yiğit bulut – Meydan Gazetesi https://meydan1.org Anarşist Gazete Fri, 02 Mar 2018 11:28:46 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=5.3.13 Bir Yiğit Bulut Klasiği: “Çekya-Çekyoş, Hollanda/Alçak Ülke” https://meydan1.org/2018/03/02/bir-yigit-bulut-klasigi-cekya-cekyos-hollandaalcak-ulke/ https://meydan1.org/2018/03/02/bir-yigit-bulut-klasigi-cekya-cekyos-hollandaalcak-ulke/#respond Fri, 02 Mar 2018 11:13:11 +0000 https://seninmedyan.org/?p=30591 Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, net sayısı bilinmeyen başdanışmanlarından Yiğit Bulut, Salih Müslim’in serbest bırakılması üzerinden Çekya’ya, parlamentosunda Ermeni Soykırımını tanıması nedeniyle de Hollanda’ya yönelik saldırgan ve cinsiyetçi  ifadeler kullandı. Bulut, Müslim’in serbest bırakılmasını TRT Haber’deki “Derin Analiz” şeklinde iddialı bir isme sahip olan programında değerlendirdi. Yiğit Bulut, programda Çekya’nın, Çekoslovakya dağıldıktan sonra geçirdiği isim değişikliklerine atıfta bulunarak, “Avrupa Birliği […]

The post Bir Yiğit Bulut Klasiği: “Çekya-Çekyoş, Hollanda/Alçak Ülke” appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, net sayısı bilinmeyen başdanışmanlarından Yiğit Bulut, Salih Müslim’in serbest bırakılması üzerinden Çekya’ya, parlamentosunda Ermeni Soykırımını tanıması nedeniyle de Hollanda’ya yönelik saldırgan ve cinsiyetçi  ifadeler kullandı. Bulut, Müslim’in serbest bırakılmasını TRT Haber’deki “Derin Analiz” şeklinde iddialı bir isme sahip olan programında değerlendirdi. Yiğit Bulut, programda Çekya’nın, Çekoslovakya dağıldıktan sonra geçirdiği isim değişikliklerine atıfta bulunarak, “Avrupa Birliği (AB) içerisinde Çekya mı ‘çekyat’ mı, ‘çekyoş’ muydu, onun bir sürü farklı adı vardı. Bu ülkenin kendi kararını alması mümkün değil. Bunun sahibi Almanya. Uzatmaya gerek yok.” dedi. Çekoslovakya’nın, o zamanki adıyla Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak dağılmasının, gerilimden uzak, anlaşmalı bir şekilde gerçekleştiğini “unutan” Yiğit Bulut, iki devlet arasında şu cinsiyetçi sözlerle, kendince bir gerilim yaratmaya çalıştı:

“…Orada (Çekya) bir adam gibi adamlar vardır, onlar Slovaklardır. Onlar da Slovakya oldu. Bratislava çok güzeldir… Bir de adam olmayan yerler var, onlar da Çekya oldu.”

Yiğit Bulut’un saldırgan üslubunun bir diğer hedefi ise, Hollanda’ydı. Devletin propaganda-dezenformasyon bültenlerinden Star’daki köşe yazısında Yiğit Bulut, ülkenin Fransızca’daki adının anlamı ve “Fransızca bilgisi” üzerinden Hollanda toplumuna yüklenmeye çalıştı. Coğrafi olarak düz, yükseltisi olmayan bir toprak parçası üzerinde yer alan Hollanda, Fransızca’da “Pays-Bas”, yani -yükseltisi olmayan anlamında- alçak ülke olarak teleffuz ediliyor. Yiğit Bulut ise “alçak” kelimesinin Fransızca kullanımını “yerli ve millileştirdi.” Bulut, alçağın anlamını “kötü kişilik özelliklerine” indirgeyerek, yazısında şu ifadeleri kullandı:

“…Sevgili dostlar, uzun zaman düşünmüştüm ne anlama geldiğini… Sonunda uzun yıllar Fransızca okuyarak bulamadığımı, yaşayarak keşfettim… Şu Fransızca gerçekten zengin ve ifade imkanı yüksek bir dil… Şaka değil; “Le Pays-Bas”… Fransızca “haut” yüksek, “bas” alçak demek… Tam tercümesi; ALÇAK ÜLKE… Güzel oturtmuşlar Fransızlar kavramı! GERÇEKTAN BAYAN BAKANIMIZA VE SON ADIM İLE YAPILANLAR ANCAK “le pays bas” yani “alçak bir ülkede” olur.”

Yiğit bulut aynı yazıda Hollanda’da yaşayan insanların “teröre destek verdiğini” iddia ederek şu saldırgan sözleri sarf etti.

