kullandı.

Elektriğiniz, TV’niz ve İnternetiniz Yoksa Dert Etmeyin Sokak Gazeteniz Var 

Sirleaf, insanların elektrik sıkıntısı nedeniyle televizyon, radyo ve internet gibi iletişim araçlarına ulaşamadığını dile getirerek “İnsanlar evlerine ya da işlerine giderken buradan geçiyor ya da araçlarında trafikte bekleyen insanlar gazetemizi birkaç dakika okuyarak gündemden haberdar oluyorlar” sözlerini dile getirdi.

Bütün Gazetelerden Önce Yayınlanıyor

Johnson, tebeşirle yazılan kara tahta gazetenin kendileri için çok önemli olduğu belirterek, “Bazen buradaki haberler ana akım medya yayın organlarından bile daha önce yayınlanıyor” ifadelerini kullandı.

The post Haber Sokakta appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2018/01/03/haber-sokakta/feed/ 0
Amed’de Meyve Satıcısı ‘Kayyum Zabıtalarına’ İsyan Ederek Arabayı Ateşe Verdi https://meydan1.org/2017/04/22/amedde-meyve-saticisi-kayyum-zabitalarina-isyan-ederek-arabayi-atese-verdi/ https://meydan1.org/2017/04/22/amedde-meyve-saticisi-kayyum-zabitalarina-isyan-ederek-arabayi-atese-verdi/#respond Sat, 22 Apr 2017 13:08:09 +0000 https://seninmedyan.org/?p=2775 Amed’deki belediyelere atanan kayyuma bağlı zabıtalar, sokakta geçimini sağlayabilmek, yaşamını sürdürebilmek için ‘seyyar satıcılık’ yapanlara olan baskısını arttırdı. Amed’de süregelen engelleme, baskı ve arabalara el konulmasına maruz kalan seyyar satıcılar ile zabıta arasında sık sık gerilimler yaşanıyor. Yıllardır meyve satan ismi öğrenilemeyen bir seyyar satıcı, Yenişehir ilçesi Ofis semti Sanat Sokağı’nda tezgahını kurmasını sık sık engelleyen […]

The post Amed’de Meyve Satıcısı ‘Kayyum Zabıtalarına’ İsyan Ederek Arabayı Ateşe Verdi appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
Amed’deki belediyelere atanan kayyuma bağlı zabıtalar, sokakta geçimini sağlayabilmek, yaşamını sürdürebilmek için ‘seyyar satıcılık’ yapanlara olan baskısını arttırdı.

Amed’de süregelen engelleme, baskı ve arabalara el konulmasına maruz kalan seyyar satıcılar ile zabıta arasında sık sık gerilimler yaşanıyor. Yıllardır meyve satan ismi öğrenilemeyen bir seyyar satıcı, Yenişehir ilçesi Ofis semti Sanat Sokağı’nda tezgahını kurmasını sık sık engelleyen zabıta ekiplerine isyan edip, arabayı ateşe vererek zabıtların tutumuna karşı eylem gerçekleştirdi.

The post Amed’de Meyve Satıcısı ‘Kayyum Zabıtalarına’ İsyan Ederek Arabayı Ateşe Verdi appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2017/04/22/amedde-meyve-saticisi-kayyum-zabitalarina-isyan-ederek-arabayi-atese-verdi/feed/ 0
“Bir Sıkışma Süreci Oy Bir Ayrışma Süreci Bomba!” – Halil Çelik https://meydan1.org/2016/04/25/bir-sikisma-sureci-oy-bir-ayrisma-sureci-bomba-halil-celik/ https://meydan1.org/2016/04/25/bir-sikisma-sureci-oy-bir-ayrisma-sureci-bomba-halil-celik/#respond Mon, 25 Apr 2016 10:52:00 +0000 https://test.meydan.org/2016/04/25/bir-sikisma-sureci-oy-bir-ayrisma-sureci-bomba-halil-celik/ Bir Strateji Olarak Seçimler Özgürlük mücadelesi veren tüm hareketler dönemsel stratejiler kurar ve bu stratejilere göre hamleler yaparlar. Kürt Özgürlük Hareketi de 40 senedir sürdürdüğü özgürlük mücadelesinde, farklı dönemlerde, farklı stratejiler kurmuştur. Hareketin seçimlere girmesi ve halktan oy istemesi, bu stratejilerden sadece bir tanesidir. Bu yazıda, halkın bütünlüklü var olma mücadelesinin içerisinde, hareketin parlamentoda da […]

The post “Bir Sıkışma Süreci Oy Bir Ayrışma Süreci Bomba!” – Halil Çelik appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

Meydan Gazetesi- Bir Sıkışma Süreci OY Bir ayrışma süreci Bomba Halil Çelik

Bir Strateji Olarak Seçimler

Özgürlük mücadelesi veren tüm hareketler dönemsel stratejiler kurar ve bu stratejilere göre hamleler yaparlar. Kürt Özgürlük Hareketi de 40 senedir sürdürdüğü özgürlük mücadelesinde, farklı dönemlerde, farklı stratejiler kurmuştur. Hareketin seçimlere girmesi ve halktan oy istemesi, bu stratejilerden sadece bir tanesidir. Bu yazıda, halkın bütünlüklü var olma mücadelesinin içerisinde, hareketin parlamentoda da var olma stratejisi olan “seçimlere katılma ve oy isteme” hamlesinin yanı sıra, 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde oy istemiyle başlayan siyasi sıkışmayı ve 13 Mart Ankara bombası sonrası başlayan siyasi savrulmayı tartışacağız.

Sokağın Beraberliğinden Sandığın Birleşmesine

7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri öncesinde yaşanan toplumsal patlamaların en genişi ve en uzunu Taksim İsyanı’ydı. Çok özneli bu patlamanın öznesi başta birkaç ağacın kesilmesine karşı koyan çevreciler gibi yansıtılmak istense de, gerçekte olan hükümetle karşı karşıya kalmış tüm öznelerin katılımıyla oluşmuş bir isyan olmasıydı.

Toplum ve bireyler üzerinde her gün artan baskı, isyanı tetiklemişti. Baskının karaktersizliği yani sadece bir kesime değil her kesime, her karaktere değiyor olması, Taksim İsyanı’nın karakterini de zorunlu olarak birleştirici kıldı. İdeolojisi, dili, dini, cinsiyeti, sıkıntıları sorunları birbirinden farklı olan birçok birey ve topluluk, isyanın birer öznesi olabildi. İsyanın bu özne çokluğu hem Taksim işgali süresince hem de sonrasında, isyanın, devlet tarafından kontrolünü zorlaştırdı. Kolluk kuvvetlerinin, Taksim Dayanışması’yla ya da ‘kitle’ örgütleriyle yapmaya çalıştığı anlaşmaların, isyanın başka özneleri tarafından sürekli bozuluyor olması, isyanın çapını genişletiyor ve etkisini büyütüyordu. Taksim’in yaklaşık 15 günlük işgalinin sonlanmasıyla başlayan “Her yer Taksim her yer direniş” sürecinin yayılmasında da, bu çok özneli karakter belirginleşiyordu. Bu çok özneliliğin korunmasını ilkeleştirerek oluşturulan forumlar, -bayraksızlık, flamasızlık, dövizsizlik- “biz”, “barışcıl bir yürüyüş yapacağız”, “barikat yok, taş yok” gibi tutumlarla bir “biz” tanımlayarak, farklılıkları aynılaştırıyordu. Çok öznelilikten tek özneliliğe ve salt AKP ve Tayyip Erdoğan karşıtlığına indirgenen forumlarda aslında seçimlere hazırlık yapılıyordu.

Bir meydanda başlayan ve sokaklarda süren isyanı anlamlandırmak önemliydi. Arzulanan bir devrime benzetmenin, ya da teslimiyetçi bir “olmadı”yla atlatmanın ötesinde; belirtmek gerekir ki paylaşma ve dayanışma ilişkileriyle örgütlenmiş bir karşı koyuşla, iktidarın korkarak ve şaşırarak saçmaladığı bir süreç yaşadık. Belki de kazanacağımız en önemli anlamdı bu. Taksim İsyanı’nın çok çok sonrasında bile, sokak yürüyüşlerinde, cadde kapatmalarda, polisin onlarca uyarısına rağmen yapacağını yapan, yürüyüşlerde ya da toplanmalarda izin istemeden doğrudan eylemler örgütleyen bir anlayıştı bu. Böylesi anlamlarla dolu bir sürecin her halde en anlamsız evresi ise bir seçim süreciyle sonlanması oldu. Bu anlamsızlık meydandan, sokaktan gelerek; foruma, seçime, sandığa, adeta açık alandan kapalı alana giden, madden yaşanan bir kapatılmanın manevi etkisiydi. Seçim sürecinin şartlarına uymak için sokağın sakinleşmesini istemek ise, bu sıkışmanın başlangıcı olacaktı.

