Kobanê’de Halklar Kazanacak

“Devrimci süreçler, zor koşullarda açığa çıkarlar. Kişilerin isteği ya da tahminlerinin ötesinde, bu zor koşullarda devrim kendini dayatır.” 
Mikhail Bakunin

…….

 

Kobanê’de Halklar Kazanacak

 

IŞİD’in diktiği her bayrakta, attığı her bombada, birileri Kobanê düştü demeye çoktan hazırdı. Şehrin içlerine kadar girip Kobanê’yi çoktan ele geçirmişlerdi!

Kobanê düşmedi. Hangimizin şüphesi vardı ki? Arinler, Kendallar direniyordu Kobanê’de. Değil IŞİD’in katil ordusu, küresel kapitalistlerin, katil devletlerin hangisinin gücü yeterdi bu direnişi kırmaya? Kobanê’de direnen herkes, sadece halkı katledilen bir şehri savunmadığını biliyordu. Kobanê’de direnenler, yeni bir yaşamı, Rojava Devrimi’ni savunuyordu.

Kobanê’ye açıktan saldıranlar da, bu saldırıya gizliden destek verenler de Rojava Devrimi’ne saldırıyordu. Rojava’yı ikiye bölmek ve Ortadoğu’da hesaplanamayan bu devrimi yok etmeye yönelmişti efendilerin “üretilmiş şiddeti”.

Çünkü küresel kapitalistlerin, bölgede hesapları olan devletlerin hiç beklemedikleri yerden vurmuştu Rojava Devrimi. Toplumsal hareketlenmelerin “baharlarla” sınırlandırılmaya çalışıldığı Ortadoğu coğrafyasında, “baharların” kontrol altına alındığı bir dönemde patlak vermişti devrim. Tam da dünya, Mursi’li-Sisi’li, Esad’lı-ÖSO’lu kutuplaşmalara boğuluyorken; tam da devrimci umudu kırılıyorken Ortadoğu’daki ezilenlerin; muhafazakârlık ve cuntacılık arasında yok oluyorken toplumsal devrim fikri durun dedi Rojavalılar. Durun dediler küresel kapitalizmin cari hesaplarına, durun dediler devletlerin cani hesaplarına.
Rojava’da hesapları, stratejileri alt üst olanlar, Rojava demeye cesaret edemeden, tüm işleyişi bölgedeki taşeronları üstünden gerçekleştirmeyi denerken; Rojava’da toplumsal devrim gerçekleşti. Özgür Toprak’lar yaşam buldu Rojava’da.  İki seneyi aşkın bir sürede yaşamı yeniden inşa etmeye girişti Rojava halkı.

Devlet İşlevsizleşti, Toplumsal Devrim Büyüdü
19 Temmuz 2012’den bu yana Rojava’da yaşam, kapitalizme ve devletlere karşı yeniden yapılandırılıyor. Halk öz-örgütlülük temelindeki yapılanmaya giderek, merkezi bir devlet kurmak yerine kantonlar, komünler ve halk meclisleri temelinde bir siyasal yapı oluşturdu. Öz-örgütlenme konumundaki bu siyasi yapılar, farklı etnik kültürlerden, işçilerden, köylülerden ve kadınlardan oluşan komünal yapılanmalardı. Rojava’da üç kanton bu öz-örgütlülükle toplumsal işleyişi sağlarken, kendi yapısını yine bir öz-örgütlülükle koruyordu.

Yaşamın yeniden yapılandırılması sadece, siyasal bir dönüşüm değildi. Rojavalılar da bunun farkındalığıyla toplumsal devrimi, yaşamın bütün alanlarına yaydılar. Yaşamın yaratımı, bütüncül temelde bir değişimdi. Eğitim, ekonomi, adalet, savunma devletin merkezi kontrolünden çıkarılmıştı.

Kurulan halk akademilerinde, Kürt halkının yüzlerce yıllık deneyim ve bilgisi; güncel perspektifler de katılarak paylaşılıyordu. Bu bilgi paylaşımları, paylaşanlar arasında bir hiyerarşi olmadan gerçekleştiriliyordu. Ekonomik altyapı komünal bir modelde örgütleniyor; topraklar kooperatifler şeklinde halka dağıtılıyordu. Adalet, komünlerden halk meclislerine kolektif bir şekilde oluşturulmuş sulh komiteleri tarafından sağlanıyordu. Meclisler, adli davaların tamamını çözerek merkezi mahkemeleri işlevsiz kılıyordu. Avukat da, savcı da, yargıç da halkın oluşturduğu karar meclisleriydi. Doğrudan demokrasi, toplumsal adaletsizliklerin çözülmesinde en büyük adımdı. Rojava’daki halk bu adımı atmıştı. Male Jîn’lerde (Kadın Evleri) yaratılan güçlü kadın dayanışmasıyla, cinayet, taciz, tecavüz, erken evlendirme gibi şiddet biçimleri ortadan kaldırılıyordu. Toplumsal devrimin cinsiyet ilişkilerindeki dönüşümü böylelikle garanti altına alınıyordu.