“Alçak ülkenin insanları istediğinizi istediğiniz kadar oylayın, pişirin, geçirin, bir gerçeği asla gizleyemeyeceksiniz.”

https://meydan1.org/gundem/2013/07/dil-insani-vezir-de-yapar-rezil-de-yigit-bulutun-dili-mercan-dogan/

The post Bir Yiğit Bulut Klasiği: “Çekya-Çekyoş, Hollanda/Alçak Ülke” appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2018/03/02/bir-yigit-bulut-klasigi-cekya-cekyos-hollandaalcak-ulke/feed/ 0
Varlık Fonu Kimi Fonluyor – Fuat Çakır https://meydan1.org/2017/09/22/varlik-fonu-kimi-fonluyor-fuat-cakir/ https://meydan1.org/2017/09/22/varlik-fonu-kimi-fonluyor-fuat-cakir/#respond Fri, 22 Sep 2017 09:28:57 +0000 https://test.meydan.org/2017/09/22/varlik-fonu-kimi-fonluyor-fuat-cakir/ Daha geçen ağustos ayında “yurt içinde kamuya ait varlıkları ekonomiye kazandırmak, dış kaynak temin etmek, stratejik, büyük ölçekli yatırımlara iştirak etmek” amaçlarıyla gösterişli bir biçimde kuruluşu ilan edilen Türkiye Varlık Fonu’nun kasımdan beri başkanlığını yürüten Mehmet Bostan’ın görevine, Tayyip Erdoğan’ın Kazakistan’a gitmeden önce “gelişmeleri gördük, böyle yürümeyeceğine karar verdik” diyerek son verildiğinin duyurulmasıyla beraber, bir […]

The post Varlık Fonu Kimi Fonluyor – Fuat Çakır appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

Daha geçen ağustos ayında “yurt içinde kamuya ait varlıkları ekonomiye kazandırmak, dış kaynak temin etmek, stratejik, büyük ölçekli yatırımlara iştirak etmek” amaçlarıyla gösterişli bir biçimde kuruluşu ilan edilen Türkiye Varlık Fonu’nun kasımdan beri başkanlığını yürüten Mehmet Bostan’ın görevine, Tayyip Erdoğan’ın Kazakistan’a gitmeden önce “gelişmeleri gördük, böyle yürümeyeceğine karar verdik” diyerek son verildiğinin duyurulmasıyla beraber, bir süredir ekonomi kulislerinde TVF ile ilgili dillendirilen iddialar daha yüksek sesle tartışılmaya başlandı.

Mevzuatta Başbakan’a bağlı olan bu fonla ilgili böyle önemli bir kararı neden Erdoğan’ın açıkladığından tutun da Erdoğan’ın “beraber karar verdik” demesine rağmen kendisinin ekonomi başdanışmanı Hatice Karahan’ın bile bu olaydan haberinin olmadığının ortaya çıkması bir hayli şaşırtıcı bulunuyor. Yoksa olay kimilerince söylendiği gibi başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı arasında, daha da açık söylemek gerekirse, Yıldırım ile Erdoğan arasındaki uyumsuzluktan mı kaynaklanıyor?

Bu iddia, en son, henüz bu görevden alma gerçekleşmemişken Bloomberg’de yer alan bir analizde ortaya kondu. Bu analizde, Erdoğan tarafından desteklenen Başkan Bostan’ın, Başbakan Binali Yıldırım ve ekibince değiştirilmek istendiği öne sürülüyordu. Yine bu analizde, sorunun yalnızca başkan olmadığı, işlerin yürütülmesinde bir anlayış farklılığının da olduğu belirtiliyordu. Yani, Yıldırım, Fon’un büyük çaplı altyapı projeleri için kullanılmasını savunurken; Saray ise Fon’un borsa ve döviz piyasasına müdahaleyi de içeren daha kısa vadeli hedefler için kullanılmasını istiyordu.

Yine Bloomberg’deki analizde görüşüne başvurulan Ahmet Davutoğlu’nun eski danışmanı ve Karar yazarı Etyen Mahçupyan bu konuda “Erdoğan’ın tek başına yönetimi elinde tuttuğu kuşkusuz olsa da AKP kanadında ikinci bir kampın oluşması cumhurbaşkanının göründüğü gibi sınırsız yönetim gücüne sahip olmadığını gösteriyor” sözleri de bu iddiayı destekler nitelikte.

Bu iddia öyle sarsıcıydı ki, TVF yönetim kurulunda bulunanlardan biri olan Yiğit Bulut (diğerleri Mehmet Bostan, Himmet Karadağ, Kerem Alkin ve Oral Erdoğan) kendi köşesinde “küresel Bloomberg kuruluşu, ekranlara ‘sözde analiz’ adında bir haberi geçerek, aklınca Türkiye’ye operasyon yaptı. İçinde geçen detaylar tamamen uydurma, hayal ürünü, iftira olduğu gibi Türkiye içinden de beslendikleri kesin” diye yanıt vermek durumunda kaldı.

O günlerde, bu tartışmanın yapay bir iddia üzerine olduğu düşünülse de Erdoğan’ın Mehmet Bostan’ı görevden aldığını açıklaması ile TVF’deki kriz artık iyice gözler önüne serilmiş oldu. Bu görevden alma ile kriz çözüleceğe de benzemiyordu.