Seçimlere Girmek ve Herkesten Oy İstemek

Kürt Özgürlük Hareketi’nin 8. seçim stratejisi olan 7 Haziran seçimlerinin, Taksim İsyanı sürecinin hemen sonrasında şekillenmiş olması, isyan bakımından bir talihsizlikti. Seçimler için bir avantaj olarak kullanılmak istenen isyan süreci, isyanın her öznesinin seçim kampanyasının da bir öznesi olmasını amaçlıyordu. Ulusalcı özneler dışındaki herkes HDP içerisinde kabul ediliyor ve forumlar döneminde AKP ve Tayyip Erdoğan karşıtlığı zeminleştirilerek oluşturulan birleşik anlayışın çatısı HDP yapılıyordu. Ufak tefek tartışmaların ötesinde herkes, HDP için oy çalışması yapmaya ya da oy atmaya çağrılıyordu. HDP içerisindeki reformist çevrelerin üstlendiği seçim kampanyasının en önemli mottosu, başkanlık rejimi karşısında parlamenter rejimi savunacak tek gücün HDP olduğu mottosuydu. Tabi ki bu motto, böylesi bir sade söylevle değil, üst mesajında allanıp pullanarak seçmene sunuluyordu. Seçmene sunulan alt mesajda ise biraz tehditkar bir taraflaşma tarifleniyordu: “HDP’ye oy atmayan AKP’den taraftır”. Bu mottolarla oluşturulan kampanyanın sorunu; yeni çıkılmış “hak istenmez alınır” sürecinden “başkanlık sistemi diktatörlüktür, parlamenter sistemde hakkımızı istemeliyiz”- sürecine çekilen bireyler ve topluluklar olmuştur. Hem de, bu seçimin asıl öznesi olan Kürt halkının -dolayısıyla Kürt Özgürlük Hareketi’nin- stratejilerinden bir tanesi olan “parlamentoda var olma” stratejisinin, HDP ve içerisindeki reformistler tarafından herkese, bir “kurtuluş planı” olarak sunulmasıdır.

Bu yanılgı bile çelişiktir. Kurtuluş, devletten-kapitalizmden yani sistemin kendisinden olmalıyken, sistemi bir hükümete indirgemek, bu kurtuluş planının çelişkisini göstermiyor mu? Başkanlık rejimine karşın parlamenter rejimi savunmamızı istemek alaycı değil mi? Seçime kadar sokakta iktidarı şaşırtan-saçmalatan bu isyan sürecinin öznelerine, seçimler için “bu daha başlangıç mücadeleye devam” demek alaycı değil mi?

Herkes için sorduğumuz bu soruların cevapları illa ki verilecektir. Şöyle ya da böyle, seçimler ve oylar savunulacaktır. Biz anarşistler için ise, sorulan bu soruların cevabı bile yok. Anarşistlerden parlamenter rejimin savunucusu olmasını istemek sadece sığlıkla tanımlanamaz. Bu istek, sığlığın saflığının ötesinde en derininden densizlikle tanımlanmalıdır.

Seçimlerde muhalefet de hükümet de meşrudur.

Parlamenter sistemde azınlığın çoğunluğu yönettiğini anlamak için toplama çıkarma yapmak yeterli olacaktır. Birçok seçimde en yüksek oy oranını alarak hükümet olan AKP’nin bile toplam 80 milyonluk nüfusun sadece 22 milyonundan oy alarak seçilmesi, bunu anlamamız için oldukça yeteridir.

Parlamenter sistem gibi başkanlık sistemi de çoğunlukçu demokrasinin benzer paradoksudur. Bu paradoksun en önemli dinamiği olan seçimlerin, adalet ve özgürlük için uygulanabilecek bir sistemi oluşturması beklenemez. Seçimlere katılmak ve oy istemek bütünlüklü bir stratejinin parçası bile olsa, bu, seçimleri ve dolayısıyla seçim sonucunda seçilenlerin tümünü meşrulaştıracaktır. Seçimlerde kazananın kazancı da kaybedenin kaybı da meşrudur.

Son süreçteki 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde oluşan tüm meşruluk tartışmalarını, bu kaçınılmaz birincil ilke ile algılamamız gerekmektedir. Yalnız, iktidarların ilkelerinin olmayacağını, seçimi kazanan partinin 7 Haziran seçimlerinden sonra meclisi işletmeyerek hükümet kurma krizi içerisinde oluşturduğu karmaşayla deneyimledik. Karmaşa, seçimlerin yenilenmesiyle sürdü. Bu süreç bize, sistemin kendi kendine ihanetini ve bu ihanetin olağanlığını deneyimletti. Olağandışı bir seçim süreci değil, seçimin ta kendisiydi 7 Haziran. 1 Kasım seçimlerindeyse hükümet, halktan aldığı oyların “meşruluğu”yla Kürdistan’da sürdürdüğü savaşı sertleştirdi, rejim tartışmaları içerisinde parlamenter sistemden başkanlık sistemine belirsiz fiili bir geçiş başlattı. Mahalle mahalle süren savaşın bir saldırısı da Ankara’nın Çankaya Mahallesi’nde sürmekteydi. Bu günlerdeyse, sistemin bir başka olağan ihaneti tartışılmaya başlandı: Dokunulmazlıklar. Fezlekelerle parlamenter sistemin seçimlerinin meşruluğu tartışılıyor. Dokunulmazlığa da dokunulacak ve seçimlerin meşruluğu bir kez daha sistemin içinden ihlal edilecek. 7 Haziran’dan 1 Kasım’a değişen bir şey yok. Parlamenter sistemin olağan ilkesizliği sürüyor.

Kendi kendine sürekli ihanet içerisinde ilkesizlik timsali olan bu sistem, yakında, bir başka benzer ilkesiz sistemle, başkanlık sistemiyle değiştirilecek. Değişim için anayasa değişikliği şart, bunun için de referandum. Referandumlar sanki partilerden bağımsız bir seçim atmosferinde başlar ve biter. Bir önceki seçimlerde HDP rejim değişikliğinin önündeki tek güçtü ve bu güce dahil olup olmamak bir “ak’la kara” meselesiydi. Reformistler böyle bir algı örgütleyip seçimleri bir kurtuluş planı olarak savunuyorlardı. Şimdi, referandumla beraber aynı algı örgütlenmek istenecek hatta “kendin için oy at”, “kendine oy at” diyerek bizden yine oy atmamızı isteyecekler. Dolayısıyla; attığımız taraf kazansa da kaybetse de yine seçimleri, dolayısıyla çoğunlukçu demokrasiyi meşrulaştırmamızı isteyecekler.

7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinden sonra oluşan bu sıkışmış sürecin Rojava Devrimi’nin tüm olumlu rüzgarına rağmen esintisiz kalması, durağanlığı; Fırat Nehri’ne konmuş bir terazinin hafifliğinden havada kalan kefesi gibi havada duruyordu. Terazinin Bakur kefesindeki tek ağır şeyse, Fırat’ın bu tarafında hendek ve barikatların ardında halkın mahallelerini savunmasıydı. Bölgenin tamamını sadece coğrafik değil sosyolojik ve psikolojik olarak da bölen Fırat, TC için de adeta geçilemez bir sınır. Terazinin dengesizliği Rojava’dakilerin ağırlığının ötesinde savaşın “bu kadar alçaklaşacağı ve vahşileceği” düşünülememişti. Düşünülemeyen bir başka şeyse, parlamentoda var olma stratejisinin son hamleleriydi. HDP’nin 7 Haziran’daki seçimlerde yükselişinin ardından 1 Kasım seçimlerindeki düşüşün yarattığı olumsuzluktu. Bu olumsuzluk Bakur’da çok hissedilmezken, Ankara ve batısındaki HDP’li seçmeni oldukça olumsuz etkilemişti. Meşru mücadelesiyle, seçimlere ve seçim kampanyalarına yüklenen seçmene, tüm savaş karşıtı barışcıl söyleve rağmen, seçimleri savaş isteyenler kazanmıştı. HDP içerisinde bu kampanyalara kapılarak tüm motivasyonunu buraya yoğunlaştıranların yaşadıkları demotivasyonu batıda yaşayan Kürtler aracılığıyla Bakur’a aktarmış olmaları, sürecin en olumsuz etkiydi.

İstanbul, İzmir ve Ankara’dan başlayarak Amed’e, Wan’a taşınan bu etki, aşırı motivasyonun ve demotivasyonun yarattığı algı göçleriyle ve çözüm sürecinin çözümsüzlükle sonuçlanmasıyla bir hareketsizlik başlattı.

Burası Bakur’dur. Hendeklerin barikatların ardındaki çocukların gençlerin ve kadınların yarattıkları öz yönetim ve öz savunmalarla Farqin’den Nusaybin’e hareket, sokak sokak mahalle mahalle yine yeniden örgütlendi. Hareketsizlik Bakur’da uzun sürmedi ve hendeklerin, barikatların arkasındakiler tarafından yeni bir hareketlilik örgütlendi.

Ankara ve batısı içinse benzer bir olumlu yorum yapılamaz. Taksim İsyanı’nın sokaktan sandığa sıkışmasının olumsuzluğunu yaşayan batıda bu hareketsizlik, aşılamayacak bir engelle karşı karşıya. Batının doğusunda taş üstünde taş kalmıyorken, savaş tüm alçaklık ve vahşiliğiyle sürerken; mücadelelerin yarattığı hareketler, savaşın etkisiyle azalmakta. Sokaktan uzaklaşanlar artık sokağa yakınlaşmamaktadırlar. “Taksim İsyanı’nda yaptık olmadı” düşüncesiyle çözümlemelerden kaçınarak, eleştiri özeleştiri süreci işletmeden savaşı duymaz ve görmez hale gelmeyi tercih etmektedirler.

