Koronavirüs Döneminde İşçi Sağlığı ve Güvenliği Raporu Yayınlandı

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) ilk vakanın açıklandığı 11 Mart 2020 ile 10 Nisan 2020 tarihi arasını kapsayan rapor hazırladı. Buna göre, ilk ay en az 52 işçi covid-19 nedeniyle yaşamını yitirirken, salgın fabrikalarda yayıldı. Virüs nedeniyle hasta ve ölüm oranlarının yüksek olduğu yerlerin işçi yoğun kentler olduğunu belirtilen raporda, “Başta üretimin her koşulda sürdürülmesi gibi tüm patron yanlısı politikaların önüne geçilmezse salgının en ağır bedelini işçiler ödeyecektir” uyarısı yapıldı.

Raporun Tam hali :

Salgının İlk Bir Ayı: Covid-19 Salgını Bir Sınıf Sorunudur

İstanbul Galataport Şantiyesi’nde çalışırken kalp krizi geçirip (şüpheli Covid-19 olarak belirtilen) kaybettiğimiz inşaat işçisi, genç işçi önderi, Dev Yapı-İş Avrupa Yakası sorumlusu ve İSİG emektarı 33 yaşındaki kardeşimiz Hasan Oğuz anısına… Unutmayacağız, unutturmayacağız…

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi olarak, iş cinayetlerini raporlandırma sürecinde olduğu üzere, Covid-19 pandemisinin ilk günlerinden itibaren sermaye birikimi uğruna işçi sınıfını hastalık ve işsizlik arasında ‘tercihe’ zorlayan politikaları, işyerlerinde alınmayan önlemleri, virüs kaynaklı işçi ölümleri ve işyerlerindeki vakaları yakından takip ediyoruz.

Bu raporla salgının ilk 1 aylık periyodunda beş ana noktaya dair çerçeve oluşturmayı amaçlıyoruz:

I) Covid-19 kaynaklı iş cinayetleri
II) Salgın sürecinde yaşanan üretim baskısı için yaratılan kuralsızlık durumu
III) Maliyet kalemi olarak görülerek işçi sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili alınmayan önlemler
IV) İşyerlerinde Covid-19 vakaların yayılışı ve nedenleri
V) Salgının faturasını işçi sınıfına çıkarmaya yönelik sermaye politikaları


Patronların Salgın Fırsatçılığı: İşten Çıkarma, Kuralsız çalıştırma, İş cinayetleri
Salgının ilk bir ayı, gerek siyasi iktidar gerekse patronlar tarafından ‘fırsat’ olarak görüldü. Özellikle salgının ilk günlerinde, üretimin/hizmetin durması veya yavaşlaması bahane edilerek pek çok işçi işten çıkarıldı. Patron örgütleri, esnek ve kuralsız çalışma ile işsizlik fonunu daha çok yağmalamaya dönük taleplerini daha yüksek sesle duyurdu.

İSİG Meclisi olarak, başta güvencesiz çalışmanın hakim olduğu sektörler olmak üzere, salgının ilk bir ayında 81 işyerinde işten çıkarmalar yaşandığını tespit ettik. Konaklama ve inşaat işkolunda yoğunlaşan işten çıkarmaları tekstil, AVM, liman işletmeleri takip etti.

Salgın krizini işgücü maliyetlerini düşürmek için ‘fırsat’ olarak gören patronlar, kronik rahatsızlığı veya yaşı sebebiyle risk altında bulunan işçileri, ücretsiz izin dayatmasını kabul etmeyen işçileri, işyerinde alınmayan önlemlere itiraz eden ya da ücretli izin talebinde bulunan işçileri ve altı aydan az süredir çalışan işçileri hiçbir haklarını vermeden işten çıkardı.

İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda Euroclean Şirketi’nin, koronavirüs salgınına karşı önlem alınmasını isteyen 300 işçiyi temizlik ihalesini kaybettikten sonra kıdem tazminatlarını ödemeden işten çıkarması ve İstanbul’daki Emaar şantiyesinde işçilerin işten çıkarılmaları bunun örnekleridir.

Bu süreçte, iş akdi fesih edilmese dahi, üretimin/hizmetin durmasından kaynaklı fiili olarak işsiz kalan işçilerin sayısı dikkat çekicidir. Binlerce restoran ve turizm işçisini fiili olarak işsiz bırakan bu durum, geçici ve güvencesiz çalışmanın olduğu bütün sektör ve alanları etkilemiştir. Özellikle kayıt dışı istihdamın ana kitlesi olan kadın, çocuk ve göçmen işçiler bu süreçte işsiz ve gelirsiz kalmıştır.