Hala net bir açıklama yapılmış değil. Bu görevden almaya Fon yönetimi içinde yaşanan anlaşmazlıkların etki etmiş olabileceği gibi, asıl gerilimin AKP içinde olduğu ve ister istemez fona da yansımış olabileceği üzerinde de duruluyor.

Ertuğrul Özkök de köşesinde TVF tartışmalarına dahil olan bir yazı yayınladı. Özkök, yazısında “bir süredir benim de kulağıma böyle şeyler geliyordu” diyerek krizi doğruluyor. Özkök, daha da ileri gidiyor ve “yönetim kurulundakilerin kendilerine birer Audi A8 marka otomobil istemeleri”nin de büyük bir sıkıntıya yol açtığını açıklıyor.

Zaten gündeme geldiği günden beri gerek gelir kaynakları, gerekse özel yasayla kurulmuş olmasından dolayı denetime tabi olmayışıyla birçok tartışmanın konusu olan TVF’deki bu yeni tartışmalar dineceğe benzemiyor.

Bünyesinde Milli Piyango, Türkiye Jokey Kulübü, Ziraat Bankası, BOTAŞ, Borsa İstanbul, THY ve Halk Bankası gibi kuruluşlar bulunan ve toplamda 200 milyar doları aşan varlıkları yatırıma dönüştürerek büyümeye %1,5 katkısı olacağı söylenen Varlık Fonu’nun daha 1 yılını doldurmadan hem başkanını kaybetmesi, hem de yeniden yapılandırılacağının açıklanması, krizin bu konuşulanlardan çok daha derin olduğu konusundaki kuşkuları kuvvetlendiriyor. Türkiye Varlık Fonu’nca oluşturulan alt piyasa istikrar ve denge fonu, kobi finansman fonu, lisans ve imtiyaz fonu, maden alt fonunun da bu kötü gidişi durdurmaya yaramadığı anlaşılıyor.

Son bir yıldır her olumsuzluğu FETÖ’ye yıkan AKP’nin başının bu kez kendi yarattığı bir kurumla dertte olduğunu görüyoruz. Üstelik bir yandan ABD’de yargılanan Rıza Zarrab soruşturmasına eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın da dahil edilmesi, diğer yandan da AB ile kurduğu ekonomik ilişkileri ters giden TC’nin bir de bu fon üzerinden yaşadığı kriz, aslında bu krizin boyutlarının yalnızca TVF ile sınırlı kalmadığını/kalmayacağını da gösteriyor.

Kimi değerlendirmelere göre “iflasın itirafı” olarak adlandırılan bu durum, AKP’nin “ortağı” MHP cephesinde de eleştirilere yol açacak kadar derin. Üstelik ordan yükselen sesler, “başkan değiştirmek yetmez, fonu komple kaldırmak gerek” yönünde daha sert. E, ortadaki paranın miktarı büyük olunca bunun ortaklar arasındaki kavgas da büyük olabilir. Çünkü fonun nerelere harcama yapabileceğini belirten kanunda “tescil ve ilan giderleri sigorta ücretleri, danışmanlık giderleri” vb. bir dizi gider sayıldıktan sonra şöyle muallak bir ifade de var: “Yönetim kurulunca yapılması uygun görülen diğer harcamalar”.

İşte asıl kavganın nedeni de bu paranın nerelerde kullanılacağı üzerinde anlaşamamak olabilir. Ama Erdoğan’ın bu kavgayı pek de büyütmek niyetinde olmadığını, asıl amacının bu kaynakları bir an önce kullanılabilir hale getirmek olduğuna kuşku yok. Bu krizden sonra Fon’un doğrudan Saray’a bağlanması ve belki de görünürdeki başkanlığına Yiğit Bulut’un getirilmesi bizi çok da şaşırtmayacak. Başkan kim olursa olsun arkasındaki patronun artık kim olacağı tartışılmayacak bile. Çünkü, öyle ya da böyle TVF, artık gözünü 2019 yılında yapılacak seçimlere çeviren iktidar için vazgeçilmez bir gelir kaynağı. Bu fonda biriken paraları kullanarak belki Türkiye’nin büyümesini 1,5 puan artıramadılar ama seçim kampanyalarında kullanılacak, eşe dosta dağıtılacak fon gelirleri AKP oylarında 1,5 puan bir artış getirebilir. Öyleyse Başkan gitti, yaşasın Başkan!

Fuat Çakır

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 40. sayısında yayınlanmıştır. 