Bir oyla birleşenlerin bir bombayla ayrışması kaçınılmazdı. Bir “yardımlaşma” ilişkisinin ötesinde Kürt halkının özgürlük mücadelesinin bir parçası olarak paylaşma ve dayanışma mücadelesinde olanlar için, Kürt halkıyla seçimler üstünden yardımlaşma bir gereklilik değildir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin parlamentoda var olma, seçimler ve oy isteme stratejisinin yanlışlığını eleştiriyorsak, savaşın etkisini batıya taşıma stratejisiyle halk içinde patlatılan bombaları da tabii ki eleştireceğiz. Ve herkes eleştirilmelidir, ama sonuç olan bu bomba, Kürt halkının meşru mücadelesinden ayrışma için bir sebebe dönüşmemelidir. Aksi halde böylesi bir dönüşüm, siyasi savrulmanın başlangıcı olabilir.

Bir seçmen için, HDP’nin tarafında olmak, Kürt halkının asimilasyona karşı koymak için başlattığı mücadelenin de tarafında olmaktır. Taraflık algısını bir çizginin herhangi bir tarafında olmaya indirgememiş olsak bile bazı olayların yorumlanmasında adeta bir çizgi gibi taraflar ayrışırlar. HDP öncesi Kürt Özgürlük Hareketi’nin parlamenter sistem içerisindeki adayları ya da partilerinin seçmenleriyle, HDP’nin bugünkü aday profillerinin ve seçmenlerinin tam tamına örtüştüğünü söyleyemeyiz. Zaten HDP’nin önemli amaçlarından biri de buydu. Daha önce Kürt Özgürlük Hareketi’ne oy vermemiş olan seçmenin oyunu alabilmekti. Bunun sonucu olarak artık HDP’nin bir değil iki seçmeni var. İkinci seçmen de HDP’nin tarafını bilmekte ve bu tarafın tarifini de yapabilmektedir. Yalnız HDP’nin seçim kampanyalarının renkli atmosferinde bu taraflaşmanın bilgisinde bulanıklaşmalar yaşanmıştır. Çeşitli ülkelerdeki ‘özgürlükçü’ sosyalist partilere benzetilen ve sanki Kürt Özgürlük Hareketi’nden tamamen ayrık bir parti çalışması gibi görünümler oluşmuştur. Bu oluşan görüntünün çevresinde toplananlar, Ankara Kızılay bombası sonrasında bulundukları taraf konusunda endişelenmişlerdir. Artık HDP’nin tarafında olmayacakları kesin gibi olan bu ‘özgürlükçü’ reformistlerin cevaplaması gereken bir soru vardır: Şimdi kime oy vereceksiniz? Yoksa oy atmayarak parlamenter sistemin ya da başkanlık sisteminin bir parçası olmayacak mısınız? Size, sizin sözünüzle cevap vermek isteriz: “HDP’den taraf olmayan AKP’den taraftır”.

Bizim tarafımız başından beri belli, biz anarşistiz. Size sözümüz, bizim tarafımızdan olmayın da sizden başka bir şey istemeyiz.

Baştan beri HDP içerisinde pozisyon alan reformist bireylerin yanı sıra STK’lar, güruhlar ve gruplar 13 Mart’la beraber savrulmalar yaşayacaktır. Savrulmaların sadece HDP’den olması bizi hiçbir şekilde kaygılandırmasa da HDP’den başlayan bu kaçış, Kürt Özgürlük Hareketi’nden ve Kürt halkının meşru mücadelesinden kaçışa dönüşecektir. Bir oyla adaletsizliğe karşı koymak ve özgürlük için bir araya gelme romantizmi, bir bombanın ardından bir gerçekle karşılaştı ve bu gerçek herkesi savuracaktır.

Sıkışmalar sonrasında oluşabilecek savrulmaların tümü otoriteyle, devletle, kapitalizmle yüzleşemeyenler için bir muammayken; biz devrimci anarşistler için tüm sıkışmışlıklara rağmen savrulmamanın berraklığı örgütlülüğümüzde, teorimizde ve eylemimizdedir. Mücadelemizin berraklığı geleneğimizdedir.


Halil Çelik

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 33.sayısında yayımlanmıştır.

 

The post “Bir Sıkışma Süreci Oy Bir Ayrışma Süreci Bomba!” – Halil Çelik appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2016/04/25/bir-sikisma-sureci-oy-bir-ayrisma-sureci-bomba-halil-celik/feed/ 0
“Devletin Gelişi de Gidişi de Korkusundandır” – Serhat Budak https://meydan1.org/2015/12/16/devletin-gelisi-de-gidisi-de-korkusundandir-serhat-budak/ https://meydan1.org/2015/12/16/devletin-gelisi-de-gidisi-de-korkusundandir-serhat-budak/#respond Wed, 16 Dec 2015 14:25:16 +0000 https://test.meydan.org/2015/12/16/devletin-gelisi-de-gidisi-de-korkusundandir-serhat-budak/ “Bak, bu Erdoğan’ın eseridir. Erdoğan baksın! Zavallı halkı ne hale getirdiğini görsün! Bir göz odada, altı güne dayanamayıp intihar eden… Ve bu da zavallı annesidir. Dünya baksın, görsün! Erdoğan, Esedullah Timi’yle Nisêbîn girmiş! Allahsızlar Nisêbîn’e girmişler…” Mêrdîn’in Nisêbîn ilçesinde, 20 Kasım günü sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Sokaklar, devletin askerleri, tankları, panzerleriyle talan edildi. Yağdırılan […]

The post “Devletin Gelişi de Gidişi de Korkusundandır” – Serhat Budak appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
Meydan Gazetes- Devletin Gelişi de Gidişi de Korkusundandır

“Bak, bu Erdoğan’ın eseridir. Erdoğan baksın! Zavallı halkı ne hale getirdiğini görsün! Bir göz odada, altı güne dayanamayıp intihar eden… Ve bu da zavallı annesidir. Dünya baksın, görsün! Erdoğan, Esedullah Timi’yle Nisêbîn girmiş! Allahsızlar Nisêbîn’e girmişler…”

Mêrdîn’in Nisêbîn ilçesinde, 20 Kasım günü sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Sokaklar, devletin askerleri, tankları, panzerleriyle talan edildi. Yağdırılan bombalarla, doğrudan hedef alınarak açılan ateşlerle, bir halk, devlet eliyle yine katledilmek istendi. Nisêbîn’de süren sokağa çıkma yasağı sebebiyle, engelli annesini altı gün boyunca hastaneye götüremeyen Emin Öz, evinde kendini astı. İşte yukarıda yazılı olan cümleler de, Öz’ün ölümünü belgeleyen bir komşusunun ya da akrabasının kaydettiği görüntülerde sarf ettiği sözlerdi.

Devlet korktuğunda… İlçeye giden tüm giriş-çıkış noktaları, aynı devletin kollukları tarafından tutulur. Ardından, sokakta kalanın ne olursa olsun “imha edileceği” şekilde, sokağa çıkma yasağı ilan edilir. Yüksek binalara yerleştirilen keskin nişancılar, hedef ayırt etmeksizin, çocuk, genç, yaşlı, kadın, erkek… katleder.

Devlet korktuğunda… Sıkıyönetimin uygulandığı bölgede bulunan evler ve iş yerleri ayrım gözetmeden ve içinde kim olduğuna bakılmadan yakılır, yıkılır.

Devlet korktuğunda… Keskin nişancılar ya da profesyonel katiller, evinin önündeki merdivenlerde otururken beş çocuk annesi bir kadını da; yerde yatan yaralıya yardım etmeye çalışan 75 yaşındaki bir kadını da katleder. Katledilenler sokaklarda teşhir edilir, yakılanların başında halay çekilir, kentin tüm duvarlarına ırkçı nefret kusan yazılar kazınır. Sokaklarda panzerler, akrepler, TOMA’lar, tanklar… Günler boyu kesilen su, elektrik…

Devlet korktuğunda… Yiyecek yoktur; yemek pişirmek için bahçede yakılan ateşe atılan bomba vardır. Hastane yoktur, yaralıya gelen ambulansa açılan ateş vardır.

Devlet, korktuğunda, gelir. Sûr’a, Bismil’e, Farqîn’e, Cizîr’e, Nisêbîn’e ve Dêrik’e… Devlet, bu topraklara, asla var olmadığının ve hiçbir zaman da var olamayacağını bilmenin korkusuyla gelir.

Bu gelişin bir öncesi de vardır elbet.

Özyönetim bölgelerine gelmeden önce 6000 kişilik ordusuyla başlattığı “motivasyon operasyonlarıyla”; sözde ele geçirildiği iddia edilen dağları ve ovaları, kollukların başarısı gibi gösterilmesiyle; askerinin, polisinin ve hatta savcısının bayrak açarak çektiği hatıra fotoğraflarıyla devlet, sanki korkmuyormuş gibi göstermek için çabalar. Ama devlet korkar ve tam da bu korkuyla gelir; yakar, yıkar, talan eder ve katleder.

Varlık sorusu, hiçbir şeyin olmamasının değil, bir şeylerin var olmasının yarattığı bir şaşkınlığın sorusudur. Var olmak, “orada olmak” ya da “orada olan varlık” olmak demektir. Tam da bu yüzden, öncelikli olarak mekanla ilişkilidir. Yani var olmak, bir mekanda fiziki olarak bulunmaktır. Eğer “o” mekanda ise vardır, değilse yoktur.

