Meslek Hastalıkları (1): Pazartesi Hastalığı - Bizinosis

Sayı 33, Nisan 2016

Meydan Gazetesi’nin sınıf mücadelesine ilişkin yazılara yer verdiği sayfalarda bundan böyle her sayıda bir meslek hastalığına değineceğiz. Bir yazı dizisi şeklinde sürdüreceğimiz bu sayılarda, iş cinayetleri ile doğrudan ilintili bir kavram olan meslek hastalıklarını ele alacağız. İş cinayetleriyle doğrudan ilintili, çünkü meslek hastalıkları denip görünmez kılınmak istenen bir yıpratma biçimi bu.

Yaşamlarımızı kazanmaya çalışırken, yaptığımız işle alakalı olarak uzun süre maruz kaldığımız bedensel yıpranmalar, sağlığımızı olumsuz yönde etkiliyor. İçinde bulunduğumuz coğrafyadaki çalışma koşulları, çalışma saatleri ve iş yoğunluğu da buna eklendiğinde yılda ortalama 20 bin ölüme ulaşan bir durum, meslek hastalıkları karşımıza çıkıyor.

İş cinayetleri, nasıl devlet ve kapitalistler tarafından “kader” diye sunuluyorsa, meslek hastalıkları da yapılan işin bir uzantısı olarak normalleştiriliyor. Örneğin; uzun saatler ayakta kaldığınız bir işte çalışıyorsanız, buna bağlı olarak yaşadığınız sıkıntılar da; ağır beden eforu gerektiren işlerde çalışıyorsanız, vücudunuzun farklı yerlerindeki ağrılar ve sızılar da ya başka bir şeyle ilişkilendiriliyor ya da “yapacak bir şey yok” denilerek kapitalizmin ataletine teslim ediliyor.

Unutulmaması gereken, işçide kalıcı hasar oluşturan böylesi durumların tanımını iyi koymak. Yaşadığımız coğrafyada, benzeri nedenlere bağlı ölümlerin bir kısmı, bu tanım sıkıntısına bağlı olarak kayda geçirilmiyor. Çünkü ölümlerin kayda geçirildiği takdirde, yasal sürecin işlemesi gerekiyor. Bu durum, doğrudan patronu ilgilendirdiği için, kimi zaman, meslek hastalığı taşıyan kişinin işten atılmasına bile neden olabiliyor.

Meslek hastalığı belirlenmesi, SGK tarafından yapılıyor. Konulabilecek herhangi bir “meslek hastalığı” teşhisi SGK için tazminat anlamına geliyor. O yüzden bu teşhisin konulmaması için, SGK işi her seferinde, deyim yerindeyse yokuşa sürüyor. Devletse bu meseleye verdiği önemi, yılda ortalama 100 bin meslek hastalığının yaşandığı ya da iş kazalarının gün be gün arttığı bu coğrafyada, yalnızca üç tane meslek hastalıkları hastanesi açarak göstermiş durumda.

Pazartesi Hastalığı (Bizinosis)

Pazartesi günlerini hiç sevmeyiz. Kimimizi sabah sabah okula gidecek olmanın verdiği sıkıntıyla karın ağrısı tutar; kimimizi de işbaşı yapacak olmanın verdiği stres, endişe, kaygı sarar. Her pazartesi kabustur.

Pazartesi günlerini hiç sevmeyiz; çünkü Pazartesi, bir nebze de olsa uzaklaşmış olduğumuz yoğun çalışma hayatının yeniden başlayacak olduğu ilk gündür. İşler yetişmeli, daha çok çalışmalı, iyi bir performans çıkarmalı… Yoksa maaşımız kesilir, azar işitiriz; hatta işimizden olabiliriz. Bu durum haliyle stres yaratır ve adına “pazartesi sendromu” denen meşhur durum bizi de kuşatır. Patronların bitmek bilmeyen talep ve beklentileri, iş koşullarının giderek kötüleşmesi, başı sonu belli olmayan çalışma saatleri, iş güvencesinin olmayışı, yorgunluk, bıkkınlık, işin fiziksel ve ekonomik koşulları, belirsizlik, ast-üst ve meslektaşlarla olan ilişkiler...

Tekstil işçileri içinse durum bundan çok daha kötüdür. Bütün bunlara bir de şiddetli göğüs ağrısı, nefes darlığı, öksürük ekleyin, işte durum bu!

Hemen hemen bütün tekstil işçileri, pazartesi günleri işe gidip çalışmaya başladıklarında bu durumu yaşayacaklarını çok iyi bilir. Mesainin başlayıp makinelerin çalışmasıyla birlikte, pamuktan iplik yapımı da başlar. Bu sırada işçiler ortaya çıkan pamuk tozuna, bundan başka keten, kenevir, kendir gibi diğer tozlara maruz kalırlar. Bu tozların solunması sonucu, soluk borusunun akciğerlere bağlanmasını sağlayan bronşlarda kasılma ve tıkanıklık meydana gelir; işçiler, göğüste şişkinlik, göğüs ağrısı, nefes darlığı ve kimi zaman yüksek ateş yaşarlar.

Dünyada, pamuklu tekstil sektörü, İngiltere’deki Sanayi Devrimi’yle birlikte yayılmaya başlamış, çok fazla pamuğun işlenmesini sağlanmıştır. 1700’lü yılların başında çok sayıda insan küçük yaşlardan itibaren çalıştırılmış ve bu kişilerin sağlık problemleri hiç eksik olmamıştır. Hastalığın ilk olarak gözlenmesi de, bu tarihlere rastlar. 1845’te, işe gidilmediği zamandan sonra işçilerin yeniden çalışmaya başladıkları ilk günde şikayetlerinin başlamış olmasına dikkat çekilmiş ve hastalık “Bizinosis-Pazartesi Hastalığı” olarak tanımlamıştı.

Yaşadığımız topraklarda Bisinosiz’e neden olan işlerde çalışan, sigortalı yaklaşık 6 bin işçi var. Kayıtlara geçerek, resmi tanı konulansa, yılda yaklaşık 10-20 kişi. Bizinosizin kısa vadede tek tedavisi, bu rahatsızlıklara neden olan etkenlerden uzaklaşmak. Ama kira, fatura, yol gibi masrafları hesap etmek zorunda olanlar bunlara aldırış edemeden uzun yıllar boyunca çalışmak zorunda kaldığı için; hastalık giderek kronikleşip tedavisi olmayan bir hal alır, çeşitli ilaçlar kullanılsa da tamamen iyileşme görülmez.

Aylin Sal

Meydan Gazetesi Sayı 33, Nisan 2016

Paylaşın