Bugünden, Sahneye Yaşamı Yaratan Kadınlar Dil Kuşu

Sayı 32, Mart 2016

Dilimiz hepimiz, hepimiz dilimiz için...

Destar Tiyatro’nun Dil Kuşu isimli oyununu geçtiğimiz ay Şermola Performans sahnesinde izledim. Ayşenil Şamlıoğlu’nun yönettiği oyunda, Galisyalı yazar Sechu Sende’nin “Rüyalarımda Bile Dilimi Kaybetmeyeceğim” isimli öyküsünden esinlenilmiş. Oyun, “Dil Oyunları” projesinin Merheba ve Çena Dengizî oyunlarından sonraki üçüncü oyunu.

Oyun, daha sonra Nujin ismini alacak olan genç bir kadının düşünde, gerçekte dilsiz sandığı ninesini kendisiyle konuşurken görmesiyle başlıyor. Ninesinin anlattığı hikayeleri dinledikten sonra ninesinin yeniden konuşmasını sağlayacak olan Dil Kuşu’nu, Çûkê Zimên’i aramak için yola koyulmasıyla devam ediyor. Aslında genç kadının yaşadıkları üzerinden, oyundaki halkın ana dillerini konuşabilmek için verdiği sabırlı mücadele anlatılıyor.

Oyunda beni etkileyen sahnelerden birini anlatacağım. Genç kadın Dil Kuşu’nu bulmak için düştüğü yolda bir köye varır, burada uyuyakalır. Gözünü açtığında köyde kimsenin konuşmadığını görür. 12 kadından yalnızca biri “insan sesi”yle konuşabilmektedir. Rüzgarın, kayanın, derenin sesleri ayrı ayrı 12 kadında ses bulmuştur. Kadınların her biri, doğanın her bir parçasından aldığı sesle var olmuşlardır.

Genç kadın, bu kadınlara ninesini sorar; aldığı cevap onu şaşırtır. Ninesi, istemediği bir adam tarafından esir alınmış ve böylece dilini kaybetmiştir. Bu da, köydeki bütün kadınların konuşamamasına neden olmuştur.

Aslında -oyunda da verildiği gibi- dilin eksik olması; yaşamın eksik kalması, suskun olması anlamına gelir. Dili esir olan bir kadının suskunluğu, aslında oyundaki bütün kadınların suskunluğu oluyor. Bir dilin, bir kültürün yok olması bu 12 kadın üzerinden anlatılıyor. Bu suskunluğu bozacak olan “Dil Kuşu” ise, çeşitli engellerle dolu yolun sonunda genç kadını beklemektedir.

Genç kadın, vardığı yerde yedi gün boyunca uyur. Sonunda, düşle gerçek arasında, bir kuş gelir. Bütün dilleri anlatır ona, kadın bütün dilleri öğrenir. Kendi ismini de: “Nujin”

Nujin’di, çünkü yeni bir yaşamı var edecekti gideceği yerde. O köydeki kadınların umuduyla, çabasıyla, sabrı ile yeşeren; yeniden hayat bulduran bir isimdi.

Oyunun esinlendiği kitapta bahsedilen Galisyan halkının kendi anadilleri için verdikleri mücadele, coğrafyamızda yabancı olmadığımız mücadelelerin birinden, yani Kürt halkının anadil için verdiği mücadeleden pek farklı sayılmaz. Dilleri yasaklı, kültürleri kaybolma tehdidi altında yok edilmeye çalışılan halklar ve buna karşı verilen mücadele...

Disko 5 Nolu , ‘Gor’/ ‘Mezar’ gibi oyunlara da imza atan Destar Tiyatro’nun Dil Kuşu oyununun, böylesi bir süreçte daha da değerli olduğunu söyleyebilirim. Üstelik sahneleniş olarak da çok başarılı; bütün karakterleri tek başına canlandıran Tülin Özen’in performansı ise gerçekten etkileyici.

Karakterlerin tümünün kadın olması, masallarda ya da öykülerde pek rastlayamayacağımız durumlardan. Oyunun sonundaki umudun bundan kaynaklanıyor olabileceğini düşündüm. Kadının var olma sebebini vurgular gibi sona eriyor oyun; “yeni bir yaşam”la...

Pelin Derici

Meydan Gazetesi Sayı 32, Mart 2016

Paylaşın