The post Varlık Fonu Kimi Fonluyor – Fuat Çakır appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2017/09/22/varlik-fonu-kimi-fonluyor-fuat-cakir/feed/ 0
“Devletin Polymath’ları” – Hüseyin Civan https://meydan1.org/2015/06/10/devletin-polymathlari-huseyin-civan/ https://meydan1.org/2015/06/10/devletin-polymathlari-huseyin-civan/#respond Wed, 10 Jun 2015 09:26:17 +0000 https://test.meydan.org/2015/06/10/devletin-polymathlari-huseyin-civan/   “Haydi Türkiye bu 100 yılda gelen bir şans, kullan bu şansını ve kır iç-dış siyasal-ekonomik-finansal vesayeti! Yaşasın tam bağımsız cihanşümul büyük Türkiye!” -Yiğit Bulut- Bir insan isterse her şeyi yapabilir, her alanda yetkinleşebilir diyor Leon Battista Alberti. Alberti, İtalyan Rönesansı’nın önemli isimlerinden birisi. Yazar, şair, sanatçı, mimar, dilbilimci ve filozof… On parmağında on marifet. […]

The post “Devletin Polymath’ları” – Hüseyin Civan appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

 Meydan Gazetesi- Devletin Polymathları Hüseyin Civan

“Haydi Türkiye bu 100 yılda gelen bir şans, kullan bu şansını ve kır iç-dış siyasal-ekonomik-finansal vesayeti! Yaşasın tam bağımsız cihanşümul büyük Türkiye!” -Yiğit Bulut-

Bir insan isterse her şeyi yapabilir, her alanda yetkinleşebilir diyor Leon Battista Alberti. Alberti, İtalyan Rönesansı’nın önemli isimlerinden birisi. Yazar, şair, sanatçı, mimar, dilbilimci ve filozof… On parmağında on marifet. Alberti’nin olduğu gibi farklı alanlarda yetkinleşmiş bu çok yönlü insanları nitelemek için kullanılan bir kelime var; polymath. Birebirinden farklı birçok disiplinde çok bilgili ve yetkin olan kişi anlamına gelen sözcük 17. yüzyılda kullanılmaya başlıyor. Rönesansın ve Aydınlanmanın “ideal insanı”nı tanımlamak için kullanılan sözcük, bu dönemde bilim ve sanat alanında ön plana çıkan büyük düşünürlerden bahsedilirken sıkça kullanılır. Biz de polymath’ı karşılamak için kullanılan bir kavram var: Hezarfen. Hezar Farsça‘da bin, fen de Arapça ‘da bilim anlamına geliyor. Yani binbilimle uğraşan kişi…

Mevcut siyasi iktidar, kendi döneminin rönesansını mı yaşıyor olduğunu zannettiğinden ya da başka bir sebepten mi bilinmez ancak; polymath’larını bir bir sahaya sürüyor. Örneğin Rasim Ozan Kütahyalı… Kütahyalı’nın yetkin olmadığı konu yok. Siyasetten futbola her konuya ilişkin fikri ve bu geniş alanda hareket edebilen uzun elleri var.

Kütahyalı’nın ekonomist versiyonu olan Yiğit Bulut, farklı alanlardaki yetkinliğinin karşılığını Cumhurbaşkanı’nın başdanışmanı olarak almış görünüyor. Ekonomi haberleri sunuculuğundan başdanışmanlığa giden yolda, farklı alanlarda yetkinliğini iyi kullanmış!

Tarihten yakın/uzak dönem siyasetine, ekonomiden uluslararası ilişkilere, kamu yönetiminden din bilimlerine varıncaya geniş yelpazesine sığdırdığı sonsuz bilgisiyle siyasi iktidarın ekonomik-politik perspektifini yaratıyor.

Turbo Kapitalizm

Ana akım medyanın neredeyse hepsi iktidar tarafından yönlendirildiğinden artık gündem sözcüğü anlamsız. Hele bir de Cumhurbaşkanı’nın başdanışmanıysanız, söylediklerinizin, yazdıklarınızın gündem olmama ihtimali var mı?

Bunun bilinciyle olsa gerek, Yiğit Bulut devletin attığı her adımı anlamlandırmaya, haklılaştırmaya ve mantık yüklemeye çalışıyor. Doktrin üstüne doktrin, tez üstüne tez… Danışmanlık yaptığı zat-ı muhteremle aynı retoriği tutturmaya özen gösteriyor.

Bulut’un bir ay içerisinde üstünde durduğu en önemli mesele, TC’nin batı politikası… Mevcut iktidarın (tabi burada artık iktidardan anarşistlerin kastını neden ısrarla sadece hükümetle ilgili olmadığını, Tayyip Erdoğan’ın hükümet üstü konumundan daha iyi anlayabiliriz) yakın dönem hamlelerini okuyabilmek adına ne yazık ki Bulut’un yazdıkları az da olsa önem taşıyor.

Tabi bunu yapabilmek için Yiğit Bulut retoriğine biraz bulaşmış olmak gerekiyor.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, dış politikada yönünü şaşıran TC’nin, dışarıdaki yerleşik yapının içeride türetmeye başladığı burjuva sınıfına ve onların uzantısı olan siyasetçilere teslim olduğu bir TC tarihi teziyle yola çıkıyor Yiğit Bulut. Erdoğan’ın ağzından düşürmediği faiz lobisi ve dış güçler gibi kavramlara bir tarihsellik de atfetmiş oluyor. Ve tabi şu an küresel kapitalizmin parçası haline gelmiş olan sermayedarlar da bu tarihsellikten nasibini alıyor.