İşte devletin hissettiği korku da, orada -Kürdistan’da- olamamanın; daha basit tanımıyla olmamanın yarattığı korkudur. Çünkü devlet, tarihler boyunca ne Sur’da ne Bismil’de ne Cizîr’de ne de bölgenin başka bir noktasında var olabilmiştir. Katliamların ve yıkımların sebebiyse failinin doğrudan devlet olduğu Tahir Elçi’nin cenazesinde Demirtaş’ın söylediği “devletsizlik” hali değildir. Çünkü devletin varlığı zaten, doğrudan bir şekilde, yok edişlerin, katledişlerin ve “faili belli” cinayetlerin üzerinde yükselmektedir; Kürt halkı ise tarihinin en başından bu yana var olmak yani yaşamak için direnmiştir.

Kaçınılmaz olarak, devletin bu gelişinin bir de gidişi olacaktır; tıpkı Farqîn’de geri çekilen askerlerin görüntülerindeki gibi. Devlet, halkın yuhalamaları arasında, ıslıkları eşliğinde, sloganlarının yankılanışında gidecektir bu topraklardan ve özgür yaşamdan. Bir halkın yenilmezliğin görüntüsünde “yok olup” gidecektir. Dilden dile yayılan bu slogandaki gibi gidecektir:

Siwar Hatin Peya Çun!

Serhat Budak

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 30. sayısında yayımlanmıştır.

The post “Devletin Gelişi de Gidişi de Korkusundandır” – Serhat Budak appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2015/12/16/devletin-gelisi-de-gidisi-de-korkusundandir-serhat-budak/feed/ 0
Devlet Yasaklar Devlet Aklar https://meydan1.org/2015/12/12/devlet-yasaklar-devlet-aklar-2/ https://meydan1.org/2015/12/12/devlet-yasaklar-devlet-aklar-2/#respond Sat, 12 Dec 2015 13:27:59 +0000 https://test.meydan.org/2015/12/12/devlet-yasaklar-devlet-aklar-2/ Yasak; bazen yasalar ya da yönetmelikler, bazen toplumsal kurallar, bazen de din ya da ahlak gibi kurumlar tarafından, bir yerde ya da bir topluluk içerisinde yapılmasına izin verilmeyen şey. Kimi zaman yazılı kimi zaman da sözlü olan; yaptırımı bazen hafif bazen de sert olan; ama dayanağını her zaman bir iktidar kurumundan alan engel. Yasaklamak; yukarıda […]

The post Devlet Yasaklar Devlet Aklar appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
Yasak; bazen yasalar ya da yönetmelikler, bazen toplumsal kurallar, bazen de din ya da ahlak gibi kurumlar tarafından, bir yerde ya da bir topluluk içerisinde yapılmasına izin verilmeyen şey. Kimi zaman yazılı kimi zaman da sözlü olan; yaptırımı bazen hafif bazen de sert olan; ama dayanağını her zaman bir iktidar kurumundan alan engel.

Yasaklamak; yukarıda sıralanmış farklı gerekçeler sebebiyle, bir kimse tarafından gerçekleştirilmek istenen bir eylemin, başka bir kimse ya da topluluk tarafından engellenmesi hali.

Modern devlet teorisi, insan haklarını “kişi hak ve özgürlükleri” olarak tanımlar; devlete de -kendini temellendireceği anayasa ve çıkardığı yasaları ile- bu özgürlüklerin korunması görevini biçer. Aynı teori “başkalarının haklarının korunması amacı”yla yasakları da savunur. Oysa devlet, birazdan aşağıda detaylandırılacak olan yasakların bizatihi kaynağıdır.

Yine teorisyenler, yasakları çiğneyenlerin -devlete karşı suç işleyenlerin- cezalandırılması işlevini, yani adaletin tesisi rolünü yine devlete biçer. Hukuk devleti teorisiyle devletin tüm kademelerinin ve kurumlarının hukuk ile bağlı olduğu ve devletin de suç işlememe yükümlülüğü olduğu savunulsa da, aslında devlet doğası itibariyle tam bir suç makinesi ve suçluları aklama müessesesidir.

Devlet Aklar1

Devlet Yasaklar

Özgürlüklerin koruyucusu ve adaletin sağlayıcısı olduğu iddia edilen devlet, yasaklar. Kendinden olmayan, ona biat etmeyen ya da varlığını kabul etmeyen herkesi ve her şeyi yasaklar.

Devlet; zaten hakkı olanı isteyen, “esnek” sömürü koşullarına ve patronların kar hırsına karşı mücadele edenleri engeller. Daha insani koşullarda çalışmayı, kıdem ve ihbar tazminatını, sendikayı engeller. Engele uymayan olursa, işten attırmanın yolunu açar. Devlet, sömürüye karşı direnen işçilerin örgütlenmesini yasaklar.

Bir duvara afiş asmayı, sokakta bildiri dağıtmayı, bir meydanda basın açıklaması yapmayı yasaklar. Yürüyüş düzenlemeyi, stand açmayı, slogan atmayı yasaklar. Pankart açmayı ya da duvara yazı yazmayı da elbette… Devlete göre; düşündüğünü anlatmak ya da senin düşündüğünü başkalarının görmesini sağlamaya çalışmak yasak. Eğer uyulmazsa, para cezasına da, gözaltısına da, tutuklamasına da hazır olmak gerekir.

İçinde yaşadığımız gerçeklikte, düşünmemeli ya da düşündüğünü asla belli etmemeli. Çünkü devletin buyurduğuna göre, iktidarı eleştirmek, buna dair bir yazı kaleme almak ya da yalnızca konuşmak da yasak. Tahir Elçi gibi düşündüğünü dile getirmek ya da yine tıpkı onun gibi aslında failleri son derece meşhur olan kayıpların peşine düşmek, engellenir. Çünkü; devletin suçlarını ortaya çıkarmak yasak!

Savaşın talan ettiği topraklardan bir umutla kaçıp, hiç bilinmeyen bir coğrafyada yaşama tutunmak neredeyse imkansızdır. Açıkça konuşulmasa da, “umuda yolculuk”ların son durakları aslında ortadadır. Bu durak bazen ıssız bir sahil kenarı, bazen savaştan beter toplama kampları, bazen birer hapishaneye dönüşen geri gönderme merkezleridir. Devlet bir savaş coğrafyasından kaçışı da, yeni bir yaşam umudu için yürümeyi de engeller. Yaşamak için, devletlerin savaşından kaçmak da yasak.

Kadınlar için boşanmak da, kürtaj da, tacizciden ya da tecavüzcüden hesap sormak da yasak. Devlet, kadını her daim görünmez kılar ve hep ‘erk’eğin gerisinde sinikleşmeye mahkum etmek isterken; erkeği kollar, kadını yok sayar. Çünkü bir kadın olarak yaşamak da, yaşamak için direnmek de yasak.

Kesilen elektrik sebebiyle bahçede ateş yakıp yemek pişirmek, evde kalan son yiyeceklerin de tükenmesiyle yan komşuya gitmek yasak. Çünkü sokağa çıkmak yasak. Devlet Kürdistan topraklarında ilan ettiği olağanüstü hallerle sokağa çıkmayı engeller. Katillerden korunmak için sokak başlarına kazılan hendekleri, keskin nişancılardan korunmak için sokak aralarına gerilen bezleri engeller. Çünkü Kürdistan’da var olmak da, özgürlük için direnmek de yasak.

Devlet Aklar

Devlet Aklar

Devlet, yaptıklarını çoğu zaman gizler; işbirlikleri, kirli pazarlıkları, ortaklıkları ayyuka çıkmasın diye. Aksi olduğunda, yani bilinmemesi gereken bir durumun açığa çıkması söz konusu olursa ya da kendi çıkarları için yaptığı işbirliklerinin tehlikeye düşmesi ihtimali açığa çıkarsa; devlet aklar.

Daha fazla kar hırsıyla göz göre göre ölüme yollanan, bir rezidansın en üst katında ya da bir madenin en karanlık dibinde yaşamını yitiren işçilerin ardından katilleri aklar. Çoğu zaman kaza diyerek yaşamını yitiren işçiyi suçlar ya da kader diyerek yaşamını yitirenlerin ardında kalanları bu ölüme ikna etmenin yollarını arar; şehit der, cenazesini bayraklara sarar… Devlet; Marmara Park AVM’de, Ermenek’te, Soma’da, Torunlar’da ve daha sayılamayacak kadar çok olan işçi katliamlarında yaptığı gibi; her zaman patronları aklar.

Devlet, karşısında mücadele edenleri sinikleştirmek için türlü yola başvurur. Korkutmaya çalışır, gözaltına alır, işkence eder, tutuklar. Bu şekilde sindiremediklerini ise katleder. Katlettiği her bir kimsenin ardından ise türlü bahaneler sıralayarak, yaşananı meşrulaştırmaya çalışır. Zaman aşımlarıyla, meşhur olan failleri; bizatihi düzenlediği ‘güvenlik yasa’larıyla, ‘vur emrini’ verdiği polislerini; beyaz toroslarla terör estiren özel birliklerini; Esedullah Timleri’ni aklar… Devlet, gecenin bir vakti girdiği bir evde, doğudan hedef alınarak katledilen kadınların, Dilan’ın, Dilek’in, Günay’ın… katillerini, “çatışma çıktı, kendini savundu” diyerek aklar.

“Kaçakçı değil, terörist” diyerek Roboski’nin, “Güvenlik önlemi alınmasını kendileri istemedi” diyerek Suruç’un, “Güvenlik zaiyatı yok” diyerek Ankara’nın faillerini, yani aslında doğrudan kendini aklar devlet. Kürdistan’da yaşanan sayısız katliamda, köy yakmada, zorla göç ettirmede suçu sözde ‘terör’de bulur ve yaratıcısı olduğu bir talan sürecinde kendisini aklar.