İşsizliğin koz olarak kullanıldığı işyerlerinde üretim baskısı ve kötü çalışma koşulları devam ederken salgına dair hiçbir önlem alınmamış, işçileri korumaya yetmeyecek göstermelik önlemler alınmış veya pek çok işyerinde işçiler kendi imkanları ile kişisel koruyucu ekipman tedarik ederek sağlıklarını korumaya çalışmıştır.

Tespit edebildiğimiz 251 işyerinde işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmadığını ve işçilerin salgına yakalanmaya açık halde çalışmaya zorlandı.

Üretimin devam ettiği işyerlerinden derlediğimiz genel tablo, pek çok sektör ve işyerinde, hiçbir önlem alınmayarak ya da göstermelik önlemler alınarak, işçilerin birbirine yakın biçimde, kişisel koruyucu ekipman verilmeden çalıştırıldığını; yemekhanelerde, işçi servislerinde ve yakın zamana kadar toplu taşımada sıkışık bir şekilde işe gidip gelmeye zorunlu bırakıldıklarını, “bireysel hijyenlerine” dikkat edecekleri koşullarının ve zamanlarının olmadığını göstermektedir.

Pek çok işyerinden derlediğimiz bilgiler, işyerlerinde alınmayan önlemler neticesinde salgının büyük bir hızla yayılmasına davetiye çıkardığını göstermektedir.

Salgın sürecinde bazı sektörlerdeki talep artışı patronların işçiler üzerindeki çalışma baskısını yoğunlaştırmıştır. Bu süreçte işçiler, açlık tehdidiyle çalıştırılırken, başta sağlık çalışanları, kargo emekçileri, market çalışanları olmak üzere pek çok sektörde aşırı ve esnek çalışma dayatılmaktadır. Çalışma süreleri fiilen uzatıldığı gibi, pek çok işyerinde fazla mesai ücreti ödenmemekte, salgından istifade eden patronlar işçileri angaryaya zorlamaktadır. İşsizlikle tehdit edilerek uzaktan çalışmanın olduğu yerler de dahil olmak üzere esnek çalışmanın kalıcılaşması üzerine adımlar atılmaktadır. Talep ve iş yükü artan sektör ve alanlarda patronların işçi istihdam etmek yerine var olan işçilerle sürdürdüğü aşırı/yoğun ve kuralsız çalışma, işçilerin vücut direncini düşürmekte, salgına yakalanmaya daha da açık biçime getirmektedir.

Salgın İşyerlerine Sıçradı: İşyerlerinde Covid-19 Vakaları
11 Mart-10 Nisan tarihleri arasında en az 159 işyerinden 855 arkadaşımızın testlerinin pozitif çıktığını tespit ettik.

Salgının başından bu yana, işyerlerinde temel eğilim Covid-19 vakası çıkmasına rağmen üretimin/hizmetin çoğu zaman hiçbir ek önlem alınmaksızın sürdürülmesi olmuştur. İşyerlerinde Covid-19’a yakalanan işçi sayısı giderek artarken, bazı işyerlerinde ise pozitif vakalar gizlenmiş ya da bilinmesine rağmen hiçbir önlem almadan üretime devam edilmiştir. Başta Arçelik, Tekfen, Posco Assan, Koton, Çolakoğlu Limanı, Emaar şantiyesi gibi büyük işyerlerinde olmak üzere Covid-19’a yakalanan işçilerin olduğu işyerlerinin çoğunda, vaka görülmesine rağmen üretim sürdürülmüş, işçilerin yaşamı ile oynanmıştır. Pozitif vakaların çıktığı işyerlerinde, karantinaya alınan diğer işçiler herhangi bir test uygulanmadan evlerine gönderilmiş, karantinadaki işçilereyse çoğunlukla ücretsiz izin kullandırılmıştır.

Salgının ilk bir ayında, üretime tedbir amaçlı ara veren işyeri oldukça azken, bu süreçte tespit edebildiğimiz 107 işyerinde üretime/ hizmete ara verilmiş, üretime ara veren işyerleri ağırlıklı olarak işyerinde Covid-19 vakalarının görülmesi ya da işçilerin mücadeleleri sonucu üretime ara vermek durumunda kalmıştır.

Bu işyerlerinin pek çoğuysa işçileri ücretli idari izne çıkarmak yerine, ücretsiz izin dayatmasında bulunmuş, bazı işyerlerinde işçilere zorla yıllık izinleri kullandırılmış, izni olmayanların gelecek yıllara ait izinleri kullanması istenmiştir.

