Oy Vermiyorum; Örgütleniyorum

Sayı 2, Ağustos 2012

Yunanistan seçimlerinde, SYRIZA yani Radikal Sol Koalisyon’un yükselttiği oy sayısı sadece SYRIZA’ya parlamentoda daha fazla sandalye olarak geri dönmedi. Partinin oylarını bu kadar yükseltmesi, Yunanistan dışında da ve özellikle sol çevreler tarafından bir başarının öyküsü olarak tartışılmaya devam ediyor.

Cunta döneminden bu yana Yeni Demokrasi ve PASOK iktidarları geleneğini yıkmayı başaran SYRIZA, 2000’lerden beri süregelen toplumsal mücadelelerin özellikle geçtiğimiz (ve hala devam etmekte olan) süre zarfında taban örgütlülüğü ile (fabrika, hastane, okul işgalleri ve özyönetimleri, mahalle komiteleri, köy kooperatifleri…) yükselişini solladı.

Sol muhalefetin, SYRIZA’nın parlamento başarısıyla ilintilendirmeye çalıştığı bu mücadelelere yönelik yorumları da Yunanistan seçimleri sayesinde okuyabildik. Bu yorumların büyük bir bölümü, Türkiye muhalif basınında benzer bir şekilde yer etti. SYRIZA’nın bu parlamento başarısı kimi yazılarda olması gereken sosyalist bir ideal olarak bile anıldı.

Yunanistan’da 2000’lerden beri devam etmekte olan toplumsal mücadeleler; IMF, AB ve Merkez Bankası’nın Yunanistan coğrafyasındaki halka farklı biçimlerde hissettirilmekte olan kapitalist politikalara yönelik girişilmiş çabalar değildi sadece. Bu süreçte özellikle devlet ve bağlı bulunan kurumların şiddet dolu ve baskıcı uygulamaları bu coğrafyada yaşayanların öfkelerini yükseltmesinde önayak oldular.

2008 Aralık’ında Anarşistler sokaktayken, bu olağanüstü süreci herhangi sosyal, ekonomik, siyasi nedene bağlamayanlar ve bu devrimci hareketlenmeyi “gençlerin nedensiz şiddetli dışavurumu” diye adlandıranlar, nasıl 2008’den önceki toplumsal mücadele süreçlerini unutan bir tavırla meseleyi ele aldılarsa, şu anda da bütün bu süreçte oluşan deneyimi yok saymakta ısrarcı.

Toplumsal mücadelelerin, parlamenter karşılığını görmeden bu mücadelelerin gerçekliğine inanmayanlar, “meclis fetişizmini” sokağın devrimci pratiklerine tercih etmekteler. Yunanistan’daki halkın küresel kurumların ve yunan devletinin tüm sosyal, ekonomik ve siyasi yaptırımlarına karşı geliştirdikleri deneyimler, bugün politik olan ve yaşamsal olan arasındaki bütünselliğin en güzel örnekleri olarak görünüyor.

SYRIZA, KKE ve ANTARSYA’nın oylarını katarak “seçimin en büyük galibi soldur” değerlendirmesi yapan muhalif çevreler, Alexis Tsipras’ın öncülüğündeki SYRIZA’yı toplumsal kazanımların bir yansıması olarak görmekte ısrarcı.

Bu tarz bir değerlendirme, sadece toplumsal muhalefetin parlamentocu görünümünü yüceltmekle kalmıyor; siyasi iktidar olma amacıyla girişilmemiş tüm mücadeleyi yok sayıyor. Yani parlamento ve siyasi temsil yükseltilirken; halkın mücadelesi görünmez kılınıyor.

Yunanistan’daki toplumsal mücadelelere “organik krizler”, “lider eksiklikleri” gibi teorik safsatalarla yönlendirilme eksikliği vurgusu yapılıyor. Lidere ihtiyaç duymayan, taban örgütlülükleri temelinde toplumsallaşan mücadelelerin tabi ki siyasi bir temsile ihtiyaçları yoktur. Çünkü bu mücadeleler doğrudan siyasi temsiliyetlerini kendi mücadeleleri ile gerçekleştirmektedir.

Seçimlerde oy kullanmayan her 100 kişiden 35’inin politikliğini sorgulamayan indirgemeci yaklaşımlar, son seçimlerde oy oranını yükselten faşist Altın Şafak’a oy verenlerin bile analizini yapmaktan geri kalmamaktadır. “Ekonomik, sosyal ve siyasal işleyişten muzdarip insanların öfkelerini göçmenlere yansıtması” şeklinde yapılan değerlendirmeyle aslında bu insanların da ezilenler arasında olduğu ve politik dışavurumlarını değiştirebileceği öngörülüyor.

Buna karşılık, siyasi iktidarlar arasında bir fark olmadığını gören ve oy kullanmayan %35’in politik gerçekliğini konuşmak belki de yok sayılmak istenen bir siyasi geleneğin yeniden, bu coğrafyada canlanıyor oluşunu dillendirmekten kaçınmaktır.

Genel grevler; fabrika, hastane, okul işgalleri; mahalle komiteleriyle daha da fazla yerelleşen toplumsal mücadelelerin parlamenter yansıması olmadığı sürece başarılı devrim süreçlerine gidemeyeceğine yönelik tespitlerde de bulunan bu kesimler, Yunanistan topraklarındaki (ve aynı zamanda dünyanın birçok yerindeki) özyönetim deneyimleri, doğrudan demokrasi uygulamalarının siyasallığını tartışmak için hemen yakın coğrafyadaki(!) Chiapas’a bakabilirler. Zapatistlerin dediği gibi “Oy vermiyorum; örgütleniyorum!”