Adına kimi zaman namus, kimi zaman ahlak der. Bahanesini kimi zaman “erkeklik gururu” kimi zaman “ağır tahrik” sayar; kadın katillerini aklar. Nefreti körükleyen ve nefret suçunu pekiştiren yasalarıyla eşcinsel ve trans bireylere yönelik şiddeti ve cinayeti meşrulaştırır. Şiddet uygulayanı, taciz edeni, katledeni aklar.

Devlet, 17-25 Aralık Operasyonları’nda milyarlar çaldıkları açığa çıkan bürokratlarını, yolsuzlukları ayan beyan ortaya çıkan bakanlarını, belediye başkanlarını, milletvekillerini aklar. Ayakkabı kutularına sığmayacak kadar çok çalan hırsızlarını, açığa çıkan rüşvet kayıtlarında isimleri geçenleri “Bu, siyasi bir algı operasyonudur, dış mihrakların oyunudur” diyerek aklar.

IŞİD çetelerine gönderdiği tırlar dolusu silaha ‘insani yardım’ diyerek; aynı çetelere asker olarak katılan eli kanlı katilleri Suriyeli mülteciler olarak servis ederek; yaptığı petrol anlaşmalarını ve para yardımlarını ‘muhaliflerle’ kurulan ilişkiler diye lanse ederek; devlet, Suriye Savaşı’ndaki rolünü aklar. IŞİD’e verilen lojistik destek ‘kararlı dış politika’ olur; atılan bombalar, yapılan operasyonlar ve katledilen halk ‘teröre karşı mücadele’…

Devlet, beraber iş tezgahladığı şirket patronlarını, finans zenginlerini, harici ve dahili kapitalist dostlarını aklar. Vergi kaçırmada, devlet arazilerinin peşkeş çekilmesinde, kara para aklamada elinden geleni ardına koymaz. Ağaoğulları, Zarrablar ve niceleri aklanır. Devlet, geçmişte beraber iş tuttuğu, daha nice işler tutacağı Ergenekoncuları, Balyozcuları aklar.

İşte, toplumsal düzeni inşa ettiği iddia edilen; hak ve özgürlüklerin kaynağı ve koruyucusu olarak yutturulmaya çalışılan devlet budur. Devlet yasaklamak üzerine kuruludur; yasaklara karşı özgürlüğü için mücadele edenleri susturmak ve yıldırmak için ezer, katleder.

Adaletin sağlayıcısı ve koruyucusu diye yutturulmaya çalışılan devlet, tam da adaletsizlik üzerine kuruludur. Varlığı adaletsizliğin devamına bağlıdır, bu yüzden de adına ‘adalet sağlamak’ dediği her şey, esasen adaletsizliğin, baskının ve sömürünün devamlılığını sağlamaktır. Bunun için kullandığı araç ise, pisliklerini aklamaktır.

Meclisi, kabinesi; polisi, savcısı, mahkemesiyle bir bütün olarak devlet yapılanması işte bu iki amaç için vardır: Yasaklamak ve aklamak.

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 30. sayısında yayımlanmıştır.

The post Devlet Yasaklar Devlet Aklar appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2015/12/12/devlet-yasaklar-devlet-aklar-2/feed/ 0
Berkin Burada Biz Buradayız https://meydan1.org/2015/04/22/berkin-burada-biz-buradayiz/ https://meydan1.org/2015/04/22/berkin-burada-biz-buradayiz/#respond Wed, 22 Apr 2015 13:48:41 +0000 https://test.meydan.org/2015/04/22/berkin-burada-biz-buradayiz/ 2013’ün Haziran’ında, sokak ortasında vurulmuştu Berkin; bir polisin hedef gözeterek attığı gaz bombasıyla kafasından yaralanmış ve vurulduğu yerde düşüp kalmıştı. O gün derin bir uyku başlamıştı onun için; ailesi ve dostları onun uyanmasını beklerken, Berkin o derin uykuda günlerini devirdi, yeni yaşını uykudayken karşıladı. Hastane kapısında, sokaklarda, meydanlarda Berkin’in sesi soluğu olanlar haykırdı onun mücadelesini; […]

The post Berkin Burada Biz Buradayız appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

Meydan Gazetesi- Berkin Burada Biz Buradayız

2013’ün Haziran’ında, sokak ortasında vurulmuştu Berkin; bir polisin hedef gözeterek attığı gaz bombasıyla kafasından yaralanmış ve vurulduğu yerde düşüp kalmıştı. O gün derin bir uyku başlamıştı onun için; ailesi ve dostları onun uyanmasını beklerken, Berkin o derin uykuda günlerini devirdi, yeni yaşını uykudayken karşıladı. Hastane kapısında, sokaklarda, meydanlarda Berkin’in sesi soluğu olanlar haykırdı onun mücadelesini; o uyanacak ve özgürlük mücadelesine kaldığı yerden devam edecekti. Ekmek almak için çıktığı sokakta vurulmasının, derin uykulara hapsedilmesinin, haksızlıkların, adaletsizliklerin hesabını sormaya devam edecekti. Ama olmadı; Berkin’in yaşam için direnen yüreği, o derin uykunun 269. gününde sustu. O günden sonra, Berkin’in 15 yaşındayken 16 kiloya düşürülmüş bedeni, sayısız vicdanda ses buldu, “Berkin’in hesabını soracağız” çığlıkları sokakları doldurdu.

Berkin’in yaşamını yitirmesinin ardından, onun ölümünün hesabını sormak isteyenler elbet oldu. Devletin katilleri koruyacağı aşikar olsa da, yine de adalet beklendi duruşma salonlarından, mahkemelerden… Adnan Çimen, Abdullah Yıldırım, Seyfettin Alıcı ve Faruk Bildirici isimli savcıların elinden geçen soruşturma dosyası, son olarak savcı Mehmet Selim Kiraz’a teslim edildi. Adalet, Kiraz’ın vereceği karardan beklendi.

Avukatları, Berkin’in vurulduğu günün kamera kayıtlarını güç bela savcılığa iletti; görüntüler incelendi; Berkin’in vurulduğu 11 Mart günü gaz fişeği kullanan üç polis tespit edildi. Tespit edilen üç polisle birlikte görev yapan yirmi polisle ilgili emniyete yazı gönderildi, polislerin açık kimlik bilgileri ve adresleri istendi.

Ancak emniyet ne polislerin adreslerini ne de kimlik bilgilerini verdi; yapılan yazışma yaklaşık beş ay boyunca karşılıksız ve yanıtsız bırakıldı. Gelmeyen cevabın ardından savcılık bu kez de olay günü Okmeydanı’nda görev yapan yirmi polisin resmi kıyafetli fotoğraflarını istedi; ancak emniyet daha önce olduğu gibi yine cevap vermedi.

Berkin katledildi; onun için adalet arayanlar okulundan, işinden atıldı, haklarında sayısız soruşturma başlatıldı; onun hesabını soranlar gözaltına alındı, tutuklandı. Berkin’in yüreğinin susmasının üzerinden neredeyse bir buçuk yıl geçti; ancak aradan geçen bunca zamana rağmen ne emniyetten bir açıklama geldi ne de mahkeme salonlarından adalet.

Berkin İçin Boykota, Sokağa

Ama kimse yılmadı; soruşturmalardan, gözaltılardan, tutuklamalardan korkmadı. 15 yaşındaki bir yüreği susturunca, herkesin susacağının, susacağımızın yanılgısına kapılanlar, karşılarında milyonlarca Berkin buldu. “Berkin’in alamadığı ekmeyi size yedirmeyiz” diyen kardeşleri okullarda, sokaklarda, meydanlarda Berkin için, adalet için direndi. Berkin’in katledilmesinin 1. yılında, kardeşleri okula gitmedi, “Berkinler Sokağa, Okulları Boykota” diyerek sokaklara çıktı.

Berkin’i unutturmamak, katillerinden hesap sormak isteyen kardeşleri, Berkin’in vurulduğu gün haykırdı yeniden: “Unutmayacağız, Affetmeyeceğiz” diye. Lise Anarşist Faaliyet, Berkin için, İstanbul’un farklı yerlerindeki 12 okula sabotaj eylemleri düzenledi; “Berkin Burada, Biz Buradayız”, ”Berkin için Boykottayız” yazılamalarıyla sokakları donattı. 12 farklı okulun tabelaları, kapıları, duvarları kırmızıya boyandı; Berkin’in hesabını soranlara tahammül edemeyenlerse çareyi birçok yerde tabelaları sökmekte, dersleri geç başlatmakta, Berkin’i ve onun için hesap soranları görünmez kılmaya çalışmakta aradı.

Ama olmadı.

Berkinler Gezi Parkındaydı

Gece sabotaj, gündüz boykot yapan liseliler, aynı gün isyanlarını sokaklara taşıdı. Lise Anarşist Faaliyet, Taksim Gezi Parkı’nın merdivenlerinde Berkin’in sesi, yüreği oldu. Parkın merdivenlerinde, “Berkin Burada” yazılı pankartı açan sekiz liseli haykırdı; “Berkin’i katleden polisler görsün, Berkin burada, biz buradayız” diye. Berkin’i katleden polisler liselilere saldırmaya kalkışınca, liseliler “Katiller! kan istiyorsanız, alın size kan” diyerek Gezi Parkı’nın merdivenlerini kırmızıya boyadı. 60 polis, Berkin’in hesabını soran sekiz liseliye saldırırken liseliler susmadı; “Yılmayacağız, korkmayacağız” diye bağırdı katillerin suratlarına.