Salgının ilk bir ayında tespit edebildiğimiz kadarıyla 303 işyerinde işçilere ücretsiz izin dayatması yapılmış, pek çok işyerinde ise, işçilere yıllık ücretli izinlerini kullanmaları dayatılmıştır. İzne çıkarılan pek çok işçiyse, işyerlerinden hiçbir açıklama yapılmadığı için ücret alamama, eksik ücret alma ve iş güvencesi kaygısı yaşamaktadır.

Başta Bosch, Sarkuysan, Tofaş, Ford Otasan, Nemak İzmir, ABB Dudullu gibi büyük fabrikaların üretime ara verme süreleri Nisan ayı içerisinde sona ermektedir. Covid-19 vakalarının görüldüğü, hiçbir ek tedbirin alınmadığı işyerlerinde üretimin/hizmetin kaldığı yerden devam edecek olması, işyerlerinde salgının yayılmasını hızlandıracak ve işyerlerinde kitlesel Covid-19 vakaları görülecektir.

Hükümet Politikaları Salgının Bedelini İşçilere Ödetiyor
Covid-19 pandemisi sürecinde alınması gereken önlemlerin bireysel önlemlere indirgendiği ve “evde kal”, “sosyal mesafe”, “kendi ohalini ilan etme” çağrısı gibi söylemlerin yaşamak için çalışmak zorunda olan ve evde kalamayacak olan milyonlarca işçiyi ve ailelerini kapsamadığı bir gerçektir. İşçi sınıfına “şantiyede ol”, “fabrikada ol”, “markette ol”, “tersanede ol” denmeye devam edilmektedir. Siyasi iktidar, sermaye ile kolkola girerek, üretimin devam etmesi ve patronların çıkarlarının korunması temelinde politik ‘tedbirler’ almaktadır.

Salgın sürecine ayrılan kaynakların nasıl kullanılacağına ilişkin “Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketi”, yaş sınırlamalı sokağa çıkma yasağı, 20 yaş altına uygulanan sokağa çıkma yasağının işçilerde istisna olması, şehirler arası geçiş yasağında işçilerin istisna tutulması, işçi eylemlerini yasaklayan valilik kararları, işyerinde alınmayan önlemleri deşifre eden sendikacıların gözaltına alınması gibi uygulamalar üretimin her koşulda devam ettirileceği bir politikayı net bir biçimde ortaya koymuştur. Salgın dönemi, hem üretim ilişkilerinde hem siyasi karar alma süreçlerinde mevcut sınıfsal ayrımı keskinleştirmiş ve görünür kılmıştır.

İşçilere bir gelir güvencesi ve devlet korumasının sağlanmaması, işçilerin kendi ödediği fonda biriken parayı aldığı ve asıl olarak patronları korumak üzere başvurulan ‘kısa çalışma ödeneği’ dahi fazla bulunmuştur. “İşten atmayı yasaklama” adı altında “ücretsiz izin” görünümlü, günlük 39 TL’lik (aylık 1177 TL) bir miktar optimum sefalet ücreti olarak işçilere dayatılmaktadır.

Salgının ilk bir ayındaki tablo salgının yoğun olarak görüldüğü, hasta ve ölüm oranlarının yüksek olduğu yerlerin işçi yoğun kentler olması salgının bir sağlık sorunundan ziyade sınıf sorununa dönüştüğünü göstermektedir.

Başta üretimin her koşulda sürdürülmesi gibi tüm patron yanlısı politikaların önüne geçilmezse salgının en ağır bedelini işçiler ödeyecektir.

Salgının İlk Ayında En Az 52 Covid-19 Nedenli İş Cinayeti
İlk salgın vakasının açıklandığı tarih olan 11 Mart 2020 tarihi ile 10 Nisan 2020 tarihi arasında yani salgının ilk bir ayında Türkiye’de Covid-19 nedenli en az 52 iş cinayeti yaşandı.

• 52 ölümün 28’ini işçilerin ailelerinden, mesai arkadaşlarından, sendikalarından, meslek odalarından ve yerel basından öğrendik. 24 ölümü ise ulusal basından öğrendik.

• Yaşamını yitirenlerin 40’ı ücretli (işçi ve memur), 13’ü ise kendi nam ve hesabına çalışan.

• Ölenlerin 45’i erkek, 7’si kadındı. Covid-19 sonucu yaşamını yitiren emekçilerin yaş ortalaması 51. Bu durum özellikle Türkiye’de genç yaşlarda kronik hastalıkların başladığı ve emeklilik yaşının 50’li yaşlara çekilmesinin bir kanıtıdır da.