Dış odakların tezgahları, bu tezgahın parçası olan türeme taşeronlar, sanal kamuoyu… Bu yeni terimlerin hepsi, Bulut’un Turbo Kapitalizm diyerek, kapitalizmin son aşaması tartışmalarına son noktayı koyduğu yerli yapım olan kavramlaştırmasının alt başlıkları…

Ancak şunu hemen belirtiyor. Burada eleştirilen ve yoğunluklu olarak batıyla ilişkilendirilen kavramın, ABD ile herhangi bir ilişkisi yok. Bu turbo durumun nedeni Avrupa, özelinde Almanya ve İngiltere… Osmanlı’dan kalan bir dava…

İngiliz Emperyalizmine Karşı Başkan Obama

ABD ile nasıl ilgili olsun? Bulut’a göre Obama’nın başkanlığı İngiliz Emperyalizmi’ne karşı ABD’de ezilen halkların en büyük cevabı… Dolayısıyla batıda TC’ye bir müttefik aramak gerekiyorsa bu ABD’den başka bir devlet olamaz.

Yeni Dünya Düzeni (bu polymath’ların en çok sevdiği kavramlardan biri) içerisinde Avrupa’ya artık yer yok. Yeni dengede ABD ve Rusya gibi devletlerin yanı sıra TC’ye de yer var. Överek bitiremediği Tayyip Erdoğan’ın dış politikadaki başarılarıyla, bu yeri TC’nin kazandığını her yazısında vurgulayan Bulut, denge siyaseti izlemenin en doğru hamle olduğu kanaatinde.

“Türkiye batıdan doğuya doğru kayıyor diyenlerin anlayamadıkları şey, batı diye neyi işaret ettiğimiz” diyen Bulut, 200 yıldır yaşadığımız topraklara en büyük kötülükleri yapan İngiltere ve Almanya’ya yönelik tarihsel kini her fırsatta kusuyor.

AB sınırı aştı, sınırlarını öğrenecek! Yesinler sizi insanlık örneği Avrupa! Çanakkale Geçilmez Doktrini… Bulut’un son ayda yazdığı yazıların başlıklarından birkaçı… Bu söylemsel sertlik bir yerden tanıdık geliyor ama kim kime danışmanlık yapıyor çok anlaşılmıyor.

Tam Bağımsız Türkiye

Erdoğan’ın iktidarı eline geçirmesiyle başlayan süreci, TC’nin bağımsızlaşma süreci olarak gören Bulut, tam bağımsızlık şartının başkanlık sistemi ve yeni anayasa merkezli bir devlet olduğunu vurguluyor. Anlaşılan Başkanın Başdanışmanı olmanın hazırlıklarını yapıyor Bulut.

Sınırsız hayal dünyası, kadim öfkesi, dünya ekonomisine yönelik içgüdüleri, sayısız komplo teorileri… Bulut, devlet zihniyetinin sözcüsünden başka bir şey değil. Yeni kavramlar, yeni anlamlar türetmeyi iyi öğrenen siyasi iktidar, sözcüleri vasıtasıyla düşman yaratma politikası üzerinden kendini var etmeye devam ediyor. Yegane meşruluğunu dayandırdığı şey olağanüstü durumlara müdahil olabilme kapasitesi olan devlet, sürekli bir düşman (ekonomide faiz lobisi, dış odaklar, yabancı sermaye ile ilişkili yerel sermayedarlar; dış politikada Almanya, İngiltere gibi devletler; iç politikada dıştan yönlendirmeli illegal güçler…) politikası üzerinden imitasyon durumlarının peşinde kendi iktidarlı konumunu stabil tutmaya çalışıyor. Bütün bunları yaparken de turbosunu eleştirdiği kapitalizmin özgün versiyonunu hegemonyasını sürdürdüğü coğrafyada kendi istediği şekilde işletmeye devam ediyor.

Ancak açık olan bir şey var, yaratılmaya çalışılan iç politikanın da dış politikanın da özü bir düşmana karşı savaş durumuna endekslenmiş konumda. Devletin bu politikalarında ön plana çıkan isimler, sürekli şekilde düşman yaratan, savaşa hazırlanan söylemler üretenler… Devletin bu söylemlerle kendisini kurmasına ihtiyacı var; mantıksızlığın bir mantığa ihtiyacı var.

Çünkü olur da bu mantıksızlık anlaşılırsa…

Hüseyin Civan

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 27. sayısında yayımlanmıştır.

The post “Devletin Polymath’ları” – Hüseyin Civan appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2015/06/10/devletin-polymathlari-huseyin-civan/feed/ 0
“Paket Demokrasi” – Hüseyin Civan https://meydan1.org/2013/10/07/paket-demokrasi-huseyin-civan/ https://meydan1.org/2013/10/07/paket-demokrasi-huseyin-civan/#respond Mon, 07 Oct 2013 12:53:35 +0000 https://test.meydan.org/2013/10/07/paket-demokrasi-huseyin-civan/ Türkiye siyasal sistemi gittikçe garip bir hal alıyor. Bunda yeni bir siyaset tarzına uyum gösteremeyen eski siyasal yapıların büyük etkisi var. Ancak mevzu bahis “garip”liğin ortaya çıktığı durumlar, sadece bu uyuşamama sorunu değil. Tayyip Erdoğan’ın ekonomiden sorumlu baş danışmanı Yiğit Bulut, katıldığı bir panelde “Bu ülkede gerçek bir sosyalist varsa o da Recep Tayyip Erdoğan.” demiş. […]

The post “Paket Demokrasi” – Hüseyin Civan appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>

Türkiye siyasal sistemi gittikçe garip bir hal alıyor. Bunda yeni bir siyaset tarzına uyum gösteremeyen eski siyasal yapıların büyük etkisi var. Ancak mevzu bahis “garip”liğin ortaya çıktığı durumlar, sadece bu uyuşamama sorunu değil.

Tayyip Erdoğan’ın ekonomiden sorumlu baş danışmanı Yiğit Bulut, katıldığı bir panelde “Bu ülkede gerçek bir sosyalist varsa o da Recep Tayyip Erdoğan.” demiş. Hem de bunu hükümetin “işçi haklarına duyarlılığı”, “yerleşik sermaye gruplarının menfaatlerinin karşısında duran” tavrıyla açıklamaya çalışmış. Yiğit Bulut’a taşeron sisteminin hangi hükümet eliyle ve hangi sermaye gruplarının menfaatleriyle ilintili bu coğrafyaya yerleştirildiğini sormak anlamsız. Keza Bulut’un Erdoğan ve AKP sevgisi sadece gözlerini değil, dimağını da köreltmiş. Kapitalizmin ideolojik savunucusu bu zat’ın, kalkıp sosyalistin kim olduğuna karar verecek kudreti kendinde buluyor olması daha da garip.

Bir başka garipliği de 30 Eylül’de sabah saat 11:00’de yaşadık. Uzun süredir beklenen paket açıklandı. Paket içinde sunulan demokrasinin ne olacağını bekliyordu herkes. Gazetecisinden siyaset analizcilerine, politikacısından akademisyenine paketteki demokrasinin kapsamı herkesi meraklandırmıştı. Öncesindeki yorumlar, paketle ilgili köşe yazıları… Paket üstünden çokça malzeme çıktı medyaya.

Ve paketi açtı Tayyip Erdoğan. Kendinden emin ve demokratik sorumluluğunu yerine getirmenin, Türkiye’yi muasırlaştırmanın verdiği o garip keyifli ifadesiyle…

Bir üniversiteye Hacı Bektaş Veli ismi verildi, Roman Enstitüsü kuruldu, Mor Gabriel Manastırı arazisi vakfa verildi, öğrenci andı kaldırıldı, kamuda başörtüsü yasağı kalktı, köy isimlerinin eski isimlerine dönüş için yasal engel kalktı, partilerde eş başkanlığın önü açıldı. Pakete sığdırılan demokrasi demek ki bu kadar oluyormuş. Medyada tabi ki eski sistemle kıyaslamalar üzerinden güzellemeler, güzellemeler… Bu garip demokrasiye, teşekkür eden garip insanlar olmadı değil.

Kürtçe ve seçim barajı meselesini bu garipliğin biraz dışında tartışmak gerekiyor. Aslında demokratik açılım sürecinin, devletin “Kürt sorunu” diye adlandırdığı süreçle ne kadar ilintili olduğu biliniyor. Demokratik açılım sürecinin bir devamı bu paket. Bu süreçte Kürt hareketinin en son “geri çekilmesi”nin karşılığında açıklanan bu paket, devletin “barış”tan anladığının birebir yansıması. Bu minvalde paketten çıkan, anadil meselesine ilişkin önemli bir adım değil. Kürtçe’nin, özel dershanelerde ders olarak eğitiminin yapılmasının biraz daha genişletilerek, özel okullarda da yapılacak olması “geri çekilme”nin karşılığı.

Devletin sürecin ciddiyetini anlamak istemediği aşikar. “Bunlar önemli ilk adımlardır” politikasını uzun süreden beri işleten devlet de, kıyaslamayı eski yapıyla ilişkilendirip “TC tarihinde bir ilk” değerlendirmesini yapan “paket” yanlıları da süreçte oyalama politikası işletip, süreci uzatma peşinde.

Paketin uluslararası yansımaları da, devlet sınırları dahilindeki yansımaları da olumlu. Aslında paketten hükümet istediğini aldı. Daha fazla zaman… İktidarını daha kalıcı bir hale getirmek isteyen AKP için “zaman” en gerekli olan şey.

İşler sürece yayılmışken, seçim sitemine ilişkin paket içindeki öneriler AKP iktidarının da geleceğini garanti alması anlamına geliyor. Daha demokratik bir seçim sistemi için öne sürülen dar bölge ve daraltılmış bölgeli seçim sistemlerinin her halükarda kime yarayacağı açık. Paket demokrasi yanlılarının seçim sistemine yönelik getirilmiş bu öneriyi, başkanlık sistemiyle beraber tekrar okuması gerekiyor.