Çağlayan Adliyesi’nde Berkin Soruşturması

Bugünlerin ardından, katilleri saklayan, cinayeti aklayan adliye sarayları, Berkin için yürütülen farklı bir soruşturmaya şahit oldu bu kez. DHKC’li Şafak Yayla ve Bahtiyar Doğruyol, Berkin’in soruşturmasını yürüten savcı Mehmet Selim Kiraz’ın Çağlayan Adliyesi’ndeki odasına girerek, savcıyı rehin aldı. Bu andan itibaren yaşananlarsa, Berkin için “gelmeyen adalet”i anımsattı naklen yayın yapan televizyonlarda, sosyal medya kanallarında.

Başta Berkin’in katillerinin kamuoyuna açıklanması olmak üzere toplam dört talep sıralayan eylemciler, bu taleplerin karşılanması durumunda eylemlerini sonlandıracaklarını, aksi takdirde ise savcı Mehmet Selim Kiraz’ı cezalandıracaklarını belirttiler. Taleplerin karşılanması için verilen üç saatlik süre, eylemcilerin kurulan bir heyetle yaptığı görüşmelerle, müzakere aşamalarıyla uzatıldı.

Tüm bu süre içerisinde ise soruşturma dosyasındaki belgeleri inceleyen Yayla ve Doğruyol, dosyadaki şüpheli polislerin kimlik bilgilerinin bulunduğu sayfaları sosyal medyadan paylaştılar. Devletse, asıl talep olan katillerin kimliklerini açıklamak yerine savcının odasına özel harekat timleriyle operasyon hazırlığındaydı.

Zaman ilerliyor ancak söylenen hiçbir talep, devlet yetkilileri tarafından karşılık bulmuyordu. Artık ilerlemeyen görüşmelerin ardından polisin savcının odasına düzenlediği operasyon seslerine Yayla ve Doğruyol’un marşları, sloganları karıştı; eylemciler yaşanan çatışmada polis tarafından katledildi.

Çağlayan Eylemi, Devlet Terörünün Bahanesi Oldu

Çağlayan Adliyesi’nde yaşanan ve coğrafyanın neredeyse tek gündemi haline gelen eylemin ardından devletse, baskısını ve terörünü daha da arttırmaktan geri durmadı. Şafak Yayla ve Bahtiyar Doğruyol’un adliyeye sahte avukat kimliği ile girdiği bahanesine sığınan devlet, bu terörünü doğrudan avukatlara ve adliye çalışanlarına da yönlendirdi. Yasal prosedürlere göre “ağır cezalık bir suçüstü hali olmadıkça üst aramasına tabi tutulamayan” avukatların üstü ve çantaları adliye girişlerinde aranmak istendi; bu “adaletsizliğe” direnen avukatlar da, Berkin’in hesabını soran niceleri gibi darp edildi, gözaltına alındı, işkenceye maruz kaldı.

Berkin katledileli, tam bir buçuk yıl oldu. Onun sesi, yüreği, adalet arayan inancı olanlar, bugün hala sokaklarda; hem Berkin hem de devletin adaletsizliğinde yitip giden nicesi için. Adaletsizliğin temeli olan devlet şimdi, adaletsizliğinin mabedi olan adliye saraylarında gerçeği karartmaya, katilleri aklamaya, adalet isteyenleri cezalandırmaya devam ediyor. Adliyelerde, okullarda, sokaklarda, meydanlarda ise Berkin için adalet isteyenlerin mücadelesi sürüyor. Çünkü Berkin hala direniyor; “Berkin Burada, Biz Buradayız!”

 

The post Berkin Burada Biz Buradayız appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2015/04/22/berkin-burada-biz-buradayiz/feed/ 0
Kobanê ÖZGÜRLÜK Rojava ÖZGÜRLÜK https://meydan1.org/2014/10/24/kobane-ozgurluk-rojava-ozgurluk/ https://meydan1.org/2014/10/24/kobane-ozgurluk-rojava-ozgurluk/#respond Fri, 24 Oct 2014 13:00:01 +0000 https://test.meydan.org/2014/10/24/kobane-ozgurluk-rojava-ozgurluk/ KOBANÊ ÖZGÜRLÜK ROJAVA ÖZGÜRLÜK DİLİNDEKİ ZILGIT, GÖZÜNDEKİ IŞIK, YÜREĞİNDEKİ CESARET SEN ÖZGÜRLÜKSÜN Mahsun Çoban, Uğur Özbay, Süleyman Kale, Baver Şahanoğulları, Mahmud Enes, Turan Yavaş, Hüseyin Ahmet Dakak, Hasan Gökyöz, Riyad Güneş, Yasin Börü, Murat Dağ, Cumali Güneş, Mesut Menekşe, Hakan Baksur, Sinan Toprak, Bilal Gezer, Abdulkerim Seyhan, Ferhad İbrahim Elduveiç, Abdullah Muhammed Latif, Kerem Karaaslan, […]

The post Kobanê ÖZGÜRLÜK Rojava ÖZGÜRLÜK appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
KOBANÊ ÖZGÜRLÜK ROJAVA ÖZGÜRLÜK
DİLİNDEKİ ZILGIT, GÖZÜNDEKİ IŞIK, YÜREĞİNDEKİ CESARET
SEN ÖZGÜRLÜKSÜN

Mahsun Çoban, Uğur Özbay, Süleyman Kale, Baver Şahanoğulları, Mahmud Enes, Turan Yavaş, Hüseyin Ahmet Dakak, Hasan Gökyöz, Riyad Güneş, Yasin Börü, Murat Dağ, Cumali Güneş, Mesut Menekşe, Hakan Baksur, Sinan Toprak, Bilal Gezer, Abdulkerim Seyhan, Ferhad İbrahim Elduveiç, Abdullah Muhammed Latif, Kerem Karaaslan, Beşir Remezan Arif, Emrah Demir, Ahmet Albay, Mert Değirmenci, Hamdi Caner, Yunus Aktaş, Musa Bayram, Süleyman Balcı, Sevgi Alıcı, Ömer Uçuker, Şahin Dağhan, Davut Nas, Kamil Taş, Yusuf Çelik, Mehdi Erdoğan, Necmettin Çelik, Ali Bozan, Emre Ekinci, Ramazan Özmaskan, Ömer Topal, Kadri Bağdu, Erhan Şenyuva, Şehabettin Naşa, Aynur Kudin, Ekrem Kaçaroğlu

pyd
19 Eylül – Kobanê’de IŞİD çetelerinin saldırılarına karşı büyük bir direniş içinde olduklarını belirten PYD Eş Başkanı Salih Müslüm, “Kobanê için kim ne yapacaksa şimdi yapmalı” diyerek özellikle Urfa, Suruç ve Ceylanpınar’daki aşiretleri, bölgedeki ve şehirlerdeki herkesi seferberliğe çağırdı.

19.09.2014(1)
19 Eylül – IŞİD’in saldırılarından dolayı köylerini terk eden 3 bine yakın Kobanêli ailenin sınırdan geçişi T.C. askerleri tarafından biber gazı ve TOMA saldırılarıyla engellendi. Saldırı sırasında 50 yaşlarında bir kadın mayına basarak ağır yaralandı.

21 Eylül – T.C.’nin desteğiyle Rojava Devrimi’ni boğmak isteyen IŞİD çetelerinin saldırısı altındaki Kobanê halkı ile dayanışmak ve çete saldırılarına karşı tepkilerini ortaya koymak üzere Amed’de binlerce kişi DBP İl Örgütü önünde toplandı.

21.09.2014(1)
21 Eylül – Kobanê’de, IŞİD çetesinden kaçmaya çalışan halka askerler saldırdı. Askerlerin saldırısı sonucunda 13 yaşındaki Bilal Şexo, mayının üzerine basarak ağır yaralandı; 13 yaşındaki Fatme İzettin Hesen ise askerler tarafından silahla vurularak ağır yaralandı.

22 Eylül – Kürdistan’ın birçok yerinde Hakkari (Şemdinli, Yüksekova), Şırnak (Cizre), Iğdır, Van, Mardin ve Dersim’de IŞİD çetelerinin Rojava’nın Kobanê kantonuna yönelik saldırılarını protesto etmek için halk sokaklara döküldü. Yer yer polisle halk arasında çatışmalar yaşandı.

26 eylül
25 Eylül – HDP ve Türkiye’deki sosyalist, komünist ve anarşist örgütlerden oluşan kalabalık bir grup, sınırda günlerdir süren direniş nöbetindeki halkı ziyaret etti. Devrimci Anarşist Faaliyet’in de aralarında bulunduğu grup, Kobanê Direnişi’nin halkların ve kendilerinin direnişi olduğunu söyledi.

26.09.2014(2)
26 Eylül – Farklı şehirlerden Kobanê sınırına giden kalabalık grup, çatışmaların en yoğun şekilde yaşandığı Mürşitpınar’daki sınırdan geçerek Kobanê’ye girdi. Kobanê içerisindeki yürüyüşün ardından T.C. tarafına geçmeye çalışanlara, mayınlı bölgenin yakınlarında jandarma saldırdı.

zincir
26 Eylül – Urfa’nın Suruç ilçesinin doğusunda bulunan Elizêr Köyü’nde geceyi sınırda geçiren binlerce kişi yaklaşık 3 kilometre sınır boyunda insan zinciri oluşturdu.

