Yalınayak: Hasta Tutsaklara Özgürlük!

Sayı 11, Temmuz 2013

“Beni zorlayan tek şey, son günlerimde yaşlı anamı ve babamı göremeyişim, onlarla helalleşemeyişimdi. İkisi de çok hasta ve yürümeyecek kadar da takatsizdiler...” - İsmet Ablak, Temmuz 2009’da, 40 yaşında öldü.)

“İçimde organ kalmadı. Katı kurallar kaldırılsın. Zira hastalık hızla ilerliyor. Hiç olmazsa evime gideyim. Son kez sobanın yanında uyuyayım. Sizlerden istirham ediyorum. Sevgiyle kalınız. Çok yoruldum.” -(Gülay Çetin, Şubat 2011’de 42 yaşında öldü.)

“Çok kilo kaybettim ve kemoterapinin yan etkilerden dolayı sıkıntılarım var ama yaşadığıma şükrediyorum. Benim için yapmaya çalıştığınız her şey için tekrar teşekkür ederim. Şimdi benim için az da olsa umut var, her şey kapkaranlık değil." - (Magdalena de Winnaar, Eylül 2012’de 56 yaşında öldü.)

Bu cümlelerini yazanların her biri ve daha birçoğu, yılları cezaevlerinde çalınmış sayısız tutsak, bugüne kadar cezaevlerinde katledildi.

Onlar, çeşitli sebeplerle cezaevlerine kapatılmışlardı. Kimi tutsak edildiğinde, zaten hastaydı, kimiyse dört duvarın ardında hastalandı. Ancak hepsinin sonu aynı oldu. Devlet yok saydığı, görmezden geldiği sayısız hasta tutsağı, cezaevlerinde işte böyle katletti.

T.C. anayasasına göre, eğer cezaevleri koşullarında tedavisi mümkün olmayan bir hastalığınız varsa veya kendinize bakamayacak durumdaysanız, tahliye edilmeniz gerekir. Hastalığınızın “kanıtlanması” ve tahliye edilmeniz için önce Adli Tıp Kurumu’ndan rapor almanız gerekir. İşte tam da bu aşama birçok tutsak Adli Tıp Kurumu’ndan “hastalığının onaylandığına dair belge”yi alamadan hayatını kaybediyor.

Hasta tutsakların “acilen” tahliye edilmesi gerektiğini söyleyen Adli Tıp raporları, bazen o öldükten aylar sonra geliyor. Bazen de ATK’nın “cezaevinde tedavi edilebilir” raporuyla, hasta tutsaklar kapatıldıkları cezaevlerinde öldürülüyor.

Binlerce tutsağın yaşamlarını gasp ederek, onları cezaevlerine kapatan devlet, tutsak ettiklerini yalnızca “hapiste tutmuyor”. Hapsettiği tutsak hastaları sağlıksız koşullarda yaşamaya mahkum ediyor, tedaviye izin vermiyor, ölüme terk ediyor. Mayıs ayında, Sincan Cezaevi’ndeyken hayatını kaybeden “ağır hasta” olan kanser hastası İrfan Eskibağ, Haseki Devlet Hastanesi’nin mahkum koğuşunda “tedavi edilirken” hayatını kaybeden kanser hastası Haci Nasır, Bingöl M Tipi Cezaevi’nde tutsakken yaşamını yitiren şeker hastası 75 yaşındaki Mahmut Karataş ve daha nice hasta tutsak. Her biri, göz göre göre, devletin yok sayma politikaları sonucu öldürüldü.

Şimdilerde ise başka bir hasta tutsağın ölümünü bekliyor devlet. Daha önce 4 yıl 8 y hüküm verdiği 75 yaşındaki Mehmet Şanlı’nın hastalığını görmezden geliyor. 2 yıl 3 aydır Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde tutsak olan Mehmet Şanlı, tutuklanmadan önce birkaç kez kalp krizi geçirmiş ve aldığı raporları Adli Tıp Kurumu’na sunmuş olsa da, serbest bırakılmıyor. Yüksek tansiyon hastası olan Şanlı, görme problemlerine ve kendi ihtiyaçlarını kendisi karşılayamamasına rağmen, halen mahpus tutuluyor.

Devlet sebep olduğu nice hasta tutsağın ölümünü unutturmaya çalışırken, bir yandan da yaşanacak yeni ölümlere göz yumuyor. Devletin adaleti içeride de dışarıda da katlederken, ölüme mahkum edilenler için mücadeleyi hep birlikte yükseltmek gerekiyor: Hasta tutsaklara özgürlük!

Meydan Gazetesi Sayı 11, Temmuz 2013

Paylaşın