Demokrasiyi pakete sığdıranlardan daha fazlası beklenemezdi normal olarak. Oyalama politikasını garip bir şekilde demokrasiyle ilişkilendirenler, siyasal iktidarın her geri adımındaki ana muhalefetin değil, toplumsal muhalefetin etkisini görmelidir. Zira demokrasi-demokrasi diye bakılması gereken, iktidarın paket içinde sunduğu temsiliyet alanları değildir. İktidar, tarihin hiçbir döneminde demokrasiyi paket içinde sunmamıştır. Demokrasi doğrudan bir şekilde, iktidara karşı mücadele edenlerin deneyimleriyle hayat bulmuştur.

 

Hüseyin Civan

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 13. sayısında yayımlanmıştır.

The post “Paket Demokrasi” – Hüseyin Civan appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2013/10/07/paket-demokrasi-huseyin-civan/feed/ 0
Dil İnsanı Vezir de Yapar Rezil de YİĞİT BULUT’UN DİLİ – Mercan Doğan https://meydan1.org/2013/07/19/dil-insani-vezir-de-yapar-rezil-de-yigit-bulutun-dili-mercan-dogan/ https://meydan1.org/2013/07/19/dil-insani-vezir-de-yapar-rezil-de-yigit-bulutun-dili-mercan-dogan/#respond Thu, 18 Jul 2013 21:08:39 +0000 https://test.meydan.org/2013/07/19/dil-insani-vezir-de-yapar-rezil-de-yigit-bulutun-dili-mercan-dogan/ Bir dil düşünün; bir değil, beş karış. Öyle bir dil ki; pabuç kadar. Dillere destan olan bu dil, tabi ki Yiğit Bulut’un dili. Bir dil düşünün; “Ben eminim ki, birçok merkezde telekinezi, uzaktan etkileme ve daha birçok yöntemle Recep Tayyip Erdoğan’ın ölmesi için sürekli çalışma yapılıyor.” desin. Yaşadığımız dünyada olmasa da, beyninde yarattığı dünyada, maddeler […]

The post Dil İnsanı Vezir de Yapar Rezil de YİĞİT BULUT’UN DİLİ – Mercan Doğan appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
Bir dil düşünün; bir değil, beş karış. Öyle bir dil ki; pabuç kadar.

Dillere destan olan bu dil, tabi ki Yiğit Bulut’un dili. Bir dil düşünün; “Ben eminim ki, birçok merkezde telekinezi, uzaktan etkileme ve daha birçok yöntemle Recep Tayyip Erdoğan’ın ölmesi için sürekli çalışma yapılıyor.” desin. Yaşadığımız dünyada olmasa da, beyninde yarattığı dünyada, maddeler üzerinde düşünce gücüyle etki yapılabildiğinden, başbakancığı için endişelensin.

Son zamanların en popüler dillerinden olan, Başbakan’ın yeni Başdanışmanı Yiğit Bulut’un dili; stüdyo ışığı gördüğünden bu yana, bütün yalakalar gibi, rüzgar ne yana esse o yana çalışıyor.

Dilin sahibinin 1972 yılında Edirne’de doğmasıyla başlayan yaşamı; Galatasaray Lisesi, Bilkent Üniversitesi Bankacılık ve Finans Bölümü’nün ardından, Sorbonne Üniversitesi’nde yüksek lisans yapmasıyla sürdü. Ancak yıldızı, Aydın Doğan’ın bacanağı olan MHP’li Namık Kemal Zeybek’in kızı, Kanal D Spikeri Şule Zeybek’le evlenmesiyle 2003’te parlamaya başladı.

Yiğit Bulut, Doğan’lara damat olduktan sonra, medya yeteneği keşfedildi. Vatan Gazetesi’nde köşe yazısı yazmaya ve CNNTÜRK’te program yapmaya başladı. Ancak, TV programı yapmak ya da köşe yazısı yazmak kesmedi. Gözünü CNNTÜRK’ün zirvesine dikmişti. Referans Gazetesi, Hürriyet Gazetesi’nin başına geçmek de olabilirdi. Grup içi çatışmalar yükselişinin önünü kesse de, o günlerde grubun üstüne salınan vergi müfettişleri, grubu batıracak cezalar kesince, Yiğit Bulut’a gün doğdu. Gazetedeki yazarları, grubu batırmakla suçlayarak çatışmaları su yüzüne çıkardı.

Bu arada, AKP’nin en çok kalkındırdığı iş adamlarından Turgay Ciner, Habertürk TV’yi satın almıştı. Habertürk Gazetesi’ni çıkarmış, başına Fatih Altaylı’yı getirmişti. Altaylı, pişman olacağı bir hamle yaparak, Galatasaray Lisesi’nden “kardeşi” olan Yiğit Bulut’u transfer etti. Turgay Ciner de, rakibi Aydın Doğan’ın damadının transferine sevindi. Habertürk TV’nin yöneticilik koltuğu boşaldığındaysa, hayallerinin işine sahip oldu Yiğit Bulut. Hem gazetede her gün yazıyor, hem de ratingleri büyük kanallarla yarışmaya başlayan Habertürk TV’yi yönetiyordu.