Rojava Devrimi’yle devlet işlevsizleştirildi. Toplumsal devrimle Rojava’da kökü kazınan ulus-devletti. Bütün bunlar, Suriye’deki karışıklıktan payına düşeceklerin hesabını yapan TC’nin örtük saldırısının olduğu, Batılı devletlerin üretimi IŞİD çetesinin kanlı saldırılarının yaşandığı, Esad rejiminin Kürtleri yok sayan politikalarının şiddetlendiği, AKP hükümetinin sarsılmaz ortağı, Rojava’da devrim yok diyen Barzani’nin politikalarının işlediği bir ortamda gerçekleşiyordu.

Direniş Ruhu Sınırları Aşınca
Yaşam her geçen gün Rojava’da yeniden yapılandırılırken, devrimle ortaya konulan değerler her geçen gün önem kazanıyor. Toplumsal hareketlenmelerin küresel ölçekte yaşandığı ancak bir türlü toplumsal devrimlere yol açamadığı gerçeğiyle yüz yüze kaldığımız bir süreçte; Rojava’daki devrim sadece Kürdistan ya da yakın coğrafyalardaki ezilenler için değil, küresel iktidarların mağdur ettiği dünyanın tüm coğrafyalarındaki ezilenler için önem taşıyor. Bu yüzden Kobanê’de ayakta tutulmaya çalışılan sadece IŞİD’e karşı direnmeye çalışan bir şehir değil, çok daha fazlası. Kobanê’de direnen toplumsal devrim umudu, Kobanê’de direnen devrim sürecinde yaratılmış tüm değerler, Kobanê’de direnen yaşanmış tüm toplumsal devrim süreçlerinde ortaya çıkan kolektif ruh…

Toplumsal devrimler hiçbir yerde sınırlara sığmamıştır. Kobanê’de insanların yıktığı sınırlar bunun en belirgin ifadesidir. Sadece devrimci dayanışmayla kapitalizme ve devlete karşı bir vücut olmak için değil, toplumsal devrimin farklı coğrafyalara yayılması adına da önem taşımaktadır bu durum. Devletin ezilenler üzerindeki baskısı her geçen gün artarken, Kobanê direnişi, bu topraklarda yaşayanlar için çok daha önem taşımaktadır.
Yoldaş Bakunin’in söylediği gibi, devrimci süreçleri zor koşulların yaratacağını biliyoruz. Toplumsal devrimin bu topraklarda da yayılmasına şimdi ihtiyacımız var.

Kobanê Kobanê’dir!
Rojava Devrimi’nin 19 Temmuz’daki ilanı güzel bir tesadüf olsa gerek İberya’daki toplumsal devrimle. Franco faşizmine karşı savaşırken yaşamın yeniden yapılandırılması için uğraş verenlerle, toprakların kolektifleştirilip halka dağıtılması, öz-örgütlülüğe dayalı toplum yapısı ya da toplumsal devrim içinde kendi mücadelelerini direniş barikatlarında en güzel şekilde gösteren Mujeres Libres’li kadın gerillalar… Bu örnekler tesadüfün ötesinde toplumsal devrimin gereklilikleri üzerinden benzeşmeler olsa da Kobanê Direnişi’ni bu tarihsel süreçle aynılaştırmak politik bir hata olur.

Ne Barselona, ne Zaragoza ne de başka bir yer… Kobanê’deki direniş, tabi ki devrim tarihinde önem taşıyan her yer gibi önemlidir. Ve toplumsal devrimlerin yaşandığı yerler üzerinden Kobanê’yi anlamaya çalışmak tabi ki anlamlıdır. Ancak Kobanê’deki direniş, kendi özgün koşullarında değerlendirilmelidir. Bu özgün koşulları yaratan her şeyden önce, yüzyıllardır ezilen bir halkın verdiği mücadeledir.

Bugün bir halkın yaşam mücadelesine bu coğrafyadan ve dünyanın dört bir yanından ekleniyor yeni sesler. Yürekleri yeni bir yaşamdan yana olanlar, omuz omuza direniyorlar ve yıkıyorlar devletlerin sınırlarını. Her slogan, her dayanışma Kobanê Direnişi’ne ses oluyor. Sürgünlerle, savaşlarla, katliamlarla yıllardır yok edilmek istenen bir halkın direnişi, bugün Kobanê oluyor. Kobanê, yılların üzüntüsünü öfkeye dönüştürenlerin adı oluyor.

Kobanê Direnişi, ne dün başlamıştır ne de bugün bitecektir. Bugün Kobanê bir halkın mücadelesinin somutlaştığı yerdir.

 

 Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 22. sayısında yayımlanmıştır.