Edebiyatta Kadın Düşmanlığı

Sayı 32, Mart 2016

Daha önce Mizojin başlığıyla yer verdiğimiz ve felsefede kadın düşmanlığını anlattığımız yazımızı edebiyat bölümüyle sürdürüyoruz.

İnternet sayfalarında gezinirken sıkça rastladığımız sözler, kitapçıların “bestseller” raflarını dolduran kitaplar, çok okunan, çok bilinen yazarlar, muhalif edebiyatçılar... Bir aktivite veya bir ihtiyaç olarak okuduğumuz kitaplarda, yaşamın çok normaliymiş gibi görünen -ki ataerkil yaşam için oldukça normal olan- “kadın düşmanlığı”yla karşılarız. Özellikle erkek yazarlar için kadınlar öyle korkutucu yaratıklardır ki, dünyada var olan tüm kötülüklerin yaratıcısıdırlar. Felsefede Nietzcshe, Freud gibi isimlerle özdeşleşen kadın düşmanlığı, edebiyatta da oldukça tanıdık isimlerle devam eder.

Romantik aşk cümleleriyle herkesin kalbini çalmış (!) Bukowski edebiyatta kadın düşmanlığı denildiğinde ilk akla gelen isimlerdendir. ”Her ay kanayıp da ölmeyen canlıya güvenilmez” kadar çirkin lafların yanı sıra romantikmiş gibi görünen “Kadınlara yalan söylemekten çekinmeyin. Yeter ki kendileri için söylendiğini bilsinler.” sözleri edebiyat camiasında oldukça yaygın olmakla birlikte günümüz “modern erkeğinin” cep kitaplarını oluşturur. Edebiyat camiasından çıkıp da kafelerde entellektüel erkeklerin kullandığı bu sözler tabiki Bukowski’yle sınırlı kalmaz.

Üç Silahşörler kitabının yazarı Alexandre Dumas’nın 1871 Paris Komünü’nde aktif yer alan kadınlar için düşünceleri hayli ilginçtir. Dönemin gazetelerinde yazan Komün karşıtı tüm gazeteciler, Komün kadınlarını canavara benzetmişlerdir. Toplumsal rolünün dışında davranarak Komün’de savaşan kadınları asla kadın olarak nitelendirmeyeceğini söyleyen Dumas, Komünar kadınlar için yeni bir tanım geliştirmiştir. Dişi hayvanlar öldükten sonra, onlara saygıdan söylenen “femelle” terimini kullanıp onlar için hayli üzgün olduğunu da eklemiştir. Bu kullanımdan sonra da Fransızca’da femme ve femelle sözcüğü kadın olarak kullanılagelmiştir.

Kadınların fırıldak gibi olduğunu, ancak paslanınca sabitleneceğini söyleyen Voltaire’in kadın düşmanı sözleri, Baudlaire ile devam eder: “Akıllı kadınları sevmek ancak ibnelere özgü bir zevktir.” Kadın düşmanı söylemler erk’ek olmayanı aşağılamak üzerine kurulu bir edebi anlayışla kendini sürdürür. Bir taraftan da, kadınları aşağılamak için sürekli bir zeka kıyaslamasın içerisinde olan Baudlaire gibi Henri Jeanson da kadınların zekalarına sürekli bir gönderme ihtiyacı hissetmiş olsa gerek “Kadınlar genellikle salaktır. Zekâsı ancak vasat bir erke­ğin zekâsına eşdeğer olan bir kadına, çok akıllı olduğu söylenir. Bunu daha fazla gizlemenin âlemi yok.” der. Bu sözler II. Dünya Savaşı’nda Uluslararası Antifaşist Dayanışma’nın içerisinde yer alan Jeanson için üzücü olarak değerlendirebileceğimiz cinsten.

  1. yüzyılda, kadın düşmanlığı konusunda çalışmalar yapan Kate Millett, dönemin en büyük kadın düşmanları olarak Henry Miller, D.H Lawrance ve Norman Mailer’i gösterir. Özellikle Henry Miller’in Yengeç Dönencesi kitabında kadının sadece seks objesi olarak nitelendirilmesi erkek zihniyetin nasıl işlediğine dair iyi bir örnek.

Edebiyatta kadın düşmanlığı örneklerini yüzlerceye kadar çoğaltmak mümkün. Lisede edebiyat derslerinde geniş bir yer tutan Kutadgu Bilig’de Yusuf Has Hacib, halen günümüzde de devam eden kız çocuklarının öldürülmesini güzelleyerek şöyle söyler: “Aslında bu kızlar doğmasa; doğarsa yaşamasa iyi olur; eğer dünyaya gelirse onun yeri toprağın altı eya evinin mezara komşu olması daha hayırlıdır.” Kitabı biraz daha karıştırdığımızda kahraman erkeklerin dünyasına adım adım ilerleriz. Kadınlar insanlık için utanılası bir türdür, bu yüzden de Yusuf Has Hacib, erkeğin utanması gereken bir davranışı olan korkaklığı kadınlarla tanımlamış; “Korkak insanlar kadınlara benzer.” demiştir.

Türkçe'de ‘kapatma’ sözcüğü, ‘metres’ anlamına gelir. Aynı sözcüğün bir sonraki anlamı ise, bir yolunu bulup ucuza alınan maldır. “Kaça kapattın bunları?” diye sorulur sözgelimi. Kadın ya da mal kapatmak, erkekliğin şanından bilinir. Parası olan erkekler, nikâhlamak için uygun bulmadıkları kadınları kapatagelmiştir. Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’ndeki kadınlar da işte bu kapatılmaya mahkum bırakılmış kadınlardır. Romandaki Kemal Satsak karakteri kapatılmaya boğun eğmeyen Füsun karakterinin karşısında ne yapacağını bilemez, evlenmekten bile söz edemez, adeta sürünüp gider… Pamuk’un diğer yazarlar gibi aleni kadın düşmanı sözleri bulunmasa da, romanlarında yarattığı karakterler incelenecek olduğunda kadın düşmanlığı oldukça hakim.

Felsefeden edebiyata, müzikten sinemaya her alanda kendini var eden kadın düşmanlığı söylemleri; erkeğin ve ataerkinin kadından ne denli nefret ettiğinin belgesidir.

Ece Uzun

Meydan Gazetesi Sayı 32, Mart 2016

Paylaşın