26 Eylül – Kobanê’nin 2 km batısındaki Tilşehir Köyü’ndeki sınır noktasından Suruç’a geçmek isteyen 3 Kobaneli, Türk askerleri tarafından akrep tipi araçtan tarandı. Saldırı sonucunda 35 yaşındaki Ahmet Seyid Ahmet yaşamını yitirdi, kardeşi Kemal Seyit Ahmet ve Bozan Berkel isimli bir Kobanêli ise yaralandı.

28.09.2014(5)
28 Eylül – İstanbul Gazi Mahallesi’nde Kobanê ile dayanışma eylemine polis saldırdı. Gazi halkı polise karşı saatlerce direndi.

28.09.2014(2)
28 Eylül – Kadıköy Beşiktaş İskelesi’nde toplanan, aralarında Anarşist Kadınlar’ın da bulunduğu birçok kadın örgütü Kobanê’ye destek yürüyüşü gerçekleştirdi. Yürüyüş sırasında Bahariye Caddesi’nde bulunan bir binadan pankart sallandıran kadınlar, buradan AKP binasına doğru yürürken polis tarafından engellenmeye ve taciz edilmeye çalışıldı.

29.09.2014(2)
29 Eylül – İstanbul Üniversitesi Öğrencileri, Hergele Meydanı’na “Katil IŞİD Kürdistan’dan Defol, KOBANÊ NE BEXWEDIYE” pankartı astı. Üniversiteye gelen IŞİD yanlıları devrimcilere saldırdı.

kızıltepe
29 Eylül – Mardin’in Kızıltepe ilçesine Şenyurt Mahallesi’nde sınırı geçmek isterken askerlerce yakalanan 3 Rojavalı’dan Ciwan Behcet askerlerce dövülerek katledildi ve cesedi sınır tellerinden Rojava’ya atıldı.

30.09.2014(1)
30 Eylül – Devrimci Anarşistler, Kobanê ile dayanışmak için İstanbul’un farklı semtlerinde ” Em Hemu Kawane Lı Dıji Dehaqan” yazılı afişlemeler yaptı.

30.09.2014(3)
30 Eylül – DAF’ın da dâhil olduğu birçok devrimci örgütün katıldığı Suruç-Kobanê yolculuğu için “Biji Berxwedana Kobanê” sloganlarıyla otobüs kalkış noktasına yüründü. Suruç’a gidecek olan otobüsün kalkmasının ardından Kadıköy Boğa’da Kobanê ile dayanışma eylemine geçildi. Polis yürüyüşe katılanlara gaz bombası ve plastik mermiyle saldırdı.

taksim kobane eylem3
01 Ekim – AKP hükümetinin meclisten çıkarttığı savaş tezkeresine karşı binler Taksim’de sokağa döküldü.

batman
01 Ekim – Batman’da IŞİD’in Kobanê’ye yönelik saldırılarını protesto etmek isteyen isteyenlere polis saldırdı. Polisin gaz bombası ve tazyikli suyla yaptığı saldırıda yoldan geçen bir genç gaz bombası kapsülünün başına isabet etmesi sonucu yaralanırken onlarca kişi gözaltına alındı.

02.10.2014(2)
02 Ekim – Kobanê’ye yönelik saldırılara karşı “hayatı durdurma” çağrısının yapıldığı Amed’de merkez ilçeler Bağlar, Kayapınar, Sur ve Yenişehir’de Kobanê için esnaf kepenk kapattı dolmuşlar kontağı çalıştırmadı. Öte yandan dış ilçeler olan Lice, Çınar, Ergani, Hazro, Bismil ve Silvan’da da esnaflar iş yerlerini açmadı, öğrenciler okulları boykot etti.

02.10.2014(1)
02 Ekim – Barış Anneleri, IŞİD’in Kobanê’ye dönük saldırılarını ve Türkiye’nin IŞİD’e desteğini protesto etmek amacıyla AKP Bağcılar ilçe binasını işgal etti.

03 Ekim – Vicdani Ret Derneği “Ne Askere Ne Tezkere” çağrısıyla, meclisten çıkan tezkere yasası ile ilgili yazılı açıklama yaptı.

havantopu saldırıs2
05 Ekim – Mürşitpinar Sınır Kapısı’nın yanında bulunan Etmankê Köyü’ne havan topu bir eve isabet etti. Üç kişi ağır yaralandı. Jandarma TOMA ve akrepler eşliğinde Etmankê Köyü’nü, köylülere saldırarak boşalttı.

anarşist kadınlar kobane6
05 Ekim – Farklı şehirlerden Suruç-Kobanê sınırına giden aralarında Anarşist Kadınlar’ın da olduğu kadın örgütleri sınır köyü Bethê’de günlerce canlı kalkan nöbeti tutarak direnişi büyüttü.

05.10.2014(5)
06 Ekim – Kadın örgütleri sınırda açıklama gerçekleştirdi. Anarşist Kadınlar adına konuşan Nergis Şen; “Sınırları yıkmak, özgürlüğü yaratmak için bütün kadınları, bulundukları her yerde, Kobanê’yi savunmaya çağırıyoruz” dedi.

07.10.2014(14)
06 Ekim – Kadıköy’de düzenlenen Kobanê ile dayanışma eylemine polis saldırdı.

07.10.2014(5)
07 Ekim – Van Başkale’de Kobané için yapılan dayanışma eylemlerine polisin sert saldırıları sonrası, ilçede barikatlar kuruldu, polisin askeri kışlalara çekildiği bilgisi geldi.

07 Ekim – Polisin silahlı saldırısıyla Muş Varto’daki 25 yaşındaki Hakan Buksur yaşamını yitirdi. Umut Bozkurt ise ağır yaralandı.

cizre kantonu
07 Ekim – Şırnak Cizre sınırında yüzlerce kişi sınırı aşarak Cizîre Kantonu’na geçti.

07 Ekim – Van’da ve Mardin’de sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

hizbullah
07 Ekim – Amed’de, Kobanê’ye yönelik dayanışma eylemlerinde bulunan halkın üzerine Hizbullahçı bir grup tarafından farklı noktalarda açılan ateş sonucu, 1 kişi yaşamını yitirdi, aralarında bir gazetecinin de bulunduğu 10’un üzerinde kişi yaralandı.

mert
7 Ekim – Kobanê ile dayanışma için İstanbul Esenyurt’ta sokağa çıkanlara 7 Ekim Salı günü önce polisin ardından ırkçı-faşist grupların saldırısında 2 kişi ağır yaralandı. Saldırı öncesinde ırkçı gruplar tarafından “Kürtler mahallelerimizi yakacak” şeklinde söylentiler yayılarak HDP Esenyurt Temsilciliği ve çok sayıda işyeri de yakıldı. Irkçı grupların saldırısında yaralanan ve silahla vurulduktan sonra beyin ölümü gerçekleşen Mert Değirmenci, Çapa İstanbul Tıp Fakültesi Yoğun Bakım Ünitesi’nde kurtarılamayarak yaşamını yitirdi.

08.10.2014
08 Ekim – Ankara’da düzenlenen Kobanê ile dayanışma eylemlerine katılan halka, polisler işaret parmakları havada, tekbir getirerek saldırdı.

08.10.2014(1)
08 Ekim – Yalova’da Kobanê için sokağa çıkanlara, faşist gruplar ve polis saldırdı. Halk saldırıya karşı Bağlarbaşı’nda direnişe geçti.

08 Ekim – Kobanê’ye yönelik saldırılara karşı Kobanê ile dayanışma eylemeri sürerken Amed’de birçok eve operasyon düzenleyen polis DBP PM üyelerinin ve belediye meclis üyelerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda insanı gözaltına aldı.

odtü
09 Ekim – ODTÜ’de Kobanê için dayanışma eylemi gerçekleştiren devrimci öğrencilerepolis gaz bombaları ile saldırdı.

antep2
09 Ekim – Antep’te polis destekli IŞİD yanlıları ve faşistlerin, Kobanê saldırısını protesto eden Kürtlere saldırısı sırasında yaşanan çatışmalarda 4 kişi hayatını kaybetti, 20’den fazla kişi de yaralandı. Şahinbey ve Şehitkamil DBP ilçe binaları ateşe verildi.

09 Ekim – Siirt Kurtalan’da Kobanê için yapılan eylemlere AKP’li belediye başkanın yakınları olan korucular ve AKP’li İl Genel Meclis üyelerinin silahlı saldırısı sonucu yaralanan Necmettin Çelik yaşamını yitirdi.

09.10.2014(2)
09 Ekim – İstanbul Üniversitesi’nde IŞİD yanlıları ve polis öğrencilere saldırdı. 3’ü Anarşist Gençlik’ten olmak üzere, yirmiye yakın devrimci öğrenci gözaltına alındı. Birçok kişi ise yaralandı.