Yıllarca çalıştığı Doğan Grubu’na saldırıları, Şule Zeybek’le arasını açarken, rakipleriyle arasındaki farkı da açtığı için sorun yaratmadı ve 2010 yılında boşandılar.

Ve yıllarca AKP iktidarını eleştiren Yiğit Bulut, bu süreçte AKP’nin kadrolu yandaşlarından daha yandaş hale geldi.

3 Ocak 2012 tarihinde Ciner Medya Grubu tarafından görevine son verildi. Star Medya Grubu ile anlaştı ve TV 24’ün genel yayın yönetmenliğine getirildi. Star Gazetesi’nde yazmaya başladı. 2009’da Habertürk TV’de başlattığı “Sansürsüz” adlı tartışma programını, önce STV, şu anda 24 TV’de sunmaktadır. Anlaşıldığı üzere, “Yıldızlı Pekiyi’lerle Dolu Kariyer Karnesi”ni, hep yalaka diliyle doldurmuştur.

Öyle bir dili vardır ki; yıllardır “Sansürsüz” adlı bir TV programı sunarken, Erdoğan’la görüşmesinde herkesin gözünün önünde, utanmadan, “Televizyonları denetleyen Radyo ve Televizyon Üst Kurulu gibi bir Medya Üst Kurulu oluşturulsun ve bu kurul internet medyası ile gazeteleri denetlesin!” diyebilir.

Bir dil düşünün; 3 Mayıs 2007 tarihli Radikal Gazetesi’nde “Babacan son günlerde halkı yanıltmak amacıyla ‘biz yoksak’ diyerek aba altından değnek göstermeye çalışsa bile; terk bir gerçek var; 2006 Mart başından itibaren bu Hükümet piyasaların önünde duran bir engeldi. Türk piyasaları, Hükümetin ‘Cumhurbaşkanı da benden olacak’ tezini dayatması ile dünya piyasalarındaki ‘harekete uyum sağlayamadı’ ve ‘dünya son 100 yılın en büyük genleşmesini’ yaşarken, Türkiye kaybetti…” derken, yaşadığı yalakalık değişiminin ardından, “AKP var olan statükoyu yıkıyor. Türkiye dünya devi oluyor.” desin.

Bir dil düşünün; 29 Mart 2009 tarihli Vatan Gazetesi’nde “Sevgili dostlar, bugün oy vereceksiniz! Yandaşlığa, partizanlığa, karanlığa, ‘bizdenliğe’, geri kalmışlığa, kadının adının yok edilişine oy vermeyin!” derken; bugün bu sıfatların vücut bulduğu başbakana danışmanlık yapsın. “Benim seçtiğim Başbakan, benim namusumdur.” diyerek kadının adının yok edilişini pekiştirsin.

Bir dil düşünün; öyle fantastik iddialar saçsın ki ortalığa, İngiliz The Guardian yazarı Fiachra Gibbons işini gücünü bıraksın, “Gezi eylemlerinin arkasında Lufthansa var, 3. havaalanı projesi nedeniyle Almanya’dan 100 milyon yolcunun Türkiye’ye yönlenmesinden korkuyorlar.” şeklindeki bomba iddiası sonucu Bulut’un kariyerinin “uçuşa geçtiğini” söylesin. Faiz lobisi kavramını ekonomi literatürüne sokarak ünlü teorisyenler(!) arasına katılsın, iç ve dış mihrakları dillere pelesenk etsin.

Bir dil düşünün; 16 Nisan 2007 tarihli Radikal Gazetesi’nde “3 Kasım seçimlerinde de anketler doğrulandı ve üç parti de baraj altında kaldı. Bu noktada duralım ve soralım; ekonomik bir çöküntü dönemi sonrasında, oy kullanmayanları da dikkate alırsak, %24 ile iktidar olan bir hükümet; beşinci senenin sonunda ‘Ben rejimin tüm unsurlarını belirleyeceğim!’ derse, insanların sokağa dökülmesini anlamak çok mu zor?” desin. Sonra 1 Temmuz 2013 tarihli Star Gazetesi’nde, Taksim’den başlayıp dört bir yana yayılan isyan hareketini “Darbe Denemesi”, Taksim Dayanışması’nı “Darbe Konseyi” olmakla yaftalasın. Yine aynı süreçte “Taksim’e polis girer, Taksim’dekinin kafasını da kırar.” demekten geri durmasın.

Bir dil düşünün; bir değil, beş karış. Öyle bir dil ki; pabuç kadar. Dili ensesinden çekilesicenin bu dili, tabi ki yalakanın dili, işlevi belli.

Mercan Doğan
[email protected]

Bu yazı meydan Gazetesi’nin 11. sayısında yayımlanmıştır.

The post Dil İnsanı Vezir de Yapar Rezil de YİĞİT BULUT’UN DİLİ – Mercan Doğan appeared first on Meydan Gazetesi.

]]>
https://meydan1.org/2013/07/19/dil-insani-vezir-de-yapar-rezil-de-yigit-bulutun-dili-mercan-dogan/feed/ 0