Alexis Tsipras

Birkaç ay öncesine kadar Yunanistan’da Tsipras ismi çok az biliniyordu. Syriza, Troika’nın (AB, IMF, ECB’den oluşan heyet) tasarruf paketlerini reddederek, merkez sol PASOK’u şaşırtıcı bir şekilde geride bıraktığında Tsipras, uluslararası medyada en çok konuşulan politikacı oldu.

Tsipras, 2008’den beri Sinaspismos’un başkanı ve 2009’dan beri SYRIZA’nın meclis grubu başkanı. 2012 Haziran’ından beri ana muhalefet lideri.

Seçim başarısı sonucunda Paris ve Berlin’e Avrupa Solunun en başarılı partisinin lideri olarak ziyaretler gerçekleştirdi. Bu ziyaretler ve Slavoj Zizek ile beraber yaptığı söyleşi onu daha da popüler kıldı.

“Ülkenin toprak bütünlüğü ve ulusal bağımsızlığını savunmak SYRIZA için tartışmaya açık olmayan bir önceliktir.” diyerek seçimler öncesinde Yunanistan Genel Kurmayı ile yaptığı görüşmeyle “enternasyonalist”, ulusal silah sanayisini canlandırmaya yönelik açıklamalarıyla da “antimilitarist” yönünü gözler önüne serdi!

Tsipras’ın seçimler öncesinde bankalara borçlu olanların borçlarını ödememesi gerektiği vurgusu, bu paranın yatırım ve büyümeye gitmesi gerekliliği vurgusuyla tamamlanıyordu aslında. Dünya Bankası Eski Başekonomisti Larry Summers’ın, sermayenin yatırıma ve büyümeye doğru akması gerekliliğine yönelik açıklamalarıyla, Tsipras’ın söylemleri arasında, New York Times’a göre çok fark yok. Tsipras’ın Guardian’a verdiği röportajında Keynes’i ve Obama’nın mali politikalarını olumladığı yönündeki açıklaması önemliydi.

Tsipras, neoliberal gazete Kathimerini’ye verdiği röportajında, “Bize göre Euro’dan çıkmak bir çözüm değil” demişti. Tabi ki bu ifade SYRIZA’nın büyüme ve iş imkânlarına ilişkin seçim dönemi savunduklarıyla tamamen uyumsuz.

Zizek’in Tsipras’ı övmek için söyledikleri Tsipras ve SYRIZA’yı anlamak için önemli “O, radikal solun saçmalığının sesi değil, market ideolojisinin saçmalığına karşı yükseltilen mücadelenin sesi.”

SYRIZA 2004 seçimleriyle birlikte kendini ilk kez gösteren SYRIZA (Radikal Sol Koalisyon), toplam 13 grup ve birçok bağımsız siyasetçiden oluşuyor. İçerisinde sosyal demokratlardan, yeşil sol gruplara; maoistlerden, troçkistlere varıncaya geniş bir yelpazesi var. Sokakta partinin troçkist kanadı olan Sinaspismos çok görünmese de, koalisyonun en güçlü partisi Sinaspismos.

SYRIZA önceleri AB ile ters düşmeyen siyasal stratejisini, özellikle son dönemde radikalleştirdi. Seçimin kazanılması durumunda AB, IMF ve Merkez Bankası (ECB) ile olan anlaşmaları feshetme ve bu kurumların dayattığı sosyal kesintileri kaldırma sözü vermişti. Bankaların devlet kontrolüne alınması da SYRIZA’nın radikalleşen vaatleri arasındaydı. Parti bütün bu radikalleşen söylemleriyle Yunanistan solunun temsilcisi olmaya çalışıyor.

2004 seçimlerinde SYRIZA koalisyonunda; Sinaspismos, AKOA (Yeşil politika, Avrupakomünizmi), DEA (Troçkist), KEDA (Komünist), KOE (Maoist), APO (Antikapitalist Politik Grup), DIKKI (Sosyal Demokrat Hareket), Roza (Radikal Sol Grup), KOKKINO (Troçkist) vb. grup ve partilerin yanı sıra bağımsız aktivistler de yeraldı.

Girdikleri ilk seçimde 241.539 oy alan SYRIZA’nın parlamentoya giren 6 üyesi de Sinaspismos’tandı. 2012 seçimlerinde 1.655.086 (%26,89) oy alarak büyük bir çıkış yakaladı. Bu yakaladığı başarıyı SYRIZA nasıl devam ettirecek bilinmez ama koalisyon olmasından kaynaklı bir dizi problem yaşayacağı, seçim öncesindeki radikal vaatleri seçim sonrasında yinelemekte partinin çok sıkıntı yaşayacağı şimdiden Yunanistan’daki muhalif grupların en çok konuştukları arasında.

Bir başka konuşulan da, SYRIZA’nın radikal solun temsilcisi olması üzerinden… Yunanistan’da merkez sol yıllar önce sağa kaydığından dolayı, SYRIZA’nın PASOK’a göre radikal oluşu çok da anormal gibi görünmüyor.

Hüseyin Civan

Meydan Gazetesi Sayı 2, Ağustos 2012

Paylaşın