09 Ekim – Ankara ve İstanbul’da askerlik yapan 26 Kürt genci, bulundukları birliklerden firar ederek Kobanê için yapılan eylemlere katıldı.

kadın havaalanı eylem2
09 Ekim – İstanbul Atatürk Havalimanı’nda Anarşist Kadınlar’ın da bulunduğu Savaşa Karşı Kadın İnisiyatifi, havaalanının dış hatlar terminalini işgal etti. Polis ve özel güvenlik kadınlara saldırarak, eylemi gerçekleştiren 46 kadını yaka paça gözaltına aldı.

dersimkobane
10 Ekim – Dersim’de, Kobanê Direnişi gençleri sokaklara döktü. Polisle çıkan çatışmalarda, Gazik Mahallesi’nde 2 TOMA ve akrep tipi 2 araç yakıldı.

van1
11 Ekim – Van’da Kobanê’ye destek eylemleri sırasında polisin açtığı ateş sonucu gerçek mermiyle vurularak ağır yaralanan Yunus Aktaş yaşamını yitirdi.

kadiköy 11 ekim
11 Ekim – Kadıköy’de Kobanê ile dayanışma için toplanan grup direnişte yaşamını yitirenleri anarak bir yürüyüş gerçekleştirdi.

izmir
12 Ekim – HDP’nin çağrısıyla Kobanê ile dayanışmak amacıyla yapılacak yürüyüş sosyal medya üzerinden örgütlenen ırkçı gruplar nedeniyle iptal edildi. HDP ve diğer devrimci örgütler Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde girişinde basın açıklaması yaparak, provokasyonlara izin vermeyeceklerini duyurdu.

mersinkobane
12 Ekim – Şırnak’ın İdil ilçesinde Kobanê ile dayanışma için halk sokaklara döküldü. Mersin’de ise kadın örgütleri IŞİD’in Kobanê’ye saldırılarını protesto etti.

sarıgazi
12 Ekim – İstanbul Sarıgazi’de Kobanê Dayanışması’nın düzenlediği eyleme polis TOMA ve gaz bombalarıyla saldırdı.

13 Ekim – Ağrı ve Bitlis’te Kobanê Direnişi ile dayanışma eylemleri polisin yoğun saldırısına rağmen sürdü. Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde ise esnaf kepenk açmadı.

paramaz
13 Ekim – Rojava Devrimi için YPG’ye katılan komünist devrimci Paramaz Kızılbaş kod adlı Suphi Nejat Ağırnaslı, IŞİD ile girilen çatışmada yaşamını yitirdi.

azadiyawelat
14 Ekim – Adana’da gazete dağıtımı yaptığı sırada silahlı saldırıya uğrayan Azadiya Welat ve Özgür Gündem dağıtımcısı Kadri Bağdu, kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Kadri Bağdu’yu vuran kişinin kimliğinin belirlenememesi üzerine Beyoğlu’nda bulunan Özgür Gündem Gazatesi’nin önünde, aralarında Meydan Gazetesi’nin de bulunduğu yaklaşık 100 kişi bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

operasyon
14 Ekim – ‘Terör Operasyonu’ adı altında birçok ilde eş zamanlı yapılan ev baskınlarında 348 kişi gözaltına alındı, birçok kişi tutuklandı.

15 Ekim – Tekirdağ 1 ve 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde KCK ve PKK davalarından tutuklu olan 24 kişi, Kobanê Direnişi’ne destek için süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başladı.

lafeylem
18 Ekim – Aralarında Lise Anarşist Faaliyet’in de bulunduğu Kadıköy Liseli Platformu, Kadıköy’de Kobanê ile dayanışma eylemi gerçekleştirdi. Direnen Kobanê halkıyla dayanışma sloganlarının atıldığı yürüyüş sırasında, Rojava Marşı söylendi. Kürtçe “Şerê Kobanê, Şerê Me Ye”(Kobanê’nin Savaşı Savaşımızdır),”Şoreşa Rojava Şoreşa Me Ye”(Rojava Devrimi Devrimimizdir) yazılı dövizlerin taşındığı eylem, basın açıklaması ile sonlandırıldı.

katalonya 2
Katalonya – 10 Ekim’de, Granollers’te, anarşist Granollers Kürdistan Dayanışma Komitesi Kobanê ile dayanışma eylemi gerçekleştirdi.

antep2
İsviçre – 18 Ekim’de İsviçre Bern’de demokratik kitle örgütlerinin çağrısıyla Kobanê ile dayanışma eylemi gerçekleşti. Eyleme Bern’deki anarşist yoldaşlar da katıldı.

arj
Arjantin – 10 Ekim’de Plazo de Mayo anneleri, bu haftaki eylemlerini Kobanê’deki direnişe adadı.

roma 4
İtalya – 16 Ekim’de İtalya Anarşist Federasyonu (FAI)’nun çağrıcılığıyla Kobanê ile dayanışma eylemi gerçekleşti. Eylem de DAF’ın İtalyanca’ya çevrilen bildirisi ve Umanita Nova gazetesi dağıtıldı.

Fransa1
Fransa – 11 Ekim’de, Anarşist Federasyon’un çağrısı ve Devrimci Anarşist Gençlik’in de dahil olduğu Anarşist Dayanışma Grubu, Paris’te dayanışma eylemi düzenledi.

rojava-cr-01-02-480
Çek Cumhuriyeti – 15 Ekim’de Prag’da Çekoslovakya Anarşist Federasyonu’nun çağrısıyla Türkiye Konsolosluğu önünde Kobanê ile dayanışma eylemi gerçekleştirildi. Eylemde “Prag’dan Rojava’ya, Geçit Yok” pankartı açıldı.

irlanda kobane  eylemi3
İrlanda – 9 Ekim’de Workers Solidarity Movement’ın (WSM) çağrısıyla Dublin’de parlamento önüde “Em Hemu Kawane, Li Dijî Dehaqan” pankartlarıyla basın açıklaması gerçekleştirildi.

san francisco2
ABD – 11 Ekim’de San Francisco şehrinde, Black Cross’tan anarşistlerin çağrısıyla “IŞİD’i, müttefiki TC devletini ve Rojava Devrimini sıkıştıran sınırları yok et!” şiarıyla uluslararası dayanışma eylemi gerçekleştirildi.

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 22. sayısında yayımlanmıştır.

The post Kobanê ÖZGÜRLÜK Rojava ÖZGÜRLÜK appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2014/10/24/kobane-ozgurluk-rojava-ozgurluk/feed/ 0
Tunuslu Kadınlar Sokakta https://meydan1.org/2012/09/30/tunuslu-kadinlar-sokakta/ https://meydan1.org/2012/09/30/tunuslu-kadinlar-sokakta/#respond Sun, 30 Sep 2012 11:19:12 +0000 https://test.meydan.org/2012/09/30/tunuslu-kadinlar-sokakta/ Tunus’ta Bin Ali rejimi devrildikten sonra yapılan serbest seçimlerle iktidara gelen Ennahda Partisi tarafından hazırlanan yeni anayasa taslağında, “Kadınlar erkeklerin tamamlayıcısıdır”ifa-desi ile kadınlar bir kez daha sokaklara döküldü. Aslında, Tunus’ta diktatörlük yıkıldığından beri kadınlar İslami bir partinin iktidara gelmesiyle haklarının ellerinden alınacağını ifade ederek sık sık gösteriler düzenliyorlardı. 1956 yılında kabul edilen Kişisel Statü Yasası ile en modern Arap ülkelerinden biri olarak anılan Tunus’ta kadınlar […]

The post Tunuslu Kadınlar Sokakta appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
Tunus’ta Bin Ali rejimi devrildikten sonra yapılan serbest seçimlerle iktidara gelen Ennahda Partisi tarafından hazırlanan yeni anayasa taslağında, “Kadınlar erkeklerin tamamlayıcısıdır”ifa-desi ile kadınlar bir kez daha sokaklara döküldü. Aslında, Tunus’ta diktatörlük yıkıldığından beri kadınlar İslami bir partinin iktidara gelmesiyle haklarının ellerinden alınacağını ifade ederek sık sık gösteriler düzenliyorlardı. 1956 yılında kabul edilen Kişisel Statü Yasası ile en modern Arap ülkelerinden biri olarak anılan Tunus’ta kadınlar geleceklerinden tedirginler. Geçen sene Kasım ayında Ennahda’nın yönetimi ele geçirmesinin hemen ardından Selefi öğren-ciler, üniversitedeki 3 kadın öğretmene saldırmışlardı. Ardından kadınlar bir gösteri yaparak, aşırı muhafazakâr hareketin kendini gösterme-ye başladığını ve bunun en çok kadınları etki-leyeceğini söylemişlerdi. Keza çok geçmeden Ennahda’nın çıkaracağı anayasa ile birlikte ka-dınlara yönelik baskı politikası kendisini göster-meye başladı. Anayasa’da “kadın haklarının korunması adına kadın, aile içindeki erkeğe tamamlayıcılık unsu-ru gösterip, ülkenin gelişiminde erkeğin ortağı olur” ibaresini koyan iktidar partisine karşılık olarak, 13 Ağustos’ta binlerce kadın sokaklara çıktı. Kadınlar, ”Ghannouchi defol, Tunus kadın-ları güçlüdür”, “Haklarıma Dokunma” yazılı pan-kartlarla gösteri düzenledi. Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin ardından patlak veren çatışmalarda kadınlar yine savaşın ve militarizmin acımasızlığına maruz bırakılarak tecavüze uğramış, aşağılanmış, aileleri öldürülerek acılara boğulmuşlardır. Şimdi aynı senaryo Suriye’de oynanmakta iken, savaşın mağduri-yetini en derin yaşayan kadınlar için iktidarlar tarafından reva görülen tecavüz, şiddet ve ölüm kendini Tunus topraklarında da göstermektedir.

The post Tunuslu Kadınlar Sokakta appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2012/09/30/tunuslu-kadinlar-sokakta/feed/ 0