• Ölen işçilerin işkollarına göre dağılımı şöyle oldu: Ticaret/büro işkolunda 15, sağlık işkolunda 12, konaklama işkolunda 7, belediye/genel işler işkolunda 5, tekstil işkolunda 2, bankacılık işkolunda 2, metal işkolunda 2, güvenlik işkolunda 2, madencilik işkolunda 1, kimya/lastik işkolunda 1, ağaç/kağıt işkolunda 1, basın işkolunda 1 ve enerji işkolunda 1 işçi yaşamını yitirdi.

• Kaybettiğimiz işçilerin en az 7’si sendika üyesiydi.

• Salgının ilk bir ayında İstanbul’da 29, İzmir’de 4; Ankara’da 3; Bursa’da 2, Kocaeli’de 2, Sakarya’da 2, Uşak’ta 2, Diyarbakır’da 1, Aydın’da 1, Balıkesir’de 1, Düzce’de 1, Mardin’de 1, Muğla’da 1, Zonguldak’ta 1 ve görevli olarak bulunduğu Belçika’da 1 işçiyi kaybettik.

Yaşamak ve Yaşatmak İçin Çalışmaktan Kaçınma En Meşru Haktır
Salgının ilk bir ayında iktidarın ve sermayenin üretimi sürdürme ısrarına karşın, Türkiye’nin çeşitli yerlerinden işçiler, alınmayan işçi sağlığı ve güvenliği önlemleri, işyerinde Covid-19 vakası görülmesine rağmen üretimin devam etmesi ve salgın sürecini bahane edilerek yapılan ihlal ve kuralsızlıklara karşı eylemler düzenlemiş, “çalışmaktan kaçınma hakkı”nı kullanarak üretimi durdurmuştur.

Salgının ilk ayında tespit edebildiğimiz 30 işyerinde işçi eylemleri ya da üretimi durdurma gerçekleşmiş, bu eylemler sonucu bazı işyerlerinde patronlar geri adım atmış ve üretime ara verilmiş, önlemler alınmış ya da ücretler ödenmiştir.

İşyerlerinde Covid-19 tespit edilmesi sonrası üretimi durduran Gebze’de Sarkuysan, Tuzla’da Valfsan, Antep’te Melike Tekstil, Çerkezköy’de Eaton fabrikası, İstanbul Sanel Sanayi Elektronik fabrikası ve İzmir’de Akar Tekstil işçilerini;

Koronavirüse karşı alınmayan önlemler sebebiyle iş bırakan İstanbul’daki Galataport, Zeytinburnu Büyükyalı, Emaar, Turkuaz Medya Alibeyköy, Taksim AKM şantiyeleri, TOKİ’nin Kars ve Bursa şantiyeleri, Muş Alparslan-2 Barajı şantiyesi, Limak Holding’in yürüttüğü Kuveyt Havalimanı şantiyesi, Kolin İnşaat’ın Kuzey Marmara Otoyolu şantiyesi, Gaziantep Şehir Hastanesi şantiyesi işçilerini;

Yaşamak için alınması gereken önlemleri açıklayarak patronları protesto eden, iş bırakan İzmir Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İSKİ ve İGDAŞ, İzmir Büyükşehir Belediyesi Katı Atık Birimi, Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası, PTT işçileri, ETİ Maden Genel Müdürlüğü, İbn-i Sina Hastanesi, Adana Balcalı Devlet Hastanesi ve Mağusa Limanı işçilerini;

Ve tabi ki Türkiye’nin dört bir yanındaki sağlık işçilerini selamlıyoruz…

İşçi sınıfına ve ailelerine sefalet ve yaşamları arasında seçim dışında bir şans tanımayan bu sürecin bedelini işçilerin ödememesi için -zorunlu mal ve hizmetlerin üretildiği sektörler dışında- tüm sektörlerde üretim durdurulmalıdır…

Yaşamak için örgütlenmeye ve işyerlerini denetlemeye…

İşçi sağlığı ve iş güvenliği işçi sınıfının kendi eseri olacaktır…

Açıklama: Bu rapordaki tabloya, işçi/emekçi haberlerini aktaran 6 ulusal basın, 4 sosyal medya hesabı ve 3 sendika hesabının günlük taraması ve işçi arkadaşlarımızın şehirlerdeki İSİG Meclislerine ve İSİG Meclisi sosyal medya hesaplarına ulaştırdığı bilgilerin taranması ve derlemesi yoluyla ulaştığımızı belirtmek isteriz. Ulaşamadığımız işyerleri ve işçiler olduğu göz önüne alındığında, tablonun çok daha ağır olduğu ortadadır.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi